ABD’nin Sudan politikası darbeyi sonlandırabilecek mi?

Washington açısından yaşananlar, hayati çıkarlarının bulunmadığı bir Afrika ülkesinde askeri darbeden başka bir şey değil

ABD’nin Sudan’a ilgisi, Afrika Boynuzu’ndaki büyük güçler arasındaki rekabetten kaynaklanıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)
ABD’nin Sudan’a ilgisi, Afrika Boynuzu’ndaki büyük güçler arasındaki rekabetten kaynaklanıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)
TT

ABD’nin Sudan politikası darbeyi sonlandırabilecek mi?

ABD’nin Sudan’a ilgisi, Afrika Boynuzu’ndaki büyük güçler arasındaki rekabetten kaynaklanıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)
ABD’nin Sudan’a ilgisi, Afrika Boynuzu’ndaki büyük güçler arasındaki rekabetten kaynaklanıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)

Mana Abdulfettah
Geçen Ekim ayı ortalarında ABD, askeri ve sivil bileşenler arasındaki derin güç farklılıkları konusunda Sudan ile bir anlaşmaya varmaya yakın olduğunu duyurdu. Bu farklılıkların en öne çıkanları, yağmalanan fonları geri alma mekanizmaları, hükümetin çalışması, orduyu reforme etme ve yönetim üzerine müzakerelerdi.
25 Ekim ve sonrasındaki olaylara kadar ABD, Sudan’ı bu krizden çıkarmayı başaramadı. Çünkü bölgenin hareket eden kumlarına uygun olarak Sudan’daki koşulları yönetmek için alternatif iplere sahip olmaya odaklanıyor.
En çarpıcı durumlardan biri, bazı iç siyasi güçlerin ‘kendi iç kültürlerinde yaşadıkları siyasi, etnik ve bölgesel kimlik krizlerinin pençesine düşerken’ bir ABD çözümünü beklemesidir.
Bu noktada İbn Haldun’un ‘siyasi gücün temel değişimini sağlayan dinamik unsurları asabiyet kavramı aracılığıyla belirleme’ eğilimindeki devlet kavramı ve bu kavramın ortaya çıkışına ilişkin teorisi, farklı pozisyonların (ki bazıları onları çift olarak görüyor) ve ABD’nin Sudan’a karşı eylemlerine ilişkin birlik eksikliğinin arkasındaki önemli bir faktör olarak kabul edilebilir.
Bununla birlikte ABD, Darfur’daki durum nedeniyle olağanüstü hali uzattı. Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin anlaşmasıyla ABD Kongresi, Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın ve darbeye katılan herkesin son eylemlerine karşı açık bir kınama dili kullandı.

ABD müdahalesinin nedenleri
ABD, uzun süredir sivil ve askeri bileşenleri geçiş dönemi sona erdikten sonra sivil bir hükümete geçiş için birlikte çalışmaya çağırıyor. Bu durum, Aralık 2018 devrimi ve Nisan 2019’da Ömer el-Beşir rejiminin devrilmesinden sonra Washington’ın, Hartum ile ilişkisinin canlanmasında olumlu ve gerekli bir adım olarak kabul edildi.
Bu tavır, genel olarak Afrika’da ve özel olarak devrim sonrası Sudan’da askeri darbeleri kısıtlamak amacıyla liberal demokrasilerin göstermek istediği bir şey. Ancak bölgesel güvenlik üzerindeki olumsuz etkilerin yanı sıra iç çatışmaların kesiştiği hükümetlere yukarıdan inen bu liberal arzuyu çevreleyen birçok karmaşa var. Bu durum, Sudan’ın seçimlerden sonra sivil bir hükümete uzanan iki bileşen arasında fikir birliği ile bir yönetim sistemi formüle etme yeteneğini test ediyor.
Sudan, ABD açısından doğrudan stratejik bir öneme sahip olmayabilir. Ama buna olan ilgi, Afrika Boynuzu üzerindeki büyük güçler arasında rekabetin bir karışımından kaynaklanıyor. Bu krizin bağlamını oluşturan şeyin, bunun ötesinde bölgesel çevreye uzanan gergin bir duruma yol açabilecek yansımaları ve maliyetleri bulunuyor.
Sivil ve askeri bileşenler arasında yönetim çatışmasının patlak vermesi, iki tarafın çatışan amaçlarını, onları uzlaştırmak zor olarak şekilde aştı ve kırılgan Afrika Boynuzu bölgesinde gerginlik yaratacak düzeye ulaştı. Bölgenin güvenlik ve ekonomik çıkarları iç içe geçmiş olup, şubeleri, IGAD (Hükümetler arası Kalkınma Otoritesi) ve diğer bölgesel kuruluşlarla Afrika Birliği’nde somutlaşan ekonomik ve siyasi bir ortaklık kapsamında temsil edilmektedir.
ABD’nin Sudan’ın iç kısmına odaklanmaması ve bölgesel güvenlik arenasına bakmaması, iç müzakerelerin fizibilitesini zayıflattı. ABD’nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Jeffrey Feltman, Birleşmiş Milletlerin (BM) Sudan'daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) Başkanı Volker Peretz, Afrika İşlerinden Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Molly Faye, Hamduk ve Burhan ile görüştüklerinde, her ikisine de sorunun çözüleceğine dair güven verici mesajlar gönderiyorlardı. Bir arabulucu, bu durumu ‘yazışma yoluyla müzakere’ olarak nitelendirmişti. Yapılan açıklamalar darbeyi kınarken, hukukun üstünlüğü ve iktidarın sivillere devredilmesinin gerekliliği çağrılarını içerdi.

Olağanüstü hâl uzatıldı
Olağanüstü hâl yasasının kullanılması, diplomatik önlemlerle birlikte ABD’nin Sudan’a karşı uygulayabileceği en zor güç biçimlerinden biriydi. Bunun yanı sıra Darfur krizi, ülkeye içeriden doğrudan bir güvenlik tehdidini resmediyor ve kuzeydeki Libya petrol sahalarına ve uluslararası güçlerin Orta ve Batı Afrika’daki terörist faaliyetlerle savaşan üslerine kadar uzanıyor.
Bölgede güvensizlik hali baş gösterdi. Sudan, önceki rejimde olduğu gibi, silahlı hareketleri kutuplaştırarak ve çok sayıda barış anlaşması imzalayarak bile krizi çözemedi. Daha sonra Beşir’in ‘hareketleri birbirine yakınlaştırma ve bir araya getirme’ politikalarının krizin çözülmesine karşı olduğu ortaya çıktı.
Silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve belirli kişilere seyahat yasağını içeren 13067 sayılı İdari Kararname uyarınca, 3 Kasım 1997’de Sudan’a karşı ulusal olağanüstü hâl ilan edilmesinden bu yana, Darfur bölgesindeki çatışma zemininde Sudan’a uygulanan BM yaptırımları her yıl 3 Şubat’tan önce yenilenmeye devam etti.
2019 yılına gelindiğinde Sudanlılar, eski rejime karşı yapacakları devrimin yaptırımların geçerliliğini sona erdireceğini düşündüler. Ancak eski ABD Başkanı Donald Trump, “Kriz henüz çözülmedi” dedi. Aynı şekilde olağanüstü hâl geçen yıl uzatıldı. ABD yönetimi, ‘yaptırımları uzatma kararının, sivil geçiş hükümetinin faaliyetleri ışığında ABD ile Sudan arasında gelişen ilişkileri olumsuz etkilemeyeceği’ görüşündeydi.
29 Ekim’de ABD Başkanı Joe Biden, Kongre’ye Sudan ile ilgili olağanüstü halin uzatılmasını talep eden bir mektup gönderdi. Bu kez, ‘ordunun hükümeti ele geçirmesi ve sivil liderlerin tutuklanmasının bu olumlu kazanımları tehdit ettiğini’ savundu.

Yaptırım sopası
ABD, Sudan krizinin diğer krizlerle birleşebileceğini, bölgesel düzeni baltalayabileceğini ve insan hakları, barışın sağlanması, toprak bütünlüğü ve devletin egemenliği gibi uluslararası standartları savunmak için durumu kurtarma hazırlığını sınayabileceğini varsayarak, Sudan’a yaptırım sopasını salladı.
ABD’nin darbecilere karşı cezai tedbirler alacağı tehdidine gelince, bu tehdidin amacı siyasilerin tutuklanmasına ve devlet yönetiminde siyasi şiddete yönelen ordunun tavrını değiştirmek gibi görünüyor. Sudan’da yaptırımların artan kullanımı, bunların etkinliği konusunda tartışmalara yol açmış durumda. Öyle ki bunun bir önceki rejim sırasındaki sonucu olumsuzdu ve genellikle gerekli değişikliği sağlamada yavaştı. Yaptırımların rejime etkisi veya rejim değişikliği, 1997 yılında dayatılmasından 20 yıl sonrasına kadar ortaya çıkmadı.
Rejim yaptırımları aşmak ve hükümeti ekonomik olarak yönetecek ve ona hayat verecek bir iç ekonomi kurmak için yönetimini sürdürmeye ve bazı ülkelerin yardımını aramaya devam etti. Ama asıl etki, isyan eden ve sonunda rejimi deviren vatandaşlara kadar uzandı.
Yaptırım kararının alınması için birçok farklı faktörün dikkate alındığı dönemin koşullarının anlaşılmasıyla birlikte, bu kararlara ilişkin daha geniş bir bakış açısına ve çeşitli alanlar arasında yerel, uluslarüstü ve uluslararası düzeylerde daha geniş bir iş birliği anlayışına ulaşmak mümkündür. Ayrıca bir karar vermek için dikkate alınan hususlar ve faktörlere ışık tutulabilir. ABD, çıkarlarını ve Sudan’ın ‘irrasyonel’ olarak kabul edebileceği ‘rasyonel’ davranışını korumak için bunu bir başlangıç ​​noktası olarak görüyor.
ABD’nin takındığı tavır, Sudan’ın ekonomik, sosyal ve askeri potansiyelini değerlendirememesinden kaynaklanmaktadır. Aslında bu tavır, bozulan güvenlik ortamıyla mücadele etmek ve krizi aşmak için yeterli değil. ABD’nin nüfuz alanını yeniden inşa etmenin, Afrika Boynuzu ve genel olarak Afrika üzerinde yansımaları olacaktır.

Kongre’nin açıklaması
ABD Kongresi, geçen Eylül ayında meydana gelen başarısız darbe girişimini kınadı. O dönemde yayınlanan açıklamasında ABD’nin, barışçıl ve demokratik bir toplum kurmak için Sudan halkının yanında olmaya devam edeceği vurgulandı. Belki de Kongre, bu girişimin başka bir darbenin başlangıcı olduğunu hissediyordu. Beyaz Saray’ın bu olayları bir ‘darbe’ olarak nitelendirmekteki isteksizliğine rağmen bu durum, Kongre’nin uzlaşmazlığını açıklıyor.
6 Kasım’da Demokrat Senatör Bob Menendez ve Cumhuriyetçi James Risch, Demokratik Temsilci Gregory Meeks ve Cumhuriyetçi Michael McCaul ile iş birliği içinde Sudan’daki darbeyi kınayan bir karar taslağı ortaya koydu. Yetkililer, ordu liderlerine yaptırım uygulanması çağrısında bulundu.
Bu noktada Kongre liderlerinin kararının önemi yalnızca ahlaki bir önem olarak ortaya çıkıyor. Karar, hem yönetim hem de Kongre için bağlayıcı yasal güçten yoksun. Bazı uzmanlara göre ABD başkanı bir icra emriyle benzer önlemleri alabilse de bu pek mümkün değil. Çünkü böyle bir prosedür, Sudan’da yaşananların ABD’yi ilgilendirdiğini varsayıyor, ama bu doğru değildir. Washington açısından Sudan’da yaşananlar, hayati çıkarlarının bulunmadığı bir Afrika ülkesinde askeri darbeden başka bir şey değil. Ayrıca ABD Başkanının dış politika alanındaki yetkisi Kongre tarafından kendisine devredilmemiştir, aksine Anayasa’nın 2. maddesi uyarınca kullandığı özgün bir yetkidir.
ABD’nin Sudan’a karşı kararları, bu politikanın ilkelerine uygun olarak hedeflerine ulaşmak için kullandığı dış politikasında önemli bir araçtır. Yaşananları kınayan ABD vizyonunun birliğine rağmen, diplomasi ve yaptırımları Sudan’da değişim sağlamak için birincil hedefiyle birleştiren çift yönlü bir yaklaşımın olduğu belirtilmektedir.
Bununla birlikte Burhan’ın son eylemlerine yanıt olarak daha fazla yaptırım uygulanıp uygulanmayacağı konusunda bir belirsizlik var. Söz konusu olan, Burhan’ın tutuklu bakanların yerine Egemenlik Konseyi’ne sivillerin atanmasıyla çözüleceğini varsaydığı değişiklik görüşüdür.

Destekleyici sinyaller
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haber-analize göre Afrika İşlerinden Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Molly Faye’nin Hartum’u ziyareti ve Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Başbakan Abdullah Hamduk ile görüşmesi, ABD’nin istekleri arasında bir denge sağlama yolunda her iki bileşene desteği konusunda sinyaller gönderen bir duruş sergiledi.
Aynı şekilde siviller açısından bu ifade, yetersiz görünüyor. Ancak ABD stratejisi hem Burhan hem de Hamduk’un bu konuda ne istediğinin netliği ile karşılaştırıldığında biraz belirsiz görünüyor.
Bu tepki göz önüne alındığında ABD’nin Sudan politikasının eksenindeki üç ana konuya dikkat çekilebilir. Birincisi, yaptırımların yenilenmesiyle birlikte hükümetin bunların olmayacağına, gerçekleşmesi halinde doğrudan bir tehdit oluşturmayacağına dair bir görüş pazarlamaya çalışması. İkincisi, ABD’li yetkililerin örtülü söylemlerinin, Sudan’a yönelik tehdit kavramının azalmadığını göstermesi.
Üçüncüsüne gelince, Etiyopya krizi nedeniyle daha da belirginleşen Afrika Boynuzu ülkelerinin güvenlik politikalarına ilişkin ABD’nin değerlendirmelerindeki farklılık. Ancak Sudan için bu, tam olarak net değil.



Hizbullah neden hükümetten çekilmeyi ve hükümeti düşürmeyi reddediyor?

Güneydeki durum protesto edilirken Hizbullah destekçileri gösteri düzenliyor (AP)
Güneydeki durum protesto edilirken Hizbullah destekçileri gösteri düzenliyor (AP)
TT

Hizbullah neden hükümetten çekilmeyi ve hükümeti düşürmeyi reddediyor?

Güneydeki durum protesto edilirken Hizbullah destekçileri gösteri düzenliyor (AP)
Güneydeki durum protesto edilirken Hizbullah destekçileri gösteri düzenliyor (AP)

Hizbullah ile Nevvaf Selam hükümeti arasındaki gerilim sürerken, parti parlamentodaki güven oylamasında hükümeti düşürme seçeneğine başvurmadı. Hükümeti egemenliği zedelemek ve dış gündemlere hizmet etmekle suçlayan Hizbullah’ın milletvekilleri, oylama öncesinde salondan çekildi.

Peki Hizbullah bu hükümetten tam olarak ne istiyor? Kendisine yönelttiği tüm suçlamalara rağmen neden hükümet içinde kalmaya bu kadar önem veriyor?

Hizbullah’ın gerekçeleri

Hizbullah milletvekili ve parti bloğu üyelerinden Hüseyin el-Hac Hasan’ın kısa süre önce hükümetten çekilip çekilmeyeceklerine ilişkin bir soruya, “Hükümetin içinde kalmalıyız” yanıtını verdiği aktarıldı. Hasan, hükümetten ayrılmanın Hizbullah’ı tecrit etmek isteyenlerin işine yarayacağını belirterek “Amerikalıların Hizbullah’ı tecrit etme arzusunu gerçekleştirmeyeceğiz” dedi.

Sonuç getirmeyecekti

Hizbullah’ın tutumunu yakından takip eden siyasi yazar Dr. Kasım Kusayyir, Hizbullah hükümete karşı oy kullansa bile bunun pratikte herhangi bir sonuç doğurmayacağını düşünüyor. Kusayyir, hükümetin yeniden güvenoyu aldığını ve hükümeti destekleyen milletvekillerinin sayısının muhaliflerin sayısına denk olmadığını belirtti.

Kusayyir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah kritik bir siyasi dönemeçle karşı karşıya. Hükümete karşı oy kullanmak fiilen hükümetten ayrılmaya kadar varabilecek siyasi sonuçları üstlenmek anlamına gelecekti. Oysa parti mevcut aşamada hükümetten ayrılmak istemiyor” dedi.

Kusayyir ayrıca, Meclis Başkanı Nebih Berri ile olumsuz veya tırmandırıcı adımlar atılmaması konusunda bir mutabakat bulunduğunu belirterek “Dolayısıyla Hizbullah’ın çekilme kararı, Emel Hareketi’nin aldığı tutumla çelişmiyor ve aynı zamanda iletişim kanallarını açık tutmasını sağlıyor” ifadelerini kullandı.

dfvgthyju
Geçen hafta parlamentoda hükümetin sorgulandığı oturum sırasında Hizbullah’ın Meclis grubundan milletvekilleri; fotoğrafta milletvekili Ali Ammar konuşurken görülüyor (Lübnan Parlamentosu)

Kusayyir’e göre hükümeti düşürmenin zamanı henüz gelmedi. Ne iç siyasi koşullar ne de dış gelişmeler açısından böyle bir aşamaya ulaşılmış değil. Hizbullah’ın itirazlarının bu aşamada hükümeti düşürme amacı taşımadığını belirten Kusayyir, partinin özellikle müzakere dosyası ve iç meseleler konusunda hükümetin performansını düzeltmeyi hedeflediğini söyledi.

Kusayyir, “Hizbullah iç siyasette bir ‘bilek güreşi’ savaşına girmek istemiyor. Hükümeti veya mevcut yönetimi düşürmeye yönelik bir mücadeleye sürüklenmeden süreci düzeltmeye çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Hizbullah tabanında rahatsızlık

Ancak hükümeti sorgulama oturumunda yaşanan son gelişme başta olmak üzere Hizbullah’ın çelişkili tutumlarını açıklamak için sunduğu gerekçeler, tabanının geniş bir kesimini ikna etmeye yetmedi.

Tartışma siyasi ve medya çevreleriyle sınırlı kalmadı. Hizbullah’ın toplumsal tabanına da yayılan tartışmada, partiye yakın aktivistler ve isimler sosyal medya üzerinden partinin performansından duydukları rahatsızlığı dile getirdi. Bazıları Hizbullah’a yönelik doğrudan ve kamuya açık eleştirilerde bulundu.

Bu eleştiriler, Hizbullah’ın tabanı içindeki tartışmanın niteliğinde dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. Soru artık yalnızca hükümete ilişkin tutumla sınırlı kalmıyor, Hizbullah’ın kendi performansına ve siyasi süreci yönetme biçimine de yöneliyor.

Özgür Yurtsever Hareketi ile ilişki

Hizbullah’ın aksine hükümete saldıran ve hükümeti eleştiren Özgür Yurtsever Hareketi, hükümetten güvenoyunun çekilmesi yönünde oy kullandı.

Ancak hareketin Genel Başkan Yardımcısı Dr. Naci Hayek, Hizbullah’ın hükümet aleyhinde oy kullanmak yerine oturumu terk etmesine şaşırmadığını söyledi. Hayek, bunun “Hizbullah’ın sürdürdüğü bir yaklaşım haline geldiğini” belirterek cumhurbaşkanlığı seçimleri ve öncesinde kurulan hükümetleri bu yaklaşımın başlıca örnekleri olarak gösterdi.

Hayek, “Onun kendine özgü çıkarları ve hesapları olduğunu çok iyi biliyoruz” dedi.

dfthyju
Geçen hafta İsrail ile yürütülen resmi müzakereleri protesto eden gösteri sırasında Hizbullah destekçisi bir gösterici, Başbakan Nevvaf Selam’ın fotoğrafını yakıyor (AP)

Hayek, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yaşananların Özgür Yurtsever Hareketi ile Hizbullah’ı yeniden yakınlaştırıp yakınlaştırmayacağı konusunda, “Bunun bizi yeniden ona yaklaştıracağını ya da ondan uzaklaştıracağını söylemek mümkün değil” ifadelerini kullandı.

Hayek, hareket açısından asıl önemli noktanın attıkları adımın “muhalefet saflarında yalnız olduğumuzu, diğerlerinin ise kendi aralarında anlaşmış olduğunu herkese göstermesi” olduğunu belirtti.

Hayek, taraflar arasındaki açık eleştirilere ve anlaşmazlıklara rağmen sonunda aynı masada oturduklarını savunarak “Dörtlü anlaşma devam ediyor. Biz o dönemde bunu kabul etmedik, bugün de etmeyeceğiz” dedi.

Özgür Yurtsever Hareketi lideri Cibran Basil de kısa süre önce Hizbullah’a yönelik sert bir saldırı düzenleyerek “Lübnan devletinden daha büyük bir sorumluluk taşıdığını çünkü aciz durumda olduğunu ancak buna rağmen ülkeyi yok etme ve Lübnan’ın yapısını ve toplumsal dokusunu değiştirme politikasını sürdürdüğünü” söyledi.

Hizbullah’ta belirsizlik ve sertleşen söylem

Siyasi aktivist ve avukat Antoine Nasrallah ise Hizbullah’ın hükümete görünürde ve medya üzerinden sert biçimde karşı çıktığını ancak buna karşılık hükümet içindeki varlığından özellikle atamalar dosyasında yararlandığını düşünüyor.

Nasrallah, hükümetin düşmesi halinde mevcut iç ve dış koşullar altında nasıl bir hükümet kurulacağının bilinmediğini ve Hizbullah’ın mevcut hükümetteki payını dahi kaybedebileceğini belirterek partinin “zor durumda” olduğunu savundu.

Nasrallah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün geçmişte bildiğimiz Hizbullah değil. Bir belirsizlik ve savrulma hali yaşıyor. Bazı liderlerinin sahip olduğu diplomatik yaklaşımı terk ederek daha saldırgan bir söyleme yöneldi” dedi.

wfrgt
Geçen hafta parlamentoda hükümetin sorgulandığı oturumda milletvekillerini dinleyen Lübnan hükümeti bakanları (Lübnan Parlamentosu)

Nasrallah, Özgür Yurtsever Hareketi ile Hizbullah arasındaki ilişkiye ilişkin değerlendirmesinde ise bugün veya gelecekte yaşanabilecek herhangi bir yakınlaşmanın “çıkar ve seçim hesaplarına dayalı” olacağını söyledi.

Her iki partinin de taban desteği konusunda sorun yaşadığını belirten Nasrallah, Basil’in hem hükümete hem de Hizbullah’a saldırarak Özgür Yurtsever Hareketi’nin Lübnan Güçleri lehine kaybettiği Hristiyan desteğini yeniden toplamaya çalıştığını, Hizbullah’ın ise Şii tabanındaki rahatsızlığı kontrol altına almak amacıyla hükümeti hedef aldığını savundu.

Nasrallah, iki tarafın da hükümetin birçok dosyada karar alma konusunda ağır davranmasından yararlandığı sonucuna vardı.


Suriye’de silah depolarındaki patlamaların tekrarlanmasına ilişkin senaryolar

Halep’in güney kırsalındaki el-İys bölgesinde bir silah deposunda meydana gelen patlamanın ardından bir askeri polis memuru yol üzerinde bekliyor (Reuters)
Halep’in güney kırsalındaki el-İys bölgesinde bir silah deposunda meydana gelen patlamanın ardından bir askeri polis memuru yol üzerinde bekliyor (Reuters)
TT

Suriye’de silah depolarındaki patlamaların tekrarlanmasına ilişkin senaryolar

Halep’in güney kırsalındaki el-İys bölgesinde bir silah deposunda meydana gelen patlamanın ardından bir askeri polis memuru yol üzerinde bekliyor (Reuters)
Halep’in güney kırsalındaki el-İys bölgesinde bir silah deposunda meydana gelen patlamanın ardından bir askeri polis memuru yol üzerinde bekliyor (Reuters)

Şam’daki kaynakların aktardığına göre, pazartesi sabaha karşı Halep’in güneyindeki el-İys askeri bölgesinde meydana gelen patlamalar, Suriye’deki silah depolarını hedef alan sabotaj ihtimalini güçlendirdi. Bu olay, ay başından bu yana Şam kırsalı, Deyrizor, Halep ve İdlib kırsalında meydana gelen benzer patlamalar zincirinin son halkası oldu.

Söz konusu patlamalar, daha önce İran’ın nüfuz alanları içinde bulunan bölgelerde kalan ve savaş mühimmatı barındıran büyük silah depolarında meydana geldi. Ancak askeri analistlere göre mevcut bulgular, olayların nedeninin depolama koşullarındaki yetersizlik ve deneyim eksikliği olduğuna işaret etmeye devam ediyor.

Sabotaj ihtimali, bu ayın 8’inde İsrail hava kuvvetlerinin Suriye ve Lübnan’da hedef tespiti amacıyla gerçekleştirdiği geniş çaplı keşif faaliyetiyle birlikte değerlendirildiğinde farklı bir anlam kazanıyor.

Askeri uzman İmad Şehud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, keşif faaliyetinden bir gün sonra Sarmada’da, ardından Şam kırsalındaki Dumayr ve Deyrizor’daki Ayyaş bölgelerinde patlamaların meydana geldiğini belirtti.

vfg
Suriyeli askerler, 9 Eylül’de İdlib’de 14 kişinin hayatını kaybettiği silah deposu patlamasının meydana geldiği bölgeye koşuyor (AP)

Şehud, bu olayların yalnızca “tesadüf” olarak değerlendirilemeyeceğini ve sadece silahların kötü depolanmasıyla açıklanamayacağını söyleyerek kötü depolama ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Şehud’a göre bu tür operasyonlar, sahadaki ajanlar aracılığıyla gerçekleştirilebilir. Uzman ayrıca Suriye Savunma Bakanlığı bünyesinde organizasyonel ve idari bir sorun bulunduğuna dikkat çekti.

Üç olası senaryo

Askeri araştırmacı ve Jusur Araştırmalar Merkezi uzmanı Reşid el-Hurani, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, silah depolarındaki patlamaların tekrarlanmasının nedenlerine ilişkin mevcut veriler ışığında üç senaryonun öne çıktığını söyledi.

İlk senaryoya göre bazı patlamalar, özellikle Halep’in güneyindeki el-İys silah deposunda meydana gelen olay, İran’a bağlı milislerin bölgeyi kontrol ettiği dönemde bu güçlere ait olan depolarda gerçekleşti. Hurani, bu depoların İran’la bağlantılı kişilerden biri tarafından “bir şekilde” hedef alınmış olabileceği ihtimaline işaret etti.

Hurani bu ihtimali, İran’ın Suriye’nin iç istikrarını bozma yönündeki devam eden girişimleriyle ilişkilendirdi.

fvghyjuk
21 Eylül 2026’da el-İys kasabası çevresindeki Suriye ordusuna ait bir noktada meydana gelen bir dizi patlamanın ardından yerde mühimmat parçaları (AFP)

İkinci senaryo ise İran’ın geride bıraktığı ve daha sonra Suriye hükümetinin kontrolüne geçen silah depolarının İsrail tarafından hedef alınmış olması. Hurani’ye göre İsrail, bazı mühimmatların varlığından şüphelenmiş olabilir. Patlama sırasında bazı topçu mühimmatlarının etkisinin 15 kilometreye kadar ulaştığını belirten Hurani, İsrail’in Suriye hükümetinin bu silahlardan yararlanmasını engellemeye çalışmış olabileceğini söyledi.

Üçüncü senaryo ise “güvenlik sızması”. Buna göre eski rejim döneminde görev yapmış ve hâlâ çeşitli bağlantıları bulunan bazı kişilerin yeni yapılara dahil edilmiş olması, silah depolarının güvenliği açısından risk oluşturuyor olabilir.

Bir aydan kısa sürede beşinci patlama

Halep kırsalındaki el-İys bölgesinde meydana gelen patlama, Suriye’de bir aydan kısa süre içinde yaşanan bu türdeki beşinci olay oldu.

Geçen cuma günü de Deyrizor’un batısındaki Ayyaş bölgesindeki bir askeri noktada kaynağı henüz belirlenemeyen bir patlama meydana gelmiş ve Suriye ordusundan 11 asker hayatını kaybetmişti.

Suriye’deki silah depolarında daha önce de kaynağı belirlenemeyen patlamalar yaşanmıştı. Bunlardan biri, bu ayın 9’unda ülkenin kuzeybatısında meydana gelmiş ve 14 kişinin ölümüne yol açmıştı. Bundan 10 gün önce ise aynı bölgede mühimmat yüklü bir aracın patlaması sonucu en az 5 kişi hayatını kaybetmişti.

Reuters’ın derlediği verilere göre, eski Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana Suriye’deki silah depolama tesislerinde benzer nitelikte en az 16 patlama meydana geldi.

El-İys stratejik bir askeri bölgeydi

Eski rejim, 2020 yılında Halep’in 35 kilometre güneyindeki stratejik Tel el-İys bölgesinin kontrolünü Rus hava desteği ve İran Devrim Muhafızları ile ona bağlı milislerin yoğun kara desteği sayesinde ele geçirmişti.

Rejim daha sonra bölgeyi, büyük miktarda mühimmat ve ağır silahların toplandığı ve depolandığı bir güvenlik bölgesine dönüştürmüştü. Tesis, ülkenin kuzeyini güneyine bağlayan M5 karayolunu doğrudan gören stratejik bir konumda bulunuyordu.

Güvenlik uzmanı Nuvvar Şaban Kabakibo ise silah depolarındaki patlamaların tekrarlanmasına ilişkin bazı göstergeler bulunduğunu söyledi.

Kabakibo, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Sabotaj ihtimaline işaret eden bir gösterge var ancak bundan kesin olarak söz edemeyiz. Birçok noktayı açıklığa kavuşturacak resmi açıklamayı bekliyoruz” dedi.

fvghyju
Pazartesi sabahı erken saatlerde el-İys kasabası çevresindeki Suriye ordusuna ait bir noktada meydana gelen bir dizi patlamanın ardından yükselen alevler ve duman; olayda en az dört kişi yaralandı (AFP)

Kabakibo ayrıca söz konusu depolarda “savaş mühimmatı” bulunduğuna ilişkin kanıtlar olduğunu belirtti. Buna göre mühimmat ya eski rejime ait depolarda uzun süre boyunca tutulmuş olabilir ve bunların lojistik ve teknik durumuna ilişkin ayrıntılar bilinmiyor ya da çatışmalardan elde edilen ganimetler bir yerden başka bir yere taşınarak gelişigüzel biçimde depolanmış olabilir.

Uzman, mühimmatın kötü koşullarda depolanmasının bazı teknik özelliklerini kaybetmesine yol açmış olabileceğini ifade etti.

Bunun yanı sıra depolarda aslında kullanım ömrünü tamamlamış ve imha edilmesi gereken büyük miktarda mühimmat bulunması da ihtimaller arasında.

Kabakibo, yapılması gerekenin “Savunma Bakanlığı’nın silahlanma biriminde bu mühimmatla çalışabilecek uzmanların yetiştirilmesi, mühimmatın değerlendirilmesi ve uygun koşullarda depolanmasının sağlanması, kullanılabilir mühimmatın hasarlı olanlardan ayrılması ve en önemlisi askeri tesislerin yeniden değerlendirilmesi” olduğunu söyledi.


Irak, ABD yaptırımlarına uyarak İran hava yolu şirketlerine yasağı uygulayacak

Irak'ın Erbil Uluslararası Havalimanı'nda Irak Havayollarına ait bir uçak (Reuters-Arşiv)
Irak'ın Erbil Uluslararası Havalimanı'nda Irak Havayollarına ait bir uçak (Reuters-Arşiv)
TT

Irak, ABD yaptırımlarına uyarak İran hava yolu şirketlerine yasağı uygulayacak

Irak'ın Erbil Uluslararası Havalimanı'nda Irak Havayollarına ait bir uçak (Reuters-Arşiv)
Irak'ın Erbil Uluslararası Havalimanı'nda Irak Havayollarına ait bir uçak (Reuters-Arşiv)

Irak, ABD'nin yaptırım uyguladığı İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarını durduracak.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre Iraklı hükümet yetkilileri, Bağdat'ın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarını askıya alacağını bildirdi. Karar, Washington'ın söz konusu şirketlerin ABD yaptırımları nedeniyle önümüzdeki saatlerde hizmetlerini durduracağını açıklamasının ardından geldi.

Bir Iraklı hükümet yetkilisi, ABD Hazine Bakanlığının kararına uyulacağını ve İran hava yolu şirketlerine yönelik yasağın salı sabahından itibaren yürürlüğe gireceğini açıkladı.

Yetkili, “Kararı uygulamayan ülkeler benzer yaptırımlarla karşı karşıya kalacak” ifadesini kullandı.

İkinci bir hükümet kaynağı da Irak'ın söz konusu karara uyacağını doğruladı.