ABD, Rusya ve Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine ilişkin anlaşmaları

Şubat 2020’de Kamışlı kırsalında görüntülenen Rus, Amerikan ve Suriyeli kuvvetler. (AP)
Şubat 2020’de Kamışlı kırsalında görüntülenen Rus, Amerikan ve Suriyeli kuvvetler. (AP)
TT

ABD, Rusya ve Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine ilişkin anlaşmaları

Şubat 2020’de Kamışlı kırsalında görüntülenen Rus, Amerikan ve Suriyeli kuvvetler. (AP)
Şubat 2020’de Kamışlı kırsalında görüntülenen Rus, Amerikan ve Suriyeli kuvvetler. (AP)

Türk, Rus ve ABD’li yetkililer, geçmiş yıllarda askeri operasyonların ardından doğan, batı ve doğu kanatlarıyla birlikte Suriye’nin kuzeyindeki askeri düzenlemelere (anlaşmalara) tam olarak uyulması gerektiğini yineliyorlar. Yetkililer, söz konusu anlaşmaların ‘ülke istikrar kazanana kadar’ geçerli olması gerektiğini söylüyorlar. Peki, Washington, Ankara ve Moskova hangi anlaşmaları kastediyor? Üç taraf da bu anlaşmaları aynı şekilde yorumluyor mu? Ordunun, siyasi liderlerin gözetiminde diplomatlar tarafından yazılan anlaşmaları ‘yorumlamasına’ dair bir fark var mı?

Astana’dan İdlib’e
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İdlib’e ilişkin anlaşmaları, üç garantör olan Rusya, İran ve Türkiye’nin 4 Mayıs 2017’de Astana’da imzaladığı ‘gerginliği azaltma muhtırasına’ dönüyor. O tarihte üç ülke, 2254 sayılı uluslararası karar kapsamında ‘Suriye topraklarının egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve entegrasyonuna sıkı bağlılıklar’ da dahil olmak üzere çeşitli başlıkların şart koşulduğu bir belge üzerinde, ‘çatışmasızlık’ konusunda anlaştılar.
Söz konusu dönemde DEAŞ, Nusra Cephesi, Fethu-ş Şam (daha sonra adını Heyetu Tahrir’uş Şam olarak değiştirdi) ve El-Kaide ile DEAŞ ile bağlantılı tüm kişilere, gruplara ve kuruluşlara karşı faaliyetler hız kazandı. Şam, Humus, Dera ve İdlib yakınlarındaki dört yerleşim bölgesi, ‘altı ay süreyle geçici önlem’ olarak muhalifler tarafından kontrol edildi.
Astana’nın garantörleri, 17 Eylül 2018’de askeri gözlemcilerin ve gözlem noktalarının konuşlandırılmasının yanı sıra ‘15-20 kilometre derinliğinde silahtan arındırılmış bir bölgenin kurulmasını’ ve ‘15 Ekim’e kadar tüm radikalizm yanlısı terörist grupların silahtan arındırılmış bölgeden çıkarılmasını’ içeren, İdlib’e ilişkin Soçi Muhtırası’nı kabul etti. Bu durum Türk ordusunun, İran’ın ve Rus gözlemcilerinin bölgeye girmesine zemin sağladı.
Bu anlaşma aynı zamanda, İran- Rusya- Türkiye ortak koordinasyon merkezinin görevlerinin güçlendirilmesinin yanı sıra 10 Ekim 2018’e kadar tüm tankların, roketatarların, topçuların ve havanların silahtan arındırılmış bölgeden çekilmesini, Halep- Lazkiye ve Halep- Hama yollarından transit trafiğin yeniden sağlanmasını ve sürdürülebilir bir barışın sağlanması için etkili önlemlerin alınmasını içeriyordu.

Kontrol noktaları
Süreçte gözlem noktaları oluşturuldu, Hama-Halep yolu açıldı. Ancak anlaşmanın büyük bir kısmı uygulanamadı. Suriye hükümet güçleri, 2020’nin başlarında Rus desteğiyle İdlib’de askeri bir operasyon başlattı. Geniş alanların kontrolünü ele geçirdi ve on binlerce sivili yerinden etti. Türkiye askeri ağırlığını güçlendirdi. Rusya ve Suriye ile neredeyse kanlı bir çatışma yaşandı. 5 Mart 2020’de Moskova’daki uzun bir görüşmenin ardından Putin ve Erdoğan, Soçi Anlaşması’nın bir eki de dahil olmak üzere İdlib konusunda yeni bir uzlaşı sağladılar. Anlaşma, ‘çatışmaların durdurulmasını, Halep- Lazkiye yolunun 6 km kuzeyinde ve 6 km güneyinde güvenli bir koridor oluşturulmasını, 15 Mart 2020’de Halep- Lazkiye yolu boyunca Rus-Türk ortak devriyelerinin başlamasını’ şart koşuyordu.
Ardından ortak devriyeler gerçekleştirildi. Ancak otoyol trafiğe açılmadı ve Şam, çatışmasızlık anlaşmasının sınırlarının gerisine çekilmedi. Temas hatları, geçen eylül ayına kadar Şam ve Moskova İdlib’de harekete geçene kadar 18 ay boyunca sabit kaldı. 26 Eylül’de Rus savaş uçakları, Halep’in kuzeyinde Türk destekli bir gruba saldırdı. Rusya ve Türkiye liderleri arasında 5 Mart 2020’de imzalanan Moskova Anlaşması’ndan bu yana İdlib kırsalında daha önce bombalanmayan bölgeler de hedef alındı.
Gerilim, Putin ile Erdoğan arasındaki 29 Eylül’de düzenlenen zirveye kadar devam etti. İki lider, Soçi’deki görüşmelerin ardından basın toplantısı yapmadı. Ancak sızan bilgiler, Putin ve Erdoğan’ın askeri anlaşmaya ek yaptığı yöndeydi. Türkiye’ye yükümlülüklerini yerine getirmesi, Halep-Lazkiye yolu tarafında güvenli bir alan sağlaması ve radikalizm yanlılarıyla mücadele etmesi için yıl sonuna kadar süre tanındı. Karşılığında ise Rusya’nın kapsamlı askeri operasyonu durdurma ve yerinden edilenleri ve sivilleri Türkiye sınırına yönlendirmeme sözü verildi. Bu durum, HTŞ tarafından Lazkiye kırsalındaki bir başka radikalizm yanlısı gruba yönelik gerçekleştirilen saldırıları açıklar nitelikteydi.

Dera’dan Kamışlı’ya
Üç garantörün anlayışlarıyla eş zamanlı olarak iki boyuta sahip bir Rusya- ABD rotası başlatıldı. Bu rotanın ilk hedefi Suriye’nin güneybatısıydı. Bu, ABD’nin Dera’daki muhalif grupları terk etmesine ve 2018 Temmuz’da hükümet güçlerinin geri dönmesine neden oldu. Söz konusu süreç, geçen ay muhalefetin hafif silahları bırakması, hükümet güçlerinin geri dönmesi ve Ürdün sınırı ile Amman- Şam yolunun açılması ile desteklendi. Diğer bir boyut ise Mayıs 2017’de Fırat’ın doğusu ve batısındaki hava ve kara operasyonları sırasında ABD ve Rusya orduları arasında ‘gerilimin artmasının önlenmesine’ yönelik anlaşmanın imzalandığı, ülkenin kuzeydoğusunu ilgilendiriyor.
Trump Ekim 2019’da güçlerinin Türkiye sınırlarından çekilmesini emretti. Fırat'ın doğusundaki Resulayn ve Tel Abyad arasında askeri kartlar yeniden karıldı. Erdoğan ve Putin, 22 Ekim’de Suriye’nin kuzeydoğusuyla ilgili olarak ‘Suriye’nin toprak ve siyasi birliğini ve Türkiye’nin ulusal güvenliğini koruma taahhüdünü, terörizmin her biçimi ve tezahürüyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı projeleri bozma kararlılığını’ öngören başka bir Soçi anlaşmasına vardılar.
Askeri olarak anlaşma, Tel Abyad ve Resulayn arasında 32 km derinlikte Türk harekâtı alanındaki statükonun korunmasını ve Şam ile Ankara arasında Rusya’nın mevcut şartlar altında bu anlaşmanın uygulanmasını kolaylaştırmak için iki tarafın Adana Anlaşması’na bağlılığını öngörüyor. Türkiye’ye PKK da dahil teröristleri takip etmek için Suriye’nin kuzeyine 5 km girme hakkı tanıyor. Aynı şekilde anlaşmada ek bir başlık daha var. Buna göre 23 Ekim’de Rus askeri polisi ve Suriye sınır muhafızlarının, YPG unsurlarının ve silahlarının Suriye- Türkiye sınırından 30 km derinliğe çıkarılmasını kolaylaştırımasını, ardından Kamışlı şehri hariç 10 km derinlikte Barış Pınarı Harekatı bölgesinin batısında ve doğusunda ortak Türk ve Rus devriyelerinin yürütülmesi’ için bölge dışında, Türkiye sınırının Suriye tarafına girmesi öngörülüyor. Anlaşmada ayrıca Halep kırsalındaki Münbiç ve Tel Rıfat’tan ‘tüm Kürt birliklerinin ve silahlarının çıkarılması’ ve ‘terörist unsurların sızmasını engellemek için gerekli tedbirlerin alınması’ öngörülüyordu.
Erdoğan, 17 Ekim’de ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile birçok paragraf şart koşan benzer bir anlaşmaya varmıştı. Bu paragraflardan birinde, “Türk tarafı, YPG’nin 120 saat içerisinde güvenli bölgeden çekilmesine izin vermek için Barış Pınarı Harekatı’nı durduracak. Bu süreç tamamlandığında süreç duracaktır” ifadelerine yer veriliyor. İki taraf ayrıca ‘Türkiye’nin ulusal güvenliğine ilişkin endişeleri gidermek için güvenli bir bölge oluşturmanın ve etkinleştirmenin öneminin devam etmesi’ konusunda da uzlaşı sağladı. Böylece güvenli bölgenin uygulanması görevini öncelikle Türk Silahlı Kuvvetleri üstlenecek ve iki taraf kurmak için her düzeyde iş birliğini artıracaktı.
SDG komutanı Mazlum Abdi ve Ulusal Güvenlik Dairesi Başkanı Ali Memluk da Suriye güçlerinin Türkiye sınırlarına ve Fırat’ın doğusundaki bazı bölgelere konuşlandırılması için bir mutabakat anlaşmasına vardı.

Kürt koridoru
Türk, Amerikan ve Rus askeri üsleri, Rusya ve ABD uçakları ile Türk İHA’larının konuşlandığı, hava ve kara kalabalıklarının yoğun olduğu Suriye’nin kuzeydoğu kesiminde devriye ve harekatları koordine etmek için harekât odaları oluşturuldu.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Türk, Rus ve Amerikalı yetkililer, ‘imzalanan tüm anlaşmalara uyulması’ gerektiğini tekrarladı. Moskova İdlib anlaşmasına, Ankara da Fırat’ın doğusuna odaklanırken, Washington ise Ankara’nın operasyonlarını durdurmasını istedi. Ayrıca Washington, sözlerini tuttuklarını, Biden idaresinin Erdoğan ile değil, Kürt müttefik ve dostlarına karşı döndüğünü belirtti. Diğer yandan Ankara, Washington’a ‘YPG’nin sınırdan 30 km derinlikte uzaklaştırılmasını ve Tel Rıfat ve Münbiç’ten geri çekilmesi gerektiğini hatırlatıyor.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD ve Rusya’nın YPG’yi bulundukları bölgelerin en az 30 kilometre güneyine çıkaracağını ancak henüz sözlerini yerine getirmediklerini belirtti. Çavuşoğlu açıklamasında “Gereceğini yapacağız” ifadesini kullandı. Savunma Bakanı Hulusi Akar da YPG’ye atıfla “Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoru kurulması hayali yaşayanlar vardı. Bu terör koridoru, kurmaya çalışan teröristlerin başlarına yıkıldı” dedi.
Türkiye’nin önceliği sınırlarının güneyinde bir ‘Kürt oluşumunu engellemek.  Türkiye geçmiş yıllarda Suriye’nin kuzeyine üç operasyon düzenledi ve anlaşma yaptı. Aralık ayında Rusya ve Suriye hükümet güçlerinin, Rusya’nın Türkiye’ye taviz vermesine, doğuyu batısından ayıran ‘Fırat Kalkanı’ bölgesinin kurulması karşılığında Halep’in doğu mahallelerini kontrol etmesine izin veren bir takas gerçekleşti. Rusya 2018 başında Kürt varlığını daha da zayıflatmak için Zeytin Dalı Operasyonu kapsamında, Türkiye’ye uçaklarını, ordusunu ve Suriyeli muhalif grupları kullanma izni verdi. Ekim 2019’da Tel Abyad ve Resulayn arasında Barış Pınarı bölgesi kuruldu.
Putin, geçen ayın sonunda Erdoğan ile görüşmede önce ek hamlelerde bulundu. İdlib’deki saldırılarına devam etti ve Fırat’ın doğusunda koordinasyonu sağladı. Erdoğan, iki gün sonra yapılacak İklim Zirvesi’nin oturum aralarında Glasgow’da Başkan Joe Biden ile görüşmeden önce Fırat’ın doğusunda ve Halep’in kuzeyinde güçlerine takviye yaptı. Putin ise Kamışlı’ya savaş uçakları konuşlandırdı. Nihayetinde ABD’nin bölgedeki varlığı üzerindeki baskı, Afganistan’dan geri çekilmesinden bu yana artıyor. Bu çerçevede Fırat’ın batısındaki Ebu Kemal ve Mayadin’de bulunan İran, ‘yumuşak güç’ kullanarak ABD’nin alanlarına sızmaya başladı.
Tüm bunlar, İdlib, Halep ve Fırat’ın doğusu arasında kesişen yolun iç içe geçtiğinin ve ordunun, siyasi liderlerin talimatlarının uygulanmasında diplomatlar tarafından yazılan anlaşmalara ilişkin ‘yorumlarının’ farklı olduğunun göstergeleri olarak ön plana çıkıyor. Suriye sahasındaki durum, ABD, Rusya ve Türkiye arasındaki diğer bölgesel, uluslararası ve ikili dosyalarla iç içe geçmiş halini sürdürüyor.



Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.


Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
TT

Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın Washington Büyükelçiliği'ne ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmî bildirimde bulunulduğunu doğruladı. Bildirimde, Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare'nin “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan edildiği ve en geç 48 saat içinde ABD topraklarını terk etmesinin istendiği belirtildi.

Söz konusu kararın, Şerare'nin siyasi açıklamaları nedeniyle alındığına ilişkin bilgiler gündeme gelmişti. Özellikle bir Amerikan medya kuruluşunun, Şerare'ye ait olduğu öne sürülen eski sosyal medya paylaşımlarını yayımlamasının kararının alınmasında etkili olduğu belirtilmişti.

Bu gelişme, Lübnan'ın ABD ve İsrail'deki seçim süreçlerinin olası sonuçlarını ve siyasi değişimlerin ülkeye yansımalarını yakından takip ettiği bir dönemde yaşandı. Beyrut yönetimi, gelişmelerin seyrine göre tutumunu şekillendirmeyi hedeflerken, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülecek müzakerelerde tek diplomatik seçenek olarak gördüğü “Çerçeve Anlaşması”na bağlılığını sürdürüyor.


Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
TT

Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)

Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün yayımlanan bilgilere göre, Başbakan Ali Zeydi, ülkenin kuzeyindeki Musul Uluslararası Havalimanı'nda silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle üç şirketin sözleşmesinin iptal edilmesi ve hizmetlerin uluslararası şirketlere devredilmesi talimatını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı'ndan (INA/WA) aktardığına göre Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki kontuarların kiralanmasına ilişkin Sky Plus şirketiyle yapılan sözleşmenin, “silahlı gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle feshedilmesini istedi.

Kaynak, Başbakan'ın aynı gerekçeyle Musul Uluslararası Havalimanı'ndaki üstü açık otopark alanının kiralanmasına ilişkin Sama Al-Matar şirketiyle yapılan sözleşmenin de iptal edilmesi talimatını verdiğini aktardı.

Zeydi ayrıca, havalimanındaki taksi işletmeciliğine ilişkin Al-Faysal Al-Şamih şirketiyle yapılan kira sözleşmesini de “silahlı gruplarla bağlantısı” nedeniyle feshetti.

Öte yandan, hükümete yakın medya kuruluşları eş zamanlı olarak, “Ketaib'in yatırım ağı” olarak nitelendirdikleri yapılanmaya ilişkin bilgiler yayımladı. Söz konusu haberlerde, ağın tüccar ve iş insanlarının desteğiyle faaliyet gösterdiği ve Bağdat'taki gayrimenkulleri ele geçirmeyi hedeflediği öne sürüldü.