Lübnan Ordu İstihbaratı, Caca’yı Tayyuna olayları ile ilgili ifade vermeye çağırdı

Lübnan Kuvvetleri’nden bir milletvekli “Çağrı, Şii İkili’nin yargıçlardan birine yaptığı baskıdan kaynaklandı” açıklamasında bulundu.

Lübnan Kuvvetleri lideri Samir Caca. (NNA)
Lübnan Kuvvetleri lideri Samir Caca. (NNA)
TT

Lübnan Ordu İstihbaratı, Caca’yı Tayyuna olayları ile ilgili ifade vermeye çağırdı

Lübnan Kuvvetleri lideri Samir Caca. (NNA)
Lübnan Kuvvetleri lideri Samir Caca. (NNA)

Lübnan’da Tayyuna olaylarına ilişkin gerilim sürüyor.  Lübnan Ordu İstihbarat Müdürlüğü, 25 Ekim’de Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Samir Caca’yı 27 Ekim Çarşamba günü, Tayyuna olayları hakkında ifade vermeye çağırdı. Askeri Savcılık aynı davada 18’i tutuklu 68 kişi hakkında da iddianame gönderdi. Yapılan açıklamada“İstihbarat Müdürlüğü 25.10.2021 tarihinde, Tayyuna olaylarına ilişkin incelemelerini tamamlayarak tutuklulara ilişkin dosyayı Askeri Savcılığa sevk etti” denildi.
İstihbarat Müdürlüğü tarafından soruşturmanın kapatılması ve bunun soruşturmaların İstihbarat yerine Askeri Savcılığa devredilmesi nedeniyle kafa karışıklığı yaşanıyor. Süreci yakından takip eden bir kaynak Şarku’l Avsat’a şu açıklamada bulundu:
“Ordu istihbaratı, dosyanın soruşturma hakimine gönderilmesine rağmen olayla ilgili soruşturmayı sürdürüyor. Askeri Savcılık, İstihbarat Müdürlüğü’nü Caca’yı dinlemesi ve duruşmanın sonucunu bildirmesi için görevlendirdi. Ordu istihbaratından bir yetkili dün Caca’nın evine giderek kendisine çağrıldığı tarih hakkında bilgi vermek istedi. Koruması, Caca’nın evde olmadığını söyledi. Ardından celbi evin kapısına asmak zorunda kaldılar.”
Caca’nın çarşamba günü ifadeye gelmemesi durumunda Askeri Savcılığın konuyla ilgili bilgilendirileceğini belirten kaynak “Savcılık, konunun reddi veya yasal prosedürlere geçilmesi gibi bir sonraki adıma karar verebilir” dedi.
Caca ise ifadeye çağrılmasına “Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın dinlenmesi şartıyla yargı önüne çıkacağım” cevabını vermişti.  
25 Ekim’de Caca’nın eşi Milletvekili Sethrida Caca, durumu ‘özgür, egemen, bağımsız vatan projesinin düşmanları tarafından Lübnan Kuvvetleri’ni kuşatma ve kontrol altına alma girişiminde yeni bir aşama’ olarak nitelendirdi. Sethrida Caca açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Son dönmede Lübnan Kuvvetleri Partisi’ne yönelik kötü niyetli bir saldırıya tanık olmamız tesadüf değildir. Aksine özgür, egemen ve bağımsız projenin düşmanları tarafından Lübnan Kuvvetleri’ni kuşatma ve kontrol altına alma girişiminde yeni bir aşamadır. Lübnan Kuvvetleri’ni çeşitli şekillerde zayıflatmaya çalıştılar ve siyasi olarak partiyi kuşatma girişiminden, 2012 yılında parti lideri Samir Caca’ya suikast girişimine, hatta bugüne kadar bazı adli merciiler yoluyla sahte, aldatıcı ve iftirayla şeytanlaştırma girişiminde bulundular.  Bunun için her türden  aracı kullanmaktan da çekinmediler. Bugün bu merciiler aracılığıyla siyasi bir parti olarak inadımız, kararlılığımız ve projeleri karşısında siyasi sağlamlığımızın bedelini, egemen ve milli duruşumuzun bedelini bize ödetmeye çalışıyorlar. Uzlaşmayı reddettik. Lübnan tarihinin en büyük katliamının işlendiği Beyrut’ta bize hakkın, adaletin ve halkımızın yanında yer almamızın bedelini ödetmeye çalışıyorlar.”
Milletvekili Sethrida Caca açıklamasının devamında baskılardan yılmayacaklarını vurguladı:
“Neden bugün bu konuşmayı yapıyoruz? Çünkü başkanımız Samir Caca, İstihbarat Müdürlüğü’nün soruşturma şubesine ifade vermek üzere çağrılma talebi kendisine bildirildikten sonra, bu dosyada terslikler olduğu kesinleşti. Mağduru çağırmanın mantıksız olduğunu düşünerek bize baskı yapmak için bazı adli merciileri takip etmek isteyenler var. Saldırgan ise ifade vermeye karşı bağışıklık kazanmış durumda. Temin ederim ki herhangi bir baskı bizi Lübnan uğruna mücadelemizi sürdürmekten asla alıkoyamaz.”
Diğer yandan Lübnan Kuvvetleri Milletvekili Fadi Saad, Caca’nın çağrılmasının, Şii İkili’nin (Hizbullah ve Emel Hareketi) kendilerine yakın yargıçlardan biri üzerindeki baskısının sonucudur” açıklamasında bulundu. Saad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Çağrılma konusunda henüz bir karar bulunmuyor. Halka saldıranların çağrılması gerekiyordu, onları savunanların değil. Adalet nerede? Hizbullah’tan daha acımasız olan Suriye rejimi bile bize boyun eğdiremedi. Bunu Hizbullah da yapamayacak.”
Lübnan Kuvvetleri Partisi Sekreteri eski Milletvekili Fadi Kerem de Twitter üzerinden şu açıklamada bulundu:
“Devlet organını kullanmaya çalışarak Samir Caca’ya ve Lübnan Kuvvetleri’ne yapılan saldırı, Lübnan’ın onuruna ve özgürlüklerine yöneliktir. Onlar Lübnan’ın egemenliğini savunmanın bedelini ödüyorlar.”
Kerem ayrıca şu an Lübnan’ın suçlular tarafından yönetilmesi ve ülkeyi kurtararak normal sivil işleyişe döndürmek arasında bir savaş verdiklerini vurguladı.
Konuya dair açıklama yapan bir diğer isim de Lübnan Kuvvetleri milletvekili Vehbi Katişa oldu. Katışa Twitter üzerinden şunları söyledi:
“Mağduru soruşturmaya çağırmadan önce saldırganların filmlerine, fotoğraflarına, televizyon ve sosyal medyadaki tehdit mesajlarına tanık oldular. Küstahlığın doruk noktası, özgür adamlardan başlayarak devletin denenmeye çalışılmasıdır. İşgal kültürü yok etme kültürüyle birleşip Lübnan’da özgür insanların karşısına çıkınca, Kuvvetçilerin ve tüm özgür insanların sayısı artar.”

68 sanığa iddianame
Ulusal Haber Ajansı’na (NNA) göre askeri mahkemeden hükümet komiseri Fadi Akiki, Tayyana olayları iile ilgili olarak ‘cinayet, adam öldürmeye teşebbüs, mezhep çatışmasını körükleme, ruhsatsız askeri silah bulundurma, kamu ve özel mülke sabotaj’ suçlamalarıyla 18’i tutuklu 68 kişiye iddianame gönderdi. Sanıklar, dosyayla birlikte Birinci Askeri Soruşturma Yargıcı Fadi Savan’a sevk edildi.

Gerilim artıyor
Söz konusu gelişme, özellikle Hizbullah tarafından yürütülen çatışmalarla ilgili olarak taraflar arasında tansiyonunun yükseldiği bir zamanda yaşandı. Partinin Merkez Konseyi üyesi Şeyh Nebil Kavuk 25 Ekim’de yaptığı açıklamada “Tayyuna’da yaşananlar, Lübnan Kuvvetleri milislerinin suçlu kimliğinin değişmediğini ve projelerinin, iç savaşı yeniden alevlendirmek için mükemmel bir reçete olduğunu gösteriyor” dedi.
Diğer yandan Emel Hareketi, Beyrut Limanı patlamasına ilişkin davada adli müfettişe yönelik saldırılarını sürdürdü. Hareketin siyasi bürosunu ‘hakkı yerine getirmeye’ çağırdı. Hareketin olağan gündemli toplantısı sırasına yapılan açıklamada  “Tayyuna katliamıyla ilgili soruşturmaların tamamlanması, suçlulardan hesap sorulması ve davada gevşek davranılmasının engellenmesi, şehitlerin ve yaralıların kanının bir kez daha dökülmesinin önlenmesi gerek” denildi.
Hareket tarafından yapılan açıklamanı devamında şu ifadeler kullanıldı:
“Bir suçla ilgili soruşturmalar normal ve hukuken devam ederken, soruşturmaya çağrılanlar buna neden karşılar? Soruşturmalar anayasanın ve yasaların ötesine geçtiğinde bu teorik bir tartışma halini alır. Tıpkı adli müfettişin caydırıcılık, hesap verebilirlik ve gözetim olmaksızın, aksine kötü niyetli, keyfi, seçici ve açık şekilde anayasal ve yasal ihlallerini ve komisyonlarını sürdürmekte ısrar ettiği liman suçunda olduğu gibi.”



Suriye’de değişen ittifaklar: Türkiye için büyük zafer

Ahmed Şara'nın geçen hafta yayımladığı kararnameyle Kürtçe ulusal dil, Nevruz da resmi tatil kabul edilmişti (Reuters)
Ahmed Şara'nın geçen hafta yayımladığı kararnameyle Kürtçe ulusal dil, Nevruz da resmi tatil kabul edilmişti (Reuters)
TT

Suriye’de değişen ittifaklar: Türkiye için büyük zafer

Ahmed Şara'nın geçen hafta yayımladığı kararnameyle Kürtçe ulusal dil, Nevruz da resmi tatil kabul edilmişti (Reuters)
Ahmed Şara'nın geçen hafta yayımladığı kararnameyle Kürtçe ulusal dil, Nevruz da resmi tatil kabul edilmişti (Reuters)

Suriye hükümetinin, uzun süredir Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kontrolündeki bölgeleri hızla ele geçirmesi mercek altına alındı.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan yetkililer, Ahmed Şara yönetiminin hamlelerinin bu ayın başlarında Şam, Paris ve Irak'ta düzenlenen gizli toplantılarda şekillendiğini söylüyor.

Suriye hükümetinden yetkililerle SDG arasında entegrasyon süreci için 4 Ocak'ta Şam'da görüşme düzenlenmiş. Ancak toplantının Suriyeli bir bakan tarafından aniden sonlandırıldığı belirtiliyor.

Ertesi gün Suriye heyetinin, ABD arabuluculuğunda İsrail'le güvenlik anlaşması görüşmeleri için Paris'e gittiği ifade ediliyor. Toplantıda Suriyeli yetkililer, İsrail'i SDG'yi desteklemekle suçlamış ve Tel Aviv'den entegrasyonu geciktirme çabalarını sonlandırmasını istemiş.

Bu görüşmede Suriyeli yetkililerin, SDG'nin kontrolündeki bazı bölgelere sınırlı bir operasyon düzenlemeyi teklif ettiği ve bu öneriye İsrail ya da ABD'den herhangi bir itiraz gelmediği savunuluyor.

Şam yönetimi iddialar hakkında yorum yapmazken, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Reuters'a gönderdiği açıklamada, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın SDG'nin "IŞİD karşıtı başat güç rolünün büyük ölçüde miadını doldurduğunu" belirttiği salı günkü mesajı hatırlatıldı.

İsrail'in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter ise "Paris'teki üçlü toplantının tamamına bizzat katılmış biri olarak, İsrail'in hiçbir zaman Suriye ordusunun ülkedeki Kürtlere yönelik saldırısına müsaade etmediğini söyleyebilirim. Bu yönde herhangi bir iddiada bulunmak yanlıştır" dedi.

Ayrıca haberde, Türkiye'nin Kürt sivillerin korunması halinde Washington'ın SDG'ye karşı bir operasyonu onaylayacağına dair Şam'a mesaj gönderdiği iddia ediliyor.

SDG, Türkiye'nin terör örgütü saydığı YPG'nin ağırlıkta olduğu, ABD destekli milislerden meydana geliyor.

Paris'teki toplantıdan yaklaşık iki hafta sonra operasyonlara başlanırken, ABD'nin desteğini geri çekeceğine yönelik SDG'yi uyardığı belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın, SDG komutanı Mazlum Abdi'yle 17 Ocak'ta Irak'ta görüştüğü, Washington'ın SDG'yi değil Şara'yı destekleyeceğini söylediği öne sürülüyor. SDG'li bir kaynaksa iddiaları yalanlıyor.

Diğer yandan Şam güçleri hızla ilerleyerek, çoğunlukla Arapların yaşadığı bölgeleri SDG'den almıştı. 18 Ocak'ta ateşkes ilan edilmesine rağmen Suriye ordusunun saldırıları sürdürmesinin ABD'li yetkilileri kızdırdığı da aktarılıyor. Şara'nın operasyonların durdurulduğunu duyurmasından kısa süre sonra Barrack'ın SDG'yle ilgili mesajını yayımladığına dikkat çekiliyor.

Washington'ın Suriye'deki tutumunu değerlendiren ABD'li bir kaynak Şara'yı "usta bir stratejist" diye niteliyor.

"Türkiye için büyük zafer"

New York Times'ın analizinde de yıllarca SDG'yle IŞİD'e karşı Suriye'de mücadele eden ABD'nin Kürt müttefiklerini zor durumda bıraktığı yazılıyor.

Trump yönetiminin Suriye'deki tutumunu değiştirmesinin "ülkeyi yeniden bir araya getirmek için mücadele eden Şara kadar, SDG'ye Amerikan desteğine şiddetle karşı çıkan ve Şara'yı destekleyen Türkiye için de büyük bir zafer" olduğu belirtiliyor.

SDG ve Suriye ordusu arasındaki çatışmalar, IŞİD militanlarının tutulduğu cezaevlerinin olduğu bölgelere de sıçramıştı. SDG, Şam güçlerinin saldırıları nedeniyle militanların kaçtığını öne sürmüş, Suriye yönetimiyse IŞİD'lilerin SDG tarafından serbest bırakıldığını iddia etmişti.

Diğer yandan ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), Suriye'nin Haseke kentinde tutulan 150 IŞİD'linin Irak'a transfer edildiğini dün duyurmuştu. CENTCOM, firar riskini gerekçe göstererek, gerekli görülmesi halinde 7 bin IŞİD savaşçısının daha Irak'a gönderilebileceğini bildirmişti.

Irak Yüksek Yargı Konseyi'nden bugün yapılan açıklamada da SDG kontrolündeki hapishanelerden nakledilen IŞİD'liler hakkında derhal hukuki işlem başlatılacağı duyuruldu.

Independent Türkçe, Reuters, New York Times


Suriye'de ateşkes sürecek mi: Mazlum Abdi ve Tom Barrack Erbil'de buluştu

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X
TT

Suriye'de ateşkes sürecek mi: Mazlum Abdi ve Tom Barrack Erbil'de buluştu

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi başkanlığındaki SDG heyeti, Erbil’de ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yetkilileriyle bir araya geldi. Kritik görüşmede, sahadaki son gelişmeler, ateşkesin durumu ve Suriye’nin geleceğine ilişkin siyasi süreç ele alındı.

Mazlum Abdi başkanlığındaki heyet Barrack görüşmesi öncesi Erbil’de temaslar gerçekleştirdi. Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed’in de yer aldığı heyet Neçirvan Barzani ile bir araya geldi.

Toplantı öncesinde Tom Barrack, Mazlum Abdi ve SDG Yürütme Konseyi Eşbaşkanı İlham Ahmed ile ayrı bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından açıklama yapan Barrack, SDG heyetiyle yapılan temaslara büyük önem verdiklerini vurguladı.

“Bugün General Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ile bir araya gelmekten onur duyduk” diyen Barrack, bölgede istikrarın sağlanması açısından ateşkesin korunmasının kritik olduğunun altını çizdi.  Barrack, açıklamasında tüm tarafların ortak bir noktada buluştuğunu da dile getirdi. Buna göre, karşılıklı güvenin tesis edilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanabilmesi için her kesimi kapsayan güven artırıcı adımların birlikte belirlenmesi ve hayata geçirilmesi gerektiği konusunda mutabakata varıldı. Bu sürecin en temel ve vazgeçilmez adımının ise mevcut ateşkesin eksiksiz biçimde korunması olduğu vurgulandı.

Barrack şunları söyledi:

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye Demokratik Güçleri ile Suriye hükümeti arasında 18 Ocak’ta varılan anlaşmada öngörülen entegrasyon sürecinin ilerletilmesine yönelik güçlü desteğini ve bu konudaki kararlılığını yeniden teyit etti.

Tüm taraflar, karşılıklı güveni tesis etmek ve kalıcı istikrarı sağlamak amacıyla her kesimi kapsayan güven artırıcı adımları birlikte belirleyip hayata geçirirken, en temel ilk adımın mevcut ateşkesin eksiksiz şekilde korunması olduğu konusunda mutabık kaldı.

Suriye hükümetiyle görüşme iddiası

Öte yandan Arap basınında yer alan haberlere göre, SDG heyetinin bugün Erbil’de Suriye hükümetiyle de bir araya gelmesi bekleniyor. İddiaya göre görüşme, Mesud Barzani’nin arabuluculuğunda gerçekleşecek ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da toplantıda yer alacak.

Haberlere göre, görüşmelere Suriye tarafı adına Dışişleri Bakanı Şeybani katılırken, SDG cephesinden Mazlum Abdi ve Rohilat Afrin masada olacak. Görüşmenin ana gündemini, Şam yönetimi ile SDG arasında sürdürülen müzakereler ve bu kapsamda ele alınan 14 maddelik anlaşma oluşturacak. Görüşmenin, taraflar arasındaki siyasi temaslar açısından yeni bir aşamaya işaret edebileceği değerlendiriliyor.

Independent Türkçe


Arap ve İslam ülkeleri Barış Konseyi'ne katıldı

ABD Başkanı Donald Trump dün Davos Forumu'nda yaptığı konuşmadan (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump dün Davos Forumu'nda yaptığı konuşmadan (AFP)
TT

Arap ve İslam ülkeleri Barış Konseyi'ne katıldı

ABD Başkanı Donald Trump dün Davos Forumu'nda yaptığı konuşmadan (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump dün Davos Forumu'nda yaptığı konuşmadan (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Arap ve Müslüman liderlerden gelen artan destekle birlikte, uğun Davos Forumu'nun oturum aralarında "Barış Konseyi"ni açıklamaya hazırlanıyor.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır, Ürdün, Endonezya, Pakistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (sekiz ülke) dışişleri bakanlarının, "ABD Başkanı Donald Trump'ın liderlerine Barış Konseyi'ne katılmaları için yaptığı daveti memnuniyetle karşıladıklarını" belirtti.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da daha sonra Gazze Barış Konseyi'ne katıldığını duyurdu.

Konsey, “Gazze'de kalıcı bir ateşkes sağlamayı, Şeridin yeniden inşasını desteklemeyi ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkına ve uluslararası hukuka uygun olarak kendi devletini kurma hakkına dayalı adil ve kalıcı bir barışı ilerletmeyi, böylece bölgedeki tüm ülkeler ve halklar için güvenlik ve istikrarın yolunu açmayı” amaçlamaktadır.

Bu arada, ABD Başkanı Grönland konusunda acil müzakereler çağrısında bulunarak, güç kullanmadan "kontrol altına alma" konusundaki kararlılığını yineledi ve "ABD'den başka hiçbir ülke onu koruyamaz" dedi.

Davos Forumu'nun üçüncü gününde geniş yankı uyandıran konuşmasında Trump, "İnsanlar güç kullanacağımı düşündüler ama buna gerek yok... Güç kullanmak istemiyorum ve kullanmayacağım" ifadelerini kullandı.