Meme kanserinden korunmaya yönelik yenilikçi yöntemler

Ekim ayı, meme kanserinde farkındalığa ayrılmış durumda.

Meme kanserinden korunmaya yönelik yenilikçi yöntemler
TT

Meme kanserinden korunmaya yönelik yenilikçi yöntemler

Meme kanserinden korunmaya yönelik yenilikçi yöntemler

Kanser, vücuttaki sağlıklı hücreleri işgal eden, anormal hücrelerin büyümesi ile karakterize edilen bir grup hastalık için kullanılan geniş kapsamlı bir terimdir. Meme kanseri, meme hücrelerinde bir grup başlayan, ardından çevresindeki dokuları işgal eden veya vücudun farklı bölgelerine yayılan (metastaz) bir kanser türüdür. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre bu, dünya genelinde kadınlar arasında en sık görülen kanser türü. Kadınlardaki kanser vakalarının neredeyse dörtte birini oluşturuyor. Meme kanseri 184 ülkenin 140’ında oldukça sık görülüyor. Teşhisler, hastalığın geç evrelerde tespit edildiği az gelişmiş ülkelerde giderek artıyor. The Cancer Atlas’a göre meme kanseri her yıl yüz binlerce kadının ölümüne neden oluyor. Kadınlarda erken ölümlerin de başlıca nedenleri arasında yer alıyor.
Kuzey Amerika Radyoloji Derneği’ne (RSNA) göre hastalığın atlatılmasını kolaylaştırmak için erken teşhis hayati öneme sahip. Bu, kanserin kontrol altına alınmasında önemli bir ol oynuyor. Erken teşhisi sağlayan mamografi hayat kurtarıyor.

Verilerle meme kanseri
1985 yılında ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı olarak belirlendi. Farkındalık ayı vesilesi ile Suudi Arabistan Onkoloji Derneği geçen hafta pazartesi günü, Pfizer Suudi Tıp Şirketi ile iş birliği içinde Deneyimler Forumu platformu üzerinden bir basın toplantısı düzenledi. Basın konferansında meme kanseri teşhissindeki ve tedavisindeki gelişmeler ve yapay zekanın erken teşhisteki rolü ele alındı.
Suudi Arabistan Onkoloji Derneği Başkanı, Kral Abdulaziz Tıp Şehri’nde Göğüs Onkolojisi Danışmanı ve Uluslararası Meme Kanseri Konferansı Başkanı Profesör Dr. Mutaib el-Fehidi, Şarku’l Avsat’ın sağlık ekibine konuya dair açıklamalarda bulundu. Fehidi, meme kanserinin dünya genelinde kadınlar arasındaki en yaygın kanser türü olduğunu, aynı zamanda kadınlarda kansere bağlı ölümlerde de ilk sırada yer aldığını söyledi. Kansere ilişkin küresel çapta istatistik çalışmaları yürüten GLOBOCAN sitesine göre meme kanseri her yıl kanser vakalarının yüzde 25’inden (1,7 milyon kişi), kansere bağlı ölümlerin ise yüzde 15’inden (521 bin 900 kişi) sorumlu. Küresel çapta meme kanseri oranı her 100 bin kişi başına 43. Meme kanseri gelişmiş ülkelerde kaydedilen (794 bin) vakaya kıyasla az gelişmiş ülkelerde biraz daha yüksek bir oranda (883 bin) kaydediliyor. Dünyada çapında 19 milyon 300 bin kanser vakası bulunuyor. Bunların yüzde 11,7’ini, yani 2 milyon 300 binini meme tümörleri olanlar, yüzde 24’ünü de meme kanseri vakaları oluşturuyor.
2020’de yayınlanan Suudi Kanser Kaydı istatistikleri, 2017’de toplam 2 bin 508 meme kanseri vakası (kadınlarda 2 bin 463 vaka, erkeklerde 45 vaka) olduğunu gösterdi. Bu, ülkedeki tüm kanser türlerinin yüzde 18’ini oluşturuyor. Söz konusu veriler, her 100 bin ABD’li, İngiliz veya İrlandalı kadından 92’sinde meme kanseri görülmesine kıyasla, her 100 bin Suudi kadından 30’una meme kanseri teşhisi konduğu anlamına geliyor. Suudi Arabistan’da meme kanseri düşük oranda görülmesine rağmen Krallık’taki meme kanseri sorunu, ilk evrelerdeki vakaların (evre 1 ve 2), toplam vakaların da yaklaşık 40’ını oluşturuyor. Zira lenf düğümleri dahil olmak üzere lokal olarak ilerlemiş (evre 3) kanser tipleri de vakaların yüzde 40’ını oluşturuyor. Metastatik kanser (evre 4) yüzde 15,5’ini oluştururken geri kalanın (yüzde 3,8) evreleri bilinmiyor.

Risk faktörleri ve nedenleri
Meme kanserinde risk faktörleri ise şöyle sıralanıyor:
-Cinsiyet: Kadınlarda meme kanseri görülme oranı erkeklerinkinden 100 kat daha fazladır.
-Yaş: Meme kanserine yakalanma riski yaşla birlikte artıyor.
-Genetik faktörler: Genetik mutasyonlar meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor. Bunlar arasında en yaygını BRCA 1 ve BRCA 2 olarak biliniyor.
-Aile geçmişi: Birinci derecede bir akrabada görülmesi durumunda kansere yakalanma riski daha da yükseliyor.
-Kişisel geçmiş: Daha önceden tanı konulmuş olması durumunda meme kanserinin tekrarlama riski üç veya dört kat artıyor.
-Hormon seviyesi: Erken yaşta reglinin başlaması, geç menopoz ve gebelik önleyici ilaç kullanımı ile kanser riski artarken menopoz öncesi yumurtalıkların alınması (ooferektomi premenopozal) 30 yaşından önce gebelik ve emzirme ile risk azalıyor.
-Yaşam tarzı: Obezite, alkol ve sigara kullanımı, iyonize radyasyona maruz kalma gibi durumlarla risk artarken egzersiz ve normal kilonun korunması ise riski azaltıyor.

Meme kanserinin nedenleri
Profesör Dr. Mutaib el-Fehidi, meme kanserinin asıl sebebinin ne olduğunun ve nasıl önleneceğinin henüz bilinmediğini ancak kanserin henüz memede sınırlıyken tespit edilmesinin hayatta kalma oranını yüzde 98’e kadar çıkardığının kesin olduğunu vurguladı.
Kansere yönelik belirtilerle ilgili kadınlara şu önerilerde bulundu:
-Ailenizde kanser vakalar olması durumunda meme kanserine yakalanma riski olduğunu bilin. Bu konuda doktorunuzu da bilgilendirin.
-Belirtilerin risk faktörlerinin meme kanserine kesin bir şekilde neden olmadığını, sadece kanserin gelişme şansını artırdığını aklınızda bulundurun.
-Birçok risk faktörünün söz konusu olması, daha az risk faktörüne sahip olan kişilere göre kansere yakalanma riskinin daha fazla olduğu anlamına gelir.
-Bazı risk faktörlerinin kontrol edilebileceğini unutmayın.
-Yapmanız gereken tek şeyin gerekli testleri yaptırmak olduğunu bilin. Bu alanda uzman olan bir doktora danışın. Orta düzeyde risk faktörlerine sahipseniz 40 yaşından sonra her yıl mamografi ve klinik meme kanseri muayenesi, 20 yaşından itibaren de en az 3 yılda bir klinik meme kanseri muayenesi yaptırın.

Kalıtsal meme kanseri
Cidde’deki Uluslararası Tıp Merkezi içindeki Onkoloji Merkezi’nin başkanı ve onkoloji danışmanı olan Prof. Dr. İzzettin İbrahim, yapılan bazı çalışmaların, belirli spesifik koşullara sahip meme kanserine sahip hastalara yapılan testlerin, vakaların yüzde 10’unda kalıtsal faktör olduğunu kanıtladığını söyledi. Kalıtsal duruma yönelik testlerin sistemini ve özelliklerinin genişletilmesi durumunda, bu sayının daha da artabileceğine dikkat çekti. İbrahim aynı şekilde kalıtsal meme tümörlerinin çoğunun kalıtsal faktörlerden kaynaklandığını, son zamanlarda BRCA1 ve BRCA2’den kaynaklanan meme tümörlerinden çok daha düşük oranlara sahip olan bazı genetik kalıtımlar bulunduğunu kaydetti.
Kalıtsal meme kanserini tespit etmek için yapılan muayenede ağzı kaplayan mukozadan da örnek alınıyor. Bu küresel olarak onaylanmış bir uygulama olarak ön plana çıkıyor. Söz konusu testler, son zamanlardaki tedavi edici keşiflerin ve genetik faktörle ilgilenen ilaçlar ile birlikte oldukça büyük önem arz ediyor. Yakın gelecekte, kemoterapi tedavisini önemli ölçüde azaltabilecek daha etkili başka ilaçların da bulunmasının beklendiği belirtiliyor.
Yapılan açıklamalara göre genetik testler yaptırabilecek gruplar şöyle sıralanıyor:
-Meme kanseri olmamış ancak anne ve kız kardeşi gibi birinci derece akrabalarından kanser teşhisi konulanlar veya yüksek orandan genetik bozukluğa sahip kadınlar. Zira genetik bozukluklar genlerin yüzde 10’undan 5’ini temsil eden, BRCA1 ve BRCA2 genlerinde görülebiliyor. Sonucun pozitif çıkması durumunda 80 yaşına kadar yaşayan birinde kansere yakalanma oranı yüzde 87’ye kadar yükseliyor.
-Meme kanseri olan kadınlar. Kalıtsal kanser testi de pozitif olması durumunda söz konusu kadınların yumurtalık ve fallop tüpü kanseri riski de artar. Bu kişilerde önlem olarak önce memelerin, daha sonrasında da çocuk doğurmalarının ardından, yaklaşık 40-45 yaşlarında yumurtalıkların ve fallop tüplerinin de alınması gerekiyor. Kişinin söz konusu ameliyatları olmayı reddetmesi durumunda yumurtalık kanseri ve diğer kanserlerin yanı sıra meme kanseri riskinin yüksek olduğunu bilmesi mühim. Bu kişilerin erken yaşlardan (30’lu yaşlardan itibaren) başlayarak 6 ayda bir düzenli olarak, röntgen ve mamografi çektirmesi gerekiyor.
-Annesi ve anneannesi meme kanserine yakalanmış kanserli kadınlar. Bu durumda meme kanserine karşı önleyici ilaç kullanılabilir. Bu durumlarda kanser hücreleri olmayan memenin de alınması öneriliyor. Aynı zamanda sadece mastektomi yapılmaması, meme dokusunun tamamen alınması tavsiye ediliyor. Ancak kişinin psikolojisi için bu durumlarda estetik görünüm korunuyor.

Yaşam tarzı
Dr. Mübarek Mansur, yaşam tarzının oldukça önemli olduğuna dikkat çektiği açıklamasında şu örnekleri verdi:
-Aşırı kilo ve obezite: Bunlar tümör gelişimi için yüksek risk faktörleridir. Yüksek oranda yağ içerdiği için fast food tüketiminizi sınırlayın.
-Doğum kontrol hapları: Meme kanserine yönelik aile öyküsü ve kişisel geçmiş nedeniyle tıbbi danışma ve takip olmaksızın 5-7 yıldan uzun bir süre kullanılması meme kanserine yakalanma riskini artırır.
-Şeker: Kanda bir insülin direnci sendromu vardır ve bu, kanser de dahil olmak üzere birçok hastalığın riskini artırır.
-Besin takviyeleri: Vitaminler zararlı değildir ancak kullanımı sırasında ve sonrasında bol meyve ve sebze ile sağlıklı ve dengeli bir diyet izlenmelidir. Bununla birlikte göğüs tümörü riskini artırdığı kanıtlanmış antioksidanlar içeren besin takviyelerinin kullanımından kaçınılması tavsiye edilir.

Meme kanserine karşı gelişmiş korunma yöntemleri
Meme kanserinden korunma için kapsamlı bir yaklaşım benimsenmesi gerekiyor. Mayo Clinic Kanser Merkezi araştırmacıları tarafından Journal of Clinical Oncology Practice’de yayınlanan bir araştırmaya göre meme kanserini önlemeye yönelik araştırmalardaki ilerlemeler, hastalığa yakalanma ve ölüm oranını azaltmak için yenilikçi fırsatlar sağladı.
Mayo Clinic’ten çalışmanın başyazarı dahiliye danışmanı Dr. Sandhya Pruthi, sağlık çalışanlarının bireysel meme kanseri riskini değerlendirilmesinin yararlarının farkında olmasının ve insanlara kanser riskini azaltmak için stratejiler önermesi ve uygulamasının faydalı olacağını belirtti. Pruthi ayrıca uzun yıllardır meme kanserini önlemeye yönelik yürütülen araştırmaların, öncelikli olarak yüksek potansiyelli, hormona duyarlı meme kanserlerinin oranlarını azaltmak için anti-östrojen ilaçlarının kullanımına odaklandığını söyledi. Ancak üçlü negatif meme kanseri olarak bilinen meme kanserlerini önlemek için diğer risk azaltma stratejilerinin yeniden test edilmesinin ve uygulanmasının önemli olduğunu vurguladı.
Kadınlar ve sağlık çalışanlarının meme kanserini önlemek için şu yaklaşımlara teşvik edilmesi gerektiğine işaret etti:
-Yaşam tarzı değişikliği.
-Meme kanseri önleyici anti-östrojen ilaçlar.
-Kanser hücreleri için mamografi çekilmesi.
-Kalıtsal gen testleri.
-Son olarak, kalıtsal meme kanseri mutasyonlarından birini geliştirme riski yüksek olan kadınların, bu riski azaltmak için önleyici cerrahi seçenekleri düşünmesi gerekiyor. Meme kanserinin önlenmesini başarmak için doktorlar hastalarının bireysel risklerini değerlendirerek onlara yaşam tarzı değişiklikleri yapmaktan önem olarak anti-östrojen veya farklı östrojen kullanımı gibi müdahalelere kadar tavsiyelerde bulunması gerekli görülüyor.
Bu tür stratejiler, hastalığın seyrinin iyi ilerleyeceği düşünülen, hormona duyarlı meme kanseri tümörlerini azaltmada de faydalı olabiliyor. Aynı şekilde hormonlara karşı duyarsız ve yüksek riski bir şekilde süreceği düşünülen tümörlerin önlenmesinde de fayda sağlayabiliyor.

Meme kanserinin erken teşhisinde yapay zekanın kullanımı
Dr. İzzettin İbrahim meme kanserini tespit etmenin geleneksel yönetimin 40 yaşından itibaren her yıl veya iki yılda bir mamografi çekilmesi, mamografinin rolünün tamamlayıcısı olan ancak onun yerine geçmeyen ultrason muayenesi yapılması, ardından da özellikle genetik bir faktör veya ailede güçlü bir meme tümörü hikayesi varsa bir MRI taraması yapılması olduğunu söyledi.
Ancak nihayet, son birkaç yılda ortaya çıkan yapay zeka sistemleri, meme kanseri teşhisi konusunda insan gücünün ve teknik kaynakların yükünü azalttı. Yapay zeka cihazlarına, önceki mamografi sonuçlarına yönelik çok sayıda bilgi yüklendi. Birçok çalışma, bu yöntemin tanı konusunda insan yeteneklerini artırmasa da karşılaştırma yapılmasını sağladığını gösterdi. Yapay zekanın sadece meme kanseri için değil, tüm tümör türleri için tıbbi uygulamalarda kullanılmasında en önemli bilim merkezlerinden biri Massachusetts Institute of Technology (MIT) oldu. MIT’in laboratuvarlarından biri, enstitünün mali destekçilerinden Şeyh Abdullatif Cemil’in adını taşıyor. Söz konusu laboratuvar tarafından geliştirilen bir programın meme kanseri gelişme riskini tahmin edip hesaplayabildiği kanıtlandı. Yapay zekanın gelecekte meme kanserinin otomatik tespitinde önemli bir role sahip olması bekleniyor.

Çalışma ve araştırmalara kadınların katılımı
Pfizer’in Suudi Arabistan Şirketi’nin Tıp Departmanı Direktörü ve konferans konuşmacılarından olan Dr. Hani el-Haşimi, tıbbi araştırmaları desteklemenin yanı sıra kadınların topluluğunu desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Kadınları şu an Krallık’ta yerel olarak yürütülmekte olan uluslararası araştırmalara katılmaya teşvik etti. Krallık, son zamanlarda Suudi toplumu üzerinde başta genetik mutasyona dayalı tıp olmak üzere birçok araştırma yürütüyor. Meme tümörleri bu alanda yürütülen öncelikli araştırma konuları arasında yer alıyor.

Koronavirüs aşısı ve meme kanseri
Prenses Nora Onkoloji Merkezi’nin Yetişkin Onkolojisi Bölümü Başkanı Dr. Mübarek Mansur, bağışıklık sisteminin immünoterapi veya kemoterapiden etkilendiğini, bu nedenle söz konusu tedavileri alan hastaların sağlıklı kişilere göre çok daha zayıf bir bağışıklığa sahip olduğunu belirtti. Bu nedenle bakteriyel ve viral enfeksiyonlara karşı oldukça savunmasız olduklarının altını çizdi.
Nora Onkoloji Merkezi’nde koronavirüs aşısı olmayan 107 kanser hastası üzerinde 6 aylık bir süreyle hızlı bir istatistiksel çalışma yapıldı. Söz konusu kişilerin hastaneye yatış oranının yüzde 10 olduğu ve içlerinden 21’inin yaşamını kaybettiği tespit edildi. Söz konusu çalışma, bu hastaların enfeksiyona karşı yatkınlıklarının bulunduğunu ve Kovid-19’a karşı aşılanmalarının kendileri için çok önemli olduğunu ortaya koydu. Dolayısıyla aşıların zamanında ve gecikmeden yapılması gerektiğini de göstermiş oldu.

Meme Kanseri Farkındalık Ayı
Süleyman El-Habib Hastane Grubu’nun Onkoloji Merkezi başkanı, Kral Faysal Üniversitesi’nde doçent olan onkoloji uzmanı Dr. Umm el-Heir Abdullah Ebu el-Heir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Meme Kanseri Farkındalık Ayı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dr. Umm 20 yıldır konuya dair çalışmalar yürüttüğünü ve şu an onkoloji bölümünde görev aldığını belirttiği açıklamasında her hastasıyla farklı bir hikaye yaşadığının altını izdi. Dr. Umm sözlerini şöyle sürdürdü:
 “2003 yılında Krallık’ta meme kanseri farkındalığını artırmak için çalışmaya başladık. Halen meme kanseri farkındalık ayında her yıl etkinlikler düzenliyoruz. Farkındalık çalışmalarının başlaması ile meme kanserinin erken teşhisinin önemi de benimsendi. 2014 yılından itibaren ücretsiz taramalar yapılmaya başlandı. Bugün hastalarımın ve toplumun sağlıkları bireyleri için şunu soruyorum: Peki bunda başarılı olduk mu? Elbette başarılı olduk ve bu çabalar sayesinde ileri evredeki kanser oranı yüzde 10 azaldı. Ancak halen ileri evrelerde olan vakalar tespit ediyoruz. Yine de çok büyük sayıda kadına erken muayene yapılamıyor. Burada karşımıza şu soru çıkıyor: Peki, sorun nerede? Hastalarımıza ve toplumumuza verdiğimiz bilgilerde mi yoksa bu bilgilerin sunulma şeklinde mi? Ya da biz doktorlar hedef kitleye ulaşamıyor muyuz?”
Dr. Umm açıklık getirmek istediği konuları şöyle sıraladı:
-Bugün meme kanseri dünküyle aynı değil. Meme kanseri kronik bir hastalık olarak sınıflandırılırken tedavi oranı da oldukça yükseldi.
-Sadece test yaptırmamız gerekiyor. Bu bir yıl test yaptırınca yıllarca test yaptırmaktan kaçabileceğimiz anlamına gelmiyor.
-Her kadının, özellikle risk faktörlerinin söz konusu olması durumunda 40 yaşından itibaren yılda bir kez test yaptırması gerekiyor.
-Meme kanserinin tedavisinde birçok gelişme yaşandı. Doktorların östrojen ve progesteron reseptörleri taşıyan meme kanseri kemoterapisi uygulamasına yönelik karar almasına yardımcı olan testler geliştirildi.
-Hastalık yayılmış olsa da tüm meme kanseri türleri için mücadele imkanını ve daha uzun hayatta kalma şansını artıran birçok gelişmiş tedavimiz bulunuyor.
Umm al-Khair sözlerinin sonunda tüm kadınlardan söz konusu hastalık ile ilgili dikkatlice düşünmelerini, hastalığa karşı kendilerini korumalarını, vücut kitle endekslerinin 25’i geçmemesi için kilolarını korumaya çalışmalarını ve haftada 4 kez 40 dakika spor yapmalarını istedi. Ayrıca aha fazla sebze ve meyve tüketmelerini, buna karşılık daha az doymuş yağ ve şeker almalarını ve 40 yaşından itibaren herhangi bir semptom olmasa da mamografi ve ultrason çektirmelerini tavsiye etti.



Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature


Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
TT

Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)

Bilim insanları Triceratops'un burnunun, koku alma dışında sıcaklık ve nemi kontrol ettiği için çok büyük olduğunu buldu.

Devasa otobur dinozorlar olan Triceratops'un en dikkat çekici özelliği büyük kafaları ve burunlarıydı. 

Tokyo Üniversitesi'nden Seishiro Tada, Geç Kretase döneminde yaşayan Ceratopsia grubuna ait olan bu dinozorlar hakkında şöyle diyor: 

Özellikle Triceratops'un çok büyük ve sıradışı bir burnu var ve sürüngenlerin temel yapılarını hatırlasam da organların bunun içine nasıl sığdığını anlayamıyordum.

Tada ve ekibi, bu hayvanların burnunun anatomisini ilk kez kapsamlı bir şekilde inceledikleri bir çalışma yürüttü.

Bilim insanları bilgisayarlı tomografiden yararlanarak fosilleri inceledi. Ayrıca burun yapısını daha iyi anlamak için bugün yaşayan sürüngenlere ait verilere de başvurdular.

Bulguları hakemli dergi The Anatomical Record'da yayımlanan çalışmaya göre Triceratops'un sinirleri, diğer sürüngenlerden farklı bir bağlantıya sahipti.

Çoğu sürüngende sinirler ve kan damarları çeneyle burundan geçerek burun deliklerine ulaşıyor. Ancak Triceratops'un kafatası şekli çene yolunu engelleyerek sinir ve damarların burundan ilerlemesine neden oluyordu. 

Tada "Triceratops dokuları büyük burnunu desteklemek için bu şekilde evrimleşti" diye açıklıyor.

Fosil örneklerinde, neredeyse başka hiçbir dinozorda görülmeyen özel bir yapı da keşfedildi. 

Solunum türbinatı adı verilen bu ince, kıvrımlı yapılar, kanı beyne ulaşmadan önce soğutarak nemin kaybolup gitmesinin önüne geçiyordu. 

Araştırmacılar hem bu yapıların hem de sinir ve damarların rotasının değişmesinin, devasa dinozorun vücut sıcaklığını ve nemi kontrol altında tutmaya yaradığını düşünüyor.

Özellikle Geç Kretase'nin nemli sıcağında büyük kafalarını serinletmek üzere evrimleşmişler. 

Yeni çalışma, dinozorların yumuşak doku anatomisi hakkındaki önemli bir boşluğu dolduruyor. 

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda bu ilginç hayvanların kafatasının diğer kısımlarına dair gizemleri aydınlatmayı umuyor.

Independent Türkçe, Phys.org, Science Blog, The Anatomical Record


Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)

Korku türünün son yıllarda öne çıkan isimlerinden Mike Flanagan'ın sıradaki Stephen King uyarlaması, mevsimine son derece uygun bir takvimle gelebilir. 

Yapımda rol alan Katee Sackhoff, Amazon Prime Video için hazırlanan Carrie dizisinin yayın takvimine dair net bir işaret verdi.

The Haunting: Tepedeki Ev'in (The Haunting of Hill House) dizi sorumlusu ve yönetmeni olarak da tanınan Flanagan'ın, Carrie'yi bölüm bölüm anlatacak bir uyarlama için bizzat King tarafından seçildiği belirtiliyor. Dizinin çekimleri Ekim 2025'te tamamlandı ve 2026'da yayımlanacağı duyuruldu.

"Sizi güzel bir şey bekliyor"

The Direct'in aktardığına göre Sackhoff, açıklamayı Kanada'nın Vancouver kentindeki Fan Expo'da 14 Şubat'ta yaptı. Bo-Katan Kryze rolüyle Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninden de tanınan oyuncu, Flanagan evreni anlamına gelen "Flanniverse" esprisiyle söze girip şu ifadeleri kullandı:

Mike Flanagan'a dönersek... Evet, Flanniverse... Carrie, Ekim 2026'da Amazon'da yayına giriyor. Sizi güzel bir şey bekliyor. Çok iyi. Gerçekten çok iyi.

Flanagan'ın Carrie dizisine dair şimdilik fazla detay yok ancak elbette King'in ikonik Göz (Carrie) romanından uyarlandığı biliniyor. Korku yazarının ilk romanı olan kitapta, genç Carrie, maruz kaldığı acımasız zorbalığın ardından mezuniyet balosunu kabusa çeviriyor.

Dizide Carrie White'ı genç yıldız Summer Howell canlandıracak. Çığlık'la (Scream) tanınan Matthew Lillard ise Müdür Grayle rolüyle kadroda yer alacak. Carrie'nin annesi Margaret'ı, Flanagan'ın diğer projeleriyle de tanınan Amerikalı aktris Samantha Sloyan oynayacak. 

Oyuncu kadrosunda ayrıca Alison Thornton ve Thalia Dudek gibi isimler yer alıyor.

Sackhoff, etkinlikte dizinin tonuna dair ufak bir ipucu da verdi: 

Yani, sonuçta Carrie bu... Ateş var mı? Biraz kan da olabilir.

Ardından şunu ekledi: 

Ben çok heyecanlıyım. Bayılacaksınız. Mike Flanagan işini çok iyi yapıyor.

Oyuncu ayrıca Flanagan'ın özellikle King uyarlamalarındaki başarısına dikkat çekerek, "Stephen ona güveniyor" dedi. Ayrıca şakayla karışık King'in Flanagan'a neredeyse "tüm kütüphanesini" açtığını ima etti: 

Şunu da yap, bunu da yap... Peki ya şu?

Flanagan daha önce Doktor Uyku (Doctor Sleep), Chuck'ın Hayatı (The Life of Chuck) ve Oyun (Gerald's Game) gibi eserleri uyarlamıştı. Şimdiyse Kara Kule (The Dark Tower) uyarlaması üzerinde çalışıyor. Flanagan'ın yakın zamanda söylediğine göre proje "ilerliyor, çok sayıda senaryo hazır ve ilk öncelik konumunda".

Independent Türkçe, GamesRadar, The Direct