Mana Abdulfettah
Geçen hafta Washington’da dokuz Etiyopya karşıtı gruptan ‘Etiyopya Federal Güçleri Birleşik Cephesi’ adlı bir ittifak kuruldu. Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, Oromo Kurtuluş Ordusu, Afar Devrimci Demokratik Birlik Cephesi, Aqaw Demokratik Hareketi, Benishangul Halk Kurtuluş Hareketi, Gambella Halk Kurtuluş Hareketi, Sidama Ulusal Kurtuluş Cephesi ve Somali Devletine Direniş’ten oluşan ittifakın amacı, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’i devirmek.
Bu hareketler, kendilerini Etiyopya’daki ezilen halkların mücadelesinin temsilcileri olarak tanımlıyor. İttifakları, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi ile Oromo Kurtuluş Ordusu arasındaki anlaşmanın bir uzantısı olarak askeri, siyasi ve diplomatik iş birliğini içerecek.
Ayrıca Abiy Ahmed, Tigray Cephesi’ni ve arkasındaki ABD’yi ülkelerindeki hükümete karşı çalışmakla suçlayan başkent Addis Ababa halkını harekete geçirdi. Washington, Afrika Boynuzu Özel Elçisi Jeffrey Feltman liderliğindeki arabuluculuk yoluyla istikrarı korumaya çalışırken, Rusya ve Çin’in hamleleri yakın, belki de iç ittifaklara ek olarak uluslararası ittifaklar kurmaya çalışıyor.
Direniş
Etiyopya’daki toplumsal gelişme siyasi ve ekonomik gelişmeden önce geldi. Öyle ki Etiyopya milliyetleri ortak bir kültür edindiler. Siyasi otorite tarafından dışlanma inancıyla bir arada kaldılar. Abiy Ahmed’in hükümetinden önce eski hükümetler, bu milletleri birleştirmeye çalıştı. Ancak tüm çabalar, milletlerin mücadele etmeksizin otoriteye direnmeleriyle sonuçlandı. Çoğu, hükümete katılmadı. Oromo gibi diğer milletler güç için savaşan gruplar olarak görülürken, bu deneyimden güç kazandı.
1991’de Etiyopya Halkın Devrimci Demokratik Cephesi’nin elinde, Mengistu Haile Mariam tarafından Amhara’nın yönetimini deviren devrimden ve Meles Zenawi’nin iktidara gelişinden sonra, ‘etnik federalizmi dayatan ve toprak mülkiyetine ve kendi kaderini tayin hakkına izin veren’ 1995 Etiyopya Daimi Federal Anayasası hazırlandı. Zenawi, Mengistu’nun komünist rejimi sırasında Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne bağlıydı. Oromo halkı sembolik bir özerklik kazandı. Özellikle Oromo bölgesinde olduğu gibi, diğer bölgelerle birlikte Etiyopya bölgelerinde başta kahve olmak üzere tarımsal üretim alanlarına vergi gelirlerindeki artışa dayanarak, Etiyopya hükümetinin kontrolünden kurtuldular. Komünist Derg sistemi, çiftçilerin satışlarını Addis Ababa’daki belirli merkezlere yönlendirmelerini gerektiriyordu. Bağımsızlıkları yoktu. Etiyopya anayasasına göre devlet tüm araziye sahip ve kiracılara uzun vadeli kiralar sağlıyor.
Ancak Oromo Halk Kurtuluş Hareketi, başkenti Addis Ababa olan, tarihsel olarak geniş topraklarının restorasyonunu talep ediyor. Etnik federasyonun, bölgeleri pahasına başkent Addis Ababa’nın idari ve coğrafi açıdan genişlemesine izin verdiğine inanıyorlar. İki dönem arasındaki anayasa değişiklikleri, yalnızca bölgeye ait bir yerel kimlik ve kültür duygusunun oluşmasına katkıda bulundu. Devletin merkezileşmesine ve egemenliğine meydan okuyan askeri oluşumlar ortaya çıktığında devletin egemenliği buna yardımcı oldu.
İşlevsiz koordinasyon mekanizması
Etiyopya gibi devasa ve uçsuz bucaksız bir ülkeyi, federalizmde somutlaşan yerel makamlara yetki vererek yönetmek gerekiyordu. Bu nedenle Abiy Ahmed’in gelişinden sonra kararlar, farklı Etiyopya milletlerinin işlerini yönetme hakkını onaylayan 1995 anayasasına dayanıyordu. Bununla birlikte anayasanın ilkeleri, Abiy Ahmed’in geniş hırsıyla ve bölgelerin etnik nitelikteki federalizmi ‘sürekli bir hükümet sistemi olarak’ güçlendirme konusundaki artan gereksinimleriyle çatıştı.
Ayrıca merkezi devlet ile Etiyopya bölgelerinin geri kalanı arasındaki ilişki değişerek, hükümetin ihtiyacına göre şekillendi. İttifaklar ancak savaş zamanlarında kuruldu. İktidar da muhalefetteki siyasi birimleri rejimin yapısına entegre etmeye çalışmadı. Her bölgeden ayrılırken, verimsiz bir federal sistemle kaderiyle yüzleşti.
Bölgelerin merkezi hükümetin komplosuna maruz kaldığını ve hükümetin idari hiyerarşiye bağlı olmadığını hissediyorum. Hükümetin birçok bölgede isyan sorununa tepkisi ve buna odaklanmada yaşadığı zorluk, bölgesel sistem ve krizlerin çözümüne yönelik iletişimde bir dengesizlik yarattı. Bu durum karşısında Tigray Cephesi, Abiy’i ‘ordu ve hükümet liderlerini yalnızlaştırdıktan sonra’ onları kontrol etmek için paralel bir istihbarat ağı kurmakla suçladı.
Siyasi sistemin siyasi hesap verebilirlik için alçalan bir mekanizması yoktu ve Tigrayanları isyanlarından sorumlu tutamazdı. Tigray Cephesi de seçimleri engellemekten onu sorumlu tutamazdı. Etiyopya toplumunun parçalanmış ve merkezi olmayan sistemi, ‘saldırgan güçler ve hareketler oluşturmak için anayasaya ve isyancı örgütlerin yükselişine ve gelişmesine ve başta siyasi istikrarsızlık olmak üzere diğer yönlerden zayıflığa dayalı olarak’ bazı yönleriyle bir güç kaynağı oluşturdu. Bu savaşın yol açacağı şey, eski kurumların yıkılması ve askeri örgütlenmeyle ilgili tüm konularda onların yerine yenilerinin oluşturulması olacak.
Tam görüntü
İttifaklara dayalı siyasi durum, bu grupların gücünü güçlendiren ulusal askeri önem modelini aldı. Gambella Hareketi gibi daha önce siyasi faaliyeti bilmeyen, Sudan sınırındaki Amhara bölgesinin kuzeyinde yaşayan Qemant azınlığı gibi zayıf olan ve yönetimi Amhara’yı marjinalleştirmekle suçlayan başka hareketler de mevcut.
Ancak diğer hareketlerin askeri gücü ve milliyetlerinin çokluğu bu zayıflık için bir denge oluşturdu. Bu çerçevede Uluslararası Kriz Grubu Afrika Boynuzu proje direktörü Murithi Mutiga, “Asıl mesele, tüm tarafların bu çatışmayı askeri olarak çözebileceklerine karar vermiş olmalarıdır” dedi.
Bu varlıklar ile Etiyopya hükümeti ve müttefikleri arasında toplu olarak mücadele riski, uluslararası kuruluşlara bağlı uluslararası, bölgesel, iç ve kurumsal bileşenlerden oluşmuş uzlaşı karesini tehdit ediyor. Çatışmanın amacı bir yandan devletin korunması, diğer yandan kurtuluş ve bağımsızlık için savaşan unsurlara dayanarak her bir tarafın etkisini azaltmak ve sınırlamaktı. O halde her iki tarafın da uzlaşmazlığının sebeplerini araştırmak ve Etiyopya’da sivil yönetimin pahasına grupların askeri ulaştığı gücü anlamak ve bunları birkaç faktörde özetlemek mümkün.
İlk olarak, Etiyopya siyasi tarihi askeri üstünlük ve güçlü generallerin hikayeleriyle dolu. Devlet liderleri, bunun arkasında hala Etiyopya İmparatorluğu imajının olduğuna inanıyor.
İkinci olarak, askeri pozisyonların yönetici pozisyonlarından ve devlet bakanlarından daha büyük olduğu göz önünde bulundurulduğunda idari kurumsal zayıflık ve askeri hiyerarşinin gücü… Belki de Abiy Ahmed’in gençliğin militarizasyonu çağrısı ve halkın bu yöndeki tepkisi. Gerçek gücün prestijli siyasi konumdan değil, ordudan kaynaklandığını yansıtan tablonun bütününe bakmak mümkün.
Üçüncü olarak, Etiyopya hükümetinin Afrika Boynuzu ve genel olarak Afrika’da kaos ve savaşları uzaklara götürmeden devletin gücüne odaklanarak bir denge kurma arzusu… Bu nedenle kurumsal dengeyi güçlü bir merkezi devlet oluşumuna doğru itme girişimi ve Abiy Ahmed’in Eritre’ye yardımı, bölgelerdeki talep hareketlerinin etkisini azaltmadı.
Zorunlu dönüşümler
Bir yanda Abiy Ahmed ve müttefiklerinin, diğer yandan da Tigray Kurtuluş Cephesi ve müttefiklerinin hesapları, Afrika Boynuzu’ndaki gelişmekte olan bölgenin jeopolitiğini, Etiyopya ve komşuları arasında zaman zaman artan sürtüşmeyi ve bir bütün olarak bölgeye dayatılan dönüşümleri görmezden geldi. Etiyopya’nın, koruması Cibuti’nin (üçü Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerine ait) yaklaşık altı askeri üsse ev sahipliği yapmasıyla bağlantılı olarak uluslararası alandan yer alması da görmezden gelindi. ABD Afrika Komutanlığı’nın (AFRICOM) yanı sıra Fransa, Çin, Japonya, İspanya ve İtalya’nın askeri üsleri varken, Rusya ve bir dizi Arap ülkesi benzer üsler kurmaya çalışıyor. Korsanlığa karşı, terörle mücadele ve petrol ticareti için su yolunu korumak amacıyla güvenliğin sağlanmasına ek olarak bu kurallar, ekonomik ve askeri saygıya tabi.
İlerleyen günlerin, Çin ve Rusya’nın Abiy Ahmed tarafında ve ABD ve Fransa’nın Tigray Cephesi’nin önderlik ettiği ve bölgeyi başka uluslararası çatışmalara sürükleyecek hareketlerin yanında olmasıyla, net bir ittifakı göstermesi mümkün.
Etiyopya’nın iç ve bölgesel kriz tecrübelerinden bakıldığında Abiy Ahmed, onları çözmek için bu baskılarla mücadele etmeye hazır görünmüyor. Ancak bu ülkelerin çıkarları söz konusu olduğunda, geri çekilmek için yeni bir fırsat elde etmek üzere gerginliği azaltmaktan başka seçeneği kalmayacak. Ya da alternatif bir başbakana destek sağlamaktan başka seçenek olmayacak.
Her halükârda Etiyopya hükümetinin, uluslararası yükümlülükleri ve Nahda (Rönesans) Barajı gibi uluslararası toplumun desteğine ihtiyaç duyan diğer sorunları olduğu için, uzlaşmaz tutumunu sonuna kadar sürdürmesi beklenmiyor. Belki de tavrını değiştirebilir. Avrupa baskısına ek olarak, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell tarafından yayınlanan bir açıklamada Etiyopya’daki çatışmaya askeri bir çözüme başvurulmayacağı belirtildi. Ancak Borrell, çatışma taraflarına, savaşı durdurmayı ve koşulsuz bir diyalog başlatmayı kabul etmedikçe yaptırım uygulama taahhüdünde bulundu.
Silahlar susana kadar, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve Etiyopya İnsan Hakları Komisyonu tarafından yayınlanan ve ihlallerin sorumlularının yargılanması çağrısında bulunulan ortak raporun bir yankısı olmayacak. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’da aktardığı analiz habere göre BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, bu sorumluların bazılarının savaş suçu teşkil ettiğini söyledi.
Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)
Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)
Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)