Lübnan: Orman yangınları, Berri-Avn tartışmasını körüklüyor

Yangınlar, ülkenin güney ve kuzeyde bölgelerinde ve Cebel-i Lübnan’da geniş alanları etkiliyor

Cebel-i Lübnan bölgesindeki Aşkut beldesinde bir dağdaki yangın (Lübnan Ulusal Medya Ajansı NNA)
Cebel-i Lübnan bölgesindeki Aşkut beldesinde bir dağdaki yangın (Lübnan Ulusal Medya Ajansı NNA)
TT

Lübnan: Orman yangınları, Berri-Avn tartışmasını körüklüyor

Cebel-i Lübnan bölgesindeki Aşkut beldesinde bir dağdaki yangın (Lübnan Ulusal Medya Ajansı NNA)
Cebel-i Lübnan bölgesindeki Aşkut beldesinde bir dağdaki yangın (Lübnan Ulusal Medya Ajansı NNA)

Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, ülke genelinde birden fazla bölgede çıkan, güneydeki ormanlık alanları, Cebel-i Lübnan bölgesindeki Matn’ı etkisi altına alan yangınlarla ilgili olarak, “Söndürülmesi mümkün olmayan en tehlikeli yangınlar, insanların nefislerinde çıkan mezhep yangınlarıdır” ifadeleri ile isim vermeden Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ı eleştirdi.
Berri, Cumhurbaşkanlığı’nın, Kamu Hizmeti Konseyi tarafından yürütülen sınavları geçen orman memurlarının atanmalarına yönelik kararnameyi, memurların sayısı konusunda Lübnan yönetimlerindeki mezhep dengesinin gözetilmemiş olması bahanesi ile reddetmesine dikkat çekerek, Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ı ve onursal başkanı olduğu (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareket’i (ÖYH) hedef aldı.
Berri, cumartesi ülkenin güneyinde çıkan ve Cebel-i Lübnan bölgesinde Beit Meri’deki evlere sıçrayan yangınların ardından bu konuyu hatırlattı. Güneydeki yangınlar kontrol altına alınırken, Lübnan yetkilileri, Cebel-i Lübnan’daki Matn bölgesinde bulunan geniş çaplı ormanlık alanlardan birinde çıkan yangınlarla mücadele etmek için seferber oldu. Beit Meri Belediyesi, yangının yeşil alanları etkisi altına aldığını, evlere ve yerleşim yerlerine, Beit Meri - Montiverdi ormanlarına sıçradığını duyurarak yardım çağrısında bulundu.
Lübnan’ın güneyindeki Sur kentine bağlı köylerde ve Litani Nehri kıyılarında geniş ormanlık alanlar başta olmak üzere ülkenin çeşitli bölgelerinde çıkan ve devam etmekte olan  yangınlarla ilgili olarak Berri, “Kuzeyde, Bekaa’da ve dağlarda çıkan yangınların ardından, güneyde çıkan bir dizi orman yangının coğrafi konumu ve zamanlaması açısından bir dizi soruyu gündeme getirdi. Sadece çevreyi değil, bu coğrafyadaki insanların direnişleri ve şehitleri ile onlara miras kalanları, geçmişlerinde, kültürlerinde ve hafızalarındaki, şan ve kahramanlık hikayelerini de etkileyen bu duruma yönelik tepkimizi, bu felakete yol açan sorumluları ve nedenlerini belirlenmesi için yapılan soruşturmalarında güvenlik birimleri ve yargı kurumlarının çalışmaları ile verdik” ifadelerini kullandı.
Berri açıklamasında “Mezhepleri ve bölgeleri aşan alevlerin, Lübnan’da kalan son yeşil alanları da neredeyse etkisi altına aldığı bir zamanda, vatan ve ulusal çehreden ve tabii ki orman zenginliğinden geriye kalanları korumak için, orman memurlarının mezhep kısıtlaması gözetilmeksizin atanmasına ikna olmanın zamanı gelmedi mi?!” sorusunu yöneltirken “Söndürülemeyen en tehlikeli yangınlar, insanların ruhlarında çıkan mezhep yangınlarıdır” cümlelerine de yer verdi.
Berri, Lübnan ordusuna, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ekiplerine, belediye meclislerine, halka, sivil savunma gönüllerine, sağlık otoritesine Kızılhaç’a, yangınları söndüren Lübnan Sivil Savunma görevlilerine teşekkürlerini dile getirdi.
İçişleri ve Belediyeler Bakanı Bessam Mevlevi, Beit Meri bölgesi başta olmak üzere bazı bölgelerde çıkan yangınları söndürmek için çalışmalarına devam etti. Beit Meri’deki söndürme çalışmalarına, 14’ten fazla sivil savunma aracının yanı sıra Lübnan Ordusu Hava Kuvvetleri’ne ait iki helikopter katılırken, söndürme çalışmalarının verimliliğini artırmak için yapay bir havuz da hazırlandı.
Mevlevi, Cebel-i Lübnan Hakim Muhammed Mukavi ve Matn Belediye Başkanı Marilyn Haddad’dan tüm imkanları itfaiyecilerin hizmetine sunmalarını istedi. Aynı zamanda Beyrut İtfaiyesi’ne yangının kontrol altına alınması ve daha fazla yayılmasının önlenmesi için yangınla mücadele operasyonlarında Sivil Savunma ile birlikte hareket etmesi ve destek vermesi yönünde talimat verdi. Bu amaçla itfaiyeden 3 araç Sivil Savunmaya desteğe için tahsis edildi.
Sivil Savunma Genel Müdürü Raymond Khattar, “Ordunun desteğiyle elimizdeki tüm imkanlarla çalışıyoruz. Beit Meri’de yangın alanı büyük olduğu için insanları ve mülklerini korumak için çalışmalarını artırmaya çalışıyoruz” dedi.
Güney Lübnan’da çıkan yangınlar, bölgedeki en büyük ormanlık alanlardan biri olan Sur şehrinin güneyindeki Zibkin Koruma Alanı’nı da etkiledi. Lübnan medyası dün, güneyde yangınların çıktığı tüm noktaların kontrol altına alındığını, er-Risale Derneği ekiplerinin, Sağlık Otoritesi’nin, Sivil Savunma’nın ve bölge halklarının soğutma sürecini sürdürdüğünü bildirdi. Aynı zamanda, yorucu çalışmaların ardından sivil Savunma ekipleri, Kafr Rumman ve el-Cermuk beldeleri arasındaki Medine arazisinde çıkan yangının, Şukin ve Zebdin belediyeleri arasındaki yangınların ve Nebatiye şehrindeki el-Beyad mahallesinin tepelerindeki yangınların da söndürdüğünü bildirdi. Bununla birlikte güneyde farklı bölgelerde başka yangınların çıktığı da bildirildi.
Lübnan Ulusal Medya Ajansı NNA’ya göre, kuzeyde Batroun’da yangın çıktı ve Sivil Savunma ekiplerinin yangını kontrol altına almak için olay yerine gitti. Daha sonra ise bölge halkı, evlere sıçraya yangının söndürülmesi için orduya askeri bir helikopter gönderilmesi çağrısında bulundu. Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Kure, Cebil ve eş-Şuf’ta çıkan yangınların söndürüldüğünü duyurdu.
Akkar’da, farklı beldelerinde bir dizi yangın çıktığı, Feneydik’de çıkan yangının çöp yığınlarıyla sınırlı kaldığını maddi kayıp veya can kaybı olmadığı belirtildi. Aynı zamanda Muncez’de kuru otların bulunduğu bir alanda yangın çıktığı ve yanının rüzgarlar sebebiyle ormanlık alana ve halk tarafından yetiştirilen ağaçlara sıçrayarak genişlediği bildirildi.
Diğer yandan, el-Bire beldesinde de kuru otların olduğu bir alanda yangın çıktı. Yangın geniş bir alana yayıldı.  Şeyh Muhammed beldesinde de bir üzüm bağını ve kuru otların olduğu bir alanı etkisi altına alan bir yangın çıktı. Söz konusu yangınlar, bölgedeki sivil savunma ekipleri tarafından söndürüldü, ardından rüzgarın yangının yeniden alevlenmesine neden olmasından endişelenilerek soğutma çalışmaları yapıldı.



Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
TT

Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)

Husi grubu, birkaç gündür Yemen'deki Haşid aşiretinin en önde gelen şeyhlerinden biri olan aşiret lideri Himyar el-Ahmar’ın, Husi kontrolündeki başkent Sana'nın kuzeyindeki el-Hesebe mahallesindeki evine güvenlik kuşatması uyguluyor. Bu hareket, aşiret ve siyasi çevrelerde geniş çaplı kınamalara yol açtı.

Şarku’l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, Husi lideri Yusuf el-Madani'nin birkaç gün önce el-Ahmar’ın evinin etrafına sıkı bir güvenlik kordonu kurulması emrini verdiğini söyledi. Maskeli silahlı kişiler zırhlı araçlar ve askeri kamyonlarla eve giden sokaklara konuşlandırıldı ve giriş çıkışları kısıtlamak için kontrol noktaları kuruldu.

Kaynaklara göre, grubun uyguladığı prosedürler arasında Haşid kabilesi ve diğer kabilelerden şeyhler de dahil olmak üzere ziyaretçilerin kimliklerinin kontrol edilmesi ve bazılarının eve girmesinin engellenmesi, diğer ziyaretçilerin ise bir daha el-Ahmer'i ziyaret etmeyeceklerine dair taahhüt imzalamaya zorlanması yer alıyordu. Bu durum, grubun kontrolü altındaki bölgelerde kabile şeyhlerine karşı dikkat çekici bir tırmanış anlamına geliyor.

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Sana'a'nın kuzeyindeki el-Ahmar’ın evinin yakınlarında yaşayanlar, Şarku’l Avsat'a verdikleri demeçte, mahallede alışılmadık güvenlik takviyelerinin yaşandığını, bunun günlük hayatı etkilediğini ve özellikle artan halk hoşnutsuzluğu doğrultusunda durumun aşiret çatışmalarına dönüşmesi konusunda ciddi endişeler doğurduğunu söylediler.

Bölge sakinleri ayrıca, "provokatif" olarak nitelendirdikleri bu hamlenin, özellikle kuşatma uzarsa veya hedef alınan kişilerin sayısı artarsa, kabileler arasındaki gerilimleri daha da artıracağından endişe ediyorlar.

Boyun eğdirme mesajları

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'in siyasi sahnesindeki en büyük ve en etkili kabilelerden biri olan Haşid kabilesinin en önde gelen sosyal figürlerinden biridir. Gözlemciler, bu statüdeki bir kabile figürünü hedef almanın, acil güvenlik endişelerinin ötesine geçen siyasi bir mesaj olarak görülebileceğini değerlendiriyor.

Amran, Sana ve çevresindeki kırsal kesimden aşiret liderleri, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Husilerin aldığı önlemlerden duydukları derin memnuniyetsizliği dile getirerek, aşiret önderlerine yönelik devam eden tacizin yerleşik toplumsal normların ihlali ve kuzeydeki aşiretler arasında gerilimi artırma tehdidi olduğunu belirttiler.

Bu tür önlemlerin devam etmesinin, Yemen toplumunda derinden kök salmış aşiret geleneklerine doğrudan bir provokasyon oluşturduğunu, bu geleneklere göre evleri silahlarla kuşatmanın veya kutsallıklarını ihlal etmenin suç sayıldığını vurguladılar.

 Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)

Yerel kaynaklar, Husi militanlarının, Haşid aşiretinin önde gelen isimlerinden aşiret şeyhi Cibran Mücahid Ebu Şevarib'i, Sana'nın kuzeyindeki bir kontrol noktasında, el-Ahmar ailesinin evini ziyaretinden dönerken kaçırdığını ve hiçbir açıklama yapmadan bilinmeyen bir yere götürdüklerini bildirdi.

Ziyaretler devam ediyor

Husilerin sıkılaştırdığı güvenlik önlemlerine rağmen, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenleri, grubun birkaç gündür konut çevresinde uyguladığı kısıtlamaları hiçe sayarak Sana'daki Şeyh Humeyr el-Ahmar’ın evini ziyaret etmeye devam ediyor.

Aşiret kaynaklarına göre önde gelen sosyal figürler, silahlı adamların konuşlandırılması ve bölge çevresinde kontrol noktalarının kurulmasının devam etmesi göz önüne alındığında, "aşiret geleneklerinin ihlali" olarak nitelendirdikleri durumu reddetmek ve dayanışma göstermek için Şeyh el-Ahmar’ın evine ulaşma konusunda istekliydiler.

Kaynaklar, ziyaretlerin gergin bir atmosferde gerçekleştiğini ancak aşiretlerin Şeyh el-Ahmar'a olan sürekli desteğini yansıttığını vurguladı.

Gözlemciler, bu aşiret hareketlerinin taciz politikasını ve evlerin kuşatılmasını reddeden açık mesajlar taşıdığını, Yemen'deki aşiret geleneklerinin evlere özel bir kutsallık tanıdığını ve onları herhangi bir şekilde hedef almayı yasakladığını savundu.

 Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)

Bu gelişmeler, Husilerin Sana ve diğer şehirleri ele geçirmesinden bu yana, kabilelerin nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek ve geleneksel liderleri kendi otoritesine tabi kılmak amacıyla, Husiler ile bir dizi kabile şeyhi ve ileri gelenleri arasında yaşanan gergin ilişki bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Tekrarlanan provokasyonlar bağlamında, Husi grubu geçen yıl Ağustos ayında Sana'da merhum Şeyh Abdullah bin Hüseyin el-Ahmar’ın evinin ana kapısı önünde "Humeyni sloganı" atarak askeri geçit töreni düzenledi.


Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.