İçişleri Bakanı Soylu: Türkiye'de teröristler 180 sayısının altına düştü

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "Şimdi Türkiye'de teröristler 180 sayısının altına düştü. Burada büyük bir mücadele veriliyor." dedi.

AA
AA
TT

İçişleri Bakanı Soylu: Türkiye'de teröristler 180 sayısının altına düştü

AA
AA

Soylu, 46. yaşını kutlayan Hak-İş Konfederasyonunun Başkanlar Kurulu Toplantısı'nda konuştu.
Batılı ülkeleri eleştiren Soylu, "vekaletler savaşı" diye tarif edilen yeni bir savaş modeli olduğunu, küresel terör örgütlerinin üretildiğini söyledi.
Bakan Soylu, Türkiye'nin yaşanan karmaşadan kendisini izole etmek için çaba harcadığını belirtti.
Türkiye'nin bulunduğu coğrafyanın ateş çemberine döndürüldüğünü ifade eden Soylu, Batı'nın tüm sorunları Doğu'ya yıkma politikası yürüttüğünü dile getirdi.
Göç konusuna değinen Soylu, son 5 yılda 2 milyon 350 bin kişinin doğu ve güney sınırlardan Türkiye'ye girişinin engellendiğini, 1 milyon 150 bin kaçak göçmenin yakalandığını bildirdi.
İçişleri Bakanı Soylu, Türkiye'nin mücadelesinin kaçak göçte büyük bir caydırıcılık ortaya koyduğunu, göç dalgasının durabilmesi için kaynağında mücadeleye ve iyileştirmeye ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
Batı'nın bir tiyatro oynadığını, bu tiyatronun figüranının da Avrupa olduğunu kaydeden Soylu, Türkiye'de de "Batı tapınakçılarının", Batı'yı tapınma tarzı haline getirenlerin olduğunu ifade etti.

"Türkiye'de teröristler 180 sayısının altına düştü"
Terörle mücadeleye de değinen Bakan Soylu, "Batı, terör örgütünü destekler mi? Sözde desteklemez ama Amerika dahil, Fransa dahil PKK, PYD terör örgütünü binlerce tırlık malzemelerle, kurdukları karargahlarla, yeni verdikleri silahlarla... Son 10 günde dört AT-4 ele geçirdik. Helikopter düşürür, karşıdaki her türlü imhayı sağlayabilir." ifadelerini kullandı.
Tunceli'de yaptığı ziyaretleri ve incelemeleri anlatan Bakan Soylu, o bölgede 2016'nın sonunda 570 teröristin bulunduğunu, şu anda bu rakamın 21 olduğunu belirtti.
"Şimdi Türkiye'de teröristler 180 sayısının altına düştü. Burada büyük bir mücadele veriliyor." diyen Soylu, terör örgütüne bu yıl katılan kişi sayısının 46 olduğunu bildirdi.
Bakan Soylu, Türkiye'nin PKK'yı, DEAŞ'ı, FETÖ'yü önemli ölçüde kontrol altına aldığını ve etkisiz hale getirdiğini söyledi.

"Kimsenin kaçak göç bekçisi değiliz"
Vefat eden Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Özdemir Bayraktar'ın önemli adımlar attığını belirten Soylu, Türk mühendislerinin kazandırdıklarının Batı'yı çıldırttığını dile getirdi.
Batı'nın göç konusundaki tutumunu eleştiren İçişleri Bakanı Soylu, "Biz kimsenin hesap edemediği, aklının ermediği maliyetin sorumlusu değiliz. Biz kimsenin de kaçak göç bekçisi değiliz. Bu göçmenler Batı'ya ve onların ülkesine gitmek istiyorlar. Onlar niye istemiyorlar?" diye konuştu.
İçişleri Bakanı Soylu, Yunanistan'ın göçmenlere yaptıklarına Batı'nın ses çıkarmadığını, yaşananların çifte standart olduğunu söyledi.
Batı'nın ve Avrupa'nın yaptığının ahlaksızlık olduğunu ifade eden Bakan Soylu, Türkiye'nin eski Türkiye olmadığını vurguladı.
Bakan Soylu, 10 büyükelçinin tutuklu Osman Kavala'ya ilişkin açıklamasını hatırlatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Hukukun üstünlüğünden bahsedenler, dönem dönem 'Hukuka müdahale etmeyin.' diyenler de bizi eleştirenler de bunlar. Siz ne pervasız, edepsizsiniz. Türkiye'ye 10 tane büyükelçi 'Şu adamı çıkarın, şu adamı şöyle yapın.' diyecek. Yarın bizden Apo'yu da çıkarmamızı isteyebilirler. Yarın 6-8 Ekim olaylarının faili, yönlendiricisi, PKK'nın oyuncağı, gurur duyduğu Selahattin Demirtaş'ı da çıkarmamızı isteyebilirler."

"FATF, Türkiye'yi gri listeye aldı"
Vize serbestisi konusunda da açıklamalarda bulunan Bakan Soylu, verilen hiçbir sözün yerine getirilmediğinin altını çizdi.
Mali Eylem Görev Gücü'nün Türkiye'yi gri listeye alma kararını eleştiren Soylu, "Bu kararın haklı ve yerinde bir karar olmadığını, bizatihi siyasi karar olduğunu hep birlikte biliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
İçişleri Bakanı Soylu, şunları kaydetti:
"Dün Paris'te kısa adı FATF olan Mali Eylem Görev Gücü, terörle mücadelede, kara para aklamada, terörizmin finansmanında yer alan ve dünyada kendine ait bir ölçü, kriteri olan FATF, Türkiye'yi gri listeye aldı. Yani bir sıkılaştırılmış takip sürecine almaya karar verdi. Burada daha önce 2019'da bazı eksiklikler tespit edilmişti ve Türkiye olarak bu başlıklara yönelik bizim de içinde bulunduğumuz çok ciddi önlem ve tedbir aldık, adım attık. Suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanında etkinliğin artırılmasına ilişkin ulusal strateji belgesini yürürlüğe aldık. Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun'u, geçen yılın kasım ayında çıkardık. Yine aynı tarihte Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'u çıkardık, Dernekler Kanunu'nda bu konuda bazı değişiklikler yaptık."
Bu konuda yapılan düzenlemeleri anlatan Bakan Soylu, kolluk birimlerinde terörizmin finansmanıyla mücadele şube müdürlüklerinin kurulduğunu, ayrıca terörizmin finansmanıyla mücadele büro amirliklerinin oluşturulduğunu bildirdi.
Bakan Soylu, uyuşturucu, terör, kara para aklama konularında birçok operasyon yapıldığını hatırlattı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin mal varlığını dondurma kararlarının 24 saatten kısa sürede uygulamaya konulduğunu kaydeden Bakan Soylu, MASAK'ın yeniden yapılandırıldığını ifade etti.
İçişleri Bakanı Soylu, "Terörü finanse eden de teröre güç veren, yön veren de Avrupa'dır, Batı'dır. Bunun maliyetini, mücadelesini yaşayan biziz ama suçladıkları Türkiye." diye konuştu.
FETÖ'yle iltisaklı 205, DEAŞ'la iltisaklı 86, PKK'yla iltisaklı 65 kişi ve 12 kuruluş ile DHKP-C'yle iltisaklı 9 kişi olmak üzere toplam 365 şahıs ve 12 kuruluşun mal varlıklarının dondurulduğu bilgisini paylaşan Bakan Soylu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına istinaden 395 şahıs ve 95 kuruluşun mal varlıklarının da dondurulduğunu kaydetti.

"PKK ve FETÖ ile mücadelede kimseden talimat almadık"
Kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi kapsamında da 100 şahıs ve 135 kuruluşun mal varlıklarının dondurulduğunu anlatan Bakan Soylu, şöyle konuştu:
"Bu kararlar, Avrupa'da bu konuda alınan kararların toplamından fazladır. Bir eksiğimiz vardı, Osman Kavala'yı serbest bırakmadık, Demirtaş'ı serbest bırakmadık. PKK ve FETÖ ile mücadelede kimseden talimat almadık, onların PKK/PYD'sine Suriye'de fırsat tanımadık. Eksiğimiz bu. Bir de LGBT'yi aile yapımızı bozmasın, çocuklarımızı ahlaksızlığa sevk etmesin, ülkemizin ahlakını bozmasın diye engelledik."
Bakan Soylu, Türkiye'nin alt edilebilecek ülke olmaktan çıktığını, 2023'ten sonra atılacak güçlü adımlardan ve Türkiye'nin sadece etrafındaki coğrafyaya değil, dünyaya sözünü geçirebilecek ülke olmasından korkulduğunu sözlerine ekledi.



Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
TT

Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)

Çin ordusu bugün resmi WeChat hesabından yaptığı açıklamada, ABD'ye ait güdümlü füze destroyeri USS Finn ve okyanus araştırma gemisi USS Mary Sears'ın 16 ve 17 Ocak tarihlerinde Tayvan Boğazı'ndan geçişini izlediğini belirtti.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Harekat Komutanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, ordunun "ulusal egemenliği ve güvenliği kararlılıkla savunmak için her zaman yüksek alarmda" olduğunu ifade etti.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise Çin ordusunun açıklamasına henüz yorum yapmadı.


Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
TT

Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)

Son aylarda Laila Cunningham’ın adı, Birleşik Krallık siyasetinin en karmaşık ve hassas yarışlarından biri olarak görülen Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde öne çıkan isimler arasında yer aldı.

Birleşik Krallık’taki Reform UK Partisi’nin lideri Nigel Farage, Laila Cunningham’ın 2028 yılında başkentte yapılacak Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olacağını açıkladı.

Mısır kökenli

Eski bir savcı olan Cunningham, 1960’lı yıllarda Birleşik Krallık’a göç eden Mısırlı bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Cunningham ile Farage, 7 Ocak Çarşamba günü düzenlenen bir basın toplantısında birlikte kamuoyunun karşısına çıktı. Toplantıda, üzerinde ‘Londra reform istiyor’ ifadelerinin yer aldığı pankartlar dikkat çekti.

Basın toplantısında konuşan Farage, Cunningham’ın, mayıs ayında yapılacak ve bir sonraki genel seçimler öncesinde ‘en önemli seçim sınavı’ olarak nitelenen seçimlerde, partinin Londra’daki kampanyasının merkezindeki isim olacağını söyledi.

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)

Cunningham, 2022 yılında Muhafazakâr Parti’den Westminster Belediye Meclisi üyeliğine seçildikten sonra, yedi çocuk annesi olarak geçen yıl haziran ayında Reform UK Partisi’ne katıldı. Cunningham, bu adımını ‘vergileri düşürmek, sınırları kontrol altına almak ve Birleşik Krallık’ın çıkarlarını her şeyin önüne koymak’ amacıyla attığını açıkladı.

Orta sınıf bir sosyal çevreden gelen Laila Cunningham, Güney Londra’da büyüdü. Konut sorunu, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin meselelerin, erken dönem siyasi bilincinin şekillenmesinde etkili olduğunu ifade ediyor.

Cunningham, sosyal bilimler ve kentsel siyaset alanında eğitim aldı. Siyasete girmeden önce, sosyal konut ve kentsel yoksullukla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllar görev yaptı.

Eski savcı... Basketbolu çok seviyor

Cunningham, başkente duyduğu sevgiden söz ederken, Londra Gençlik Oyunları’nda basketbol oynayarak ‘takım ruhunun önemini’ öğrendiğini söyledi. Birleşik Krallık merkezli Independent’a konuşan Cunningham, “Burada kıdemli bir savcı oldum, yedi çocuğumu burada büyütüyorum ve bunlar bu göreve talip olmam için makul nedenler” ifadelerini kullandı.

Cunningham, Reform UK Partisi’ne katıldığını açıkladığı sırada yaptığı bir dizi siyasi içerikli açıklamanın ardından, geçtiğimiz yıl haziran ayında savcılıktaki görevinden ayrılmıştı. Savcı olarak yürüttüğü görevin, tarafsızlığı zedeleyebilecek her türlü siyasi faaliyeti sınırlayan sıkı kurallara tabi olduğu, bunun da kamu görevlileri için geçerli düzenlemelerle uyumlu olduğu belirtildi.

Cunningham’ın açıklamalarının The Standard gazetesinde yayımlanmasının ardından Başsavcılık, istifasının sunulduğunu ve kabul edildiğini duyurdu. Cunningham daha sonra yaptığı açıklamada, bir toplantıya çağrıldığını ve kamu hizmeti etik kurallarını ihlal etmiş olabileceğinin kendisine bildirildiğini söyledi.

Londra için güvenlik planı

Reform UK Partisi’nin Londra Belediye Başkan Adayı Cunningham, kampanyasında suçla mücadeleye odaklanacağını belirtti. Bu kapsamda, İşçi Partisi’nden eski Londra Belediye Başkanı Sir Sadık Han’ın bu alandaki sicilini eleştirdi ve Londralılara ‘farklı bir mesaj’ sunduğunu söyledi. Cunningham, “Şehir için yeni bir lider olacak ve suça karşı kapsamlı bir mücadele başlatacağım” ifadesini kullandı.

 Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)

Cunningham, “Londra Metropolitan Polisi için bıçaklı saldırılar, uyuşturucu suçları, hırsızlık, mağaza hırsızlığı ve tecavüzle mücadeleye odaklanan net ve üst düzey öncelikler belirleyeceğim” dedi. Ayrıca polise, ‘Londra’daki tecavüz çetelerini hedef alma, takip etme ve yargı önüne çıkarma’ talimatı vereceğini açıkladı.

Suç oranlarının nasıl düşürüleceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Cunningham, Suçla Mücadele Planı’nı yeniden şekillendireceğini ve Metropolitan Polisi için ‘ağır suçlarla mücadeleye yönelik yeni talimatlar’ yayımlayacağını söyledi.

Tartışmalı ifadeler

Londra Belediye Başkanlığı’na aday olan Cunningham, peçe ve burkaya ilişkin açıklamalarının hakaret içeren ve kışkırtıcı bulunduğu bir tartışmanın da odağına yerleşti. Cunningham’ın, burka giyen kadınların durdurulup aramaya tabi tutulması çağrısı yapması, çok kültürlü bir toplumda inanç özgürlüğü ve siyasi söylemin sınırları konusunda geniş bir tartışma başlattı.

The Standard gazetesinin podcastine konuşan Cunningham, “Londra’nın bazı bölgelerine gittiğinizde, gerçekten Müslüman bir şehirdeymişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Tabelalar farklı dillerde yazılmış, pazarlarda burka satılıyor” ifadelerini kullandı. Cunningham, ‘tek bir sivil kültüre’ ihtiyaç olduğunu savunarak, bunun da ‘Britanyalı olmak’ anlamına geldiğini söyledi.

Birleşik Krallık Müslüman Kadınlar Ağı’nın (Muslim Women’s Network UK – MWNUK) İcra Kurulu Başkanı Shaista Gohir, Cunningham’ın açıklamalarını ‘tehlikeli’ ve ‘ırkçıları kışkırtıcı’ olarak nitelendirdi. Gohir, bu söylemlerin, aralarında peçe takan küçük bir azınlığın da bulunduğu Müslüman kadınların daha fazla dışlanmasına yol açacağını belirtti. Cunningham’ın geçmişine rağmen Müslümanlara ‘buraya ait olmadıkları’ mesajını verdiğini savunan Gohir, bu tür açıklamaların Müslümanlara yönelik kötü muameleyi teşvik ettiğini ve yanlış bilgileri okuyanlar üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığına göre peçe konusu Reform UK Partisi içinde de hassas bir başlık olarak öne çıkıyor. Temmuz ayında partinin eski başkanı Zia Yusuf, parti Milletvekili Sarah Pochin’in burkanın yasaklanmasını öngören bir sorusunu ‘aptalca’ olarak nitelendirmiş ve bunun parti politikasını yansıtmadığını söylemişti. Yusuf’un cuma günü Cunningham’ın X platformundaki bir röportajını yeniden paylaşması ise partinin tutumuna ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.


İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
TT

İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)

ABD’nin İran’a saldırabileceğine yönelik bölgesel endişeler, Başkan Donald Trump’ın Tahran’ın kendisine protestocuların idam edilmeyeceği yönünde güvence verdiğini söylemesinin ardından azaldı. Buna rağmen Beyaz Saray, ‘tüm seçeneklerin masada olduğunu’ bildirdi.

İsrail ve ABD, İran’a yönelik son büyük saldırıları geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirdi. Saldırıların başlıca hedefi, ülkenin ana nükleer tesisleri oldu.

Hangi nükleer tesisler bombalandı?

İran’daki üç uranyum zenginleştirme tesisi bombalandı. Bunlardan ikisi Natanz’da, üçüncüsü ise Fordo’da bir dağın altında bulunuyordu. Ayrıca, nükleer yakıt döngüsüyle bağlantılı tesisleri barındıran geniş bir kompleksin yer aldığı İsfahan da hedef alındı. Diplomatlar, yer altındaki bir bölgede İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun önemli bir bölümünün depolandığını ifade etti.

ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)

Ne kadar hasar meydana geldi?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), saldırıdan önce Natanz ve Fordo dahil olmak üzere nükleer tesislerde düzenli denetimler yürüttüğü, ancak bombalamaların ardından bu tesislere erişimine izin verilmediği bildirildi.

Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)

UAEA, zarar görmeyen diğer tesislerde denetimler gerçekleştirdi. Ancak bombalanan sahaların mevcut durumuna ilişkin kesin bilgilerin hâlâ bilinmediği belirtildi.

UAEA, kasım ayında yayımlanan İran’a ilişkin üç aylık raporunda, bilinen yedi nükleer tesisin ‘askeri saldırılardan etkilendiğini’, 13 tesisin ise etkilenmediğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre raporda raporda, hasar gören sahalardaki zararın boyutuna ilişkin ayrıntılara yer verilmedi.  

Bombardımanın ardından UAEA, üç zenginleştirme tesisinden en küçüğü olan ve Natanz’da yer üstünde bulunan Yakıt Zenginleştirme Tesisi’nin tamamen tahrip edildiğini duyurdu.

UAEA, Natanz ve Fordo’da yer altındaki daha büyük tesislerin ise en azından ağır hasar görmüş olabileceğini değerlendirdi.

İran’ın nükleer programının ne ölçüde gerilediği ise tartışma konusu olmaya devam ediyor. Trump, İran’ın nükleer tesislerinin yok edildiğini defalarca dile getirirken, UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi haziran ayında yaptığı açıklamada, İran’ın aylar içinde sınırlı ölçekte uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlayabileceğini söyledi.

Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)

İran'ın zenginleştirilmiş uranyumuna ne oldu?

Zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti ise tam olarak netlik kazanmış değil. Hava saldırılarında bir kısmının imha edildiği değerlendirilirken, İran, bombalanan tesislerine ve zenginleştirilmiş uranyum stokuna ne olduğu konusunda UAEA’ya henüz bir rapor sunmadı. Bunun acil bir konu olduğunu ve bildirimin geciktiğini vurgulayan UAEA, söz konusu durumu ancak İran’ın rapor sunmasının ardından doğrulayabilecek.

Grossi, eylül ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, “Genel olarak malzemenin hâlâ mevcut olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Ancak elbette bunun doğrulanması gerekiyor. Bir kısmı kaybolmuş olabilir” dedi. Diplomatlar, o tarihten bu yana durumun büyük ölçüde değişmediğini ifade ediyor.

Grossi, “Malzemelerin büyük çaplı bir şekilde taşındığına dair elimizde herhangi bir gösterge yok” diye konuştu.

Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)

İran, saldırılar öncesinde uranyumu yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştiriyordu. Bu saflık oranı, nükleer silah yapımı için gerekli olan yaklaşık yüzde 90 seviyesine nispeten kolaylıkla çıkarılabiliyor.

UAEA’nın tahminlerine göre İran, bombardıman başladığında bu düzeyde zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyuma sahipti. UAEA’nın ölçütlerine göre bu miktar, saflık derecesinin daha da artırılması halinde teorik olarak 10 nükleer silah üretmeye yetecek düzeyde. İran’ın ayrıca daha düşük seviyelerde zenginleştirilmiş uranyum stokları da bulunuyor.

UAEA, İran’ın bu malzemeleri nerede depoladığını açıklamıyor. Diplomatlar, İsfahan’daki ana yer altı depolama tesislerinden birinin, yalnızca ona ulaşan tünelin girişinin bombalanması dışında büyük ölçüde zarar görmemiş göründüğünü belirtiyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)

Hangi endişeler devam ediyor?

ABD ve İsrail’in bombardımanı gerekçelendirmek için öne sürdüğü nedenlerden biri, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine tehlikeli biçimde yaklaşmış olmasıydı. Uranyum, silah yapımına elverişli düzeyde zenginleştirildiğinde nükleer bombanın çekirdeğinde kullanılabiliyor. Aynı zamanda, farklı zenginleştirme seviyelerinde nükleer santraller için yakıt olarak da değerlendirilebiliyor.

Batılı güçler, İran’ın uranyumu bu denli yüksek fisyon düzeyinde zenginleştirmesi için makul bir sivil gerekçe bulunmadığını savunuyor. UAEA da bunun ciddi endişe yarattığını belirtiyor. Ajansa göre, nihayetinde nükleer silah üretimine yönelmeden bu seviyede zenginleştirmeye giden başka bir ülke bulunmuyor.

Buna karşın, saldırılardan önce UAEA, İran’da nükleer silah edinmeye yönelik koordineli bir program olduğuna dair güvenilir bir gösterge bulunmadığını açıklamıştı. İran’ın böyle bir yola girmesi halinde nükleer bomba geliştirmesinin ne kadar süreceği ise yoğun tartışma konusuydu.

Tahran, nükleer silah edinme hedefi olduğunu reddediyor. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na taraf olan İran’ın, nükleer silah geliştirmeye yönelmediği sürece enerji üretimi ve araştırma amaçlarıyla uranyum zenginleştirme hakkı bulunuyor.

İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)

İran’ın, uranyumu zenginleştirebilen santrifüjlerden sayısı bilinmeyen bir miktarı, yeri açıklanmayan depolarda muhafaza ettiği belirtiliyor. Zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut büyüklüğü de şu aşamada netlik kazanmadığı için, İran’ın bu iki unsuru gizlice bir araya getirerek silah yapımında kullanılabilecek düzeyde uranyum üretme riski bulunduğu ifade ediliyor. Bunun, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerin ihlali anlamına geleceği kaydediliyor.

Mevcut durumda, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun tespitine yönelik arayışın bir süre daha devam etmesinin muhtemel olduğu değerlendiriliyor.