Irak’ta Kürt ve Sünni partiler, Sadr ile rakipleri arasındaki ‘güç testinin’ sonuçlanmasını bekliyorlar

Mukteda es-Sadr. (Reuters)
Mukteda es-Sadr. (Reuters)
TT

Irak’ta Kürt ve Sünni partiler, Sadr ile rakipleri arasındaki ‘güç testinin’ sonuçlanmasını bekliyorlar

Mukteda es-Sadr. (Reuters)
Mukteda es-Sadr. (Reuters)

Irak’ta Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi ile önde gelen bazı Şii liderlerin yer aldığı Koordinasyon Grubu arasındaki güç testi ikinci haftasına girdi. Ancak halen ufukta çözüm görünmüyor. Iraklı Şiilerin en üst dini mercii Ali es-Sistani’nin Şii partiler arasındaki tıkanıklığı açmak için temsilcisi aracılığıyla dünkü cuma hutbesinde bir yol haritası sunması bekleniyordu. Ancak Sistani’nin Kerbela temsilcisi Ahmed Safi okuduğu hutbede gelişmelere değinmedi.
Siyasi gözlemcilere göre Sistani’nin sessiz kalması, yaşananlardan memnun olmadığını gösteriyor. Ancak madalyonun öbür tarafına bakıldığında, Sistani’nin seçimlerin düzenlenmesine kısa bir süre kala seçime katılım çağrısı yaptığı görülüyor. Bu çağrıya rağmen katılım istenen seviyenin altında kaldı. Burada tek istisna Sadr Hareketi’nin seçmen tabanıydı. Zira Hareketin tabanı genellikle başka herhangi bir dini merciden ziyade Mukteda es-Sadr’ın yaptığı çağrılara kulak vermesi ile biliniyor. Sadr, geçtiğimiz günlerde kendisinin halen bir din eğitimi öğrencisi olduğunu belirterek kamu işleriyle meşgul olmasının eğitimini ertelemesine sebep olduğunu söylemişti.
Irak’taki siyasi partiler için sürpriz niteliğinde olan seçim sonuçları Şii partiler arasında çatışmaya yol açtı. Bu çatışma, Sünni ve Kürt partilerle uzlaşarak ‘en büyük meclis bloğu’ olmak isteyen Şii Koordinasyon Grubu’nun Sadr’ı dışladığı başka bir mücadele evresine ulaştı. Seçimde 73 sandalye alarak ilk sıraya yerleşen Sadr Hareketi anayasaya göre hükümeti kurma yetkisine sahip.
Kürt ve Sünni partiler, Şii taraflar arasındaki bu çekişmenin sonlanmasını bekliyorlar. Bu durum Kürt ve Sünni partilerin, elde edebilecekleri kazanımların niteliğine bakmaksızın, başka bir tarafın aleyhine sonuçlar doğurabileceği ihtimaliyle herhangi bir tarafla anlaşma yapma riskine girmemesini sağlıyor.
İsminin açıklanmasını istemeyen Sünni bir parti yöneticisi, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte şunları söyledi:
“Sünniler halen denklemdeki en zayıf halka. Bunun sebebi, Şii ortağın Sünnilerle ilişki kurma sınırının, meclisteki Sünni sandalye sayısına göre belirlenmesidir. Sünniler sahip oldukları sandalye sayısına göre otorite makamları üzerinde hak iddia edebiliyor. Bunlar arasında Meclis Başkanlığı’ndan başlayarak bakanlıklar ve geri kalan makamlar ve pozisyonlar bulunuyor. Sünni Araplar önceki seçimlerin tamamında Irak yönetiminde iktidardaki ortaklıktan karar alma mekanizmasındaki ortaklığa terfi etmeye çalıştılar. Fakat başarısız oldular. Dolayısıyla şu anki durumda bir Şii tarafın aleyhine başka bir Şii tarafla uzlaşma riskine girmeleri onların çıkarına olmaz. Sünnilerin şu an yapması gereken tek şey, Şiilerin kendi aralarında uzlaşmasını beklemektir. (Şii taraflar arasındaki) gerginliğe rağmen ufukta bu ihtimal görünüyor. Ardından (Sünni taraflar) masaya oturacak ve sadece seçim başarılarına göre makamlarını teslim alacak.”
Söz konusu yönetici sözlerinin devamında Kürtlerin durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu:
“Kürtler açısından durum farklı. Çünkü onların elinde 2003 öncesinde bile yönettikleri bir bölgesel yönetim var. İktidar konusunda bir çerçeveye ve Bağdat’taki siyasi tarafların (Şii karar sahibinin kim olduğu önemli değil) uzlaşı yapmadan alamayacağı kurumlara sahipler. Kürtler ve Şiiler arasında eski koalisyonlar var. Aynı şekilde Kürtlerin tartışmalı bölgelerle ilgili anayasal talepleri bulunuyor. Ayrıca merkezi hükümet ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümeti arasındaki ilişkin yapısıyla ilgili iki taraf arasında uzlaşı söz konusu. Tüm bunlar Kürt-Şii uzlaşmasını Şii-Sünni uzlaşmasından farklı kılıyor. Sünniler olan biten karşısında şu ana kadar herhangi bir tavır takınmazken, Kürtler Şii ortaklarıyla ilgili neredeyse günü birlik açıklamalar yapıyor, mesajlar veriyor. Bu mesajların özünü ‘biz varız ve devredilemez haklarımız var’ oluşturuyor.”
İki Şii güç (Sadr ve Koordinasyon Grubu) arasındaki güç testinin sonuçlanması beklenmesine rağmen bir sonraki hükümetin kendileri olmadan kurulmayacağını bilen Kürt ve Sünni ortakların beklentisi, Sadr’ın Koordinasyon Grubu’nda yer alan partilere karşı bu testten başarılı çıkması yönünde. Nitekim bu iki ortak için Meclis’te sandalye çoğunluğunu elde etmesi ve tek bir taraf olması bakımından Sadr ile uzlaşmak; halihazırda tanımadıkları seçim sonuçlarıyla tek hedefi Sadr’a karşı birleşmek olan ve birçok taraftan oluşan Koordinasyon Grubu ile uzlaşmaktan daha kolay görünüyor.
Seçimde kaybeden partilerden ve koalisyonlardan oluşan Koordinasyon Grubu içerisinde yer almasına rağmen seçim sonuçlarına göre Şiiler arasında Sadr Hareketi’nden soran ikinci sırada gelen Nuri Maliki liderliğindeki Kanun Devleti koalisyonu kaybeden taraf olarak nitelendirilemez. Maliki kaybeden partilerin dışında olmakla birlikte Sadr’a karşı bir Şii birlikteliği sağlamak için bu partilerle birlikte hareket ediyor. Zira Maliki, Kürtler ve Sünniler için ‘en büyük meclis bloğunu’ kurmakta Sadr’a alternatif olmak adına, kazandığı 33 sandalyeye ilave olarak kaybeden partilerin sandalyelerine ve desteğine ihtiyaç duyuyor. Nitekim hükümeti kurma yetkisi ‘en büyük meclis bloğuna’ verilecek. Hadi el-Amiri’nin liderliğindeki Fetih Koalisyonu ile Kays el-Hazeli’nin liderliğindeki Asayib Ehlil Hak başta olmak üzere kaybeden taraflar, seçim sonuçlarını tanımayarak ve yeniden elle sayım yapılmasını talep ederek gerginliği tırmandırmakta ısrar ediyorlar.
Buna karşılık, seçimden yenilgiyle çıkan iki tarafa dikkat çekmekte fayda var. Bunlar Irak’ın eski Başbakanı Haydar el-İbadi ile Ulusal Hikmet Akımı lideri Ammar el-Hekim. Bu iki ismin kurduğu koalisyon seçimden sadece dört sandalye alabildi. Dolayısıyla iki taraf da aldıkları ikişer sandalyelerle bu denklemde yerleri olmadığını biliyorlar. Fakat İbadi şu ana kadar sessiz görünüyor. İbadi muhtemelen Koordinasyon Grubu içinde seçim ağırlığı en zayıf olan isim olması nedeniyle yönetimdeki önceki tecrübesinden hareketle Koalisyon Grubu tarafından ‘uzlaşı başbakanı’ sıfatıyla başbakanlığa aday gösterilmeyi bekliyor. Hekim ise kazanma veya kaybetme kavramlarından bağımsız olarak gerginliği yatıştırmada arabuluculuk rolü oynamak adına siyasi ağırlığını kullanıyor. Hekim en nihayetinden hem üyesi olduğu Şii Koordinasyon Grubu hem de Sadr tarafından daha makbul bir isim kabul ediliyor. Ayrıca Kürtlerin ve Sünnilerin yanında hatırı sayılır bir konuma sahip.



Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
TT

Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)

Sağlık kaynaklarına göre, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta şiddetli soğuk ve düşük sıcaklıklar nedeniyle 7 günlük bir Filistinli bebek bu sabah hayatını kaybetti.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), Gazze Şeridi'ndeki soğuk hava dalgası ve şiddetli soğuk nedeniyle ölenlerin sayısının 15'i aştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA’dan aktardığına göre “Bu rakamlar, özellikle soğuk havaya dayanacak donanımı olmayan çadırlarda yaşayan çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler için Gazze Şeridi'ndeki insani durumun ciddiyetini yansıtıyor. Gazze halkı, fırtınalı, soğuk ve yağışlı havalarda barınak ve tıbbi tedavi eksikliğinden ve yakıt kıtlığı nedeniyle ısınma sıkıntısından muzdarip.”

Alman Kızılhaçı ise Gazze Şeridi sakinlerinin zaten kötüleşen koşullarının kış aylarında daha da kötüleştiğini duyurdu.

Alman Kızıl Haçı Başkanı Hermann Grohe, Alman gazetesi Rheinische Post'a şunları söyledi: “Kış ayları, yetersiz tedarik koşulları ile birleşince, çocuklar, yaralılar ve yaşlılar için özellikle korkunç oluyor.”

Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)

Groh, ciddi bir malzeme sıkıntısından bahsederek, “Hala her şeyde sıkıntı var: yeterli gıda, tıbbi malzeme, ilaç, elektrik ve su” ifadelerini kullandı.

Eski Alman sağlık bakanı, ateşkesin ardından, saydığı malzemeler de dahil olmak üzere insani yardım malzemelerinin genel olarak iyileştiğini belirtti: “Ancak, Gazze Şeridi'ne ulaşan insani yardım miktarı hala yetersiz; günde 600 kamyonluk ihtiyaç karşılanamıyor.”

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü'ne göre Gazze Şeridi'nde yetersiz tıbbi bakım büyük bir sorun.

Örgütün yönetici direktörü Christian Katzer gazeteye verdiği demeçte, “Birçok Filistinli tedavi edilebilecek hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor” diyerek, hastaların tedavi için Almanya'daki hastanelere nakledilmesinin giriş kuralları nedeniyle başarısız olduğunu ifade etti.


Hizbullah’a ait devasa tesisin ele geçirilmesi… Lübnan iç siyasetinin ötesine geçen mesajlar

Hizbullah’a ait tesiste Sovyet yapımı araçlar, bir vinç ve mühimmat kutuları görülüyor. (Sosyal medya)
Hizbullah’a ait tesiste Sovyet yapımı araçlar, bir vinç ve mühimmat kutuları görülüyor. (Sosyal medya)
TT

Hizbullah’a ait devasa tesisin ele geçirilmesi… Lübnan iç siyasetinin ötesine geçen mesajlar

Hizbullah’a ait tesiste Sovyet yapımı araçlar, bir vinç ve mühimmat kutuları görülüyor. (Sosyal medya)
Hizbullah’a ait tesiste Sovyet yapımı araçlar, bir vinç ve mühimmat kutuları görülüyor. (Sosyal medya)

Geçtiğimiz hafta yerel medyada yayımlanan görüntüler, Güney Lübnan’da Litani Nehri’nin güneyinde yer alan Kefra ile Sıddıkin beldeleri arasında ele geçirilen büyük bir askeri tesisi ortaya koydu. Tesiste nitelikli silahlar ve yüklü miktarda mühimmat bulunduğu; söz konusu operasyonun Lübnan ordusunun son dönemde Hizbullah’a ait tesislere yönelik en dikkat çekici operasyonlarından biri olduğu belirtildi.

Sızdırılan görüntülerde öne çıkan unsurlardan biri, Tupolev Tu-143 Reys tipi insansız keşif uçağı oldu. Askeri konular üzerine çalışan araştırmacı Mustafa Esad’a göre, söz konusu araç Sovyetler Birliği’nde üretilmiş bir askeri keşif aracı olup, bilgi toplama ve askeri hedeflerin görüntülenmesi amacıyla kullanılıyordu.

Alışılmadık bir araç

Esad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sızdırılan askeri depo görüntülerinin bunun sıradan bir mühimmat deposu olmadığını açıkça ortaya koyduğunu söyledi. Esad, tesisin ya büyük miktarlarda silah depolamak ya da dağıtım için merkezi bir nokta olarak kullanıldığını, bunun da iç salonun büyüklüğü, yerleşim düzeni ve mekânın mühendislik yapısından anlaşıldığını belirtti.

Esad, deponun tavan yüksekliği ile içeride bir vinç bulunmasının, buranın insansız hava araçlarıyla (İHA) çalışmak üzere kullanıldığına işaret ettiğini, bu yönüyle daha önce ortaya çıkan depoların çoğundan ayrıldığını ifade etti. Görüntülerde yer alan araçların ise 1970’li yıllara dayanan eski Sovyet yapımı modeller olduğunu söyledi.

Bu tür araçların mevcut verilere göre teknik olarak değiştirilmediğini belirten Esad, bunların sınırlı bir çerçevede; keşif amacıyla ya da hava savunma sistemlerini oyalamak için kullanıldığını, askeri anlamda belirleyici bir silah ya da seyir füzesi niteliği taşımadığını kaydetti.

Esad, söz konusu araçların kaynağının büyük olasılıkla Suriye ordusunun depoları olduğunu belirterek, önceki görüntülerin benzer miktarların Hizbullah’a ya da İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) teslim edildiğini gösterdiğini ifade etti.

 Lübnan ordusuna mensup bir asker, Hizbullah tesisinde mühimmat kutularının önünde duruyor. Güvenlik nedeniyle yüzü yapay zekâ kullanılarak gizlenmiş. (Sosyal medya)Lübnan ordusuna mensup bir asker, Hizbullah tesisinde mühimmat kutularının önünde duruyor. Güvenlik nedeniyle yüzü yapay zekâ kullanılarak gizlenmiş. (Sosyal medya)

Görüntülerde yer alan mühimmatlara ilişkin değerlendirmede bulunan Esad, yeşil ve gri olmak üzere iki tür sandığın görülmesinin, bunların içeriği ya da kaynağı konusunda kesin bir yargıya varılmasını zorlaştırdığını söyledi. Ancak gri sandıkların İran yapımı mühimmatlara benzediğini, yeşil olanların ise büyük olasılıkla Suriye’den geldiğini belirtti. Söz konusu sandıkların, 100 ya da 130 milimetre gibi farklı çaplarda havan mühimmatları içerebileceğini kaydeden Esad, üzerlerinde açık ve okunur işaretler bulunmaması nedeniyle bunun doğrulanamadığını ifade etti.

Esad, bu deponun Lübnan ordusunun ulaştığı ilk tesis olmadığını, girişinin daha önce hedef alınmış olabileceğini belirterek, “Bu dosyadaki asıl yenilik, görüntülerin kamuoyuna sızdırılması. Bu tür sızıntılar genellikle kendiliğinden gerçekleşmez; büyük olasılıkla belirli bir zamanda belirli bir mesaj vermek amacıyla alınmış bir karardır” dedi.

Daha geniş bir sahnenin parçası

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib de görüntülerde yer alan bulguların, Lübnan ordusunun daha önce açıkladığı resmi verilerle tamamen örtüştüğünü söyledi. Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, hem Güney Bölgesi Komutanlığı’nın açıklamaları hem de basın toplantıları ve hükümete sunulan raporlarda paylaşılan bilgilerle uyumlu bir tablo ortaya çıktığını ifade etti. Melaib, 177 tünelin ortaya çıkarılması, bölgede 12 bin uluslararası asker ile 8 bin Lübnan askerinin konuşlandırılması ve İsrail’in yoğun hava gözetimi altında bulunulmasının, Kefra’da ortaya çıkan görüntülerin büyük olasılıkla tespit edilebilen ya da izlenebilen unsurların yalnızca bir bölümünü yansıttığını, sahadaki gerçek tabloyu bütünüyle göstermediğini belirtti.

Siyasi-askeri mesajlar

Melaib, Kefra’daki tesisin görüntülerinin sızdırılmasının, teknik boyutun ötesine geçen siyasi ve askeri mesajlar taşıdığını belirterek, Lübnan’ın silahların sınırlandırılması sürecinde fiilen ikinci aşamaya girip girmediği sorusunu gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Melaib, “Sızıntının zamanlaması, bu görüntüleri envanter çıkarma ve izleme aşamasından, derin askeri yapının açığa çıkarıldığı aşamaya fiili geçişin ilk işaretleri haline getiriyor” dedi.

Melaib, görüntülerin ilk mesajının ABD’ye yönelik olduğunu ve Lübnan’ın silahların devlet elinde sınırlandırılması sürecinde somut adımlar atmaya başladığını teyit etmeyi amaçladığını ifade etti. İkinci mesajın ise toplantısı öncesinde Ateşkesi Denetleme Komitesi’ne (Mekanizma) verildiğini belirten Melaib, ordu temsilcisinin bugüne kadar yapılan çalışmalara ve ileride tamamlanabilecek adımlara ilişkin teknik bir envanter sunduğunu, tartışmaların askeri ve teknik çerçevede tutulmasının vurgulandığını söyledi. Melaib’e göre tesisin görüntülerinin sızdırılması, bu dosyayı varsayımlar düzeyinden çıkararak doğrudan Mekanizma’nın gündemine taşıyan somut bir gerçeklik ortaya koyuyor.

İçişleri ve egemenlik

Melaib, görüntülerin iç kamuoyuna yönelik bir boyutu da bulunduğunu belirterek, bunun Lübnan kamuoyuna hükümetin silahların sınırlandırılmasına ilişkin kararının teorik bir adım olmadığını gösteren bir mesaj niteliği taşıdığını söyledi. Egemenlik boyutuna da dikkat çeken Melaib, görüntülerin Lübnan ordusunun konumunda daha derin bir dönüşümle örtüştüğünü ifade etti. Melaib’e göre, bu büyüklükte tesislerin açığa çıkarılması ve savaş ile barış kararının devletin elinde olduğunun resmi olarak vurgulanması, askeri kurumun artık marjinal bir rolde olmadığını ortaya koyuyor. Melaib ayrıca, olası bir İsrail ihlalinin gelecekte, sınırlı imkânlar çerçevesinde dahi olsa, resmi bir devlet kararıyla karşılık bulacağı mesajının verildiğini bildirdi.


Mladenov'un İsrail ile Ramallah arasında yürüttüğü mekik diplomasisi, Gazze Yönetim Komitesi’nin oluşumunu hızlandırıyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda meydana gelen yıkımdan (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda meydana gelen yıkımdan (AFP)
TT

Mladenov'un İsrail ile Ramallah arasında yürüttüğü mekik diplomasisi, Gazze Yönetim Komitesi’nin oluşumunu hızlandırıyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda meydana gelen yıkımdan (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda meydana gelen yıkımdan (AFP)

Gazze’de kurulması planlanan Barış Konseyi’nin genel direktörlüğü için adı geçen Nikolay Mladenov, Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh ile Gazze Şeridi’nde yürürlükte olan ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına ilişkin düzenlemeleri görüştü.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre, Mladenov’un İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmenin hemen ardından gerçekleşen bu temas, ateşkesin ikinci aşamasının başlatılması ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için bir idari komitenin kurulmasının ilan edilmesi ihtimalini güçlendiriyor.

Netanyahu daha önce, 2015 başı ile 2020 sonu arasında Birleşmiş Milletler (BM) Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatörü olarak görev yapan Bulgar diplomat Nikolay Mladenov’un, ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı ve Gazze’deki barış sürecini denetlemekle görevlendirilen Barış Konseyi’nin genel direktörlüğüne seçildiğini açıklamıştı.

Filistin resmi haber ajansı WAFA’nın aktardığına göre, Hüseyin eş-Şeyh dün Ramallah’taki ofisinde Mladenov ve beraberindeki heyeti kabul etti. Görüşmeye Filistin Yönetimi’nin İstihbarat Şefi Macid Ferec de katıldı.

Görüşmede, idari komitenin yanı sıra Filistin polis ve güvenlik güçlerinin görevlerini üstlenmesi, bu yapıların egemenlik ve meşruiyet sahibi Filistin Yönetimi ile ilişkilendirilmesi ve Barış Konseyi’nin kuruluşunun açıklanmasına yaklaşılırken Trump’ın planının ikinci aşamasının uygulanma yolları ele alındı.

Eş-Şeyh, ikinci aşamanın uygulanmasına derhal başlanması gerektiğini vurgulayarak, bu kapsamda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesinin önemine dikkat çekti. İkinci aşamanın, Hamas yönetiminin sona erdirilmesini, silahların teslim edilmesini ve Trump’ın planı doğrultusunda yeniden imar sürecine geçilmesini öngördüğünü belirtti.

Görüşmede eş-Şeyh, Gazze Şeridi’nin Filistin devletinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayarak, Gazze Şeridi’ndeki Filistin kurumları ile Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi arasında siyasi, idari ve hukuki bağın kurulmasının; tek otorite, tek hukuk ve tek meşru silah ilkesine saygı gösterilmesinin önemine işaret etti.

Eş-Şeyh ayrıca, Gazze’de geçiş süreci uygulanırken, uluslararası hukuku ihlal eden tüm tek taraflı uygulamaların derhal durdurulmasını öngören acil bir planın hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek, yerleşim faaliyetlerinin genişletilmesinin durdurulması, yerleşimci şiddetinin sona erdirilmesi ve alıkonulan Filistin fonlarının serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Öte yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, perşembe akşamı yaptığı açıklamada, Netanyahu’nun Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin tamamen silahlardan arındırılması konusunda ısrarcı olduğunu duyurdu. Bu iki madde, Trump yönetimi tarafından sunulan 20 maddelik ateşkes planının temel şartları arasında yer alıyor.

Filistin ve İsrail meseleleri konusunda uzman siyaset bilimi profesörü Dr. Tarık Fehmi ise Mladenov’un deneyimli ve itibarlı bir diplomat olduğunu belirterek, her ne kadar Barış Konseyi hiyerarşisinde eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in ardından ikinci sırada yer alsa da, Mladenov’un kabul gördüğünü ifade etti. Fehmi, Blair’in Arap dünyasında yeterli kabul görmediğine dikkat çekerek, Mladenov’un ‘teknokratlardan oluşacak komitenin ilanını hızlandıracak ve süreci hazırlayacak’ bir rol üstleneceğini söyledi.

Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, dün Ramallah'ta Nikolay Mladenov ve beraberindeki heyeti kabul etti. (WAFA)Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, dün Ramallah'ta Nikolay Mladenov ve beraberindeki heyeti kabul etti. (WAFA)

Filistinli siyasal analist Dr. Abdulmehdi Mutava, Mladenov’un Gazze Şeridi’ne yabancı bir isim olmadığına dikkat çekerek, geçmişte BM bünyesinde Ortadoğu’da görev yaptığını hatırlattı. Mutava, Mladenov’un Netanyahu ve Hüseyin eş-Şeyh ile yaptığı temasların, görüş alışverişinde bulunmak ve bakış açılarını yakınlaştırmak amacı taşıdığını belirtti. Bu temasların, ikinci aşamadaki ilerlemeye paralel olarak kapsamı genişleyecek kısmi bir Filistin yönetimine ulaşmayı hedeflediğini ifade eden Mutava, özellikle Hamas’ın ve Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasıyla bağlantılı engellerin aşılabilme kapasitesinin de bu süreçte test edileceğini kaydetti.

Trump’ın Gazze için öngördüğü ve 20 maddeden oluşan barış planına göre, Gazze Şeridi geçici bir süreyle, siyasi aidiyeti bulunmayan teknokratlardan oluşacak Filistinli bir geçiş komitesi tarafından yönetilecek. Söz konusu komite, Barış Konseyi’nin gözetim ve denetimi altında faaliyet gösterecek.

ABD merkezli Axios internet sitesi, Amerikalı yetkililer ve konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İsrail ile Hamas arasında varılan ve geçtiğimiz yıl 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması kapsamında, Barış Konseyi’nin kuruluşunu bu hafta içinde ilan etmesinin beklendiğini aktardı.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati de perşembe akşamı BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı telefon görüşmesinde, İsrail’in Gazze Şeridi’nden çekilmesinin önemini vurguladı. Abdulati, Gazze Şeridi’nin yönetimi için geçici Filistinli teknokratlar komitesinin ilan edilmesi ve uluslararası bir istikrar gücünün oluşturulmasının gerekliliğine dikkat çekti.

Tarık Fehmi, Barış Konseyi’nin önümüzdeki günlerde ilan edilmesini beklediğini belirterek, ikinci aşamanın gerçek anlamda başlatılması için komitenin açıklanması yönünde baskıların arttığını ve aday isimlere yönelik olası itirazların aşılmaya çalışıldığını söyledi. Fehmi, sürecin İsrail’in manevra ve engellemelerinden uzak şekilde ilerlemesinin hedeflendiğini kaydetti. Mutava ise Barış Konseyi ile Gazze Şeridi’ni yönetecek idari komitenin bu hafta ilan edilmesinin ve böylece ikinci aşamaya fiilen geçilmesinin beklendiğini ifade etti.