Paris’ten İran-BM  iş birliği için diplomasi trafiği

Viyana’daki müzakerelerin yeniden başlamasından günler önce Batılıların Tahran’ı sıkıştırıp sıkıştırmadığına dair sorular gündemde

UAEA Direktörü Rafael Grossi, 4 Kasım’da Glasgow’daki iklim zirvesinin oturum aralarında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ile bir araya geldi (UAEA)
UAEA Direktörü Rafael Grossi, 4 Kasım’da Glasgow’daki iklim zirvesinin oturum aralarında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ile bir araya geldi (UAEA)
TT

Paris’ten İran-BM  iş birliği için diplomasi trafiği

UAEA Direktörü Rafael Grossi, 4 Kasım’da Glasgow’daki iklim zirvesinin oturum aralarında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ile bir araya geldi (UAEA)
UAEA Direktörü Rafael Grossi, 4 Kasım’da Glasgow’daki iklim zirvesinin oturum aralarında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ile bir araya geldi (UAEA)

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi, 12 Eylül’de Tahran’a ziyarette bulunurken, İran Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) Başkanı Muhammed İslami ile bir araya geldi. Ziyaret, İran’ın UAEA Yönetim Kurulu tarafından ‘Tahran’ın uluslararası müfettişlerle iş birliği eksikliğini kınayan’ suçlayıcı bir açıklamayla karşılaşmasının önünü keserken, gelişmeyle birlikte bir ‘son dakika uzlaşısı’ sağlanmış oldu.
Grossi’nin ziyaretinin ikinci sonucu ise İran’ın geçen Haziran ayında duraksayan Viyana’daki müzakerelere geri dönme olasılığını korumuş olmasıydı. Öyle ki İranlı yetkililer, böyle bir açıklamanın ‘nükleer meselenin Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) taşınmasına yol açabileceği’ ve ‘müzakereleri canlandırma şansını yok edeceği’ konusunda kamuoyu önünde ve en üst düzeylerde uyarılar yaptı.
Bugün, eski sahnenin bir benzeri yaşanıyor. Zira bu ay sonlanmadan, yani Viyana müzakerelerine geri dönüş için belirlenen tarihten birkaç gün önce (29 Kasım) 35 ülkeden oluşan UAEA Guvernörler Kurulu toplantısı gerçekleştirilecek. Bu tarih, Avrupalı ​​arabulucular tarafından açıklanırken, İran müzakerecisi Ali Bakıri de geçen çarşamba günü Twitter üzerinden yaptığı açıklamada bu tarihe yer verdi. Bu nedenle güçlü bir şekilde ortaya çıkacak soru şu;
Guvernörler Kurulu ihtiyat ve çekincelerinden vazgeçip, İran tarafının uluslararası denetçilerle olan iş birliği eksikliğini sert bir dille eleştirecek mi yoksa diplomatik yaklaşım bu eleştirinin önüne mi geçecek? Bu yaklaşımın benimsenmesi, Avusturya’nın başkentinde müzakerelerin yeniden başlaması için İran’a yönelik güçlü bir kınamadan kaçınma anlamına geliyor
İran Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) ve dört Batılı taraf (ABD, Fransa, Almanya ve İngiltere), Avrupalı ​​arabulucuya ek olarak, İran’ın iş birliğinin yetersiz olduğuna tamamen ikna olmuş durumda.
Geçen pazartesi günü Associated Press’e (AP) konuşan Grossi, İran’ın nükleer programı üzerindeki uluslararası kontrolün hızla ilerlemekte olduğu gerçeğini, “Yoğun bulutlar arasında uçtuğumuzu söyleyebilirim. Böyle devam edebiliriz ama uzun sürmez” sözleriyle açıkladı. Yetkili, “Hükümet değişikliğinin yanı sıra, İran tesisleri çevresinde artan sıkı güvenlik seviyelerine tanık olduk. Bu durum, genellikle müfettişlerimizin görevlerini engellemiştir” dedi. İran’ın nükleer tesislerde yayınlanan video kayıtlarına müfettişlerin erişimini engellediği ve bunu İran parlamentosunun geçen yılın sonunda hazırladığı bir kararla büyük güçlerle anlaşmaya bağladığı sır değil. Ayrıca UAEA’nın, santrifüj parçalarının üretimi için Kerec sahasına verilen hasarı onarmasını da engelledi. Grossi, daha önce Washington’a yaptığı uzun bir ziyarette, ‘müzakerelerde yer alan tarafların İran nükleer programının gerçekliğini ve ne elde ettiğini bilmemesi halinde bir anlaşmaya varmalarının zor olacağını’ açıklamıştı.
Viyana müzakerelerine geri dönmeyi kabul ettiğini açıklamadan önce Tahran’ın, bu kartı, başta ABD’li müzakereciler olmak üzere Batılı müzakerecilere baskı yapmak ve nükleer programını hızlandırmak için kullandığı sır değil. Haftalardır Grossi, Tahran’a ziyarette bulunma ve İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile üst düzey görüşmeler yapma arzusunu dile getiriyor. Nihayetinde Abdullahiyan, bu talebi kabul ederken, ancak Kovid-19’a yakalandığının açıklanması sonrasında en azından ilerleyen günlerde böyle bir görüşmenin gerçekleşmesi olası değil.
Bu çerçevede Fransa Dışişleri Bakanlığı tarafından 4 Kasım’da yayınlanan açıklama, Paris’in Tahran’ın UAEA ile iş birliği yapma konusundaki isteksizliğine nasıl yanıt vereceği konusunda ortaklarına danıştığını açıklayan sözcü Anne-Claire Legendre’den geldi. Legendre, “Biz ve ortaklarımız, İran’ın taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda teyakkuz halindeyiz. İran’ın iş birliği yapmamasına nasıl yanıt verileceği konusunda ortaklarımızla yakından istişareye devam ediyoruz” şeklinde konuştu. İlerleyen saatlerde Washington, Berlin ve Londra tarafından da tavırların açıklanması bekleniyor.
Paris’in uyarısının, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ve UAEA Direktörü’nün Glasgow İklim Zirvesi oturum aralarında yaptığı istişarelerden birkaç saat sonra ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) açıklanmasından bir gün sonra gelmesi dikkat çekici. Ayrıca uyarı öncesinde Viyana’ya dönme konusunda fikir birliğine varılmıştı. Tahran’ın UAEA müfettişleriyle acil ve daha yakın iş birliği ve karşılarına konulan engellerin kaldırılması çağrısının yeni olmadığını belirtmek gerekiyor. ABD Başkanı Biden, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Almanya Başbakanı Merkel ve Birleşik Krallık Başbakanı Johnson tarafından 30 Ekim’de yayınlanan ortak açıklamada, ‘özellikle de UAEA ile iş birliğini azalttığından beri’ İran’ın faaliyetlerine karşı ciddi bir endişe duyulduğu ifade edildi. Dört liderin görünüşüne göre İran nükleer programında devam eden ilerleme ve Tahran’ın UAEA’nın faaliyetlerine getirdiği engeller, nükleer anlaşmaya geri dönüş olasılığını baltalıyor.
Bu çerçevede ortaya şu soru çıkıyor; Batılı güçler, Rusya ve Çin, İran’ı UAEA ile yeniden iş birliği yapmaya zorlamak için hangi konuda anlaşacaklar? İran’ın daha fazla iş birliğinden kaçınmaya yönelik ‘resmi’ gerekçesi, parlamentonun kararına uyuyor mu?
İran’ın ilerleyen günlerde Batılı taraflara Yönetim Kurulu’nda herhangi bir kınamanın, (Viyana müzakerelerinin başlamasından bu yana geçmiş aylarda uyguladığı siyasi ve diplomatik taktiğe benzer şekilde) Viyana’ya dönüşünü engelleyeceğini anlatacağını söylemek doğru olur.
Aynı şekilde Avrupa’da ve ABD’de hâkim olan atmosfer, 4 ay boyunca İranlı yetkililerin ‘müzakerelerin yeniden başlaması için bir tarih belirlemesini’ bekleyen tarafların, sert bir açıklama ‘riskine’ girmeyecekleri yönünde. Avrupalılardan daha önce hazırladıkları karar taslaklarını geri çekmelerini isteyenin Washington olduğuna dair doğrulanmış bilgiler mevcut. Bugün beklenen şey ise; İranlı yetkililerin BM yetkilisinin (Grossi) ilerleyen birkaç gün içinde Tahran’ı ziyaret etmesine izin vermesi, Kerec’teki güvenlik kameralarında meydana gelen arızaların onarımına izin vermek gibi sınırlı bir teknik anlaşmaya geri dönülmesi ve hafıza kartının ve çalışan pillerin ‘sonuç’ alındığını teyit edecek şekilde değiştirilmesi. Dolayısıyla Viyana’daki müzakere masasından yeni gelişmeler bekleniyor.



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.