Patlama ve çözüm arasında Sudan’ı nasıl bir gelecek bekliyor?

Halk direnişi darbeyi durdurmak için acele etmezse ülke kara bir diktatörlüğe tanık olacak ve şiddet patlak verecek

Sudan’da şiddetin artması ve durumun kontrolden çıkması korkusu hâkim (AFP)
Sudan’da şiddetin artması ve durumun kontrolden çıkması korkusu hâkim (AFP)
TT

Patlama ve çözüm arasında Sudan’ı nasıl bir gelecek bekliyor?

Sudan’da şiddetin artması ve durumun kontrolden çıkması korkusu hâkim (AFP)
Sudan’da şiddetin artması ve durumun kontrolden çıkması korkusu hâkim (AFP)

Mana Abdulfettah
Sudan’da 25 Ekim’de gerçekleşen askeri darbe sonrası Başbakan Abdullah Hamduk ve bir dizi bakan gözaltına alındı. Durum, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın ülke genelinde olağanüstü hâl ilan etmesine, anayasal uzlaşı belgesinin askıya alınmasına neden oldu. Darbe sonucu askerlerden ve sivillerden müteşekkil Egemenlik Konseyi ve sivil hükümet feshedildi.
Peki bundan sonra süreç nasıl işleyecek? Değişim fikrinin ‘barışçıl kalmak’ gibi en büyük zorluğuyla karşı karşıya kalan Aralık devriminin başlangıcından çok da uzak değiliz. Barışçıl değişim çizgisi askerlerle uzlaşarak darbeye kadar  başarılı gözüküyordu.
Ancak son gelişmeler, askeri darbe sürecinin sonlandırılarak yeniden barışçıl geçişe dönülmesi ile barışçıl değişimden uzaklaşılması ihtimallerini masada tutuyor.

Geçişin doğası
Diplomat Karar et-Tuhami, “Son gelişmelerden sonra Sudan’ı bekleyen senaryolar, demokratik geçişin ve dayandığı asker-sivil ortaklığının niteliğine dayanmaktadır. Bu, sonunda kırılma noktasına ulaşan  kargaşaya katkıda bulunmuştur. Sivil ve askeri unsurlar arasındaki karşılıklı şüphe, başından beri bu ilişkinin sorunuydu” değerlendirmesinde bulundu.
Tuhami, “Devletin sivil bileşeni, kendisini kitlelerden ve ona sadık bazı seçkinlerden ayıran birçok hata yaptı. Devlet idaresinde, düşük performans düzeyi ile hayal kırıklığı yarattı” ifadelerini kullandı. Diplomat, “İnsanların acıları ete kemiğe büründü. Devrimin başlangıcında partizan kotalardan kaçınmayı ve geçiş dönemini yönetecek teknokrat bir hükümetle yetinmeyi vaat eden otoritede bu çelişki büyüdü. Ancak hükümet, bu ahlaki ve anayasal yükümlülüğünü yerine getirmedi” şeklinde konuştu.

Merci eksikliği
Hükümet performansı düzeyinde ise Tuhami, “Geçiş dönemi, karar almaya yardımcı olan bilinçli siyasi mercilerin eksikliği, yürütme performansının bireysel çözümlere dayanması ve ‘ekonomi, insanların geçim durumu ve toplum güvenliği alanlarında’ yönetimi zayıflatan yorumlar ile karakterize edildi. Geçiş dönemi, hükümetin siyasi yüzünü parlatmak için yalnızca siyasi propagandaya ve geçiş dönemi adaletini sağlamak için gerekli yasal temelden yoksun olan Yetkilendirmeyi Kaldırma Komitesi’nin performansına dayanıyordu. Niteliksel ve büyük olan profesyonel, akademik ve toplumsal sektörler izole edildi. Ayrıca geçiş dönemi, medyanın provokasyonuna ve nefret söyleminin derinleşmesine dayanıyordu. Medyaya yansıyan, yargı birimlerine ve mahkemelere ulaşan birçok yolsuzluk ve gasp vakasının ortaya çıktığı bir baskı aracına dönüştü. El-Faher Şirketi, Cebel Amer ve altın kaçakçılığı gibi büyük yolsuzluk davaları da kararın ahlaki meşruiyetini ortadan kaldırdı. Anayasa Mahkemesi gibi büyük yargı kurumlarının, eyalette ve merkezi düzeyde yasama ve yargı kurumlarının bulunmaması nedeniyle gözetimi de mevcut değildi” açıklamasında bulundu.
Diplomat Karar et-Tuhami, “Bütün bunlar sivillerin rolünü azalttı. Askeri rol, askerin Yüksek Ekonomik Komite’yi devralması ve barış görüşmeleri gibi sivil ortaklığın kabulüyle, ahlaki olarak ve medyada, birçok alanda ve birçok kez genişletildi. Üçüncüsü ise partizanlık, bölünme ve siyasi açgözlülük tohumlarının bünyesine girdiği sivil bileşendeki şiddetli bölünmeydi” yorumunda bulundu.
Tüm bunların, ordunun ‘kitlelerden izole edilmiş ve uygulamada tökezleyen bir sivil grupla karşı karşıya olduklarını’ hissetmesine neden olduğunu söyleyen Tuhami, “Ordunun gerçek niyetlerini anlamak zor olsa da bu durum, orduyu Genelkurmay Başkanı aracılığıyla müdahale etmeye ve geçiş sürecini seçime kadar koruma bahanesiyle kurumları dağıtmaya itti” şeklinde konuştu.

Devrim enerjisi
Diplomat, “Kitleler, mücadele anılarından, geniş hareketin dramından, onun devrimci tezahürlerinden ve kitlesel yaratıcılığından hâlâ etkilenen Aralık Devrimi’nden kalma aynı devrimci enerjiyle hareketlendi. Ancak dikkate alınması gereken unsurlar ve hususlar vardır. Bunlar şudur ki silahlı kuvvetler, bu baskılar karşısında kenetlenirse ve birleşirse mesele uzayabilir ve bitmez. Ayrıca Ekim, Nisan ve Aralık devrimlerinde olduğu gibi sonuçların aynı olmayacağı da dikkate alınmalıdır. Belki de Cezayir, Mısır ve diğerlerinin deneyimleri en iyi kanıttır ve tarih tamamen farklı bir yol ve son sunacaktır” açıklamasında bulundu.
Karar et-Tuhami, “Silahlı kuvvetlerin temsil ettiği karmaşık askeri blok, hızlı destek güçleri ve silahlı hareketler göz önüne alındığında, şiddete kayma olasılığı söz konusu değildir. Karşı şiddet sınırlı ve önemsiz görünüyor. Bu nedenle özellikle Sudan’a odaklanan uluslararası baskının ipuçları eşliğinde kitlesel seferberlik devam etse bile sonucun belirleyici unsuru, askeri cephenin birliği ve ordunun kabiliyeti olacaktır” dedi.
Tuhami, “Şimdi yapılması gereken, askeri kurumun demokrasiye dönüş taahhüdünün ulusal ve uluslararası takibi yolunda yürümektir. İktidardaki partilere ve gelecek gruplara ‘siyasi çalışmayı tekelleştirmeyi ve demokratik veya baskıcı herhangi bir gerekçeyle bireyselleştirmeyi’ hatırlatmak, içeriden patlayan ve siyasi gelişmeyi engelleyen korkunç ve bastırılmış durumlar yaratır, ulusal aksilikleri ve hayal kırıklıklarını geri getirir” şeklinde konuştu.

Umutsuz girişim
Sudan Üniversitesi’nden Siyasal Ekonomist Prof. Dr. Hasan Beşir Muhammed, yaptığı açıklamada “Darbe girişimi umutsuz ve hesapsızdı. Açık bir plan veya vizyon olmadan gerçekleşti. Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nden (ÖDBG) ayrılan hareketlere, saraydaki oturma eylemine katılan modernite ile ilgisi olmayan geleneksel sosyal ve sivil sektörlere dayanarak zorbalık edildi. Tüm bu oluşumlar, statükoda herhangi bir leke bırakmayacaktır. Ordu, eski rejimin kalıntılarına ek olarak, bu güçleri istihdam ederek ve onlarla ittifak yaparak fayda sağlayacaktır. Bu durumda askeri hükümet, masanın altından bu darbeye destek veren bölge ülkelerinin Müslüman Kardeşler’in katılımını reddetmesi gibi bir ikilem yaşayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Prof. Dr. Muhammed, “Uluslararası toplumun devrime ve demokratik geçişe karşı askeri darbeyi kınaması, Sudan için siyasi, ekonomik, güvenlik ve toplumsal bir ikilem teşkil etmektedir. Sonuç olarak etkin ülkelerin Sudan’la iş yapmayı bırakması gibi önemli sebeplerden dolayı ülke, Beşir rejimi döneminde yaşanandan daha kötü bir izolasyona maruz kalacaktır. Planlanan ekonomik paketlerin, HIPC (Ağır Borç Yükü Altındaki Yoksul Ülkeler) girişiminin, Dünya Bankası ve diğer finansman kurumları ile ekonomik anlaşmaların yanı sıra Birleşmiş Milletler’in (BM) kurumsal reformu desteklemeye yönelik hibeleri ve demokratik geçişi desteklemek için yönlendirilmesi planlanan yardımlar askıya alınacaktır. Bölgesel düzeyde de Afrika Kalkınma Bankası'nca yapılan yardımlar duracaktır” dedi.

Kara diktatörlük
Siyasal ekonomi profesörü, “Sudan yeni ekonomik yaptırımlara maruz kalacak ve hatta onu destekleyen bölge ülkeleri bile baskı altına girecektir” şeklinde konuştu. Hasan Beşir Muhammed, “Önümüzdeki günlerde askeri birlik, birikmiş zenginliğini ekmek ve yakıta harcayacak, bazı temel ihtiyaçları geçici olarak karşılayacaktır. Bu, durumun iyileştiğine dair yanlış bir görüntü çizecek ama kaynaklar hızla tükenecek ve ordunun imajı ve hızlı desteği sanki hörgüçten yiyormuş gibi olacak” dedi.
Muhammed, “Halk direnişi darbecilere baskı yapmazsa Sudan kara bir diktatörlüğe tanık olacaktır. Şiddet patlayacak ve durum kontrolden çıkacaktır. Özellikle ordunun kontrolü dışında kalan ve Abdulaziz el-Hillu’nun kanadı olan Sudan Halk Kurtuluş Hareketi- Kuzey (SPLM-N) ve Abdulvahid Muhammed Nur’un kanadı olan Sudan Kurtuluş Hareketi gibi bazı silahlı hareketler tarafından kontrol edilen alanlar var” ifadelerini kullandı.
Profesör, “Halkın barışçıl direnişi ve Aralık devriminde denenen yöntemler devam edecek, sivil itaatsizlik ve genel greve itimat edilecek. Bazı silahlı hareketler gibi diğer partilerden şiddet tezahürleri gelebilir. Çözüm, darbecilerin geri çekilmesinde, tutukluların serbest bırakılmasında, bakanların geri dönmesine izin verilmesinde ve sivil unsurla yeni mutabakatlara varılmasında yatmaktadır” şeklinde görüşlerini dile getirdi.

Krizler yaratmak
Hukukçu ve politikacı Ömer Seyyid Ahmed, “Askeri konsey, başlangıçta Cafer Numeyri rejimine karşı Nisan ayaklanmasından sonra 1985 deneyimini tekrarlamak istedi. O zaman askeri konseyin başında El-Cazuli Dafallah başkanlığındaki bir yetkiler hükümeti atayan Mareşal Abdurrahman Sivar ez-Zeheb vardı. Askeri Geçiş Konseyi, genel seçimlere hazırlanmak için bir yıllık bir geçiş dönemi kararlaştırdı. Hükümet, sözünü belirtilen sürede yerine getirdi. Bu geçiş döneminde bu yapılmamaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
Ahmed, “Bundan sonraki bileşen arasındaki çıkarların kesişmesi nedeniyle krizler üretildi. Bu yüzden zaten alev alan Darfur’da, Mavi Nil’de ve Kızıl Deniz Eyaleti’nde çekişmeler çıkmaya başladı. Beca Kabilesi Konseyi Başkanı Muhammed Ahmed el-Emin Turk, emirlerini Burhan’dan aldığını söyleyerek bunu dile getirdi. Ardından geçen Eylül ayında başarısız bir darbe senaryosu gerçekleşti. Sonrasında sarayın önünde oturma eylemi düzenlendi. Öte yandan sivil bileşen partizan kotalarını kabul etmekte hata yaptı. Sudan’daki karar sadece dört parti tarafından alındı” dedi.

Halk baskısı
Seyyid Ahmed, “21 Ekim’de başlayan sokak tepkisi ve barışçıl yürüyüşler, ordunun Sudan’ı yönetmeye devam etmeyeceğini gösterdi” dedi. Ömer Seyyid Ahmed, “Birkaç senaryo var. İlki, gerginliğin artması. Öyle ki yalnızca ilk gün 7 kişi öldü ve 140 kişi yaralandı. Bu, durumu kötüleştirdi ve ordunun başını gerçekten belaya soktu.
İkinci senaryo, halk baskısının ve sivil itaatsizliğin devam etmesidir ki bu, zaten başladı. Ülke şu anda tam bir felç durumunda. Mesleki sektörlerin ve sivil toplum kuruluşlarının çoğu grev ilan ederek darbeyi kınadı. Bunlara Doktorlar Sendikası, Barolar Birliği, Demokratik Avukatlar İttifakı, Demokratik Avukatlar Birliği, Öğretmenler Sendikası, Bankalar Birliği ve Sudan Meslek Odaları Birliği de dahil.
Üçüncü senaryo ise, darbecilerin darbeden geri adım atması. Bunun gerçekleşmesi mümkün değil.
Dördüncü senaryo, krizi çözmek için uluslararası toplumun ve bölge ülkelerinin müdahalesidir. Bu, gerçekleşmeye daha yakındır” açıklamasında bulundu.
Ahmed, “Şiddet patlak verdi. Çünkü silahları olan çok sayıda ordu var. Ordunun konumunu güçlendiren şey; İsrail ile normalleşmenin yanı sıra, ABD’nin Afrika Boynuzu Özel Elçisi Jeffrey Feltman’ın Genelkurmay Başkanı Burhan ve Başbakan Hamduk ile görüşmesi ve Rusya ile ordu arasında temaslar olduğu için Rusya’nın destekleyici duruşudur. Sivil bileşen ise sokağa dayanmaktadır” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Ömer Seyyid Ahmed, “Durumun kötüye gitmesini sınırlamak için, güvenlik düzenlemelerini tamamlamak üzere ülke içerisindeki politikacılardan bir girişim ve bir yol haritası ortaya koyulabilir. Bu, diyaloğun yanı sıra dış girişimlerden daha etkilidir” şeklinde konuştu.



Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
TT

Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.

Cezayir’de bir aktivist ve Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, seçimlerle bağlantılı  paylaşımı nedeniyle gözaltına alınmasının ardından geniş çaplı siyasi ve insan hakları tartışmasına yol açtı. Bu gelişme, çok sayıda aktivistin sosyal medya platformlarındaki paylaşımları ve siyasi tutumları nedeniyle adli takibata uğradığı bir dönemde yaşandı.

Konu, muhalif sol çizgideki İşçi Partisi’nin lideri ve önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayı Louisa Hanoune’un cumartesi günü başkentte düzenlediği basın toplantısında, Kabiliye bölgesinde tanınan ve milyonlarca Cezayirlinin konuştuğu Amazig dilinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüten Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılması çağrısında bulunmasıyla siyasi boyut kazandı.

Hanoune, aktivistin yaklaşık iki haftadır Facebook hesabındaki bir paylaşım nedeniyle tutuklu bulunmasını kınadı. Davada seçim yasasının kullanılmasını eleştiren Hanoune, “bir kişinin seçimlerle bağlantılı suçtan kovuşturulmasının hukuki mantığının anlaşılır olmadığını” ifade etti.

hyjukı
İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune. (Parti medyası)

Hanoune ayrıca Amazig dili ve kültürünün yaygınlaştırılması alanındaki eğitim çalışmalarına dikkat çekerek, hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunan geniş dayanışma kampanyasına destek verdi.

Seçim sürecini engelleme

Sosyal medyada “Tamazight Moussaoui” adıyla tanınan aktivist, başkentin yaklaşık 100 kilometre doğusundaki Bouira vilayetinin Chorfa kentinde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Davası ise bölgesel olarak yetkili M'chedallah Mahkemesi’nde görülüyor.

Nadia Moussaoui’nin tanınırlığı yıllar içinde görev yaptığı okulun sınırlarını aşarak özellikle Kabiliye dilinde içerik üreten bir isim haline geldi. Moussaoui, Amazig dilini basitleştirerek hem Amazigce hem de Arapça konuşanlara öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla YouTube’da ücretsiz bir eğitim kanalı açtı. Kendisine yakın kişiler, Moussaoui’nin okulların bu konuda yeterli çalışma yapmadığını düşündüğünü belirtti.

Aktivist, 9 Eylül’de yerel polis tarafından ifadeye çağrıldı. Ardından Bouira vilayetindeki M'chedallah Mahkemesi savcılığına sevk edildi ve aynı mahkemenin soruşturma hâkimi tarafından tutuklu yargılanmasına karar verildi. Karara, geçen 2 Temmuz’da yapılan ve özellikle Kabiliye bölgesinde yüksek katılım boykotu yaşanan parlamento seçimlerinde oy kullanmaya ilişkin kişisel görüşünü paylaştığı bir sosyal medya gönderisi gerekçe gösterildi.

Savunmasına göre soruşturma hâkimi Moussaoui’yi “seçim sürecini engellemekle” suçladı. Bu suçlama siyasi ve insan hakları çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

16 Eylül’deki duruşmada savcılık makamı iki yıl hapis cezası talep etti. Moussaoui’nin, 22 Eylül’de açıklanması beklenen karar tarihine kadar tutuklu kalması istendi.

Seçim yasasının 295. maddesi

Yargı kaynaklarına göre Nadia Moussaoui hakkında, seçim sistemine ilişkin organik yasanın 295. maddesi kapsamında işlem yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu madde, seçim sürecini engelleyen veya işleyişini bozan kişilerin 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca kişinin 3 ila 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılması gibi ek yaptırımlar da uygulanabiliyor.

jukı
2019’daki halk hareketinden bu yana onlarca aktivist hapse atıldı. (Siyasi aktivistler)

Bu madde kapsamında suç sayılan fiiller arasında “oy verme işlemlerinin işleyişini bozmak”, “sandık kurullarının veya oy verme merkezlerinin çalışmalarını engellemek” ve “bir adayın veya yasal temsilcisinin seçim sürecinde kanunla tanınan haklarını kullanmasını engellemek” bulunuyor.

Avukatlar ve insan hakları savunucuları ise bu hükümlerin Moussaoui’ye isnat edilen fiillerle örtüşmediğini savunuyor. Moussaoui’nin tutuklanmasına neden olanın seçimlere ilişkin görüşlerini paylaştığı bir sosyal medya gönderisi olduğunu ve seçimlerin üzerinden de görece uzun bir süre geçtiğini belirtiyorlar.

Moussaoui’nin Facebook hesabı incelendiğinde, tutuklanmasına yol açan paylaşımın silindiği görülüyor.

İfade özgürlüğü tartışması

Chorfa bölgesinde ve Moussaoui’yi internet üzerinden takip edenler arasında kararın açıklanmasını bekleyen bir endişe ve tedirginlik havası hâkim. Moussaoui, ağırlıklı olarak sosyal ve eğitim içerikleri hazırlıyor, zaman zaman da yerel esnaf ve zanaatkârların tanıtımını yapıyordu. Bu durum, hakkında oluşan geniş dayanışmanın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kendisini tanıyan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bölge sakini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nadia Hanım her zaman kültür ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Muhalif bir siyasi çizgide değil. Zaman zaman yerel zanaatkârları, küçük esnafı ve bölgedeki restoranları tanıtıyor. Onu, kimseye zarar vermeyecek, örnek bir aile kadını profiline sahip biri olarak tanımlayabiliriz” dedi.

dfvghyju
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılmasını isteyen milletvekili Yasin Aisouan. (Kişisel hesabı)

Cezayir’in Kabiliye bölgesinin en büyük kenti Tizi Vuzu’yu temsil eden Milletvekili Yasin Aisouan da Moussaoui’nin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Aisouan, medya açıklamalarında “İfade özgürlüğü temel bir haktır; bir görüş suç haline getirilemez” dedi.

Moussaoui’nin avukatı Nabila İsmail de benzer şekilde, ifade özgürlüğünün suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, insan hakları kuruluşlarının uzun süredir belgelediği bir tabloyu yeniden gündeme getirdi. 2019’da eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’yı görevden ayrılmaya zorlayan halk hareketinin başlamasından bu yana yüzlerce aktivist, dijital platformlarda siyasi görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. Bu durum, cezai hükümler ile ifade özgürlüğü ilkeleri arasındaki tartışmanın Cezayir’de sürmesine yol açıyor.


Lübnan, güneyde oluşabilecek boşluğu önlemek için Rubio görüşmesine bel bağlıyor

Lübnan’ın güneyinde Birleşmiş Milletler misyonuna bağlı devriyede görev yapan UNIFIL askeri. (UNIFIL)
Lübnan’ın güneyinde Birleşmiş Milletler misyonuna bağlı devriyede görev yapan UNIFIL askeri. (UNIFIL)
TT

Lübnan, güneyde oluşabilecek boşluğu önlemek için Rubio görüşmesine bel bağlıyor

Lübnan’ın güneyinde Birleşmiş Milletler misyonuna bağlı devriyede görev yapan UNIFIL askeri. (UNIFIL)
Lübnan’ın güneyinde Birleşmiş Milletler misyonuna bağlı devriyede görev yapan UNIFIL askeri. (UNIFIL)

Lübnan, Başbakan Nevvaf Selam ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında Washington’da yapılması beklenen görüşmeye, UNIFIL güçlerinin çekilmesiyle güneyde oluşabilecek boşluğun önlenmesi açısından önem atfediyor. Bu beklenti, bölgedeki mevcut uluslararası misyonun yerini alacak alternatif bir uluslararası mekanizma konusunda henüz uzlaşma sağlanamaması nedeniyle öne çıkıyor.

Bu kapsamda bir bakanlık kaynağı Şarku’l Avsat’a, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile yaptığı görüşmelerde güneyde bir boşluk oluşabileceğine ilişkin endişelerini dile getirdiğini açıkladı. Kaynak, Macron ve Kral Abdullah’ın Avn’ın endişelerini anlayışla karşıladığını ifade etti.


Taiz’deki ilerleme Husilerin planlarını bozdu

Savaş bölgelerinden kaçan yerinden edilmiş kişiler, dün Aden yakınlarındaki bir yerinden edilmişler kampında yürürken. (Reuters)
Savaş bölgelerinden kaçan yerinden edilmiş kişiler, dün Aden yakınlarındaki bir yerinden edilmişler kampında yürürken. (Reuters)
TT

Taiz’deki ilerleme Husilerin planlarını bozdu

Savaş bölgelerinden kaçan yerinden edilmiş kişiler, dün Aden yakınlarındaki bir yerinden edilmişler kampında yürürken. (Reuters)
Savaş bölgelerinden kaçan yerinden edilmiş kişiler, dün Aden yakınlarındaki bir yerinden edilmişler kampında yürürken. (Reuters)

Yemen hükümet güçleri, dün Husilerle yaşanan çatışmaların ardından Taiz vilayetinin batısındaki stratejik Numan Dağı’nı geri aldı.

Askeri kaynaklar, ordunun dağın kontrolünü ele geçirmesinin Beni Bekari cephesini el-Kedha cephesine yeniden bağladığını ve Beni Bekari–el-Eşruh–el-Birin yolunun güvenliğini sağladığını belirtti. Şarku’l Avsat’ın kaynaklardan aldığı bilgiye göre bu gelişmeler Husilerin planlarını sekteye uğratarak, Şiraca bölgesinde Husilerin elinde kalan mevzilerin ateş altında kalmasını sağladı.

Hükümet güçleri ayrıca el-Demdum, Şerire, el-Vaziye, Rasin ve Beni Ömer bölgelerinde Husi saldırılarını püskürttü. Cerdad ve çevresindeki yüksek kesimlerde ise kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.