Asilah Forumu, Arapçılık ideolojisini tartışıyor

Forum katılımcıları ‘Arapçılık’ tanımında fikir birliğine varamazken, alternatiflerin olup olamayacağını tartıştılar

Asilah Forumu kapsamında, Arapçılık üzerine düzenlenen sempozyumundan bir kare (Şarku’l Avsat)
Asilah Forumu kapsamında, Arapçılık üzerine düzenlenen sempozyumundan bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Asilah Forumu, Arapçılık ideolojisini tartışıyor

Asilah Forumu kapsamında, Arapçılık üzerine düzenlenen sempozyumundan bir kare (Şarku’l Avsat)
Asilah Forumu kapsamında, Arapçılık üzerine düzenlenen sempozyumundan bir kare (Şarku’l Avsat)

Fas’ın tarihi kültürel yapısı ile tanınan sahil kenti Asilah’ta çalışmaları devam etmekte olan Asilah Forumu’nda salı günü düzenlenen Araplar ve yeni bölgesel ve uluslararası dönüşümler: Arapçılık nereye gidiyor?” başlılık sempozyumunun ikinci ve üçüncü gününün katılımcıları, Arapçılık tanımı üzerinde anlaşmaya varamama ihtimalini dile getirirken, “Bunun yerine kullanılabilecek alternatifler üzerinde anlaştık mı? Bu alternatifler daha iyi ve daha doğru mu? Bizim için bu alternatifleri en iyi yapan ne?” sorularını da ele aldılar.
Katılımcılar, çağdaş Arap düşüncesinde kimlik ve ulusal aidiyetin arka planı ve bunun sonuçlarının yanı sıra Arap sisteminin izlediği yolları, uluslararası, bölgesel ve Orta Doğu’daki eğilimleri tartışırken, Arapçılığın ideolojiden uzak bir şekilde bir dil, kimlik ve kültür olarak içinde olduğu koşulları da ele aldı.
Bu bağlamda, Faslı yazar Ahmed el-Medini, “Araplar, yeni bölgesel ve uluslararası dönüşümler: Arapçılık nereye gidiyor?” sempozyumunda, vatandaşların ve Arap kültürüne mensup olanların, farklı şekil ve kalıplarda da olsa içgüdüsel olarak Arap olarak doğduklarına ve bu ortamda büyüyüp geliştiklerine dikkat çekti. Aynı zamanda Arapçılık kavramının, değerlerini kaybetmekte olan Arap varlığının enkazı olabileceğini söyledi. 
El-Medini, kendisi ve nesli için Aracılığı, bağımsızlıktan sonraki ulusal bir kurtuluş savaşı aynı zamanda ulusal projenin bir parçası olarak ulusal devlet ve demokrasi olduğunu belirtti.
Al-Medini, Asilah Forumu’nda bir araya gelen Arap yönetimlerinin Arapçılığının, kültürel olarak oluşturmak isteyen halkların Arapçılığından farklı olduğunu belirtti.
Şeyh Zayed Kitap Ödülü Komitesi Genel Sekreteri ve el-İttihad gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni Raşid Salih el-Arimi ise, Araplığın gerek milliyetçilik gerekse İslami ideolojiden uzak bir dil, kimlik ve kültür olduğunu belirtirken, Araplık ve Arapçılık arasındaki ayrımın ortaya çıkış nedenine yönelik konulara değindi.
El-Arimi, Arap kalkınmasının başlangıcını ve ardından gelen dönüşümleri hatırlattı. Arapçılık meselesini, milliyetçilik ve din ile ilgili bir temelde ele alan tartışmalara ara veren el-Arimi, Arap milli alanı fikrinin dil, kültür ve siyaset ile karışmış bir Arapçılık olsaydı, 20. yüzyılın ikinci yarısında denenen siyasi akımlar ve partiler açısından Arap birliği projeleri daha net bir görüntüye sahip olacağını belirtti.
El-Arimi, 1967 yenilgisinin siyasal Arapçılığı kalbinden vurduğunu zira yenilginin yükünü esas olarak Mısır ve Suriye’de önderlik edenlerin çektiğini açıkladı. Arap solunun ve Arap milliyetçiliğinin sembollerinin Altı Gün Savaşı’nda başarısız olduğunu bunun, Arap birliğinin temellerinden biri olarak İslam dininin rolünün vurgulanması ile İslami eğilimin geri dönmesine neden olduğunu ancak kısa sürede bun düşüncenin Arap ülkelerinin dışına çıktığını, örgütlerin kendilerini ulus ötesi örgütler olarak tanıtmaya başladığını belirtti. Daha sonrasında ise Arap Baharı döneminin, bu örgütlerin gerçeklerini ortaya çıkardığını hatırlattı.
El-Arimi, bugün tüm Arap ülkelerinin ulusal devletler olduğunu, siyasi Arapçılığın herhangi bir seviyede artık söz konusu olmadığını, ancak bir dil, kimlik ve aidiyet olarak kaldığını düşünüyor. Bununla birlikte, siyasi Arapçılığın onlarca yıl önce sona ermesine rağmen hiçbir tarafın dil, kimlik ve kültürü açısından Araplığından vazgeçmediğini belirtiyor.
El-Arimi, konuşmasını sonlandırırken “Tarihin çocukları olduğumuz gibi, bugünün de çocuklarıyız. Dolayısıyla beka göstermek istiyorsak, Arap dili, aidiyetine bağlı bir çağdaşlıkla kalmamız gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
Bahreyn Üniversitesi Medya ve İletişim uzmanı Prof. Dr. Hatim Ahmed es-Suridi ise, Arap kimliğinin, Arap kültürel kimliği ile sürekli olarak karıştırılması, Arap milliyetçiliğine yönelik aidiyetinin gerilemesi ile derin bir kriz yaşadığını ayrıca küresel medya ve iletişimin bu krizi derinleştirmede etkili bir gizli rol oynadığını düşünüyor.
Suridi, Arapların medya ve iletişim araçlarını ne kadar kullandığı aynı zamanda bunu Arap kimliğini savunmada ve milli aidiyeti pekiştirmede ne kadar kullanıldığı sorusunu gündeme getirdi.
Suridi bunu “Bugün, daha öncekilerden çok daha şiddetli olan kimliğe önem vermeme ve ulusal aidiyeti sarsmaya çalışan, yeni bir kültür ve medeniyet savaşına tanık oluyoruz. Bu savaşta görünmez akıllı silahlar kullanılırken, kaos en belirgin mekanizmalarından biri olarak kullanıyor.” ifadelerini kullandı.
Moritanyalı yazar ve araştırmacı Abdullah Velid Abahi ise, bugün Arap ulusal projesinin birçok zorlukla karşı karşıya olduğunu, bunun sonucunda Arapçılık siyasetinin sadece daralmakla kalmayıp, toplumsal yapı içinde parçalanıp yok olduğunu belirtti.
Sempozyumun ikinci oturumunda, Lübnan’dan ‘Şiddetsizlik ve İnsan Hakları Birliği’ Başkanı İlham Kulayb yaptığı sunumda, kültürel ve dilsel Arapçılık üzerinde yaptığı çalışmalar sebebiyle, Butrus el-Bustani’nin kişiliğine odaklandı. Bustani’nin vatanseverlik ve milliyetçilik ideolojisinin hiç aklından çıkarmamış, vizyonundaki kapsamlılık ve söz ve eylemlerindeki güvenilirlikle dikkat çektiğini, kalkınma programlarında eğitim, bilgin, dil ve okulların önemini vurguladığını belirtti. Kulayb, Bustani’nin kendilerinin yaptıklarını göz ardı ederek, atalarının yaptıkları ile övünen Arapları eleştirdiğini belirterek sözlerini sonlandırdı. 
Fas’ta bir üniversitede profesör yapan ve Görsel-İşitsel İletişim Yüksek Otoritesi üyesi Muhammed el-Mazuz ise, Arapçılık düşüncesinin kapsadığı aidiyet duygusuna zarar veren, kültürel kimliğin bozulması konusunu ele aldı. Arapçılığı korumak ve milliyetçiliğe ulaşmak için demokrasi çağrısının bilimsel açıdan doğru bir çağrı olup olmadığını sormadan önce Arap gelişim bilincinde meydana gelen kırılmalara dikkat çekti.
El-Mazuz, bunun bilimsel boyutun olmaması sebebiyle, reformist kalkınmacı düşüncesinde ortaya çıkan determinizmden örnekler verdi. El-Mazuz, Faslı düşünür Abdullah Laroui’nin Arap milliyetçilerinin abartılmış siyasi yaklaşımına yönelik uyarısını hatırlatarak, “Bugün, uzun bir süredir bizi bir virüs gibi etkileyen politik ideolojileri içeren sorulara mı yoksa epistemolojik sorulara mı ihtiyacımız var? Dördüncü Sanayi Devrimi’nin ve teknolojik araçlarının çeşitliliğinin ortaya çıkardığı meydan okuma karşısında nasıl bir Arap olabiliriz?” sorusunu dinleyicilere yöneltti.
BBC Arabic kanalının eski yöneticisi Mısırlı Hüsam es-Sukkeri ise, Arapçılığın ne olduğu, Arapların kim olduğu ve nasıl oldukları bilinmiyorsa “Arapçılık nereye gidiyor?” sorusunu yanıtlamanın zorluğundan bahsetti. Arapçılığın basit bir vatandaş için neler sağladığı konusunu ele aldı. Ardından gelecekte başka bir şeye, belki de insani bir kimlik şeklinde gelişebilecek, yeni bir kimlikle karşı karşıya olunduğunu belirtti.
Arap Düşünce Forumu’nun Kültürel İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Kayed Haşim akşam yapılan üçüncü oturumda yaptığı konuşmada aidiyet hissinin zayıf olması ve kimlik bozukluğundan kaynaklanan sorunlarla ilgili olarak “Tabi olma, parçalanma ve geri kalmışlık giderek derinleşiyor, medeni kişiliği oluşturan unsurlar arasındaki iletişimin kaybolması, medyanın toplumlarla ve onların sorunlarıyla etkileşime giren bu toplumların kimliklerini, entelektüel geçmişlerini ve kültürel değerlerini vurgulayan bir vizyon ve söylem sunmadaki kusurlarıyla birlikte, bu durum geleceğin görüntüsünü bulanık bir hale getiriyor.” ifadelerini kullandı.
Lübnanlı gazeteci ve Şarku’l Avsat yazarı İyad Ebu Şakra, artık bir Arap sistemi olarak tanımlanabilecek bir duruma sahip olunmadığını belirtti. Arap varlıklarının, maceracıların sınır krizleri ve toplum içi ve komşularla açgözlü anlaşmazlıkların zarar verdiğini ancak bu krizlerin ve anlaşmazlıkların, Arap olmayan bölgesel güçlerin hırslarının karşısında çoğunlukla küçük hacimli kaldığını belirterek, Arap olmayan güçlerin kalıcı bir zayıflığa neden olduğunu dolayısı ile Araplara karşı müdahaleye cesaret edebildiklerini belirtti.
Ebu Şakra ileriye doğru kaçmaya ve bataklık kumu üzerine inşa etmeye devam etmenin istenen sonucu vermeyeceğini düşündüğünü belirtirken ve sözlerini şöyle tamamladı:
“Arapçılığın kesin bir tanımı üzerinde anlaşamayabiliriz, ama buna yönelik alternatifler üzerinde anlaştık mı? Bu alternatifler, Arapçılığın sahip olduğumuz en iyi şey yapacak, daha iyi ve daha sağlam tanımlarlar mı, kurtarılmayı hak ediyorlar mı?”
Iraklı yazar ve araştırmacı Raşid el-Huyun, Arapçılığın bir ideoloji ve otorite olarak ele alındığı takdirde, Arap bölgesinde bulunan Kürtler, Türkmenler ve diğerleri de olmak üzere Arap olmayanların durumun nasıl olacağını odaklandı. Huyun, coğrafyayı ve milliyetçiliği aşan siyasal İslam kavramı ile kimlikleri aşan milliyetçiliğin ayrımını yaparak sözlerini sonlandırdı.



Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
TT

Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

ABD, Hamas'ın silah bırakmasını beklemeden Gazze'de ateşkes sürecinin ikinci aşamasına geçmeyi planlıyor.

Tel Aviv yönetimi, Hamas İsrailli polis memuru Ran Gvili'nin naaşını iade edip silah bırakmayı kabul edene kadar Gazze barış sürecinde ikinci aşamaya geçmeyeceklerini bildirmişti.

Ancak adlarının paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e konuşan yetkililer, ABD'nin bunlar gerçekleşmeden ikinci aşamaya bir an evvel geçmek istediğini belirtiliyor.

Kaynaklara göre ABD Başkanı Donald Trump, geçen hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yla yaptığı görüşmede hem Hamas'ın silah bırakmasını hem de Gvili'nin cesedinin ailesine geri gönderilmesini istediklerini söyledi. Ancak bunların ateşkesin ikinci aşamasına geçiş için şart olarak görülemeyeceğini ifade etti.

10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve rehine takası anlaşmasının garantörleri Türkiye, Mısır ve Katar'ın, Hamas'ın kademeli bir silah bırakma planını kabul edeceğini Washington'a ilettiği belirtiliyor.

Bu plana göre Filistinli örgüt önce ağır silahlarını teslim edecek, daha sonra hafif silahlar için geri alım programı başlatılacak. Kaynaklar, gelecek haftalarda bu mekanizmanın devreye girmesinin hedeflendiğini söylüyor.

Ancak Tel Aviv'in böyle bir çerçeveyi onaylayıp onaylamayacağı belirsiz. Hamas, Filistin devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak bir süreç başlatılmadan silah bırakmayacağını bildirmişti. İsrail ise iki devletli çözüme yanaşmadığını defalarca duyurmuştu.

20 maddelik barış planının ilk aşamasında taraflar arasında rehine takası gerçekleştirilmiş, İsrail askerleri belirlenen "sarı hatta" geri çekilmişti. İsrail ordusu Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 53'ünü kontrol ediyor.

İkinci aşamadaysa Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'nin geleceğinde söz sahibi olmaması isteniyor. Gazze Şeridi'nin yönetiminin Hamas mensubu olmayan Filistinlilerin yer alacağı bir teknokratlar komitesine geçici olarak devredilmesi planlanıyor. Trump'ın başkanlık edeceği Barış Kurulu'na ek olarak bölgeye Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) konuşlandırılması öngörülüyor.

Analizde, Trump'ın Barış Kurulu'nu ve teknokratlar komitesini gelecek hafta açıklamayı planladığı yazılıyor. Beyaz Saray ilk etapta bu açıklamayı geçen ay yapmayı planlamış ancak Hamas'la İsrail arasındaki anlaşmazlıklar çözülemediği için vazgeçmişti.

İsrail medyasında geçen ay çıkan haberlerde, Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Barış Kurulu'nda görmek istediği aktarılmıştı.

Türkiye'nin hem Barış Kurulu'nda yer alması hem de ISF'ye asker göndermesi için ABD'nin Tel Aviv'e baskıyı artırabileceği belirtilmişti. Washington'ın, Ankara'nın ISF'ye asker göndermese bile güvenlik gücünün komuta yapısında yer almasını istediği de yazılmıştı.

Trump, Azerbaycan ve Endonezya'ya da ISF'ye katılma çağrısı yapmıştı. Azerbaycan lideri İlham Aliyev, bu haftaki açıklamasında "Arap ülkelerinin meselelerini Arap devletleri çözmelidir" diyerek Gazze'deki uluslararası misyonlara katılmayacaklarını duyurmuştu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Caspian Post


Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
TT

Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).

Halep doğumlu Suriyeli aktivist ve gazeteci Akil Hüseyin, bugün Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye hükümeti arasında çatışmaların yaşandığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine ilişkin tanıklığını Şarku'l Avsat'a anlattı. Hüseyin, Mart 2011’de Suriye devriminin başlamasının ardından sivil harekete katıldığını ve kentin özellikle doğu kesiminde sahada gelişmeleri izlediğini ifade ediyor.

Kısa süre önce Halep’i temsilen Halk Meclisi’ne seçilen Hüseyin’in bu tanıklığı, SDG yanlılarının öne sürdüğü anlatının aksine, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde nüfus çoğunluğunun Kürtlerden değil Araplardan oluştuğunu vurguluyor.

cdfrgt6y
Halep kentinin haritası; üzerinde Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri görülüyor (Sosyal medya)

Son yıllarda “Kürt mahalleleri” olarak tanınan bu iki bölge, yaklaşık 50 yıl öncesine kadar Süryani ve Ermeni yoksul Hristiyanların yaşadığı küçük yerleşim alanlarıydı. Daha sonra Halep kırsalının kuzey ve doğusundan, aralarında Afrin, Cinderes ve Ayn el-Arab (Kobani) sakinlerinin de bulunduğu, şehirde daha iyi bir yaşam arayan aileler için; konut maliyetlerinin görece düşük olması ve sanayi bölgelerine yakınlığı nedeniyle makul bir tercih hâline geldi.

Birçok kişinin bu iki mahalleye Kürt kimliği atfetmesinin temel nedeni, Halep kentinde ilk kez bu denli büyük bir Kürt nüfusunun aynı bölgede bir araya gelmiş olmasıydı.

1970’li yıllara kadar Halepliler, Şeyh Maksud’u “Cebel es-Seyyide” (Meryem Ana Tepesi) adıyla biliyordu. Ancak Kürtlerin yoğunlaşmaya başladığı bu bölgede, Kürt kökenli bir sufi şeyhin adını taşıyan “Şeyh Maksud” camisinin inşa edilmesinin ardından, bu isim mahalle için yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. Komşu Eşrefiye Mahallesi ise aynı dönemde, Hristiyanların yaşadığı Süryaniler Mahallesi’nin plansız bir uzantısı olarak ortaya çıktı.

Halepliler, bu iki mahallenin siyasi anlamda Kürtlerin merkezi hâline geldiğini ilk kez 2004 yılında, Kamışlı Olayları olarak bilinen süreçte fark etti. O dönemde Cezire bölgesindeki Kürt ayaklanmasıyla eş zamanlı olarak Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da Kürt siyasi parti kadroları ile güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı.

dfrgt
Ekim 2024’te Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde, PKK lideri Abdullah Öcalan’a ait fotoğraf ve kitapların yer aldığı bir sergi

Bundan önce Kürtlerin bu mahallelerdeki en belirgin görünürlüğü, Suriye’de uzun süre yasaklı olan Nevruz kutlamaları sırasında ortaya çıkıyordu. Kutlamalar esnasında, özellikle Esad rejiminin 1980’lerden itibaren kendisine muhalif Kürt siyasi hareketlerini kontrol altında tutmak için kullandığı PKK unsurlarıyla güvenlik güçleri arasında zaman zaman gerginlikler yaşanıyordu.

2011’de Beşşar Esad rejimine karşı halk ayaklanmasının başlaması ve rejimin Kürtleri muhalefetten uzak tutma çabaları kapsamında, Suriye istihbaratı 2012 yılında bu iki mahalleyi Kürtlere devretti. Böylece bölgeler kademeli olarak rejimin denetiminden çıktı ve sonunda, ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt çoğunluklu kentlerde olduğu gibi SDG’nin iç güvenlik gücü olan Asayiş aracılığıyla SDG’nin kontrolüne girdi.

asdfr
2014 yılında Halep’te gerçekleşen bombardıman sonucu oluşan yıkım (Reuters).

Başlangıçta Eşrefiye Mahallesi, Arap ve Kürt önde gelen aktivistlerin yer aldığı “Kardeşlik Koordinasyonu”nun öncülüğünde dikkat çekici bir barışçıl sivil harekete sahne oldu. Ancak üyeleri kısa sürede, rejimden devraldığı bölgelerde devrimle bağlantılı her türlü faaliyeti bastıran PKK’nın Suriye kolu tarafından takibe alındı. Bu yapı, bölgede tam denetim sağlayan güvenlik ve polis aygıtları ile asker devşirme merkezleri kurdu. Bu durum, iki mahallenin “Kürt mahalleleri” olarak algılanmasını daha da pekiştirdi.

yuı
Halep kırsalındaki Tel Rıfat’ta, Eş-Şam rejimi ile SDG ve muhalif gruplar arasındaki çatışmalara sahne olan evinin enkazını kaldıran bir Suriyeli vatandaş (AP)

Ancak SDG ile Suriye muhalefeti arasındaki ilişkilere en ağır darbe, 2016’nın sonunda geldi. Bu dönemde SDG, Beşşar Esad güçleriyle iş birliği yaparak Halep’in doğu kesiminin kontrolünü ele geçirdi. Operasyon, bölge nüfusunun büyük bölümünün yerinden edilmesi ve yapıların büyük ölçüde yıkılmasıyla sonuçlandı.

Daha sonra SDG, Lübnan Hizbullahı ve İran Devrim Muhafızları ile birlikte Halep’in kuzey kırsalındaki Sünni Arap yerleşimlerinin kontrolünü ele geçirdi. Özellikle Tel Rıfat kentinde nüfusun neredeyse tamamı yerinden edildi ve bu bölge de SDG’nin bir parçası olarak anılmaya başlandı.

Bugün ise Halep’te, SDG’nin Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini Suriye hükümetine devretmeyi reddetmesi nedeniyle yaşanan gerilim sürerken, SDG yanlıları bu mahallelerin “Kürt kimliğini” kanıtlamaya yönelik yeni bir medya kampanyası yürütüyor. Oysa bölgede, Bakara (Baggara) aşireti ve Batuş kabilesi başta olmak üzere on binlerce Arap yaşarken, varlığı inkâr edilemeyecek ölçüde bir Kürt nüfus da bulunuyor.


Suriye ordusu, Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerini kontrol altına aldı

Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
TT

Suriye ordusu, Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerini kontrol altına aldı

Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)

Suriye devlet televizyonu, bugün (perşembe), ordu güçlerinin Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerinde kontrol sağladığını bildirdi. Haberde, bu ilerlemenin bölgedeki halk ve aşiretlerle iş birliği içinde, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yaşanan çatışmaların ardından gerçekleştiği kaydedildi.

Aynı kaynak, ordu ve iç güvenlik güçlerinin, SDG’nin karşı saldırı girişiminin ardından Eşrefiye Mahallesi’nde ilerlemeyi sürdürdüğünü aktardı. SDG ise hükümet güçlerinin Eşrefiye ve Şeyh Maksud’a yönelik saldırılarında 12 kişinin öldüğünü, 64 kişinin yaralandığını ileri sürdü. Halep’te gerginliğin geçen aydan bu yana sürdüğü belirtildi.

Halep’te bazı mahallelerde sokağa çıkma yasağı

Halep İç Güvenlik Komutanlığı, perşembe akşamı yaptığı açıklamada Eşrefiye, Şeyh Maksud, Beni Zeyd, Süryan, Helak ve Meydan mahallelerinde ikinci bir duyuruya kadar tam sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duyurdu. Açıklamada, kararın “buralarda yaşayanların güvenliğini sağlamak, güvenliği tesis etmek ve can ile mal kaybına yol açabilecek ihlalleri önlemek” amacıyla alındığı belirtildi.

dfrgthy
Suriye itfaiye ekipleri, SDG tarafından atılan mermilerin isabet etmesi sonucu Halep’te Cemiliye ile Sebil mahalleleri arasındaki Faysal Caddesi’nde çıkan yangını söndürmek için çalışma yürütüyor (SANA)

Komutanlık, söz konusu mahallelerde sokağa çıkma yasağı süresince istisnasız her türlü hareketliliğin yasak olduğunu vurguladı.

Daha önce Suriye Arap Haber Ajansı SANA, Halep Müdahale Merkezi Komitesi’ne dayandırdığı haberinde, çatışmalarda ölü sayısının 10’a, yaralı sayısının ise 88’e ulaştığını bildirmişti. Suriyeli bir hükümet yetkilisi de Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde yaşayanların, bu bölgelerin bazı kısımlarını yetkililere teslim etmeye başladığını söyledi.

Aynı yetkili, Suriye televizyonu El-İhbariye’ye yaptığı açıklamada, bu sürecin SDG mensupları arasında art arda yaşanan ayrılıklar ve iç güvenlik güçlerinin bölgede güvenliği tesis etmeye hazırlanmasıyla eş zamanlı yürütüldüğünü ifade etti.

Halep İç Güvenlik Komutanlığı, SDG’yi yerleşim bölgelerini hedef alan bombardıman ve rastgele ateş açma eylemleriyle suçlayarak, bu saldırılar sonucu sivil kayıplar yaşandığını belirtti. Komutanlık, SANA aracılığıyla SDG saflarındaki unsurlara derhâl ayrılma ve silahlarını teslim etme çağrısı yaptı; bu amaçla bir iletişim hattı da duyurdu.

Suriye hükümeti ise Kürtlerin “Suriye halkının asli ve temel bir bileşeni” olduğunu vurgulayarak, devleti onları ayrı bir taraf ya da istisnai bir durum olarak değil, ülkenin eşit ortakları olarak gördüğünü kaydetti. Hükümet açıklamasında, çözümün medya söylemleri ya da karşılıklı suçlamalarla değil, ülkenin birliğinin ve tüm vatandaşların güvenliğinin teminatı olan devlet kurumları aracılığıyla sağlanabileceği ifade edildi.

Açıklamada ayrıca sahadaki kargaşa ve tırmanışın, SDG’nin 1 Nisan’da varılan anlaşmayı bozmasının doğrudan sonucu olduğu, bunun önceki mutabakatları zayıflattığı ve istikrarsızlığa kapı araladığı belirtildi. Hükümet, devletin mevcut rolünün Halep çevresini güvence altına almak, saldırı kaynaklarını şehirden uzaklaştırmak ve sivilleri korumak olduğunu vurguladı; Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den “milis güçlerin” çıkarılmasını talep etti.

SANA, ordunun bugün (perşembe) saat 13.30’dan itibaren ikinci bir duyuruya kadar Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan ettiğini ve SDG unsurlarına yönelik saldırılar düzenleyeceğini bildirdi. SDG ise operasyonu sivillerin zorla yerinden edilmesine yönelik bir girişim olarak nitelendirdi.

Öte yandan Halep Valisi Azam el-Garib, daha önce yaptığı açıklamada, Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de SDG’ye bağlı çok sayıda unsurun ayrıldığını, bazılarının ise bölgeden kaçtığını ve bunun sahada önemli bir değişime zemin hazırladığını söyledi. Vali, Halep halkına resmî duyurular yapılmadan evlerine dönmemeleri çağrısında bulundu.

rgt
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’nde konuşlandı (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Halep Müdahale Merkezi Komitesi ayrıca kent içinde 10 geçici barınma merkezinin açıldığını, Afrin ve Azez’de de merkezler oluşturulduğunu açıkladı. Alman Haber Ajansı DPA’ya göre, ordu operasyonlar birimi sivillerden SDG mevzilerinden uzak durmalarını isterken, sokağa çıkma yasağının başlamasıyla birlikte SDG hedeflerine yönelik “nokta atışı” saldırıların başlatılacağını bildirdi.

Suriye televizyonu, ordunun Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da beş bölgeyi gösteren haritalar yayımladığını ve bu alanların derhâl boşaltılmasını istediğini aktardı.

Halep’te geçen ay SDG ile hükümet güçleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş, taraflar birbirlerini suçlamıştı. SDG, 10 Mart’ta Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile, sivil ve askerî kurumlarını devlet yapısına entegre etmeyi öngören bir anlaşma imzalamış olsa da, bu anlaşmanın uygulanmasında şimdiye kadar kayda değer ilerleme sağlanamadı.