Nazım Hikmet ve Vera Tulyakova: Ölümle mücadele sırasında büyüyen ışıltılı ilişki

Tulyakova, Nazım Hikmet’in biyografisinde, bir şair, bir insan ve bir eş olarak ona olan sadakatini gizlemedi

Nazım Hikmet
Nazım Hikmet
TT

Nazım Hikmet ve Vera Tulyakova: Ölümle mücadele sırasında büyüyen ışıltılı ilişki

Nazım Hikmet
Nazım Hikmet

Çağdaş bir şair düşünün… Ulusal ve uluslararası düzeyde bir ün, eleştirel ilgi ve geniş sempati kazanmış bir Türk şair; Nazım Hikmet. Şairin dünya çapında gördüğü ilgi ve takdir, dönemin askeri yöneticileri tarafından sürekli takip edilmesine, kitaplarına el konulmasına ve yıllarca hapis yatmasına yol açan ‘oldukça tehlikeli bir komünist’ olarak tanımlandığından onu onurlandırmak için uygun bir yol bulamayan ülkesinde gördüğünden çok daha fazlaydı. Şair, uzun bir boya, masmavi gözleriyle yakışıklı bir yüze ve büyük yeteneklere sahip olsa da tüm bunlar ona ne mutluluk ne sakin bir hayat sağlamadı. İdeolojisi, ülkesindeki yetkililer tarafından yalnızca muhalif ideoloji kategorisinde yer almakla kalmıyordu, bu ideolojiye aynı zamanda Ruslarla olan tarihi düşmanlık açısından da bakılıyordu. Nazım Hikmet, dönemin yöneticilerinin, kendisine karşı hapishane dışında şüphe uyandırmayacak şekilde birçok kez suikast düzenlemeyi planladıklarını ima etti. Yetkililerin bir gaflet anında mucizevi bir şekilde deniz yoluyla ülkesinden kaçmayı başaran Hikmet, ardından daha sonraki hayatını geçireceği Moskova'ya ulaştı.
Ancak Nazım Hikmet'in ölümünden önceki son yıllarını geçirdiği Moskova döneminden bahsetmek gerekirse son hayat arkadaşı Vera Tulyakova tarafından üstün bir anlatı ve samimi bir sıcaklıkla, ama tutkulu şairin evliliği dışında eski aşk hikayesine biraz dahi olsa değinilmeden okuyucuya aktarılan Nazım’ın önceki duygusal hayatına dair anlatılanlar biraz eksik kalmaktadır. Burada Hikmet'i eski eşi Piraye’ye bağlayan muğlak ilişkiyi göz ardı edemeyiz. Evlilikleri süresince ancak üç yılı aşkın bir süre aynı çatı altında yaşayabildiler. Şair, kalan yıllar boyunca parmaklıklar arkasındaydı. Ancak tutuklu kaldığı uzun yıllar boyunca şaire sadık kalan bu güngörmüş eş, Nazım'ın sadece ‘S’ harfiyle andığı bir kadınla ona olan ihanetini bir türlü affedememiş ve boşanmak için ısrar etmiştir. Hapishaneden kurutulan şair, çok geçmeden duygusal şiirlerinin çoğunda adı geçen Münevver adlı başka bir kadınla evlendi. Yazar Hanna Mina, kaleme aldığı “Nazim Hikmet: Cezaevi, Kadın ve Hayat” adlı kitabında, Piraye ve Münevver’in aynı kadın olduğunu söylerken daha sonra kaleme aldığı “Bir Devrimci olarak Nazım Hikmet” adlı kitabında bu düşüncesinden geri adım attı ve iki farklı kadın olduklarını yazdı. Şairin arkadaşı Kemal Tahir'e yaptığı kişisel bir itirafa dayanarak Hikmet'in çocuk sahibi olamamasından bahseden Mina, daha sonra bundan da geri adım atarak oğlu Mehmet'in şairin biyolojik oğlu olduğunu teyit etti ve oğlunun doğumunu daha önce yazdığı bir şiirle tahmin ettiğini belirtti. O şiir şöyleydi:

“Topraktan, ateşten ve demirden doğanların
en mükemmeli doğacak bizden.
Ve insanlar ellerini korkmadan, düşünmeden
birbirlerinin ellerine bırakarak,
yıldızlara bakarak
‘Yaşamak ne güzel şey’ diyecekler.”

Hikmet'in gençlik yıllarını ona olan aşkı uğruna harcadığı eski karısına karşı gösterdiği duygusal soğukluk ise onu, şairlerin ve sanatçıların diğer tüm varlıklara olduğu gibi kadınlara olan hayranlığının ayrılmaz bir parçası olan psikolojilerini anlama çabası içerisine girmeye itiyor. Ancak Mina’ya göre âşık olunan kadının gerçekliği, bu büyüyü büyük ölçüde bozar ve her şeyi normal boyutlarına döndürür. Ayrıca Hikmet'in, eşine ve şiirlere olan bağlılık noktasında iki seçenek arasında kafası karışmış olduğunu düşünen Mina, Hikmet’in yaratıcı bir şair olarak ikinci seçeneğe yönelmekten başka seçeneği olmadığına inanırken aynı zamanda Münevver ile olan yeni ilişkisinin uzun süre kanıtlanamadığına ve farklı koşullarda ve başka zamanlarda yeni ilişkilere yelken açmadan önce, birçok gizem ve kafa karışıklığı yaşadığına dikkat çekiyor.
Nazım Hikmet'in Moskova'da özellikle de serbest bırakılmasından önce onu dünya çapında en ünlü şairlerden ve mücadelenin sembollerinden biri haline getiren geniş bir dayanışma kampanyası olduğundan hayranlarını ​​kabul etmesi doğaldı. Ancak etrafını saran ışıltı ve kendisine biçilen çoklu roller, kalp ve kanındaki bir hastalıktan dolayı aniden ölmekten korkmasına rağmen, bunaltıcı bir yalnızlık ve yaklaşan yaşlılık duygusunu ondan uzaklaştırmaya yetmiyordu. Ona göre sadece bir kadın ona ihtiyaç duyduğu sıcaklığı verebilirdi. Çizgi filmler alanında yardım istemek için evine giden güzel bir genç kadın olan Vera Tulyakova, Hikmet’in görür görmez dikkatini çekti. Etrafı birbirine benzeyen onlarca hayranıyla çevriliydi, ancak bu genç kadının farklı bir çekiciliği vardı ve onun kuruyan duygularını canlandırabilen tek kişiydi.
Vera Tulyakova’nın “Nazım'la Son Söyleşimiz” başlıklı kendi yazdığı biyografi, belki de benzer biyografilerin en şeffaf, dürüst ve zengin detaylara sahip olanlarından biriydi. Tulyakova'nın kitabında ün kazanmak için rahmetli kocasının konumuna yaslanmak isteyen amatör bir yazarın karalamaları yoktu. Bunun yerine anlatım yöntemlerini çeşitlendirmeye, zamanlar arasında incelikle hareket etmeye ve üstün bir dil kullanmaya çalıştığı açıktır. Belki de çalışmayı güzelleştiren, bu aşırı tutku ve samimi anlatıydı. Bu, yas tutan bir kadının, kocasının vefatından iki hafta sonra yazmaya başladığı ve iki yılını alan bir kitaptı. Vera, kitabında acısı ve kaybının ağırlığı altında coşkulu dilini ve dizginsiz sevgisini açığa çıkardı. Belki de kitabın arkasındaki o duygusal maya, Vera'yı kitabın girişinde işaret ettiği gibi, ilişkinin mahrem ayrıntılarının çoğunu atlamadan önce, başlangıçta bin sayfadan fazla yazarak anlatının cazibesine tamamen yenik düşmesine neden olan şeydi.
Tolyakova, kitabında, ayrıldıktan sonra Hikmet'e şunları söylüyor:
“Moskova'ya geldiğinizden beri bir efsane gibiydiniz ve bana Kremlin'de çalışanlar kadar uzaktınız."
Tolyakova, Hikmet’i bir yazı biçimi olarak seçtiğinden artık hayatta olmadığı fikrini kategorik olarak reddediyor gibi görünüyor. Büyüleyici varlığıyla olduğu kadar yaratıcılığı, mücadelesi ve insancıl duruşuyla da halen kalbinde olduğu anlaşılıyor. Ancak biyografideki en dikkat çekici nokta, şairin kendisinden onlarca yaş genç olan sarışın genç kadına çabucak âşık olması değil, Vera'nın Nazım'ın ciddi bir kalp ve damar hastalığı olduğunu ilk tanıştıkları andan itibaren bilmesidir. Bu da
ilişkiye dramatik ve romantik bir karakter kazandırıyor.  Öyle ki iki taraf arasındaki aşk, endişe ve bilinmeyenin neden olduğu korku ve ölüme karşı mücadele ile birlikte büyümeye başladı. Yine de Vera'nın, pek çok kadının dikkatini çeken bu adama karşı gerçek duygularını anlaması biraz zaman aldı. Buna karşın Hikmet, onunla tanıştığı ilk günlerde ona olan aşkını gözyaşları içinde itiraf etti. Vera, burada erkeklerin nasıl ağladığını ilk kez öğrendiğini de ekliyor.
Vera Tulyakova ilginç anlatımıyla, sevdiği şaire olan sadakatiyle onu bir insan ve bir koca olarak anlatmaya, onu yüceltmekten ve onu çevreleyen ‘efsane’ havasından mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışıyor. Biraz tereddütten sonra Nazım'a âşık olan, onunla evlenmeye karar veren ve ilk kocasını terk eden Vera, bir keresinde Hikmet'in kendisine gösterdiği neredeyse ‘patolojik’ kıskançlığı anlatmaktan da çekinmiyor. Hikmet’in evlenmeden önce, ofisini günde birkaç kez aradığını belirten Vera, biyografinin bir bölümünde “Sen sadece kendini düşünüyorsun. Beni kontrolün altına almak istiyorsun. Bana seni düşünmekten bir an bile vazgeçme fırsatı vermedin” diyor. Sonra biyografinin başka bir yerinde, hayatın bizi bazen harika insanlar ve şairlerle karşılaştırdığını, ancak onların bir anda sizi iterek bazen sorgu memuru gibi sorgulamaya başlayabileceklerini de ekliyor. Şairin kısa sürede kıskançlığa girdiğinden ve aşırı sahiplenme eğilimi gösterdiğinden bahseden Vera, şöhretin tek başına hapis, sürgün, hastalık ve ölümün hayaletinden kurtulmaya yetmediğini, ancak endişeli bir ruhun kendisini korumak için derin bir sevgiye ihtiyacı olduğunu söylüyor. Bu yüzden Hikmet, ona şefkat gösteren güzel ve zeki bir kadın olan Tulyakova’ya hayatının son baharında sıkı sıkıya sarıldı. Hikmet, bunu bir şiirinde şöyle ifade ediyor:

“Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
 neyin nesi belirsiz,
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi,
Seviyorum seni
denizi uçakla ilk defa geçer gibi.
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldanan bir şeyler gibi,
Seviyorum seni
‘Yaşıyoruz çok şükür!’ der gibi”

Nazım Hikmet, bir başka şiirinde ise Tulyakova’ya olan sevgisini şöyle dile getiriyor:

“Her günüm mis gibi dünya kokan bir kavun dilimi
Senin sayende.
Bütün yemişler elime güneştenmişim gibi uzanıyor
Senin sayende.
Senin sayende yalnız umutlardan alıyorum balımı.
Yüreğimin çalışı senin sayende.
En yalnız akşamlarım bile duvarında gülen bir Anadolu kilimi
Senin sayende.
Şehrime ulaşmadan bitirirken yolumu
Bir gül bahçesinde dinlendim senin sayende
Senin sayende, içeri sokmuyorum
En yumuşak urbalarını giyip
Büyük rahatlığa çağıran türküleriyle kapımı çalan ölümü”

Fransız ressam Françoise Gilot’un Picasso hakkında kaleme aldığı kitabında çağın tamamının panoramik bir resmini sunmaya çalıştığı gibi, Tulyakova da daha tutkulu ve iki ilişkinin farklı doğasının dayattığı bir romantizmle olsa da aynısını yapıyor. Tulyakova Soğuk Savaş döneminde dünyada hâkim olan siyasi ve güvenlik gerilimi sırasında, eşinin sık sık yurtdışına seyahat etmesinden ve katıldığı çeşitli kültürel etkinliklerde özellikle de dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır’ın ona özel zaman ayırdığı Kahire Konferansı’ndaki öncü rolünden bahsediyor.  Ayrıca Moskova'nın o dönemde dünyadaki solcu yazarların ana sığınağı haline gelmesine de değiniyor. Burada Vera'nın Pablo Neruda ve Matilde Urrutia’nın yanı sıra Louis Aragon ve Elsa Triollet ile birkaç kez yaptığı görüşmelerden edindiği izlenimleri aktarırken, Aragon’un Triollet’in varlığını bir yük olarak görmesine ve Neruda’nın ise Matilde’ye potansiyel eski eşi olarak davranmasına atıfta bulunarak rekabetten geri kalmayan bir tutum sergilemesi dikkati çekiyor.
Vera Tulyakova'nın biyografisinde altını çizmekte ısrar ettiği bir diğer konu ise Nazım Hikmet'in Sovyetler Birliği’ndeki komünist modeline ‘körü körüne’ bağlı olduğuna ve statükoya baş kaldıran milyonlarca protestocuya karşı işlenen korkunç vahşete göz yumduğuna dair bir klişeyi ortadan kaldırma çabasıydı. Tulyakova, Nazım'ın sağlığının kötüleşmesinin gerçek nedeninin, yorgun kalbinin, Stalin'in ölümünden kısa bir süre sonra Macaristan ayaklanmasını bastıran Sovyet buldozerlerinin ağırlığını taşıyamaması olduğunu iddia ediyor. Ayrıca Nazım'ın sanatın ideolojik mercek altına alınması ve bürokratlar arasındaki yolsuzluğa karşı çıkan yazarlara baskı uygulanmasını onaylamadığını ve yazarların istihbarat ve güvenlik servisleri tarafından nasıl sürekli olarak soruşturmalara tabi tutulduklarından bahsediyor.  Nazım Hikmet gibi kendini küresel emperyalizme ve onun şairlerinin ve aydınlarının ‘deneylerine’ karşı koymaya adayan bir şaire layık olmadığı bir yaklaşım sergileyen iktidarın ve iktidara yakın yazarların, Hikmet’in tutkulu karısı ve yetim şiirleri hakkında yazdıklarıyla ilgili alaycı ve onaylamayan tavrı da onu çok üzmüştür. Ancak bu yüklerin altında ezilirken hem bedenen hem de ruhen yorgun düşen Nazım Hikmet, bu dogmatik şantajları umursamadı bile.  Tulyakova'ya olan aşkında kendine bir sığınak buldu ve bu onun son arzusuydu. Yakında öleceğini hissetmişti ve bir şiirinde eşine şöyle seslendi:

“Dört gün sonra Moskova`dayım
Bu ayrılık da hele şükür bitiyor dönüyorum
Bu ayrılık da yağmurlu bir yol gibi arkada kalacak
Yeni ayrıcalıklar gelecek
Yeni kuyulara ineceğim
Bir yerlere gidip döneceğim
Koşacağım soluk soluğa yeni dönüşlere
Sonra ne Berlin ne de Tanganika
Hiçbir yere değil gideceğim hiçbir yere
Ne vapur ne tren nede uçakla dönmek mümkün olmayacak
Benden mektupta telgrafta gelmeyecek
Sana telefon da edemeyeceğim”



Savaş Üstüne Savaş'ın yıldızı: "Paul Thomas Anderson'a yalvarıyorum"

Bu yılki ödül sezonunda çok konuşulan Savaş Üstüne Savaş birden fazla payeye layık görüldü (AFP)
Bu yılki ödül sezonunda çok konuşulan Savaş Üstüne Savaş birden fazla payeye layık görüldü (AFP)
TT

Savaş Üstüne Savaş'ın yıldızı: "Paul Thomas Anderson'a yalvarıyorum"

Bu yılki ödül sezonunda çok konuşulan Savaş Üstüne Savaş birden fazla payeye layık görüldü (AFP)
Bu yılki ödül sezonunda çok konuşulan Savaş Üstüne Savaş birden fazla payeye layık görüldü (AFP)

Teyana Taylor, Savaş Üstüne Savaş'taki (One Battle After Another) karakterine odaklanan bir devam filmi çekmesi için yönetmen Paul Thomas Anderson'a yalvardığını açıkladı.

Filmdeki radikal sol devrimci Perfidia Beverly Hills rolüyle çıkış yaparak Oscar'a aday gösterilen 35 yaşındaki şarkıcı, karakterinin yaklaşık 20 yıl sonrasını gösterecek bir spin-off için Anderson'la görüştüğünü verdiği yeni bir röportajda söyledi.

Olası devam filmi hakkında IndieWire'a "Görüşmeler çok ama çok gerçek" dedi.

Bunu bize vermesi için [Anderson'a] yalvardığımı şu anda herkese doğrulamak istiyorum. Bunu bize vermesi için ona yalvarıyorum.

Taylor sözlerine şöyle devam etti:

Orada burada Paul'e küçük şakalar yapıyorum. 'Perfidia'nın o 16 yılda ne yaptığını görmemiz gerekiyor' gibi şeyler diyorum.

Leonardo DiCaprio, Taylor ve Chase Infiniti'nin başrollerinde yer aldığı film, Sean Penn'in beyaz üstünlüğü yanlısı yozlaşmış subayı liderliğindeki orduyla savaşan devrimci bir örgütü takip ediyor.

cvfghy
Teyana Taylor, Oscar'a aday gösterilen Savaş Üstüne Savaş'ta Perfidia Beverly Hills rolünde (Warner Bros)

Filmde Taylor'ın karakteri, örgütü French 75'a ihanet ederek elemanlarını ordunun yakalamasını sağlıyor ve partneri Pat'le (DiCaprio) kızı Willa'yı (Infiniti) terk ediyor.

Taylor sözlerini şöyle sürdürdü:

Ama Perfidia ve Willa'nın birlikte bazı sahnelere ihtiyacı var. Willa o son sahnede kapıdan çıktığında 'Gerçekten nereye gidiyor? Deandra'yı serbest mi bırakacak? Annesini mi bulacak?' dedim. Filmin hâlâ umut barındırmasını seviyorum ve oralarda bir yerde ikinci bölüme yer var.

Bu yılki Oscar Ödülleri'nde 13 ödüle aday gösterilen yapım, Altın Küre'de En İyi Film ve Taylor'ın aldığı En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülleri de dahil olmak üzere 4, geçen ay BAFTA Film Ödülleri'ndeyse 6 payeye layık görülmüştü.

Oscar Ödülleri'nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Taylor'ın rakipleri, Günahkarlar'daki (Sinners) Wunmi Mosaku, Silahlar'daki (Weapons) Amy Madigan ve Manevi Değer'deki (Sentimental Value) Elle Fanning ve Inga Ibsdotter Lilleaas olacak.

Geçen ay Saturday Night Live'da sunuculuk yapan Taylor, skeç şovundaki bir sahne için kendisini kel gösteren bir bone kafasına takılmışken Oscar adaylığını öğrendiğini açıklamıştı.

Taylor açılış monoloğunda "Bu hafta çok çılgındı" demişti.

Savaş Üstüne Savaş'la Oscar'a aday gösterildim. Bir rüya gerçek oldu…

Her küçük kızın istediği şekilde bunu yaşadım... Mikey Day'in yanında kellik bonesi takılırken.

cvfbgh
Teyana Taylor bu yılki Oscar Ödülleri'nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında aday gösterildi (Warner Bros)

Taylor, Oscar adaylığının ardından yaptığı açıklamada şunları söylemişti:

Dün gece Özel Bir Kadın'ı (Pretty Woman) izlerken, mutlu sonları ve bazen onların ne kadar imkansız geldiklerini düşünerek uyudum... ve Tanrı'nın beni kendi peri masalsı sonuma hazırladığı bir tecrübe yaşadığımı fark ettim.

Independent Türkçe


Taş Devri mutfağı yeniden yazılıyor: Karmaşık tarifleri çömlekler ele verdi

Tarih öncesi tarifleri canlandırmak için seramik kapların modern replikalarıyla deneysel pişirme (Lara González Carretero)
Tarih öncesi tarifleri canlandırmak için seramik kapların modern replikalarıyla deneysel pişirme (Lara González Carretero)
TT

Taş Devri mutfağı yeniden yazılıyor: Karmaşık tarifleri çömlekler ele verdi

Tarih öncesi tarifleri canlandırmak için seramik kapların modern replikalarıyla deneysel pişirme (Lara González Carretero)
Tarih öncesi tarifleri canlandırmak için seramik kapların modern replikalarıyla deneysel pişirme (Lara González Carretero)

Yeni bir araştırmaya göre, Avrupa genelinde bulunan binlerce yıllık çömlek kalıntıları, bölgedeki eski toplulukların daha önce inanıldığından çok daha çeşitli bitkisel ve hayvansal ürünler kullanarak karmaşık yemekler hazırladığını ortaya koyuyor.

Arkeologlar, çömlek kalıntılarındaki yağ tortularını analiz ederek eski kültürlerin beslenme alışkanlıklarını yorumluyor. Ancak bu yöntem çoğunlukla sadece et bazlı yiyecekler hakkında bilgi veriyor.

Yeni çalışmada, Avrupalı antik ​​avcı-toplayıcıların yediği bitkilerin kalıntılarını belirlemek için mikroskobik inceleme ve kimyasal analiz de dahil birden fazla teknik birleştirildi.

Araştırmada, Kuzey ve Doğu Avrupa'daki 13 arkeolojik alanda bulunan ve MÖ 6. ile 3. binyıllar arasına tarihlenen yaklaşık 60 çömlek parçasında kalan organik kalıntılar incelendi.

Bu çok yönlü yaklaşımı kullanarak araştırmacılar, otlar, kırmızı orman meyveleri, yapraklar ve tohumlar da dahil çeşitli bitkilerin doku örneklerinin yanı sıra balık ve diğer deniz ürünlerinin kalıntılarını da buldu.

PLOS One adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada, "Avcı-toplayıcı balıkçıların sadece balıkla beslenmediklerini, çok çeşitli bitkileri bilfiil işleyip tükettiklerini bulduk" diye yazdılar.

Kalıntı ve içerik karışımı bölgeden bölgeye değişiyordu; bu muhtemelen bölgedeki mevcut kaynakların yanı sıra yerel kültürel uygulamaların bir yansımasıydı.

Çalışmada, örneğin, Baltık bölgesinde, çömlekte fosilleşmiş yemek kalıntılarında sıklıkla yüksek yoğunlukta tatlı su balığıyla birlikte Viburnum meyveleri bulundu; bu da "hedefli bir içerik seçimine işaret ediyor" diye belirtildi.

Mikroskobik analiz, Litvanya'daki bölgelerden elde edilen çömleklerde daha yüksek oranda tatlı su balığı bulunduğunu ortaya koyarken, Danimarka'nın güneyindeki Syltholm II bölgesinden elde edilen lipid kalıntı analizi ise daha çeşitli hayvansal ürünlerin kullanıldığını gösterdi.

Bulgular, bitkilerin ve su ürünlerinin erken Avrupalıların beslenme düzenlerinde önemli bir rol oynadığını gösteriyor.

Yemek yapımında farklı türde çömlekler kullanılıyordu ve her kültürün kendine özgü karmaşık mutfak gelenekleri vardı.

Özellikle, arkeologlar tarih öncesi Avrupalı ​​avcı-toplayıcılar arasında "belirli yiyecekleri farklı şekilde hazırlayarak" birleştirme yönünde genel bir eğilim olduğunu buldu.

Bir örneğe atıfta bulunarak, Viburnum meyvelerinin genellikle "tatlı su balığıyla karıştırılmış tek bitkisel malzeme" olarak göründüğünü söylediler.

"Bu araştırma, eski beslenme düzenlerini gerçekten anlamak için, bu fosilleşmiş yiyecek kalıntılarına kelimenin tam anlamıyla daha yakından bakmamız gerektiğini vurguluyor" diye yazdılar.

Geleneksel kimyasal analiz, eski yemeklerin hayvansal bileşenlerini vurgulama eğilimindeyken, birleşik mikroskobik yaklaşımımız bu tarih öncesi tarifleri yeniden odağın merkezine getirdi.

Independent Türkçe


Yeni yapay zeka bildirisi beklenmedik kesimleri birleştirdi

Eylemciler, PauseAI UK ve gelişmiş yapay zeka sistemlerinin gelişiminin kontrolünü mesele edinen diğer örgütler tarafından 28 Şubat 2026'da Londra'da düzenlenen bir protestoda Google Deepmind ofislerinin önünde pankart ve dövizlerle toplandı (AFP)
Eylemciler, PauseAI UK ve gelişmiş yapay zeka sistemlerinin gelişiminin kontrolünü mesele edinen diğer örgütler tarafından 28 Şubat 2026'da Londra'da düzenlenen bir protestoda Google Deepmind ofislerinin önünde pankart ve dövizlerle toplandı (AFP)
TT

Yeni yapay zeka bildirisi beklenmedik kesimleri birleştirdi

Eylemciler, PauseAI UK ve gelişmiş yapay zeka sistemlerinin gelişiminin kontrolünü mesele edinen diğer örgütler tarafından 28 Şubat 2026'da Londra'da düzenlenen bir protestoda Google Deepmind ofislerinin önünde pankart ve dövizlerle toplandı (AFP)
Eylemciler, PauseAI UK ve gelişmiş yapay zeka sistemlerinin gelişiminin kontrolünü mesele edinen diğer örgütler tarafından 28 Şubat 2026'da Londra'da düzenlenen bir protestoda Google Deepmind ofislerinin önünde pankart ve dövizlerle toplandı (AFP)

Akademisyenler, işletmeler, dini liderler ve siyasi figürlerden oluşan alışılmadık bir koalisyon, yeni bir "insandan taraf" bildiri imzalayarak yapay zekaya dair endişelerini dile getirdi.

Kâr amacı gütmeyen yapay zeka güvenliği kuruluşlarının önde gelenlerinden Yaşamın Geleceği Enstitüsü tarafından desteklenen İnsandan Taraf Yapay Zeka Deklarasyonu, yapay zeka güvenliğine yeni bir bakışla odaklanılması ve onu kontrol eden şirketlere yönelik daha katı düzenlemeler getirilmesi ve daha fazla hesap verme zorunluluğu uygulanması çağrısında bulunuyor.

İmzacılar arasında milyarder girişimci Richard Branson, Nobel Ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu ve Trump yönetiminin eski danışmanlarından Steve Bannon yer alıyor.

Deklarasyonu destekleyen kuruluşlar arasında Amerikan Öğretmenler Federasyonu, Hıristiyan Liderler Kongresi ve Amerika İlerici Demokratları da var.

Bildiride "Yapay zeka insanlığa hizmet etmeli, tam tersi olmamalı" ifadeleri kullanılıyor.

Güvenilir ve kontrol edilebilir yapay zeka araçlarının insan potansiyelini azaltmak yerine artırdığı, insanları güçlendirdiği, insan onurunu artırdığı, bireysel özgürlüğü koruduğu, aileleri ve toplulukları güçlendirdiği, özyönetimi koruduğu ve emsalsiz sağlık ve refah yaratılmasını sağladığı daha iyi bir yol var. Bu yol, teknolojinin gücünü kullananların, insanlığın gelişmesini desteklemek için insani değerlere ve ihtiyaçlara karşı sorumlu olmasını gerektiriyor.

Deklarasyonun temel ilkeleri arasında şunlar var: Yapay zeka üzerinde insan kontrolü, yapay zeka tekellerinin önlenmesi, çocukların teknolojiden korunması, insan failliğinin ve özgürlüğünün korunması, kusurlar ve yetersiz güvenlik kontrolleri için kurumsal hesap verme zorunluluğu.

Deklarasyona paralel yayımlanan yeni bir anket, ABD seçmenlerinin yüzde 80'inin hem yapay zekanın insanların sorumluluğunda olmasını hem de yapay zeka şirketleri için daha fazla hesap verme mecburiyeti uygulanmasını desteklediğini ortaya koydu.

İnsandan Taraf Yapay Zeka Deklarasyonu'nun organizatörleri, daha önce yapay zeka güvenliğini artırmaya yönelik benzer imza kampanyalarında yer alan endüstri temsilcilerini kasten dışladı.

Yaşamın Geleceği Enstitüsü'nün yapay zeka güvenliğini güçlendirmeye yönelik önceki çabaları arasında, yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesinin altı aylığına durdurulması için 2023'te başlatılan girişimin yanı sıra güvenliği kanıtlanana kadar süper akıllı yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesini yasaklamak için geçen yıl hazırlanan imza kampanyası da var.

Teknoloji endüstrisiyse bu çabalara kulak asmazken 2023'teki mektubu imzalayanlardan bazıları sonrasında kendi yapay zeka girişimlerini başlatmıştı. 

Independent Türkçe