İsrail, Yahudi olduğu iddia eden onlarca Hristiyan Etiyopyalıyı yanlışlıkla ‘kurtarmış’

Etiyopya asıllı İsrailli bir bakan, Bennett hükümetini düşürme tehdidinde bulunuyor

Aralık 2020’de İsrail’e gelen yeni bir Etiyopyalı Yahudi grubu (Getty Images)
Aralık 2020’de İsrail’e gelen yeni bir Etiyopyalı Yahudi grubu (Getty Images)
TT

İsrail, Yahudi olduğu iddia eden onlarca Hristiyan Etiyopyalıyı yanlışlıkla ‘kurtarmış’

Aralık 2020’de İsrail’e gelen yeni bir Etiyopyalı Yahudi grubu (Getty Images)
Aralık 2020’de İsrail’e gelen yeni bir Etiyopyalı Yahudi grubu (Getty Images)

Etiyopya’nın kuzeyinde, hükümet güçleri ile başkent Addis Ababa’ya ilerleme tehdidi oluşturan Tigray isyancıları arasındaki savaş daha da şiddetlenirken, İsrailli makamların, Yahudi olduğu iddia eden onlarca Etiyopyalıyı, askeri operasyon benzeri bir yöntem ile İsrail’e kaçırdığı ortaya çıktı.
Etiyopya asıllı İsrailli bir bakan, Etiyopyalıların savaş sebebiyle ölüm riskine maruz kaldığını iddia ederek, acilen Etiyopya Yahudilerinden farklı grupların da ülkeye alınması çağrısında bulundu. Bakan, aksi halde Naftali Bennett hükümetinin düşürüleceği tehdidinde bulundu.
İsrail yaşadığı bu kriz Etiyopya’daki olayların son haftalarda kötüleşmesinin ardından geldi. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre, İsrail hükümeti, vatandaşlarının Etiyopya'ya seyahat etmesini engelleyen katı uyarılar yayınlarken, orada bulunan İsraillilere ülkeyi derhal terk etme çağrısında bulundu. İsrail’deki Falaşaların liderleri, Başbakan Bennett’e hitaben “İsraillilerin hayatları ile ilgileniyorsun.  Yıllardır İsrail’e göç etmek için izin bekleyen, köylerini ve evlerini terk ederek Addis Ababa havaalanı yakınlarındaki kamplarda kalan, mezhebimize bağlı 7 bin Yahudi ile de ilgilenebilir misin?” çağrısında bulundu. Bennett’de bunun yerine getirileceğine yönelik söz verdi.
Ancak İsrail hükümetinin Ulusal Güvenlik Konseyi, Etiyopya'dan daha fazla Yahudi getirilmesine karşı çıktı ve bu tutumunu gizli bir belgede dile getirdi. Belgede İsrail’e nakledilmeyi bekleyen Falaşa Yahudilerinin hayatlarını tehdit eden hiçbir tehlikenin olmadığı belirtildi. Ayrıca herhangi bir askeri operasyon veya diplomatik çabalar ile İsrail’e nakledilmelerini hızlandırmaya yönelik her türlü girişimin, Etiyopya hükümetiyle diplomatik bir kriz yaratacağı uyarısında bulunurken, Binyamin Netanyahu hükümetinin son döneminde Etiyopya Yahudilerini kurtarmak için gerçekleştirilen ve hayal kırıklığıyla sonuçlanan bir operasyonu da ortaya çıkardı.
Güvenlik Konseyi, İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad’ın Netanyahu’nun görev süresi içerisinde gizli bir operasyon düzenlediğini açıkladı. Söz konusu operasyonda, 14 milyon şekel (yaklaşık 5 milyon dolar) maliyetle 77 Etiyopyalı’nın İsrail’e nakledildiği, ancak daha sonra bu kişilerin çoğunun Yahudi olmadığı ve aralarında adaletten kaçan ve cinayetle suçlananların da bulunduğunun ortaya çıktığı belirtildi. Bu kişilerin ülkeye alınmaları İsrail’de şiddetli tartışmalara yol açtı. Olayla ilgili olarak, Etiyopyalı asıllı Göçmenlik Bakanı Pnina Tamano-Shata suçlandı. Tamano-Shata acele karar almak ve, hükümeti yanlış yönlendirmesi ile suçlanırken, Etiyopta asıllı Yahudilerinin zarar görmesinden de sorumlu tutuldu.
Tamano-Shata bu suçlamalara, İçişleri Bakanlığını sorumluluktan kaçmakla suçlayarak yanıt vererek, İsrail İçişleri Bakanlığı temsilcilerinin, ülkeye nakledilen Etiyopyalılarla görüşerek, İsrail’deki akrabalarının isimlerini içeren bir rapor hazırladığını ancak akrabalıklarının boyutunu incelemediğini belirtti. İçişleri Bakanlığı ise, hazırlanan raporunun söz konusu kişilerin hayatlarının tehlikede olmadığını, Etiyopya’daki savaşın kendi bölgelerine ulaşacağını tahmin ederek daha iyi bir yaşam ve iş fırsatı bulmak için İsrail’e geldiklerini açıkça belirttiğini söyledi. Ancak iki bakanlık da aynı sonuca vardı. O da, ülkeye nakledilen 77 kişinin çoğunun, Yahudi değil Hristiyan olduğu ve Sarka Seyum adlı bir kişinin daveti üzerine İsrail’e geldiğiydi. Seyum ise, İçişleri Bakanlığı’nın raporunun aksine, tüm göçmenlerin Yahudi olduğunu iddia etti.
Konuya yönelik İsrail’deki iç tartışmalar, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’e kulağına gitti. Abiy Ahmed geçen hafta sonu, İsrailli mevkidaşı Bennett ile kaçırma operasyonunu protesto ettiği bir telefon görüşmesi yaptı. Ahmed İsrail’e getirilen Etiyopyalılar arasında, Tigray bölgesinde isyancılar tarafından gerçekleştirilen katliamlara katılan çok sayıda subay olduğunu, İsrail’e gizli bir operasyon ile kaçtıklarını belirtti.
Bunun üzerine, Bennett daha fazla Yahudi Etiyopyalı’nın ülkeye göç etmesini durdurmaya karar verdi. İsrail’e göçü tamamlamak için prosedürleri bekleyen Falaşa Yahudilerinin ülkeye getirilmesini hızlandırma çağrılarının, İsrail'deki siyasi liderliğe baskı yapmayı amaçladığını belirtti. Bennett, Ulusal Güvenlik Konseyi rapordaki “Etiyopya’daki zor duruma rağmen, Falaşa Yahudilerinin kurtarılması için bir operasyon yapılması veya bu konuda ilgili makamlarla diyalog kurulması, Etiyopya makamlarıyla bir anlaşmazlığın çıkmasına neden olabilir ve göç etmek için bekleyenleri tehlikeye atabilir. Dolayısı ile bu akıllıca olmaz.” ifadelere dikkat çekti. Söz konusu belgeyi hazırlayan İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Afrika ve Orta Doğu Direktörü Nemrud Gaz “İsrail’deki ekonomik durumdan ve hükümetin sunduğu bağış ve ayrıcalıklardan yararlanmak amacıyla, Yahudi olmayanların kişilerin İsrail’e alınmayı bekleyen Yahudi topluluğuna sızacağına yönelik ciddi endişeler bulunuyor” açıklamasında bulundu.
Ancak Bakan Tamano-Shata ve ülkedeki diğer Etiyopyalı Yahudi liderler, bu yaklaşımı reddederek, tenlerinin renginden dayalı ırkçı bir tutum olarak değerlendirdiler. Ayrıca Bennett tutumunu değiştirmez ve Yahudileri kanlı savaşın pençelerinden kurtarmak üzere onları Etiyopya’dan getirmezse, koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesini sağlayacağı tehdidinde bulunuldu. Tamano-Shata, Netanyahu hükümetinin yaklaşık bir yıl önce, iki binden fazla insanın nakledecek 9 turu içeren “İsrail Kayası” operasyonu kapsamında, geri kalan Falaşa Yahudilerinin Etiyopya’dan getirilmesini onayladığını belirtti. Ayrıca “Operasyonun Mart ayında sona ermesine rağmen, İsrail’de yaklaşık 10 bin kişi hala ailelerinin birleşmesini bekliyor” açıklamasında bulundu. Bennett bunlara yanıt olarak, birkaç gün içinde bu konuda kapsamlı görüşmeler yapacağına yönelik söz verdi.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.