Asya Film Festivalinde Arap filmleri büyük ilgi gördü

ABD’nin Los Angeles kentinde düzenlenen Yedinci Asya Dünya Film Festivali sona erdi

Şambala en iyi filmlerden biri
Şambala en iyi filmlerden biri
TT

Asya Film Festivalinde Arap filmleri büyük ilgi gördü

Şambala en iyi filmlerden biri
Şambala en iyi filmlerden biri

Yedinci Asya Dünya Film Festivali, Los Angeles'taki Landmark Hall'da yaklaşık 2 bin kişiyi ağırladığı on başarılı günün ardından sona erdi.
Festival’de tüm izleyicilere tabii ki, Los Angeles'taki Asya topluluklarının üyeleri de dahil olmak üzere nadir bir fırsat sunan festivalde gösterilmeye değer filmler üreten yaklaşık 20 Asya ülkesinden 30'dan fazla yapımcının filmlerini gösterildi. Festival fantezi ve gerçekliğin aynasında hayatların yansıması görmek için nadir bir fırsattı.
Lübnanlı Yönetmen George Samson'un üzerinde çalıştığı proje olan Uluslararası Asya Festivali, Kırgız Sinemacılar Birliği Başkanı Sadık Şerniyaz tarafından hayata geçirildi.
Uygulama tamamen bir grup gönüllünün sorumluluğunda hayat geçti. Ancak, filmlerin güvence altına alınması, seçilmesi, programlanması ve yönetilmesiyle ilgili her şeyde işin çoğunu Samson yapıyor. Başarılı olmasaydı bu festivalin boyutu yıldan yıla artmazdı.
Lübnanlı yetkililere kızgın olan Samson yapılan özel röportajda şöyle diyor: “Lübnanlı yetkililerin yaptıklarımı görmezden gelmesine çok üzüldüğümü umarım yazarsınız. Lübnan sinemasına ve yapımcılarına davranış biçimlerinden, diğer ülkeler gibi iletişime ilgisizlikleri ve bu ülkeye hizmet etmeye yönelik her eylemde sorumluluklarını görmezden gelmelerinden memnun değilim.”
Bu, Samson'un Lübnan devletinin film yapımcılarını cesaretlendirmedeki başarısızlığını ve onların geleceklerini görmezden gelmesiyle ilgili yaptığı ilk eleştiri değil. Kendisine devletin şu anda sayısız sorunu olduğunu söylediğimde, bu ihmalin mevcut durumun bir sonucu olmadığını, çok daha eskiye uzandığını söylüyor.
Samson, “Lübnan’ın Los Angeles Konsolosluğu'nun yapması gereken tek şey bu festivalde gösterilen Lübnan filmine katılmalarıydı. Onları davet ettik ama kimse kabul etmedi. Hatta bunun için özür bile dilemedi. Diğer Asya ülkelerinin büyükelçileri ve konsolosları festivale katıldılar. İster resmi ister özel olsun, bu ülkelerin kurumlarıyla iletişim kurduğumuzda, hızlı yanıt verdiklerini ve katılımla ilgilendiklerini görüyoruz. Bunu ilk gösterimden itibaren hissettik ve bir Lübnanlı olarak amacım ülkeme hizmet etmek olsa ki hala öyleyiz ve bu benim görevim. Peki onların görevi nedir?” diye soruyor.

Kırgız estetiği
Samson'un Lübnan’ın Los Angeles Konsolosluğu’ndan yetkilileri manevi destek için davet ettiği film, yeni yönetmen Kazım Fayyad’ın Yusuf adlı filmi.
Film hayatındaki gerçeklerle hayal ettikleri arasında kaybolan bir adam hakkındaki bir drama. Kendini iki dünyayı tek bir bedebde yaşarken bulur ve halihazırda yaşadığı dünyadan habersizdir. Film psikolojik kategoride değil. Daha ziyade, sınıflandırmasını kaçak silah ticaretiyle uğraşana genç adam ve erkek kardeşinin yaşadıklarından alan bir gerilim draması.
İzlediğimiz filmlerin çoğu ülkelerine özgü toplumsal koşullara yansıtır nitelikte. Yusuf filmi kaçak silah ticaretini ele alırken, eleştirdikleri ya da göstermekten memnun oldukları genel bir gerçekliğe yansıyan kişisel sorunları ele alan başka filmler de görüyoruz.
Tabi, meme kanseri olduğunu keşfeden hamile bir annenin hayatını ele alan Sri-Lanka'dan alınan ‘Asu’ adlı travmatik film dışında. Kadın tedavi olması halinde fetüsüne zarar vereceğinden korkar ve reddeder. Yönetmen Sanjeewa Pushpakumara fedakarlık konusunda ciddi bir film istiyor, ancak bunu mümkün olduğunca az yaratıcılık ve ustalıkla yapıyor ve bizi melodramatik darbelere ve ara sıra kötü sahnelere maruz bırakıyor.
Kalite açısından dikkat çeken filmler olan ise Orta Asya'dan geliyor. Bunlar arasında Şambala bu yıl en çok izlenen yapımlardan biri olarak öne çıkıyor.
Film 2022 Oscar ödüllerinde Kırgızistan'ın adayı. Film göz kamaştırıcı estetiği ve büyüleyici temasıyla öne  çıkıyor. Şambala uzak bir köyde şaşkın bir şekilde dolaşmakta olan bir çocuğun adı.
Yönetmenliğini Artykpai Suyundukov’un yaptığı filme konu olan köy, küçük derelerden şelalelere ve büyük nehirlere kadar suyun bol olduğu bir köy. Şambala harika hayaller kurarak yaşıyor. Yelkenliyle seyahat etme hayaliyla kâğıttan tekne yapıyor. Çocuk babası öldüğü için büyükbabası ve büyükannesinin bakımı altında zor şartlarda yaşamaktadır. Annesi kötü huylu bir adamla evlenmiş. Çocuk ağaçlarda gizlenmiş bir büstü bulduğunda ona karşı hemen dişlerini gösteriyor. Büyükbaba, adama heykel meselesini kapatmasını tavsiye eder, ancak bu tavsiyeyi dinlemez ve eve götürür. Ancak bunun ardından dedenin heykeli asıl yerine geri götürdüğünü öğrenince herkese karşı isyan eder. Adam, Şambala dahil olmak üzere herkesi ölümle veya kovmakla tehdit eder.
İşte böylesi bir ortamda yıllar önce terk edilmiş bölgeyi ziyaret eden, nadir güzelliğiyle öne çıkan boynuzlu bir geyik var. Filmin son bölümünde çocuk, üvey babasının bir geyik avladığını keşfeder ve onu ziyaret eden konuklara ikram ettiğini öğrenir. Bu bölümde üvey babanın köy ve şehir ahlakı arasındaki çizgiyi bulanıklaştırdığını görüyoruz. Sürekli içki içiyor ve dans ediyor ve karısı başka bir adamla dans ettiğinde dahi aldırmıyor.
Yönetmen, filmi zenginleştiren objeleri çevreden ödünç aldığı gibi, heykelin bir parçası sayılmaktan ötesine geçmeyen su ve hayvan gibi büyük simgeleri kullanıyor. Büyük kısmı, gecenin bir yarısı meşaleleri ve kılıçlarıyla atlarının üzerinde ilerleyen Moğol ordularının ya da öyle görünenlerin bir tasviridir. Savaşçılar köye ulaşıp onu yok edecekler. Ancak bu sadece hayal gücünde olan bir şey ve yönetmen onu adamın eylemlerinde tekrarlayan karanlık ve adaletsiz bir çağın sembolü olarak kullanıyor.
Bu filme paralel olarak, “Ateş” başlıklı bir Kazak filmi de sivil toplum birlikteliğini konu ediniyor. Ekmek yapan ve bakkallara dağıtan bir şirkette çalışan bir adamın hikayesi. Adam ailesine zar zor bakabilen soför Tulik (Tolbragen Bayshakov). Adamın borçları arttıkça ve kendisini bununla baş edemeyek bir durumda bulur. Kızı üniversiteden bir sınıf arkadaşından hamile kaldığında ve genç adamın ailesi bu durumu kabul etmeyi reddettiğinde olaylar daha karmaşık bir hal alır. Bu durum başına gelenleri durdurmak için uğraşıp duran Tulik’ten sizi çekip alan bir dizi beklenmedik olaya yol açacaktır.
Filmde, bazı kara komedilerle karıştırıldığında bazı İtalyan dramalarını hatırlatıyor. Ancak Ateş filmi kendi özgünlüğünü koruyor. Film hızlı akan, iyi tempolu ve sunduğu şeyler de önemli.

Filistin, İsrail ve duvar
Bir Arap filmi olarak Yusuf, festival katılımcılarının Amir Nayif'in “200 Metre” Filistin filmi izlemesine izin veriyor. Doğu Kudüs'te yaşayan ve işgal altındaki Kudüs’te çocuklarıyla yaşamakta olan karısından aralarındaki duvar nedeniyle ayrı düşen bir kocanın hikayesi. Kocanın çalışma izni olmadığı gibi şehrin diğer tarafında çalışan karısı da geri dönemiyor. Duvardan geçilebilecek bir yer olduğu hakkında bilgisi olan İsrailli bir kadının bulunduğu bir grupla hareket ediyorlar.  Ancak gruptaki diğer kişilerin kadının casus olduğunu düşünmeleri üzerine herşey değişiyor.
Filmin tamamı önemli. Hikâyesi kuşkusuz kaliteli. Ancak çabası uzun bir süre için hazırlanmaya odaklanmış. Grubun yaptığı seyehatte yaşanan olaylar gerçeği yansıtmazken sadece ondan bahsediyor.
200 Metre filmi, ünlü Yalnızlık Duvarı hakkındaki tek film değil. Eran Kolorin İsrail filmi “Let There Be Morning” de aynı konuyu tersten ele alıyor. Filmin kahramanı Sami, işgal altındaki Kudüs'te karısıyla birlikte, kardeşi ise Doğu Kudüs'te yaşıyor ve kardeşi onu düğün törenine davet ediyor.
Sami daveti memnuniyetle kabul eder. Ancak olan şu ki, İsrail makamları bölgeyi kuşatarak Sami'nin evine dönmesini engel olurlar.
Yönetmen Eran Kolirin, kahramanına zor hayatlar yaşayan Filistinlileri tanıma fırsatı veriyor. Kolorin, daha önce The Band's Visit ve daha sonra Beyond the Mountains and Hills ile Arap-İsrail konularını işlemişti. İki halk arasındaki mevcut siyasi ve güvenlik sorunları hakkında henüz net çözümler bulamamış olsa da halen bu ilişkileri ele aldığını görmek güzel.
Mevcut yaşamın karmaşıklıklarından uzakta, Wuhan şehrinden yayılan Kovid-19 salgının da ele alındığı yeni Çin filmi,  hem bireysel düzeyde hem de küresel çapta ortaya çıkan felaketlere yer veriyor.
Tarihteki her salgın gibi, koronavirüs ve varyantları da, ülkelerin harekete geçmesini beklemeden ayrım yapmadan saldırmak için inisiyatif aldı. Bahsettiğim belgeseller hala az ama Çin bu konuda iki film üretti. Bunlardan birincisi geçen yıl Asya Dünya Festivali'nde ‘76 Gün’ adıyla, ikincisi ise bu yıl ‘Wuhan Wuhan’ adıyla gösterildi.
İkisinin de konusu aynı. Weixi Chen ve Hao Wu'nun yönettiği 76 Gün filminde Kovid-19 salgınıyla mücadele eden hastaların ve ön saflarda yer alan sağlık çalışanlarının mücadelesi basit ve samimi bir dille anlatılıyor. Yönetmen gerçeği olduğu gibi aktarma konusunda çaba göstermiş. Bu filmde aynı zamanda acil durumla karşılaşıldığında nasıl davranılması gerektiğini gösteren birçok insani sahne var.
Yung Chang ve Gong Cheng’in  yönettiği Wuhan Wuhan, genel hatlardan çok uzaklaşmadan, hattın her iki tarafında yer alan doktorların ve hastaların yaşadıklarını aktararak vaka sayılarının hızla artmasını tasvir ediyor. Derinleşen bir aile krizini çözmeye çalışırken hastaları kurtarmak için çaba sarf etmek zorunda kalan psikiyatristin de ele alındığı belgesel bir film niteliğinde.



Boksörler ne kadar kazanıyor?

Oleksandr Usyk, Daniel Dubois'yla yaptığı ikinci maçta 130 milyon dolardan fazla kazanmıştı (Reuters)
Oleksandr Usyk, Daniel Dubois'yla yaptığı ikinci maçta 130 milyon dolardan fazla kazanmıştı (Reuters)
TT

Boksörler ne kadar kazanıyor?

Oleksandr Usyk, Daniel Dubois'yla yaptığı ikinci maçta 130 milyon dolardan fazla kazanmıştı (Reuters)
Oleksandr Usyk, Daniel Dubois'yla yaptığı ikinci maçta 130 milyon dolardan fazla kazanmıştı (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Bu hafta boksörlerin ne kadar kazandığını inceliyoruz.

Profesyonel boksta para her zaman ringin çevresinde dönüyor ama bu hafta gündemi asıl hareketlendiren gelişme finansal tablonun kendisi değil, o tabloyu değiştirme potansiyeli taşıyan bir imza oldu. 

Britanyalı boksör Conor Benn, UFC'nin sahibi TKO grubunun yeni boks yapılanması Zuffa Boxing'le 15 milyon dolarlık bir anlaşmaya imza attı. Bu sadece yüksek bir kontrat değil; aynı zamanda boks ekonomisinin geleceğine dair güçlü bir sinyal.

UFC Başkanı Dana White'ın savunduğu bu yatırım, MMA'de başarıyla uygulanan merkezi organizasyon modelinin boksa taşınmak istendiğini gösteriyor. UFC'de dövüşçüler tek bir çatı altında sözleşmeli olarak yer alıyor; gelir paylaşımı ve organizasyon kontrolü daha net. 

Bokstaysa yapı dağınık. Farklı organizatörler, yayıncılar ve menajerler üzerinden ilerleyen bir sistem var. Zuffa'nın hamlesi, tam da bu dağınık yapı sürerken geliyor.

Peki bütün bu tartışmanın merkezindeki soru ne? Boksörler gerçekten ne kadar para kazanıyor?

Manşetlerde gördüğümüz dev rakamlar, sektörün tamamını temsil etmiyor. Floyd Mayweather veya Canelo Álvarez gibi isimlerin tek gecede onlarca milyon dolar kazanması, sporun tabanını değil, zirvesini gösteriyor.
 

sdvfgr
Floyd Mayweather'ın ünlü para masası pozu (X/Floyd Mayweather)

Fight.tv'nin sektör analizine göre orta seviye profesyonel boksörlerin maç başına kazancı genellikle birkaç binle 10 bin dolar arasında değişiyor. 

Kariyerinin başındaki birçok sporcuysa bin ila 4 bin dolar aralığında ücret alıyor. Üstelik bu rakamdan kamp masrafları, antrenör payı, menajer komisyonu ve vergi düştüğünde elde kalan miktar daha da azalıyor.

Boksun ekonomik lokomotifiyse hâlâ öde-izle, yani pay-per-view sistemi. Büyük gecelerde ana maçın yıldızları sabit ücretin yanında yayın gelirinden pay alıyor. 

Eğer bir organizasyon milyonlarca satın alma rakamına ulaşırsa, sporcuların kazancı katlanıyor. Elit seviyedeki boksörler öde-izle gelirleri sayesinde UFC şampiyonlarından çok daha yüksek kazanç elde edebiliyor.

Ancak burada kritik bir detay var: Öde-izle pastası herkese açık değil. Bu gelir modeli genellikle ana maç sporcularına ve birkaç büyük isme sunuluyor. 

Alt kartta dövüşen boksörler çoğu zaman sabit ücretle yetiniyor. Yani boks ekonomisi, zirvede astronomik; ortalamadaysa epey dalgalı bir tablo çiziyor.

Organizasyon yapısı da gelir dağılımını doğrudan etkiliyor. Sporcular genellikle organizatör, yayıncı ve menajer arasında yapılan üçlü anlaşmalarla ringe çıkıyor. 

Bu durum yıldızlara pazarlık gücü sağlasa da tanınmayan sporcular için belirsizlik yaratıyor. Büyük isim kendi markasını büyütüp gelirini artırabiliyor. Daha az bilinen isimlerse teklif edilen şartları kabul etmek zorunda kalabiliyor.

Gelirin bir diğer önemli ayağı sponsorluk. Ring şortu üzerindeki logo, basın toplantısındaki arka pano, sosyal medya paylaşımları ve kişisel marka işbirlikleri ciddi gelir üretebiliyor. 

Özellikle Birleşik Krallık ve ABD pazarında popüler olan boksörler için sponsorluk kontratları maç ücretine yaklaşabiliyor. 

Bu anlaşmalar çoğu zaman kamuya açıklanmadığı için sporcuların gerçek kazancı resmi açıklanan ücretlerin üzerine çıkıyor.

Dijital platformlar da son yıllarda tabloyu değiştirdi. YouTube üzerinden yayımlanan antrenman videoları, özel içerik abonelikleri ve fenomen boksu olarak adlandırılan organizasyonlar yeni bir ekonomi yarattı.

Gösteri maçları da bu sistemin parçası. Resmi kemer mücadelesi olmayan ancak büyük isimleri bir araya getiren gösteri maçları, bazen klasik şampiyonluk gecelerinden daha fazla gelir üretiyor.

Dijital görünürlük artık sporcuların pazarlık gücünü doğrudan etkiliyor.

İşte Conor Benn'in Zuffa Boxing anlaşması bu yüzden önemli. Eğer Zuffa, boksta daha merkezî bir model kurmayı başarırsa, sporcular için daha öngörülebilir sözleşmeler ve maaş yapıları ortaya çıkabilir. 

Ancak bu durum öde-izle sisteminin yarattığı dev zirve gelirlerini sınırlayabilir mi? Asıl tartışma burada başlıyor.

Boks, yalnızca yumrukların konuştuğu bir spor değil; aynı zamanda büyük bir finansal ekosistem. 

Ringde 3 dakika süren bir raundun arkasında aylarca süren pazarlıklar, yayın anlaşmaları ve sponsorluk görüşmeleri var. Kimi sporcu için bir gece hayatını değiştiriyor, kimi içinse kariyerini sürdürebilmenin yolu yeni bir kontrat bulmaktan geçiyor.

Boksörler ne kadar kazanıyor sorusunun tek bir cevabı yok. Zirve için cevap: Çok. Ortalama için cevap: Tahmin edilenden az. Ama kesin olan bir şey var: Ringdeki her yumruğun ekonomik bir karşılığı bulunuyor.

Kaynaklar: MMA Weekly, FightTV, Yahoo Sports


Yapay zeka şirketi Pentagon'un tehdidine direniyor

Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti (AP)
Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti (AP)
TT

Yapay zeka şirketi Pentagon'un tehdidine direniyor

Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti (AP)
Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti (AP)

Yapay zeka şirketi Anthropic, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in kara liste tehdidine rağmen modelinin başka askeri operasyonlarda kullanılabilmesi için güvenlik önlemlerinin kaldırılmasını isteyen Pentagon'un talebini reddetti.

Bu yılın başında eski Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun başarılı bir şekilde yakalanmasında kullanılan Claude adlı model, halihazırda ordunun gizli sistemlerinde çalışan tek model.

Ancak Anthropic'in, Claude'un güvenlik önlemlerini kaldırıp "yasaların izin verdiği tüm amaçlar" için kullanımına izin vermeyi reddetmesi nedeniyle bakanlık, büyük yükleniciler Boeing ve Lockheed Martin'den modele olan bağımlılıklarını değerlendirmelerini istedi.

Bu tür değerlendirmeler genellikle yabancı teknoloji şirketlerine yapılır ve "tedarik zinciri riski" diye tanımlanmanın ilk adımını teşkil eder.

Anthropic CEO'su Dario Amodei perşembe günü yaptığı açıklamada, şirketin "vicdanen" bu hamleyi kabul edemeyeceğini söyledi.

Amodei yaptığı açıklamada, "Bakanlığın vizyonuna en uygun yüklenicileri seçme ayrıcalığı var" diye yazdı.

Ancak Anthropic'in teknolojisinin silahlı kuvvetlerimize sağladığı büyük değer göz önüne alındığında, bu kararı gözden geçirmelerini umuyoruz.

Lockheed Martin'in sözcüsü, Pentagon'un "potansiyel bir tedarik zinciri riski beyanı" öncesinde Anthropic'in kullanımı ve maruz kalma durumu hakkında şirketle iletişime geçtiğini Axios'a doğruladı.

Yayın kuruluşuna konuşan bir Boeing sözcüsü, "[Daha önce] onlarla ortaklık kurmak istedik ancak nihayetinde bir anlaşmaya varamadık. Savunma sanayiiyle çalışmaya biraz isteksizdiler" dedi.

Axios'a konuşan bir kaynak ise Savunma Bakanlığı'nın tüm büyük askeri yüklenicileriyle Claude'un kullanımıyla ilgili görüşmeyi planladığını söyledi.

Anthropic, güvenlik önlemlerini kaldırmayı reddederek özellikle Amerikalıların kitlesel gözetimi veya insan müdahalesi olmadan ateş eden silahlar geliştirmek için Claude'un kullanılmasına izin vermeyi kabul etmemiş oldu. Pentagon'un üst düzey yetkilileri ise böyle bir şey olmayacağını savunuyor.

Salı günkü gergin toplantının ardından Savunma Bakanı Pete Hegseth, şartlarını kabul edip etmeyeceğine karar vermesi için şirkete cuma günü saat 17.00'ye kadar süre tanımıştı.

sxdvdfv
(AP)

Hükümet, Anthropic'i tedarik zinciri riski olarak belirlemenin yanı sıra sözleşmesini iptal edebilir veya Soğuk Savaş döneminden kalma Savunma Üretim Yasası adlı yasayı devreye sokarak şirketin onayı olmasa bile orduya ürünlerini kullanmada daha geniş yetkiler verebilir.

Pentagon'un üst düzey sözcüsü Sean Parnell perşembe günü X'te, bakanlığın "Anthropic'in modelini yasaların izin verdiği tüm amaçlar için kullanmak" istediğini söylemiş ancak bunun neyi kapsadığına dair ayrıntı vermemişti. Teknolojinin kullanımının sınırlarının kaldırılmasının, şirketin kritik askeri operasyonları tehlikeye atmasını" önleyeceğini belirtmişti.

Parnell "HİÇBİR şirketin operasyonel kararlarımızı nasıl alacağımızla ilgili şartları dikte etmesine izin vermeyeceğiz" demişti.

The Independent cevap hakkı için Pentagon ve Anthropic'le temasa geçti.

Independent Türkçe


Yaşayan her 200 erkekten biri gerçekten Cengiz Han'ın torunu mu?

Moğol fatih Cengiz Han (AP)
Moğol fatih Cengiz Han (AP)
TT

Yaşayan her 200 erkekten biri gerçekten Cengiz Han'ın torunu mu?

Moğol fatih Cengiz Han (AP)
Moğol fatih Cengiz Han (AP)

Günümüzde yaşayan insanların sanılandan çok daha azının Cengiz Han'ın akrabası olduğunu öne süren yeni bir araştırma, modern erkeklerin 200'de birinin Moğol fatihinin soyundan geldiği yönündeki yaygın efsaneyi çürütüyor.

Han, Moğol kabilelerini birleştirmiş, Çin'in kuzeyindeki ve Orta Asya'daki engin bölgeleri fethetmiş, topraklarını doğuda Kore'den batıda Hazar Denizi'ne kadar genişletmişti. Halefleri daha sonra imparatorluğu İran, Rusya ve Ortadoğu'yla Avrupa'nın bazı bölgelerine kadar yaymıştı.

Tarihin en büyük kesintisiz kara imparatorluğunun kurucusu olan Han'ın birçok eşi ve cariyesi vardı ve onlardan düzinelerce çocuğu olmuştu. Bazı tahminlere göre çocuklarının sayısı 100'e ulaşıyor.

Araştırmacılar, Asya'nın büyük bir bölümündeki erkeklerin yaklaşık yüzde 8'inin, muhtemelen bin yıl önce Cengiz Han'ın yaşadığı dönemde Moğolistan'da ortaya çıkan çok benzer bir Y kromozomu soyuna sahip olduğunu 20 yıl önce saptamıştı.

2003 tarihli araştırma, bunu küresel ölçekte genişletince dünyadaki tüm erkeklerin yaklaşık yüzde 0,5'inin (yani her 200 erkekten birinin) Moğol İmparatoru'nun torunu olabileceğini tahmin etmişti.

Ancak yeni araştırma daha karmaşık bir olasılığı ortaya koyuyor.

Bugünkü Kazakistan'daki yerel folklor ve genetik kanıtları inceleyen arkeologlar, Moğol İmparatorluğu'nun kuzeybatı uzantısı olan Altın Orda'nın yönetici elitlerinin kalıntılarına odaklandı.

İmparatorluğun bu uzantısını Cengiz Han'ın en büyük oğlu Cuci kurmuş ve onun soyundan gelenler yönetmişti.

Yerel folklora göre yeni çalışmada analiz edilen 4 mezardan birindeki kalıntılar Cuci'ye ait olabilir.

Hakemli dergi PNAS'te yayımlanan çalışmanın başyazarı Ayken Askapuli şu ifadeleri kullanıyor: 

Bunun, Altın Orda'daki yönetici elitlerin genomik kökenini destekleyen ilk antik DNA kanıtı olduğuna inanıyoruz.

Bilim insanları, gömülü bireylerin gerçekten aynı Y kromozomu soyunu taşıdığını ancak "daha büyük dal kadar yaygın olmayan" özel bir alt dalda yer aldığını keşfetti.

Bu, günümüzde yaşayan erkeklerde görülen Y kromozomu soyunun doğrudan Han'dan gelmiyor olabileceğine işaret ediyor.

Araştırmacılar bu soyun, Han imparatorluğunu kurmadan muhtemelen bin yıl önce ortaya çıktığını düşünüyor.

Ancak Cengiz Han'ın kendi mezarı bulunana kadar araştırmacılar kesin bir şey söyleyemiyor.

Bu da başlı başına zorlu bir iş.

İmparator, yüzlerce at tarafından çiğnenerek dümdüz edilen ve yabani otlaklarla karışması için tohumlar ekilen bir bölgedeki işaretsiz bir mezara gizlice gömülmüştü.

Folklora göre Han'ın mezarını hazırlayan köleler ve onları mezar yerine götüren askerler daha sonra katledilmişti.

Araştırmacılar, "Bu çalışma esasen Moğol elitlerinin genetik geçmişi ve Orta Avrasya'daki nüfus dinamikleri hakkındaki anlayışımızı geliştiren antik DNA kanıtları sunuyor" diyor.

Independent Türkçe