Fransa’nın başkenti Paris’in önceki gün ev sahipliği yaptığı Libya konulu Paris Konferansı’nın sonuç bildirisini hazırlayanlar, yabancı güçler ve paralı askerlerin Libya’dan çekilmesi hususunda diplomasi dilinin zenginliklerine başvurdu. Uluslararası açıklamaların yazımı konusunda tecrübe sahibi kişiler açıklamada yer alacak tavsiyelerde herkesi memnun etmek ve hiçbir tarafın hedefe konulduğunu düşünmesine ve imzasını geri çekmesine neden olmamak için kelimelerin özenle seçildiğini çok iyi bilir. Bu sebeple Arapça, Fransızca ve İngilizce yayınlanan Paris Konferansı sonuç bildirisinde de Rusya ve Türkiye başta olmak üzere hiçbir tarafı kızdırmamaya özen gösterildi.
Bildirinin 5’inci maddesinde şu ifadelere yer verildi:
“Libya Siyasi Diyalog Konferansı’na bağlı 5+5 Ortak Askeri Komitesi’nin, Libya topraklarındaki paralı askerlerin ve yabancı güçlerin çekilmesi için hazırladığı kapsamlı eylem planına tam desteğimizi ifade ediyoruz. Ateşkes anlaşmasının tam olarak uygulanmasına yönelik ilk adım olarak acilen bir zaman sınırı belirlenmelidir. Eylem planında belirtilenlere uygun olarak, ateşkes anlaşmasının eş zamanlı, aşamalı, kademeli ve dengeli bir şekilde uygulanmasını kolaylaştırmayı taahhüt ediyoruz. İlgili tüm aktörleri sözlerini gecikmeden uygulamaya çağırıyoruz. Ayrıca, paralı askerlerin, yabancı savaşçıların, yabancı kuvvetlerin ve devlet dışı silahlı tarafların çıkarılmasında Libya Siyasi Diyalog Konferansı’na bağlı 5+5 Ortak Askeri Komitesi’nin rehberliğini gerektirdiğini de not ediyoruz.”
Bildiriden de anlaşılacağı üzere katılımcılar, paralı askerlerin ve yabancı güçlerin Libya’dan çekilmesi hususunda 5+5 Ortak Askeri Komitesi’nin arkasına sığınma çabası içinde. Halbuki açıklamada bu çekilme için doğrudan bir çağrı yapılabilirdi. Bildiride ayrıca paralı askerlerin kimliği ve onlara emir verenlerin ‘görmezden gelinmesi’ dikkat çekici. Oysaki bu konuda tüm detaylar biliniyor. Yabancı güçlerin kimliğinin belirtilmemesinde de aynı durum geçerli. Her ne kadar paralı askerlerin uyrukları (sayıları binlerle ifade edilen Sudanlı, Çadlı, Suriyeli, Rus, Ukraynalı) farklı olsa da yabancı güçlerden maksadın özellikle Türkiye olduğu biliniyor.
Bildiride yabancı milislerin çıkarılması noktasında bağlı kalınacak bir takvim de belirlenmediği gibi bunu yerine getirmeyen taraflara uygulanacak uluslararası, ikili veya toplu yaptırımlardan da bahsedilmiyor. Oysaki seçimlerle ilgili maddede yaptırımlar bulunuyor.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, söz konusu maddede, seçim sürecini ve siyasi geçişi engellemeye veya baltalamaya, manipüle etmeye, hile karıştırmaya çalışan Libya içinde ve dışındaki kişiler ve yapıların yargı önüne çıkarılacağı ve Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Yaptırımlar Komitesi listesine alınabileceği belirtiliyor.
Macron: Türkiye ve Rusya askeri güçlerini çekmelidir
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’in konferansın ardından düzenlenen basın toplantısında söyledikleri de bildiride yer almadı. Eleştiri oklarını Türkiye ve Rusya’ya yöneltmekte tereddüt etmeyen Macron, “Türkiye ve Rusya geciktirmeden paralı askerlerini ve askeri güçlerini çekmelidir. Çünkü bunların (paralı askerlerin) varlığı sadece Libya’nın değil tüm bölgenin istikrarını tehdit ediyor” dedi. Merkel ise Macron’un sözlerine ekleme yaparak, Türk tarafının çekilme konusunda ‘biraz çekince gösterdiğini’ söyledi. Konferans oturumlarına katılan kaynaklara göre, Konferans’ta Türkiye’yi temsil eden Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal, ülkesine doğrudan işaret edilmesine tepki göstererek, Libya’daki Türk güçlerinin varlığının 2018 sonbaharında Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile Türk tarafı arasında imzalanan resmi anlaşmaya dayandığını ifade etti. Dolayısıyla yabancı askerlerin çekilmesi için yapılan çağrıların Türkiye’yi bağlamadığını belirten Önal, bu meselenin Ankara ve Trablus arasındaki bir mesele olduğunu kaydetti. Halihazırda herkes Libya’nın doğusu ile batısı arasında derin ihtilafların olduğunu biliyor. Libya’nın doğusu Türk güçlerini ‘işgalci’ diye nitelerken, Libya’nın batısı ise bu güçleri kendisinin garantörü ve koruyucusu olarak görüyor. Paralı askerler grubu Wagner aracılığıyla Libya’ya askeri müdahalede bulunan Moskova’ya gelince, Rus yetkililer Libya’daki askeri güçlerle ve Wagner ile bir bağlantısı olmadığını vurguluyor. Özetle, Libya’nın egemenliğini geri alması ve istikrara yeniden kavuşması için temel bir mesele olan yabancı güçlerin çekilmesi noktasında kayda değer bir ilerleme kaydedilmedi.
Kırılgan anlaşmalar çökebilir
Libya’daki gelişmeleri takip edenler, çekilme hususunun temel ihtilaf noktası olmaya devam etmesi ve gerçek anlamda bir uluslararası baskının bulunmaması nedeniyle bölgesel ve uluslararası güçlerin birer uzantıları olan Libya’daki siyasi aktörler arasındaki kırılgan anlaşmaların her an çökebileceğine dikkati çekiyor.
Fransa Cumhurbaşkanlığı’ndaki kaynaklar, ‘eşzamanlı, aşamalı ve toplu’ yapılması istenen çekilmeler noktasında adım atılması için parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılması ve tüm tarafların kabul edeceği meşruiyetinden şüphe edilmeyen yeni bir yönetimin kurulmasının beklendiği görüşünde. Bu ifadeden, böyle bir yönetimin kurulması halinde uluslararası toplumun desteğiyle tek bir sesle ve Libyalıların adına konuşabileceği, içerdeki aktörlerin dışardaki güçlerin arkasına sığınmasına engel olacağı anlamı çıkıyor. Bu nedenle söz konusu kaynaklar, seçimler ile çekilme meselelerinin birbirine bağlı olduğuna işaret ederek, Paris Konferansı’nın odaklandığı ve önceliği arasına aldığı seçimlerin başarılı olmasının “çekilmeler için gerekli ancak yeterli” olmadığını belirtiyor.
Menfi ve Dibeybe arasındaki ihtilaf!
Görünüşe göre çekilme meselesi akıllarda soru işareti yaratan tek mesele değil. Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe arasında seçimler hususunda ihtilaf söz konusu. Zira Dibeybe’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacağı yönünde bazı tahminler yürütülüyor.
Yetkililer seçimlerin tarafsızlığı, şeffaflığı ve uzlaşmacılığına bağlı kalırken, Dibeybe 24 Aralık’ta yapılması planlanan seçimler için Seçim Yasası’nda değişiklik talebinde bulundu ve parlamento ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ‘eşzamanlı’ yapılmasını istedi. Ancak durum şu ki üzerinde ciddi tartışmaların yapıldığı Seçim Yasası’nı değiştirmek için zaman kalmadı. İkincisi, Yüksek Seçim Kurulu, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun önümüzdeki ayın sonlarında parlamento seçimlerinin ilk turuyla eşzamanlı yapılmasına ve bundan birkaç hafta sonra da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunun düzenlenmesine karar verdi. Bu durum aynı zamanda birçok şüpheye yol açtı.
Menfi, herkesin seçimlere katılması ve sonuçlarını kabul etmesi için tüm ihtilaflı konuların çözülmesi gerektiğini vurgularken, Dibeybe ise seçim sürecinin tarafsız ve tüm aktörler arasında uzlaşmacı bir şekilde gerçekleşmesi halinde yönetimi devredeceğini kaydetti.
Her hâlükârda iki yetkili de yönetimi devretmeyi ‘garantilerin’ verilmesi şartına bağlıyor. Zira Dibeybe yönetimi devretmeyi, seçimlerin ihlaller olmadan yapılması, uluslararası gözetim ve siyasi desteğin sağlanması, seçim sonuçlarının kabul edileceğine dair gerçekçi garantilerin verilmesi ve sonuçlara itiraz edenlere uluslararası yaptırımların uygulanması şartlarına bağlıyor. Bu şartlar birçok yorum ve değerlendirmenin yanı sıra bazı sorulara kapı aralıyor. Bu garantileri kim verecek? Seçim döneminde bu şartların sağlanıp sağlanmadığına kim karar verecek?