Lübnan Ordu İstihbaratı, Caca’yı Tayyuna olayları ile ilgili ifade vermeye çağırdı

Lübnan Kuvvetleri’nden bir milletvekli “Çağrı, Şii İkili’nin yargıçlardan birine yaptığı baskıdan kaynaklandı” açıklamasında bulundu.

Lübnan Kuvvetleri lideri Samir Caca. (NNA)
Lübnan Kuvvetleri lideri Samir Caca. (NNA)
TT

Lübnan Ordu İstihbaratı, Caca’yı Tayyuna olayları ile ilgili ifade vermeye çağırdı

Lübnan Kuvvetleri lideri Samir Caca. (NNA)
Lübnan Kuvvetleri lideri Samir Caca. (NNA)

Lübnan’da Tayyuna olaylarına ilişkin gerilim sürüyor.  Lübnan Ordu İstihbarat Müdürlüğü, 25 Ekim’de Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Samir Caca’yı 27 Ekim Çarşamba günü, Tayyuna olayları hakkında ifade vermeye çağırdı. Askeri Savcılık aynı davada 18’i tutuklu 68 kişi hakkında da iddianame gönderdi. Yapılan açıklamada“İstihbarat Müdürlüğü 25.10.2021 tarihinde, Tayyuna olaylarına ilişkin incelemelerini tamamlayarak tutuklulara ilişkin dosyayı Askeri Savcılığa sevk etti” denildi.
İstihbarat Müdürlüğü tarafından soruşturmanın kapatılması ve bunun soruşturmaların İstihbarat yerine Askeri Savcılığa devredilmesi nedeniyle kafa karışıklığı yaşanıyor. Süreci yakından takip eden bir kaynak Şarku’l Avsat’a şu açıklamada bulundu:
“Ordu istihbaratı, dosyanın soruşturma hakimine gönderilmesine rağmen olayla ilgili soruşturmayı sürdürüyor. Askeri Savcılık, İstihbarat Müdürlüğü’nü Caca’yı dinlemesi ve duruşmanın sonucunu bildirmesi için görevlendirdi. Ordu istihbaratından bir yetkili dün Caca’nın evine giderek kendisine çağrıldığı tarih hakkında bilgi vermek istedi. Koruması, Caca’nın evde olmadığını söyledi. Ardından celbi evin kapısına asmak zorunda kaldılar.”
Caca’nın çarşamba günü ifadeye gelmemesi durumunda Askeri Savcılığın konuyla ilgili bilgilendirileceğini belirten kaynak “Savcılık, konunun reddi veya yasal prosedürlere geçilmesi gibi bir sonraki adıma karar verebilir” dedi.
Caca ise ifadeye çağrılmasına “Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın dinlenmesi şartıyla yargı önüne çıkacağım” cevabını vermişti.  
25 Ekim’de Caca’nın eşi Milletvekili Sethrida Caca, durumu ‘özgür, egemen, bağımsız vatan projesinin düşmanları tarafından Lübnan Kuvvetleri’ni kuşatma ve kontrol altına alma girişiminde yeni bir aşama’ olarak nitelendirdi. Sethrida Caca açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Son dönmede Lübnan Kuvvetleri Partisi’ne yönelik kötü niyetli bir saldırıya tanık olmamız tesadüf değildir. Aksine özgür, egemen ve bağımsız projenin düşmanları tarafından Lübnan Kuvvetleri’ni kuşatma ve kontrol altına alma girişiminde yeni bir aşamadır. Lübnan Kuvvetleri’ni çeşitli şekillerde zayıflatmaya çalıştılar ve siyasi olarak partiyi kuşatma girişiminden, 2012 yılında parti lideri Samir Caca’ya suikast girişimine, hatta bugüne kadar bazı adli merciiler yoluyla sahte, aldatıcı ve iftirayla şeytanlaştırma girişiminde bulundular.  Bunun için her türden  aracı kullanmaktan da çekinmediler. Bugün bu merciiler aracılığıyla siyasi bir parti olarak inadımız, kararlılığımız ve projeleri karşısında siyasi sağlamlığımızın bedelini, egemen ve milli duruşumuzun bedelini bize ödetmeye çalışıyorlar. Uzlaşmayı reddettik. Lübnan tarihinin en büyük katliamının işlendiği Beyrut’ta bize hakkın, adaletin ve halkımızın yanında yer almamızın bedelini ödetmeye çalışıyorlar.”
Milletvekili Sethrida Caca açıklamasının devamında baskılardan yılmayacaklarını vurguladı:
“Neden bugün bu konuşmayı yapıyoruz? Çünkü başkanımız Samir Caca, İstihbarat Müdürlüğü’nün soruşturma şubesine ifade vermek üzere çağrılma talebi kendisine bildirildikten sonra, bu dosyada terslikler olduğu kesinleşti. Mağduru çağırmanın mantıksız olduğunu düşünerek bize baskı yapmak için bazı adli merciileri takip etmek isteyenler var. Saldırgan ise ifade vermeye karşı bağışıklık kazanmış durumda. Temin ederim ki herhangi bir baskı bizi Lübnan uğruna mücadelemizi sürdürmekten asla alıkoyamaz.”
Diğer yandan Lübnan Kuvvetleri Milletvekili Fadi Saad, Caca’nın çağrılmasının, Şii İkili’nin (Hizbullah ve Emel Hareketi) kendilerine yakın yargıçlardan biri üzerindeki baskısının sonucudur” açıklamasında bulundu. Saad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Çağrılma konusunda henüz bir karar bulunmuyor. Halka saldıranların çağrılması gerekiyordu, onları savunanların değil. Adalet nerede? Hizbullah’tan daha acımasız olan Suriye rejimi bile bize boyun eğdiremedi. Bunu Hizbullah da yapamayacak.”
Lübnan Kuvvetleri Partisi Sekreteri eski Milletvekili Fadi Kerem de Twitter üzerinden şu açıklamada bulundu:
“Devlet organını kullanmaya çalışarak Samir Caca’ya ve Lübnan Kuvvetleri’ne yapılan saldırı, Lübnan’ın onuruna ve özgürlüklerine yöneliktir. Onlar Lübnan’ın egemenliğini savunmanın bedelini ödüyorlar.”
Kerem ayrıca şu an Lübnan’ın suçlular tarafından yönetilmesi ve ülkeyi kurtararak normal sivil işleyişe döndürmek arasında bir savaş verdiklerini vurguladı.
Konuya dair açıklama yapan bir diğer isim de Lübnan Kuvvetleri milletvekili Vehbi Katişa oldu. Katışa Twitter üzerinden şunları söyledi:
“Mağduru soruşturmaya çağırmadan önce saldırganların filmlerine, fotoğraflarına, televizyon ve sosyal medyadaki tehdit mesajlarına tanık oldular. Küstahlığın doruk noktası, özgür adamlardan başlayarak devletin denenmeye çalışılmasıdır. İşgal kültürü yok etme kültürüyle birleşip Lübnan’da özgür insanların karşısına çıkınca, Kuvvetçilerin ve tüm özgür insanların sayısı artar.”

68 sanığa iddianame
Ulusal Haber Ajansı’na (NNA) göre askeri mahkemeden hükümet komiseri Fadi Akiki, Tayyana olayları iile ilgili olarak ‘cinayet, adam öldürmeye teşebbüs, mezhep çatışmasını körükleme, ruhsatsız askeri silah bulundurma, kamu ve özel mülke sabotaj’ suçlamalarıyla 18’i tutuklu 68 kişiye iddianame gönderdi. Sanıklar, dosyayla birlikte Birinci Askeri Soruşturma Yargıcı Fadi Savan’a sevk edildi.

Gerilim artıyor
Söz konusu gelişme, özellikle Hizbullah tarafından yürütülen çatışmalarla ilgili olarak taraflar arasında tansiyonunun yükseldiği bir zamanda yaşandı. Partinin Merkez Konseyi üyesi Şeyh Nebil Kavuk 25 Ekim’de yaptığı açıklamada “Tayyuna’da yaşananlar, Lübnan Kuvvetleri milislerinin suçlu kimliğinin değişmediğini ve projelerinin, iç savaşı yeniden alevlendirmek için mükemmel bir reçete olduğunu gösteriyor” dedi.
Diğer yandan Emel Hareketi, Beyrut Limanı patlamasına ilişkin davada adli müfettişe yönelik saldırılarını sürdürdü. Hareketin siyasi bürosunu ‘hakkı yerine getirmeye’ çağırdı. Hareketin olağan gündemli toplantısı sırasına yapılan açıklamada  “Tayyuna katliamıyla ilgili soruşturmaların tamamlanması, suçlulardan hesap sorulması ve davada gevşek davranılmasının engellenmesi, şehitlerin ve yaralıların kanının bir kez daha dökülmesinin önlenmesi gerek” denildi.
Hareket tarafından yapılan açıklamanı devamında şu ifadeler kullanıldı:
“Bir suçla ilgili soruşturmalar normal ve hukuken devam ederken, soruşturmaya çağrılanlar buna neden karşılar? Soruşturmalar anayasanın ve yasaların ötesine geçtiğinde bu teorik bir tartışma halini alır. Tıpkı adli müfettişin caydırıcılık, hesap verebilirlik ve gözetim olmaksızın, aksine kötü niyetli, keyfi, seçici ve açık şekilde anayasal ve yasal ihlallerini ve komisyonlarını sürdürmekte ısrar ettiği liman suçunda olduğu gibi.”



Gazze'de Uluslararası İstikrar Gücü oluşturulmasının gecikmesinin ardındaki üç neden

Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
TT

Gazze'de Uluslararası İstikrar Gücü oluşturulmasının gecikmesinin ardındaki üç neden

Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)

Bu ayın ortalarında Gazze Şeridi'nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının başlatılmasıyla ana yürütme organları oluşturulurken, Gazze için ‘Uluslararası İstikrar Gücü’nün katılımcılarının açıklanmasının gecikmesinin nedenleri konusunda soru işaretleri devam ediyor.

Washington’ın geçtiğimiz eylül ayında planının uygulamaya konulmasıyla barışı sağlamayı amaçlayan bu güç, barış gücü haline getirildi. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre açıklama, üç ana nedenden dolayı gecikti. Bunlardan birincisi, güce dahil olacak ülkelerin katılımına ilişkin bir karar alınmaması, ikincisi gücün komutanı konusunda anlaşmaya varılmasının gecikmesi ve üçüncüsü de İsrail'in Türk ve Katar güçlerinin bu güce katılmasına karşı çıkmasının yanı sıra arabulucuların bu konuda bir anlaşmaya varmalarından sonra uluslararası çatışmaları önlemek amacıyla Gazze Şeridi'ni silahsızlandırmaktan sorumlu olan ve son aylarda Mısır ve Ürdün'de eğitilen Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmasından sonra göreve başlayacak olmaları.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, pazar günü Kahire'de Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı görüşmede, ‘ateşkesin uygulanmasını izlemek, İsrail'in geri çekilmesini sağlamak ve erken iyileşme ve yeniden yapılanmanın önünü açmak için uluslararası bir istikrar gücü konuşlandırılmasının önemini’ vurguladı.

Bu son açıklamadan önce Beyaz Saray, geçtiğimiz cuma günü ‘Barış Konseyi’nin kurulduğunu ve Gazze Şeridi'ndeki geçiş dönemini yönetmek için dört yapıdan biri olarak ‘Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kabul edildiğini duyurdu. Söz konusu yapılar arasında Barış Konseyi, Gazze Yürütme Konseyi, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi ve Uluslararası İstikrar Gücü bulunuyor. Ayrıca katılımcı ülkeler açıklanmadan Gazze'deki Uluslararası İstikrar Gücü'nün komutanlığına Jasper Jeffers atandı.

Özellikle, son haftalarda Amerikan ve İsrail basında yer alan haberlere göre, İsrail'in çekinceleri olmasına rağmen ABD’nin kabul ettiği Türkiye'nin Gazze’de konuşlandırılması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılımı konusunda daha önce yaşanan anlaşmazlık açısından başta ABD olmak üzere arabuluculuk yapan ülkeler, katılımcı ülkelerin ayrıntılarının açıklanmasındaki gecikmenin nedenine değinmedi.

Askeri ve strateji uzmanı Tuğgeneral Samir Ragib, katılımcı ülkelerin açıklanmasının gecikmesinin üç ana nedeni olduğunu düşünüyor. Tuğgeneral Ragib’e göre bunların başında katılımcı ülkeler konusundaki anlaşmazlık geliyor. Ardından İsrail'in Türkiye ve Katar'ın katılımına karşı çıkması ve güvenliği sağlamakla görevli Filistin polis güçlerinin henüz konuşlandırılmamış olması geliyor. Dördüncü neden ise Uluslararası İstikrar Gücü komutanı ile ilgili bir anlaşmazlıktı, ancak bu sorun cuma günü ABD’li bir generalin seçilmesiyle çözüldü. Arap Kalkınma ve Stratejik Araştırmalar Vakfı'nın başkanı olan Ragib, katılımcı ülkelerin ocak ve şubat aylarında açıklanmasını ve gücün mart ayında sahada operasyonlara başlamasını bekliyor.

Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli aileleri barındıran çadırlar (AFP)Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli aileleri barındıran çadırlar (AFP)

Askeri ve stratejik analist Tümgeneral Samir Ferec Şarku'l Avsat'a, uluslararası güçlerin konuşlandırılmasındaki gecikmenin, İsrail'in Türkiye'nin katılımına veto etmesi ve uluslararası güçlerin girişine yol açması ve içerdeki direniş unsurlarıyla çatışmaması için konuşlandırılması gereken Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmaması nedeniyle olduğunu söyledi.

Ferec, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Türkiye'nin şu anda Hamas liderlerini barındırdığı ve onlar üzerinde etkisi olduğu için Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılması gerektiğinden emin olduğunu, bu yüzden İsrail'e bunu kabul etmesi için baskı yapacağını ve Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmasından sonra önümüzdeki dönemde katılımcıları açıklayacağını düşünüyor.

Beyaz Saray’ın açıklamasına göre Uluslararası İstikrar Gücü’nün görevleri arasında, güvenlik operasyonlarını yönetmek ve silahsızlanmayı desteklemek, insani yardım ve yeniden inşa malzemelerinin teslimatını sağlamak, Barış Konseyi'ne ateşkesin uygulanmasını izlemede yardımcı olmak ve bağışçıların katkılarıyla kapsamlı planın hedeflerine ulaşmak için gerekli operasyonları yürütmek yer alıyor.

Ragib’e göre Uluslararası İstikrar Gücü, bu görevler çerçevesinde Gazze içindeki geçiş noktalarına ve sınır yollarına yakın, Philadelphia Koridoru'na bitişik ve İsrail güçleri çekilene kadar İsrail'in kontrolündeki Sarı Hat'ta istikrarı sağlayacak bir güç olacak.

Ferec ise silahsızlanma konusunda ciddi ve samimi bir mutabakat sağlanmadığı ve silahsızlanma konusu özellikle Filistin polisine emanet edildiği sürece hiçbir görevin başarıya ulaşmasının beklenemeyeceğini belirtti.

Ferec’e göre Gazze Şeridi Yönetim Komitesi'nin kalan sorunları çözüldükten ve Hamas'tan görevlerini devraldıktan sonra Filistin polis güçlerinin önümüzdeki iki hafta içinde görevlerine başlayabilir. Böylece önümüzdeki iki ay içinde uluslararası güçlerin girişine daha fazla yaklaşmış olacağız.


Suriye ordusu: PKK ve eski rejimin kalıntılarından oluşan gruplar anlaşmayı bozmaya çalışıyor… Üç asker öldürüldü

Stratejik öneme sahip Tabka şehrini ele geçiren Suriye ordusuna ait birlikler (Reuters)
Stratejik öneme sahip Tabka şehrini ele geçiren Suriye ordusuna ait birlikler (Reuters)
TT

Suriye ordusu: PKK ve eski rejimin kalıntılarından oluşan gruplar anlaşmayı bozmaya çalışıyor… Üç asker öldürüldü

Stratejik öneme sahip Tabka şehrini ele geçiren Suriye ordusuna ait birlikler (Reuters)
Stratejik öneme sahip Tabka şehrini ele geçiren Suriye ordusuna ait birlikler (Reuters)

Suriye Ordusu Operasyonlar Dairesi bugün yaptığı açıklamada, Suriye güçlerini hedef alan iki ayrı saldırıda üç askerin hayatını kaybettiğini, bazı askerlerin de yaralandığını duyurdu.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın aktardığı açıklamada, “Terör örgütü PKK’ya bağlı bazı terörist gruplar ile devrik rejim kalıntılarının, anlaşmanın uygulanmasını engellemek amacıyla Suriye ordusu unsurlarını hedef almaya çalıştığı” ifade edildi.

Öte yandan Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye hükümetini Ayn İsa, eş-Şedade ve Rakka bölgelerinde kendi güçlerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçladı.

SDG tarafından yapılan açıklamada, “Rakka’da DEAŞ mensuplarının tutulduğu el-Aktan Cezaevi çevresinde güçlerimiz ile söz konusu gruplar arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Bu durum son derece tehlikeli bir gelişme” denildi.

Suriye ordusu el-Cezire bölgesine konuşlanıyor

SANA, Suriye ordusunun bugün erken saatlerde, Suriye devleti ile SDG arasındaki anlaşma kapsamında ülkenin kuzeydoğusundaki el-Cezire bölgesine konuşlanmaya başladığını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığı haberde, Tişrin Barajı ile Rakka’nın kuzey kırsalının güvence altına alındığı, ayrıca Haseke’nin batı kırsalının da kontrol altına alındığı bildirildi.

Suriye Ordusu Operasyonlar Dairesi, sivil halka, ordu birimlerinin talimatlarına uymaları ve bölgeye yalnızca gerekli hallerde hareket etmeleri çağrısında bulundu.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün, SDG lideri Mazlum Abdi ile yeni bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, ateşkesin sağlanmasını ve SDG’nin tam entegrasyonunu öngörüyor.

Yeni anlaşmaya göre, ‘tüm cephelerde ve temas noktalarında derhal ve kapsamlı bir ateşkes’ uygulanacak, aynı zamanda SDG’ye bağlı tüm askeri birlikler, yeniden konuşlanmanın hazırlık adımı olarak Fırat’ın doğusuna çekilecek.

Anlaşma metninde, Suriye hükümetine Deyrizor ve Rakka vilayetlerinin hem idari hem de askeri kontrolünün derhal teslim edileceği, tüm petrol sahaları ve sınır kapılarının devredileceği belirtiliyor. Ayrıca Haseke’ye bir vali atamak ve Haseke’deki tüm sivil kurumları Suriye devleti çatısı altında toplamak için bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılacağı ifade ediliyor.

Suriye ordusu mensupları, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından Rakka’ya girişlerini kutluyor. (Reuters)Suriye ordusu mensupları, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından Rakka’ya girişlerini kutluyor. (Reuters)

Anlaşma, SDG’nin tüm askeri ve güvenlik personelinin, gerekli güvenlik denetimlerinden geçtikten sonra bireysel olarak Suriye Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesine entegre edilmesini ve Kürt bölgelerinin korunmasını öngörüyor.

Anlaşma ayrıca, Ayn el-Arab (Kobani) kentinin ağır askeri unsurlardan arındırılmasını ve kentte sivil bir gücün kurulmasını içeriyor. Bunun yanı sıra, DEAŞ mensuplarının tutulduğu cezaevleri dosyasından sorumlu idari yapının Suriye hükümeti kurumlarına entegre edilerek, hukuki ve güvenlik sorumluluğunun tamamen devlete devredilmesi kararlaştırıldı.

Anlaşma metni, SDG’yi, ‘komşuluk ilişkilerinde istikrarı sağlamak için Suriye sınırlarından tüm Suriyeli olmayan liderleri ve PKK üyelerini uzaklaştırmaya’ mecbur kılıyor.


SDG: Rakka'da DEAŞ tutuklularının bulunduğu hapishane yakınlarında çatışmalar çıktı

Suriye hükümeti güçleri, Suriye hükümeti ile Kürt güçleri arasında varılan anlaşmadan bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'da konuşlandı (AFP)
Suriye hükümeti güçleri, Suriye hükümeti ile Kürt güçleri arasında varılan anlaşmadan bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'da konuşlandı (AFP)
TT

SDG: Rakka'da DEAŞ tutuklularının bulunduğu hapishane yakınlarında çatışmalar çıktı

Suriye hükümeti güçleri, Suriye hükümeti ile Kürt güçleri arasında varılan anlaşmadan bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'da konuşlandı (AFP)
Suriye hükümeti güçleri, Suriye hükümeti ile Kürt güçleri arasında varılan anlaşmadan bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'da konuşlandı (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), bugün yaptığı açıklamada, ülkenin kuzeydoğusundaki Rakka'da DEAŞ tutuklularının bulunduğu hapishane çevresinde SDG savaşçıları ile hükümet güçleri arasında şiddetli çatışmaların çıktığını bildirdi.

SDG’nin bugün yayınladığı basın açıklamasında, "İlan edilen ateşkes anlaşmasına ve bu konuda yapılan resmi açıklamalara rağmen, Şam hükümetine bağlı gruplar Ayn İsa, Şeddadi ve Rakka'daki güçlerimize yönelik saldırılarına devam ediyor" ifadeleri yer aldı.

Açıklamada, "Şu anda, DEAŞ terör örgütü mensuplarının tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesi civarında güçlerimiz ile bu gruplar arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor ve bu çok tehlikeli bir gelişme" diye belirtildi.

Suriye hükümet güçleri, 19 Ocak 2026'da Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'da konuşlandıkları sırada (AFP)Suriye hükümet güçleri, 19 Ocak 2026'da Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'da konuşlandıkları sırada (AFP)

SDG, "bu grupların cezaevine ulaşma ve ele geçirme girişimleri nedeniyle tehdit seviyesinin önemli ölçüde arttığını" vurgulayarak, "bu tür eylemlerin istikrarı tehdit eden ve kaos ile terörizmin geri dönüşüne kapı açan ciddi güvenlik sonuçlarına yol açabileceğini" ifade etti.

SDG, bu saldırıların devam etmesinden kaynaklanabilecek her türlü felaket sonucundan saldırgan tarafları tamamen sorumlu tuttu.

Suriye ordusu bugün, PKK'yı (Kürdistan İşçi Partisi) hedef alan iki operasyonda üç askerinin öldüğünü ve birçok askerin yaralandığını açıkladı.

Dün gece Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, SDG (Suriye Demokratik Güçleri) ile ateşkes anlaşması imzaladı ve SDG'nin Suriye ordusuna tam entegrasyonunu sağladı.