Kovid-19 ilaçları pandemide dönüm noktası olabilir

Bilim insanları Kovid-19’la mücadelede ilaçlar önemli olsa da aşılamanın önceliğini vurguluyor

Kovid-19 ilaçları pandemide dönüm noktası olabilir
TT

Kovid-19 ilaçları pandemide dönüm noktası olabilir

Kovid-19 ilaçları pandemide dönüm noktası olabilir

İnsanlığın yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı küresel mücadelesinde, enfeksiyonun bulaştığı vakalardaki etkileri ve komplikasyonlarının şiddetini hafifletmek için potansiyel bir tedavi fırsatının sunulduğu yeni bir aşamaya geçildi. Geçtiğimiz haftalarda ABD merkezli ilaç şirketleri, ağız yoluyla kullanılan Molnupiravir ve Paxlovid olmak üzere iki farklı Kovid-19 ilacının klinik çalışmalarında cesaret verici sonuçlarını yayınladı. Söz konusu ilaçlar, salgın ile mücadele de daha fazla güvenlik sağlayabilir.

Aşılar ve Kovid-19 ilaçları
Basının bu şirketlerin açıklamalarından aktardığı bilgilere göre, her iki ilaçta etkiliydi, hatta klinik sonuçları inceleyen bağımsız bilimsel kurullar, ilaçlara yönelik daha fazla kanıt gerekli olmadığını kanısına varılmasını sağlayan olumlu sonuçları göz önüne alarak, söz konusu çalışmaları erken bir aşamada sonlandırdı. Ancak basına göre, Merck ve Pfizer şirketlerinin ilaçlarının etkilerinin kesin bir şekilde değerlendirmesi hala zor bir durum, zira şirketlerin şu ana kadar, yalnızca basın açıklamalarını yayınlarken, klinik çalışmaların ayrıntılarına yönelik belgeler yayınlanmadı.
ABD’de bulunan Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin internet sitesinde yayınlanan makalede, üniversitenin Bulaşıcı Hastalıklar Danışmanı Dr. Jaimie Meyer konuyu şu yorumda bulundu:
“Hastaneye yatışları önlemek için ilk planımız aşıdır. Molnupiravir ilacına yönelen dikkatin, aşıya yönelik dikkati dağıtması ihtimalinden biraz endişe duyuyorum. Bazı insanlar bu ilaçları kullanma imkanları olduğu için aşı olmak istemediklerini söyleyebilir. Ancak bunlarından biri diğerinin yerine koyulamaz. Henüz aşı olmadıysanız, en önemli şey hemen aşı olmanız.”
Bu potansiyel tedavi edici ilaçların salgın sahnesine girerken, Kovid-19’a karşı mücadeledeki bugüne kadar kaydedilen gerçek başarı, onaylanan aşı türlerinin uygulanması oldu. Aşılar, pandeminin yayılmasına karşı koruma sağlama, virüsün orijinal varyantı ile enfeksiyonu önleme veya enfekte olunması durumunda patolojik yansımaları daha az şiddetli hale getirme açısından etkili oldu. Başarıyı sağlayan diğer bir şey ise, gerekli olan koşullarda solunum sistemindeki viral enfeksiyonların yayılmasını azaltmak amacıyla ihtiyati tedbirlerin uygulanması ve koruyucu araçların kullanılmasıydı.

Molnupiravir ilacı
Söz konusu aşamaya girişin başlangıcı, ABD merkezli Merck ve Ridgeback şirketleri tarafından ortaklaşa geliştirilen Molnupiravir ilacı ile oldu. İlaç 4 Kasım’da acil tedavide kullanım için İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu (MHRA) tarafından onaylanması sonucunda ağız yoluyla kullanılan ilk Kovid-19 karşıtı ilaç oldu. Molnupiravir, Kovid-19 enfeksiyonu doğrulayan bir test sonucu olan, ciddi semptomlar göstermek için en az bir risk faktörüne sahip yetişkinlerde hafif ila orta şiddette (Yani henüz hastaneye yatırılmamış) vakaların tedavisinde kullanılabiliyor. Bu da, onu Kovid-19 vakaları için evde kullanımı onaylanmış ilk ilaç yapıyor.
Söz konusu ilaç kiremit rengi bir kapsül içerisinde bulunuyor. Bu ilacı üreten iki şirket, acil kullanımına yönelik ruhsat alınması için ABD Gıda ve İlaç Dairesi’ne (FDA) başvurduğunu, ilacın hala inceleme aşamasında olduğunu duyurdu. Aynı zamanda ilacın pazarlama izni için Avrupa İlaç Ajansı’na (EMA) başvurulduğunu ve EMA tarafından bir inceleme başlatıldığını da açıkladılar.
İki şirket yaptıkları açıklamada, Molnupiravir’in Kovid-19 vakalarının daha yoğun tedavi görmek üzere hastaneye yatırılma olasılığını yarı yarıya azalttığını ayrıca can kaybı riskini de azalttığını duyurmuştu. Söz konusu ilaç, Atlanta’daki Emory Üniversitesi’ndeki araştırmacıların Chapel Hill’deki Kuzey Carolina Üniversitesi’ndeki meslektaşlarıyla işbirliği içerisinde keşfedildi. İlaç 5 günlük bir boyunca günde iki kez alınan toplam 4 hap olarak kullanılıyor. İki şirketin bu ilacın etkinliğini ve güvenliğini test etmek için finanse ettiği klinik çalışma, Kovid-19 test sonucu pozitif çıkan ve ciddi semptomların görüldüğü bir enfeksiyon geçirmek için en az bir risk faktörüne sahip 750’den fazla vakayı içeriyordu. Şirketler özel olarak, tüm katılımcıların 60 yaş üstü veya diyabet, obezite ya da kalp hastalığına sahip kişiler olduğunu açıkladılar. Çalışmaya katılan vakaların yaklaşık yarısı Molnupiravir ve diğer yarısı plasebo etkili kapsül aldı. Çalışma sonuçlarda, Molnupiravir kullananların yüzde 7’den fazlasının ileri tedavi için hastaneye nakledildiği ancak hiçbirinin ölmediği gözlemlendi. Plasebo etkili kapsülleri alan vakaların yüzde 14’ü hastaneye kaldırılırken, yüzde 8’i hayatını kaybetti.
FDA’dan bir danışma komitesinin bu ay içerisinde, şirketlerin Molnupiravir ilacı için acil kullanım izni başvurusunu görüşmek üzere toplanması kararlaştırıldı. Komitenin ele alacağı klinik noktalardan biri, ilacın Kovid-19 aşısı olmuş kişilere verilip verilmeyeceği konusu oldu. Zira Yale Tıp Fakültesi’ndeki bulaşıcı hastalık uzmanlarına göre, yürütülen çalışma sadece aşılanmamış bireyleri kapsıyordu. Diğer yandan şirketler, yıl sonuna kadar 10 milyon kişinin tedavisinde kullanabilecek oranda Molnupiravir üretmeyi planlıyor.

Paxlovid ilacı
Yeni ilaçların diğeri ise Paxlovid ilacıdır, Kovid-19 virüsü enfeksiyonundan kaynaklanan ölümleri etkili bir şekilde engelleme imkanı sağlar. İlacın üretici olan Pfizer şirketinin belirttiğine göre, Paxlovid ilacı, klinik denemelerde plasebo etkili ilaca göre hastaneye yatış veya ölüm riskini yüzde 89 azaltılmasını sağladı. İlaç, hastalığının semptomların başlamasından sonraki 5 gün içerisinde iyileşme görülmeyen, hastaneye kaldırılmayan Kovid-19 sebebiyle yüksek riskli semptomlar gösterme ihtimali olan yetişkinlerde kullanıldı. Bu sonuçların anlamlılık seviyesi (Statistical Significance) yüksekti. Şirket, acil kullanım izni için FDA’ya yaptığı başvurunun bir parçası olarak klinik çalışma sonucunda elde edilen verileri mümkün olan en kısa sürede göndermeyi planlıyor.
Pfizer, Paxlovid’in içeriğinin PF-07321332 ve Ritonavir olmak üzere iki ilaçtan oluştuğunu açıkladı. Aynı zamanda elde edilen sonuçların, yüksek risk altındaki hastalarda Kovid-19 virüsünün proteaz inhibisyonunu (Protease Inhibition) değerlendirmeyi amaçlayan EPIC-HR çalışmasında Faz 2’den Faz 3 geçilirken yapılan ara analiz (Interim Analysis) sonuçlarına dayandığını belirtti. İlacın net bir şekilde pozitif sonuç vermesinin ardından bağımsız veri izleme komitesinin (Data Monitoring Committee) tavsiyesi üzerine çalışma durduruldu.
Bilindiği üzere, klinik araştırmalarda ara analiz (Interim Analysis), araştırmaya dahil edilmesi planlanan tüm kişilere yönelik veri toplama işlemi tamamlanmadan önce verilerin bilimsel analizinin yapılması işlemidir. Genellikle, çalışmanın başlangıcında belirlenen hedef sayıya ulaşıncaya kadar, sürekli ve kademeli bir şekilde çalışmaya katılımcılar dahil edilir. Klinik çalışmaya konu olan tedavinin, net bir şekilde yararlı (veya net bir şekilde zararlı veya yararsız) olduğu kanıtlanabiliyorsa, araştırmacılar çalışma sırasında elde edilen verilerden oluşan belirli bir analizine dayanarak, daha fazla kanıt gerekmediği kanısıyla, çalışmayı belirlenenden daha erken bir tarihte sonlandırabilirler.
Şirket, EPIC Studies grubunda üç klinik çalışma yürütüyor. Bunlar:
-EPIC-HR çalışması. Söz konusu çalışma, Kovid-19’a yakalanma riski yüksek olan kişilere yönelik ilacın etkisinin araştırılmasını amaçlar. Sonuçları daha önce şirket tarafından açıklandı.
-EPIC-SR çalışması. Kovid-19 enfeksiyonuna karşı standart risk taşıyan kişilerde ilacın etkisi incelenir. Paxlovid’e yönelik bu çalışma hala devam ediyor. EPIC-SR, Kovid-19 enfeksiyonu olduğu doğrulanan ve standart risk altında olan hastalarda etkinlik ve güvenliğin (Yani, hastaneye yatış veya ölüm riskinin azalma sağlaması) değerlendirilmesini sağlar. Yürütülen çalışma, aşı almış ve ciddi hastalık için risk faktörleri olan birkaç hastayı da içeriyor.
-EPIC-PEP çalışması. Enfeksiyon sonrası koruma (Post Exposure Prophylaxis) açısından ilacın etkisi incelenir. Paxlovid ilacının EPIC-PEP çalışması hala devam etmektedir. Çalışma ailedeki bir kişinin enfekte olması durumunda yetişkinlere Kovid-19’a karşı koruma sağlamada etkinlik ve güvenliği değerlendirmeyi amaçlar.
Aslında, bu iki ilaç ortaya çıkmadan önce Remdesivir ilacı mevcuttu. Remdesivir şu anda FDA tarafından Kovid- 9 tedavisi için onaylanan tek ilaçtı ancak sadece hastanede yatan hastalarda kullanımına yönelikti. İlacın evde ağız yoluyla kullanımı mümkün olmamakla birlikte enjeksiyon yoluyla damardan uygulanması gerekir. İlaç aynı zamanda sadece 12 yaş ve üzerine uygulanır. Kovid-19 salgınının başlamasından bu yana kullanımına yönelik klinik sonuçlarının özeti, ilacın tüm hastalarda çok etkili bir şekilde çalışmadığını gösterdi. Çalışmalar, ilacın çeşitli yan etkilerine ek olarak, ölüm oranını azaltmada açısından gerçek durumu hakkında karışık sonuçlar verdi. Bununla birlikte Kovid-19 enfeksiyonunun erken aşamalarında verilmesi durumunda, hastaların daha hızlı bir şekilde iyileşmesine yardımcı oluyor gibi görünüyor. Kovid-19 vakalarının tedavisinde, bir steroid olan Deksametazon, monoklonal antikor ve başka hastalıkların tedavisi için onaylanmış olan farklı tedavilerde uygulanıyor.

Antiviral ilaçlar nasıl çalışıyor?
Hastalığa neden patojenlerin birçok çeşidi vardır. Mikroplar, virüsler, bakteriler, mantarlar ve parazitler bunlardandır. Her birinin yenilmesi için özel ilaçlar bulunur. Virüslere karşı Antiviral ilaçlar, bakterilere yönelik Antibiyotikler, mantara karşı Antifungal ilaçlar ve parazitlere karşı Antiparaziter ilaçlar bulunmaktadır. Antivirallerin de çeşitleri vardır, bunlar virüsün türüne ve virüsün çoğalmasını durdurmak üzere çalışan mekanizmalarına göre çalışma yöntemleri açısından farklılık gösterir. Virüsü yok eden ilaçlara ise Viricide adı verilir. Ancak bu ilaçların insanlarda kullanılacak türleri mevcut değildir.
Bakterilere karşı kullanılan antibiyotiklere kıyasla, antiviral ilaçların üretmedeki zorluk, virüsün çoğalmak üzere hücre bileşenlerini kullanmak için canlı hücreye girmesinden kaynaklanır. Yani, virüslerin girdiği vücut hücrelerine zarar vermeden virüsün çoğalmasını önlemek için seçici bir şekilde çalışan bir ilacın üretilmesi zor bir çalışmadır.
Ancak bilim insanları bu zorluğun üstesinden gelerek ilaç geliştirmeyi başardılar. Söz konusu ilaçların, belirli türdeki viral hastalıkların tedavisinde kullanılabilirliğini, etkinliklerini ve güvenilirliklerini kanıtlandılar. Ancak hala, hastalıklara neden olan her türlü virüsün üstesinden gelebilmek konusunda önümüzde uzun bir yol vardır.
Antiviral ilaçların, virüslerin çoğalmalarını bozmada başarılı olması, virüsün canlı hücre içerisinde üreme adımlarının nasıl sıralandığının yani virüsün yaşam döngüsünün anlaşılmasına dayanır. Bu adımın başarılmasının ardından virüsün çoğalması süreçlerinden birinin tamamlanmasını engelleyen bir ilaç tasarlanır. Daha açık bir ifade ile, virüsün üreme süreci üzerinde bir önemli bir rol oynayan viral proteinin türü tamamlanmasının ardından, proteinin çalışmasını bozabilecek bir madde üretilir. Bu antiviral maddenin etkinliğini kanıtlanması halinde, ilacın tedavide kullanılmak üzere ticari miktarlarda üretilmesi için bilimsel süreç başlar.
Şarku’l Avsat’ın Sağlık Eki’nde daha önce yayınlanan bir çalışmada, British Society for Immunology Derneği özet olarak, viral replikasyon sürecinin başarı olması için 6 temel aşama olduğunu söylüyor. Bu aşamalar şu şekilde sıralanıyor:
-Bağlanma: Virüsün yüzey proteinleri, konak hücrenin yüzeyindeki belli reseptörlerle etkileşime girmesi.
-Hücreye sızma: Virüs yüzeyinin hücre zarlarıyla birleşmesi ve hücre duvarına nüfuz etme süreci başlaması.
-Hücre zarından kurtulma: Virüsün hücreye tamamen girmesinin ardından, virüs kendi zar bileşenlerinden ayrılması ve bunun sonucunda da çoğalması.
-Kopyalanma: Konakçı hücreye giren viral genomun kopyalanma ve çoğalma süreci başlaması.
-Birleşme: Virüsün bileşenleri tam bir gövdede birleşir.
-Salınım: Kopyalanma sonucu oluşan yeni virüsler hücre dışına salınır ve vücuttaki diğer hücrelere aktarılır.
Virüsün insan hücrelerine girmesini engelleyen ilaçlar bulunmaktadır. Bu ilaçlar ya virüsün hücreye bağlanmasını veya hücreye sızmasını engeller ya da virüsün kendi zarından kurtulmasına engel olur. Yani bu ilaçlar bir, iki veya üçüncü aşamasında müdahale eden ilaçlardır. Bunun yanı sıra, virüsün hücre içinde kopyalanma ve çoğalma aşamalarından birini yani dört, beş veya altıncı aşamalardan birini engelleyen ilaçlar da bulunur.



Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature


Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
TT

Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)

Bilim insanları Triceratops'un burnunun, koku alma dışında sıcaklık ve nemi kontrol ettiği için çok büyük olduğunu buldu.

Devasa otobur dinozorlar olan Triceratops'un en dikkat çekici özelliği büyük kafaları ve burunlarıydı. 

Tokyo Üniversitesi'nden Seishiro Tada, Geç Kretase döneminde yaşayan Ceratopsia grubuna ait olan bu dinozorlar hakkında şöyle diyor: 

Özellikle Triceratops'un çok büyük ve sıradışı bir burnu var ve sürüngenlerin temel yapılarını hatırlasam da organların bunun içine nasıl sığdığını anlayamıyordum.

Tada ve ekibi, bu hayvanların burnunun anatomisini ilk kez kapsamlı bir şekilde inceledikleri bir çalışma yürüttü.

Bilim insanları bilgisayarlı tomografiden yararlanarak fosilleri inceledi. Ayrıca burun yapısını daha iyi anlamak için bugün yaşayan sürüngenlere ait verilere de başvurdular.

Bulguları hakemli dergi The Anatomical Record'da yayımlanan çalışmaya göre Triceratops'un sinirleri, diğer sürüngenlerden farklı bir bağlantıya sahipti.

Çoğu sürüngende sinirler ve kan damarları çeneyle burundan geçerek burun deliklerine ulaşıyor. Ancak Triceratops'un kafatası şekli çene yolunu engelleyerek sinir ve damarların burundan ilerlemesine neden oluyordu. 

Tada "Triceratops dokuları büyük burnunu desteklemek için bu şekilde evrimleşti" diye açıklıyor.

Fosil örneklerinde, neredeyse başka hiçbir dinozorda görülmeyen özel bir yapı da keşfedildi. 

Solunum türbinatı adı verilen bu ince, kıvrımlı yapılar, kanı beyne ulaşmadan önce soğutarak nemin kaybolup gitmesinin önüne geçiyordu. 

Araştırmacılar hem bu yapıların hem de sinir ve damarların rotasının değişmesinin, devasa dinozorun vücut sıcaklığını ve nemi kontrol altında tutmaya yaradığını düşünüyor.

Özellikle Geç Kretase'nin nemli sıcağında büyük kafalarını serinletmek üzere evrimleşmişler. 

Yeni çalışma, dinozorların yumuşak doku anatomisi hakkındaki önemli bir boşluğu dolduruyor. 

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda bu ilginç hayvanların kafatasının diğer kısımlarına dair gizemleri aydınlatmayı umuyor.

Independent Türkçe, Phys.org, Science Blog, The Anatomical Record


Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)

Korku türünün son yıllarda öne çıkan isimlerinden Mike Flanagan'ın sıradaki Stephen King uyarlaması, mevsimine son derece uygun bir takvimle gelebilir. 

Yapımda rol alan Katee Sackhoff, Amazon Prime Video için hazırlanan Carrie dizisinin yayın takvimine dair net bir işaret verdi.

The Haunting: Tepedeki Ev'in (The Haunting of Hill House) dizi sorumlusu ve yönetmeni olarak da tanınan Flanagan'ın, Carrie'yi bölüm bölüm anlatacak bir uyarlama için bizzat King tarafından seçildiği belirtiliyor. Dizinin çekimleri Ekim 2025'te tamamlandı ve 2026'da yayımlanacağı duyuruldu.

"Sizi güzel bir şey bekliyor"

The Direct'in aktardığına göre Sackhoff, açıklamayı Kanada'nın Vancouver kentindeki Fan Expo'da 14 Şubat'ta yaptı. Bo-Katan Kryze rolüyle Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninden de tanınan oyuncu, Flanagan evreni anlamına gelen "Flanniverse" esprisiyle söze girip şu ifadeleri kullandı:

Mike Flanagan'a dönersek... Evet, Flanniverse... Carrie, Ekim 2026'da Amazon'da yayına giriyor. Sizi güzel bir şey bekliyor. Çok iyi. Gerçekten çok iyi.

Flanagan'ın Carrie dizisine dair şimdilik fazla detay yok ancak elbette King'in ikonik Göz (Carrie) romanından uyarlandığı biliniyor. Korku yazarının ilk romanı olan kitapta, genç Carrie, maruz kaldığı acımasız zorbalığın ardından mezuniyet balosunu kabusa çeviriyor.

Dizide Carrie White'ı genç yıldız Summer Howell canlandıracak. Çığlık'la (Scream) tanınan Matthew Lillard ise Müdür Grayle rolüyle kadroda yer alacak. Carrie'nin annesi Margaret'ı, Flanagan'ın diğer projeleriyle de tanınan Amerikalı aktris Samantha Sloyan oynayacak. 

Oyuncu kadrosunda ayrıca Alison Thornton ve Thalia Dudek gibi isimler yer alıyor.

Sackhoff, etkinlikte dizinin tonuna dair ufak bir ipucu da verdi: 

Yani, sonuçta Carrie bu... Ateş var mı? Biraz kan da olabilir.

Ardından şunu ekledi: 

Ben çok heyecanlıyım. Bayılacaksınız. Mike Flanagan işini çok iyi yapıyor.

Oyuncu ayrıca Flanagan'ın özellikle King uyarlamalarındaki başarısına dikkat çekerek, "Stephen ona güveniyor" dedi. Ayrıca şakayla karışık King'in Flanagan'a neredeyse "tüm kütüphanesini" açtığını ima etti: 

Şunu da yap, bunu da yap... Peki ya şu?

Flanagan daha önce Doktor Uyku (Doctor Sleep), Chuck'ın Hayatı (The Life of Chuck) ve Oyun (Gerald's Game) gibi eserleri uyarlamıştı. Şimdiyse Kara Kule (The Dark Tower) uyarlaması üzerinde çalışıyor. Flanagan'ın yakın zamanda söylediğine göre proje "ilerliyor, çok sayıda senaryo hazır ve ilk öncelik konumunda".

Independent Türkçe, GamesRadar, The Direct