Cenevre Belgeleri, Şam ile muhalefet arasında anayasal bir boşluk ortaya koyuyor

Pedersen, altıncı turun sonunda ‘büyük hayal kırıklığı’ yaşandığını ifade etti. Şarku’l Avsat, katılımcı heyetlerin önerilerini yayınladı.

Hükümet heyeti tarafından Suriye’nin egemenliğine ilişkin sunulan öneri (Şarku’l Avsat)- Muhalefet heyeti tarafından ordu ve güvenlikle ilgili olarak sunulan öneri (Şarku’l Avsat)
Hükümet heyeti tarafından Suriye’nin egemenliğine ilişkin sunulan öneri (Şarku’l Avsat)- Muhalefet heyeti tarafından ordu ve güvenlikle ilgili olarak sunulan öneri (Şarku’l Avsat)
TT

Cenevre Belgeleri, Şam ile muhalefet arasında anayasal bir boşluk ortaya koyuyor

Hükümet heyeti tarafından Suriye’nin egemenliğine ilişkin sunulan öneri (Şarku’l Avsat)- Muhalefet heyeti tarafından ordu ve güvenlikle ilgili olarak sunulan öneri (Şarku’l Avsat)
Hükümet heyeti tarafından Suriye’nin egemenliğine ilişkin sunulan öneri (Şarku’l Avsat)- Muhalefet heyeti tarafından ordu ve güvenlikle ilgili olarak sunulan öneri (Şarku’l Avsat)

Cenevre’deki Suriye Anayasa Komitesi'nin altıncı turu, 22 Ekim’de Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in ‘hayal kırıklığı’ ile sona erdi. Bu durum, iki yönlü bir diplomatik hamle yürütmek için, bir sonraki aşamada siyasi sürecin geleceğini, ‘siyasi karar almak’ üzere Moskova’nın oyun sahasına koyuyor. Söz konu diplomatik hamlenin ilk yönünü, ‘Suriye hükümetinin eski operasyonel merci uyarınca yedinci tura geçmeyi kabul etmesi’ ve ikinci yönünü ise ‘Arap ve Batılı ülkelerle, Şam’ın ‘esneklik’ göstermesinin ardından izolasyonu ve yaptırımları kaldırmak için ‘erken toparlanma’ konularında tavizler ve ‘sınır ötesi’ yardımlar sağlama’ oluşturuyor.
Pedersen, 22 Ekim akşamı altıncı tur toplantılarının sonunda, ‘önerilen dört anayasal ilke taslağının son dört gün içinde değiştirilmediği veya yedinci turda değiştirilmeyeceği’ için büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını söyledi. Yetkili, hükümet heyetinin son gün ‘yeni bir formül sunmamaya’ karar vermesi sonrasında ‘taslak hazırlama sürecine’ ulaşmak için siyasi bir arzunun gerekliliğine dikkati çekti.
Bu durum, Pedersen’in son aylardaki çabaları nedeniyle şaşkınlık uyandırdı. Öyle ki hükümet ve muhalefet heyetleri arasında ‘anayasa taslağının hazırlığına’ başlayıp ve altıncı turu düzenleyip bir eylem mekanizması üzerinde uzlaşı sağlamak amacıyla diplomatik bir hamle ortaya koymuştu. Nitekim Moskova, Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriyeli mevkidaşı Beşşar Esed arasında Eylül ortasında yapılan görüşmede konunun tartışılması da dahil olmak üzere, yüksek profilli müdahaleler sayesinde Şam’dan bir ‘eylem mekanizması’ için onay aldı.
Buna göre, Cenevre Forumu’nda BM himayesinde imzalanan anlaşma uyarınca, altıncı turun bu ayın 18’i ila 22’si arasında yapılmasına karar verildi. Nihayetinde Pazar günü Pedersen, hükümet heyetinin başkanı Ahmed Kuzbari ve muhalefet heyetinin başkanı Hadi el-Bahra’nın da yer aldığı üçlü bir toplantı düzenledi. Bu durum, Anayasa Komisyonu’nun kurulmasından ve iki yıl önce yapılan ‘çalışma kriterleri’ anlaşmasından bu yana ilk kez yaşandı. Geçtiğimiz Pazartesi günü altıncı turun arifesinde, her gün için bir tane olmak üzere dört anayasal ilkenin tartışılması için pratik önlemler konusunda bir anlaşmaya varıldı. Öyle ki hükümet heyeti, birinci ve dördüncü ilkeleri, muhalefet heyeti ise ikinci ilkeyi sunarken, sivil topluma üçüncü ilkeyi sunma yetkisi verildi. Aynı şekilde her bir tarafın teklifi yazılı olarak sunması ve ardından teklifi ve tüm ilkeleri son gün (dün), ‘yıl sonundan önceki iki turun ilkelerinin sunumunu tamamlama hazırlıkları ile’ tartışması kararlaştırıldı.

Batı eşliğinde
Toplantıların oturum aralarında, Esed ile görüştüğü Şam’dan Cenevre’ye ulaşan Rusya Devlet Başkanlığı Temsilcisi Alexander Lavrentiev de dahil olmak üzere, Astana sürecinin üç garantörü Rusya, İran ve Türkiye başta olmak üzere diplomatik görüşmeler düzenlendi. Suriye konusundan sorumlu yeni yetkili ve ABD’nin Dışişleri Bakan Yardımcısı Ethan Goldrich de BM binasındaydı. Goldrich, muhalif Suriyeli grupların yanı sıra Pedersen ve Norveç ile İtalya’dan diğer Batılı temsilcilerle bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Cenevre’deki ve ülkelerinin başkentlerindeki Batılı temsilciler, (kapsamlı bir ateşkes, tutuklular konusu, mültecilerin gönüllü ve güvenli şekilde geri dönüşü de dahil) 2254 sayılı uluslararası kararın diğer maddelerinin açılması çağrılarıyla birlikte Anayasa Komitesi’nin altıncı turundaki çalışmalarını ‘ihtiyatlı şekilde memnuniyetle’ karşıladı.

Ayrılıkçı gündemler reddedildi
Şarku’l Avsat’ın da bir kopyasına ulaştığı ‘dört ilke’ belgesine göre Kuzbari, ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü’ maddesine ilişkin önerisini sundu. İki sayfa olan öneri, altı unsur içeriyor, ‘içişlerine herhangi bir biçimde müdahalenin reddedilmesini’ savunuyor. Ayrıca ‘Suriye’nin, toprak ve halk tarafından birleşik ve bölünmez olduğunu’ ve ‘herhangi bir dış tarafla yasa dışı şekilde iş yapan herkesin yasal sorumluluğa tabi olduğunu’ belirtiyor.
Belgede, işgal altındaki toprakların kurtarılmasının ‘milli bir görev’ olduğunu içeren bir maddeye de yer verdi. Bir sonraki maddede ise Fırat’ın doğusundaki Suriyeli Kürtler kanalından ‘ayrılığın reddedildiği’ belirtildi.
Bu bağlamda şu ifadelere yer verildi:
“Herhangi bir ayrılıkçı veya yarı ayrılıkçı proje veya eğilim, Suriye topraklarının birliği ilkesine ve halkın iradesine aykırı olarak kabul edilmektedir. Yerel İdareler Kanunu, idari birimler meclislerinin yetkilerini düzenlemektedir.”
Aynı şekilde devletin doğal kaynaklar ve yeraltı zenginlikleri üzerinde münhasır egemenlik hakkı olduğu da vurgulandı.
Bu durum, Milli Güvenlik Dairesi Başkanı Tümgeneral Ali Memluk’un, Şam’da kendisini ziyaret eden İlham Ahmed başkanlığındaki bir Kürt heyetine, ‘Özerk Yönetimi ve 107 sayılı Yerel İdareler Kanunu uyarınca çalışma teklifini’ reddederek dile getirdiği tavırla da uyumlu. Memluk ayrıca, Kürtlerin Suriye’nin kuzeydoğusundaki gaz, petrol ve tarımsal kaynaklar üzerindeki ABD desteğiyle kontrolünü reddetti. Ayrıca söz konusu durum, Astana Süreci garantörlerinin liderler veya uzmanlar düzeyindeki toplantılarda yaptıkları açıklamalarla da örtüşüyor.

Ordunun tarafsızlığı ve güvenlik
İkinci gün Bahra, bu turdaki ilkeler açısından ‘anayasal payını’ sundu. Önerisi, ‘ordu, silahlı kuvvetler, güvenlik ve istihbarat’ ile ilgiliydi. İki sayfalık öneride, ‘devletin, ulusal güvenliği sağlamak için güvenlik ve istihbarat kurumları kurmaya kararlı olduğu, hukukun üstünlüğüne tabi olduğu ve anayasaya uygun olarak faaliyet gösterdiği’ belirtildi. Öneride, “Ordu, silahlı kuvvetler ve güvenlik hizmetleri egemenliği garanti eden ulusal kurumlardır. Ordunun doktrini, ideolojik ve partizan bağlantılardan uzak bir şekilde belirlenmiştir, silahlar ve kullanımları üzerinde tekele sahiptir” ifadelerine yer verdi. Ordunun, ‘siyasi tarafsızlığını tamamlamakla yükümlü olduğu’ ve ‘kanun hükümlerine göre sivil makamları desteklediği’ belirtilen öneride, güvenlik birimlerinin ise ‘temel insan hakları ilkelerine saygı ve tam bir siyasi tarafsızlık çerçevesinde’ güvenliği, insanları ve malları korumakla görevlendirildiği vurgulandı.
Dördüncü gün ise muhalefete bağlı sivil toplum heyeti, ‘hukukun üstünlüğü’ ilkesine ilişkin önerisini iki sayfa halinde sundu. Öneri, ‘Suriyelilerin, görevler ve haklar bakımından kanun önünde eşit’ olduğu gibi, 2012’deki mevcut Suriye anayasasından türetilen genel insan hakları başlıklarını ve ifadelerini içerdi. Öneride, “Bağlı olunan uluslararası sözleşmeler, anayasadan daha düşük ve ulusal mevzuattan daha üstündür” ifadelerine yer verildi. Bu cümlenin, Suriye hükümeti ile Rusya arasında ülkenin batısında 49 yıl veya daha uzun süredir askeri üslerin varlığına ilişkin imzalanan askeri anlaşmalara atıfta bulunup bulunmadığı bilinmiyor.
Aynı şekilde öneride, “Savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve insan hakları ihlalleri zamanaşımına tabi değildir. Tüm ulusal devlet kurumları cezasızlık ilkesini uygulayarak çalışmaktadır. Ceza kişiseldir ve kanunlar dışında suç ve ceza yoktur” denildi. Bu çerçevede bir diplomat, bu maddenin Batılı ülkelerin Suriye’de ‘hesap verebilirlik’ sürecini desteklediği bir dönemde, Suriye’de işlenen ve BM raporlarında belgelenen insanlığa karşı suçlara atıfta bulunduğunu söyledi. Öneride, “Adli merci tarafından verilen bir emir olmadıkça hiç kimse hakkında soruşturma ve tutuklama yapılamaz” ifadelerine yer verilirken, herkese 24 saat içerisinde ‘tutuklanma sebeplerinin’ bildirileceği belirtildi. Öneride ayrıca, “İdari makamın, ‘istisnai mahkeme kurma yasağı’ ile olağanüstü hâl kanunu dışında kimseyi ihtiyaten tutuklu yargılama hakkı yoktur” denildi.

Orduya destek
Dördüncü gün Kuzbari, aynı konuda BM’ye teslim edilen önceki belgelere dayanan ‘terörizm ve radikalizm’ ilkesine ilişkin bir taslak sundu. Yeni belge, devletin ‘terörizmin tüm biçimleriyle mücadele etmek ve finansman kaynaklarını takip etmek’ taahhüdünü içeren beş ilkeyi içeriyor. Finansman kaynakları, en ağır cezalarla kanunen cezalandırılabilecek bir suç olarak sayılıyor. Ayrıca ‘radikalizm fikrinin reddedildiği, onu ortadan kaldırmak için çalışıldığı’ belirtilen taslakta, “En ağır cezalar, DEAŞ, Nusra Cephesi ve İhvan-ı Müslimin’e (Müslüman Kardeşler) mensup unsurlara yasalar uyarınca verilmektedir” denildi.
Taslakta, “Suriye Arap Ordusu ve Silahlı Kuvvetleri, halkın desteğini alan ulusal kurumlardır. Vatanın bütünlüğünü, güvenliğini ve egemenliğini her türlü terör, işgal, müdahale ve dış saldırılara karşı savunmaktan sorumludur” ifadelerine yer verildi. ‘Terör karşısında Suriye Arap Ordusu ve Silahlı Kuvvetlerinin yanında yer alan halkların birliğinin ve Suriye Arap Cumhuriyeti’nin tüm topraklarında güvenlik ve istikrarı güçlendirmenin’ ulusal bir görev olduğu belirtildi. Taslakta, “İşgalle ve terörle mücadelede vatan uğruna şehitlik, yüce bir değerdir. Devlet, şehitlerin ailelerini yasalara uygun olarak güvence altına almakla sorumludur” denildi.

Büyük boşluk
Her bir madde sunulduktan sonra tartışmalar yapıldı ve her bir taraf, bazı değişiklikler ortaya koydu. Katılımcılara göre önceki turlardan farklı olarak Kuzbari, Bahra ve Pedersen arasındaki periyodik toplantılarda tartışma ciddi ve profesyoneldi. Ama aynı zamanda hükümet heyetinin yeni yazılı teklifler sunmayı reddetmesi veya teklifleri ortak formüller haline getirmeyi reddetmesi ortasında hükümet, muhalefet ve sivil toplum heyetlerinin tavırları arasında büyük bir boşluk olduğu görüldü.
Kuzbari’nin ‘yedinci turu gelecek ay düzenlemeyi ve BM ve aktif aktörler arasında anlaşmaya varılan mekanizmaya göre ilerlemeyi beklemeyi’ kabul ettiğine dair işaretler ortaya çıktı. Bu bağlamda topun Rus sahasına fırlatılacağına inanılıyor. Böylece Moskova, Şam’ı ‘hükümet heyetinin Kuzbari ile Bahra arasında (Pedersen’in sağladığı kolaylıkla) anlaşmaya varılan ‘çalışma mekanizması’ uyarınca çalışmasına’ ikna edebilecek. Özellikle de Rusya’dan yetkililer, ABD’li, Batılı ve Arap mevkidaşlarına ‘2254 sayılı karar uyarınca Anayasa Komitesi’ndeki esnekliği karşılığında, insani yardımlara ilişkin yeni uluslararası kararlar kapsamında ‘temas hatları üzerinden yardım yapılması ve erken toparlanmaya’ ilişkin hükümlerin uygulanmasında Suriye’ye teşvik sağlanması’ çağrısı yaptı. Moskova, bu konuları ‘Batı’nın ‘yeniden yapılanmayı desteklemeyi, izolasyonun kaldırılmasını ve (2254 sayılı kararın uygulanmasına yönelik siyasi süreçte anlamlı bir ilerleme kaydedilmeden önce) yaptırımların kaldırılmasını’ reddetmesi tavrına ve yaptırımlara karşı bir başarı olarak görüyor.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.