Fas Adalet ve Kalkınma Partisi ‘sessiz muhalefet’ politikası izleyecek

İktidar koalisyonunun başında yaklaşık 10 yıl kalan oluşum son parlamento seçimlerini kaybetti.

Fas Adalet ve Kalkınma Partisi (PDJ) Genel Sekreteri Abdelilah Benkirane. (AFP)
Fas Adalet ve Kalkınma Partisi (PDJ) Genel Sekreteri Abdelilah Benkirane. (AFP)
TT

Fas Adalet ve Kalkınma Partisi ‘sessiz muhalefet’ politikası izleyecek

Fas Adalet ve Kalkınma Partisi (PDJ) Genel Sekreteri Abdelilah Benkirane. (AFP)
Fas Adalet ve Kalkınma Partisi (PDJ) Genel Sekreteri Abdelilah Benkirane. (AFP)

Nevfel Eş-Şarkavi
Abdelilah Benkirane, Fas Adalet ve Kalkınma Partisi'ne (PDJ) genel sekreter olarak seçilmesinin ardından yaptığı ilk açıklamada, partisini ‘sessiz muhalefet’ politikası benimsemeye çağırdı. Son on yıl iktidar koalisyonunun başında olan ve İslami hareketi temsil eden Adalet ve Kalkınma Partisi son genel seçimlerde hezimet yaşadı.
Fas Başbakanı Aziz Ahnuş’un Benkirane'nin en önemli siyasi muhaliflerinden biri olduğu göz önüne alındığında, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bu kararı Fas kamuoyunda şaşkınlık yarattı. Ahnuş, 2016 yılında İslami hareketi temsil eden partinin liderini Başbakanlık görevinden uzaklaştırmak için çalışmıştı. Bu nedenle Benkirane’nin Fas Başbakanı Aziz Ahnuş’a karşı sert bir politika izlemesi bekleniyordu.
Ahnuş, Milli Bağımsızlar Partisi’nin hükümet koalisyonuna katılması karşılığında bazı öneriler sunmuş ve bu durum aylarca süren hükümet kurma sürecinin gecikmesine neden olmuştu. Fas Kralı, Benkirane yerine Sadeddin el-Osmani'yi başbakan olarak atayana kadar bu süreç devam etmişti.

Abdelilah Benkirane’nin çağrısının arka planı
Muhalefette sükunet çağrısında bulunan Benkirane amacın "öne çıkmak ve bir gecede mevcut hükümetin destekçisinden tenkitçisine dönüşen koroya katılmamak" olduğunu söyledi.
“Amaç aynı zamanda ülkenin ve insanların çıkarlarıyla oynamayı bırakma çağrısı yapmaktır” diyen Benkirane çağrısının, “partinin bu uygulamalardan sessiz ve makul bir ulusal muhalefetle ayrılmasına yönelik bir talimat” teşkil ettiğine işaret ettiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Partinin ana pusulası, ulusun ve yurttaşın çıkarlarına hizmet etmek, demokratik tercihi güçlendirmek ve yurttaşların hak ve temel özgürlüklerini korumaktır. Muhalefet, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin reformist mesajına ve var olma gerekçelerine uygun tavır almalı. PDJ, seçimlerinde bağımsız bir ulusal muhalefettir ve başka gündem maddelerinin bir parçası olamaz.

Partinin parlamentodaki büyüklüğü ile orantılı muhalefet
PDJ son genel seçimlerde Temsilciler Meclisi'nde (parlamentonun birinci meclisi) yalnızca 13 sandalye alarak sekizinci sıraya geriledi. Faslı siyasi analist İdris el-Kenburi'ye göre analistler partinin son açıklamasını parlamentodaki büyüklüğüne göre çalışma niyeti olarak yorumladılar. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde bu durumun Ahnuş liderliğindeki mevcut hükümete yönelik beyan edilmemiş bir destek olarak değerlendirilebileceğine dikkat çekildi.
 
Muhalefetin doğası sorunu
Fas siyaset sahnesi, siyasi çalışmalarda ikincil bir konum olarak görülmesinin yanı sıra muhalefetin mahiyetindeki belirsizlikten de muzdarip. Bu nedenle muhalefet partileri hükümeti dizginleyecek bir konumda değil, sadece seçimlerdeki başarısızlıklarını yansıtan bir konumda görülüyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi Ulusal Konseyi üyesi Halime Shweika, Benkirane'nin son açıklamasının ardından başlayan tartışmalara ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Genel Sekreterlik tarafından yapılan son açıklama, muhalefeti ve muhalefetin mekanizmasını, özünü ve niteliğini tartışmaya açtı. Bu tartışma daha önce de hükümeti kurma müzakereleri sırasında, partilerin çoğu hükümet koalisyonuna katılma isteklerini duyurmak için acele etmelerinde ortaya çıkmıştı. Siyasi meselelerle ilgilenenlerin zihninde ‘eğer herkes çoğunlukta olmak istiyorsa, muhalefetin konumu ve pozisyonu ne olacak?’ sorusunun belirmesine neden oldu. Fas siyasi tarihinde ilk kez böyle bir tartışmanın ortaya çıkması mevcut siyaset sahnesinde bir krizin ya da en azından muhalefet sorununun ortasında olduğumuzu doğruluyor. Bu, özünde hükümet krizini, yapısını ve seçimlerden önceki ve sonraki oluşum sürecini yansıtıyor. Fas hükümetlerinin tarihinde daha önce, hükümet politikalarını ve kararlarını eleştirme ve kamuoyunda tartışma konusu yapma görevini yerine getirmesi beklenen muhalefetin, konumu, büyüklüğü, bileşimi ve rolleri hakkında hiç bu kadar garip sorular ortaya çıkmamıştı.”
Koalisyonun görev tanımı ve programı hakkında bir siyasi müzakere yapılması gerektiği bir zamanda, parlamentonun rahat koltuklarını kazanan partilerin herhangi bir siyasi referansa veya net bir programa ihtiyaç duymadan çoğunluğa katılma mücadelesine şaşırdıklarını ifade eden Shweikeh sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu, korkudan ve muhalefet cehenneminden kaçmak için yapılıyor. Çünkü bazı sol partiler de dahil olmak üzere bu partiler, muhalefetle ittifak kurmayı siyasi bir lanet olarak görüyor ve bu ittifakın hükümet mevkilerine verilen ayrıcalıkların ve ganimetin kaybedilmesi anlamına geldiğini düşünüyorlar.”

Muhalefet krizine teşhis konulması
Muhalefetin siyasi haritadaki konumunun neden olduğu bu krize teşhis konulabileceğine dikkat çeken Shweika değerlendirmesinin devamında şu ifadeleri kullandı:
 “Adalet ve Kalkınma Partisi son açıklaması ile muhalefet pozisyonuyla ittifakı, en az üç seviyede, ayrıcalıklı bir ittifak haline getiren siyasi bir dille ifade etmeye çalıştı. İlk olarak Fas siyasi ‘bilinçsizliğinin’ gizli sözlüğü muhalefete demokratik siyasi düşünce sözlüklerindeki tanımından uzak bir tanım yapıyor. Muhalefet demokratik siyasi düşünce sözlüklerinde herhangi bir demokratik sistemin başarısının önemli bir parçası olarak görülüyor.”
Faslı siyasi seçkinlerin bir kısmı muhalefeti ‘iktidar partilerinin buzdolabı’ olarak görürken 2011 anayasasının 10’uncu maddesi ilk kez muhalefet terimini tanıdı ve muhalefete yasama ve parlamento denetimindeki rollerini ve statüsünü güçlendiren bir dizi yetki verdi.
İkinci seviye ise son genel seçimlerde ortaya çıkan muhalefet krizinde, özellikle muhalefetin siyasi karakterden neredeyse yoksun bir hükümete karşı çıkmasının şekil ve metodolojisinde kendini gösterdi. Muhalefet pek çok dosyayı ele almada büyük bir siyasi zayıflık gösterdi ve bileşenlerinin ütopik seçim vaatleri ve hükümet açıklamasında sunulanlar ile 2022 Maliye Yasası'nda önerilenler arasında keskin bir çelişki ortaya koydu.
Bu krizin üçüncü seviyesi ve belki de en belirsizi, eski hükümet bileşenlerinin birtakım mensuplarının çıkıp muhalefetlerini ve hedef tahtasına oturttukları tarafı ilan etmesi oldu. Bu durumun sorgulamayı gerektirmesi ve herhangi bir fiili siyasi muhalefete, resmi muhalefet korosunun arkasına sürüklenmek yerine makul konumlandırma sorununu hatırlatması gerektiği belirtiliyor.

Vatandaşlarla yaşanan çatışmayı önlemek
Siyasi analist Abdulfettah Naum, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin hükümet koalisyonunun başında (2011-2021) geçirdiği dönemin, partiyi vatandaşlarla doğrudan bir çatışma durumuna soktuğu görüşünde:
 “Bunun nedeni, özellikle sosyal alanda benimsenen politikalar. Bu da seçim hezimetine yol açtı. Benkirane'nin yeni açıklaması seçim sonuçlarının güvenilirliğinin bir teyidi niteliğinde. Benkirane, toplumun partisinin söylemine artık güvenmediğini kesin olarak bildiği için, vatandaşlarla yeni bir çatışmadan kaçınmak adına muhalefet pratiğinde sessizliği benimsemeyi seçti.”



El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, bugün yaptığı açıklamada, hükümetinin özellikle iki ülke arasındaki tarihsel ortaklıklar doğrultusunda Rusya ile bütün alan ve sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Zeydi, Rusya Federasyonu Askeri-Teknik İşbirliği Federal Servisi Başkanı Dmitriy Şugayev ve beraberindeki heyeti, Rusya’nın Bağdat Büyükelçisi’nin de katılımıyla kabul etti. Görüşmede Zeydi, Irak’ın Rusya ile ikili ilişkilerine verdiği önemi ve bu ilişkilerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus yetkili ise ülkesinin Irak ile ikili ilişkileri geliştirme konusundaki kararlılığını vurguladı. Moskova’nın terörle mücadele, bölgesel ve uluslararası güvenliğin güçlendirilmesi amacıyla Irak’la ortak koordinasyonu sürdürme isteğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre Irak hükümetinden yapılan açıklamada, görüşmede iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin geliştirilmesi ve çeşitli anlaşmalar ile mutabakat zabıtlarının hayata geçirilmesi yoluyla ikili ilişkilerin ve ortak çalışmaların güçlendirilmesinin ele alındığı belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca Irak güvenlik güçlerinin farklı birimlerinin kapasitesinin desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik iş birliği olanakları da değerlendirildi.


Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
TT

Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)

Rabia Abdusselam

Sosyal medya son zamanlarda, dini ve laik akımlar arasında edep ve ahlak, kamusal alanda görünüm ve giyim kuşam konusunda tekrarlanan tartışmaları yeniden canlandıran, hararetli bir fikri çatışma alanına dönüştü. Bu dijital tartışma artık basit görüş ayrılığı değil; keskin bir şekilde çatışmacı boyutlar kazandı. Bunlar, geçmişte ülkeyi Kara On Yıl'ın (yaklaşık 1992 ile 2002 yılları arasında on yıl süren kanlı ve şiddetli silahlı çatışma dönemi) labirentine sürükleyen başlangıç ​​noktasını ve ilk kıvılcımı oluşturan aynı şiddet yüklü tonu taşıyor.

Bu keskin kutuplaşmanın özellikleri, bugün dijital alanı bölen şiddetli sanal çatışma ile somutlaşıyor. Muhafazakâr akım, kamu ahlakını ve toplumun değer sistemini koruma bahanesiyle, edep standartlarının ve kamusal alanlarda kılık kıyafete, davranışlara daha sıkı kontrollerin getirilmesini talep eden geniş çaplı dijital kampanyalar yürütüyor. Öte yandan, “ahlaki vesayet” ve bireysel özgürlükleri boğma olarak tanımladıkları girişimleri kategorik olarak reddeden kadınlardan ve aktivistlerden oluşan bir cephe bulunuyor. Bu iki akım arasında bazıları, arşivdeki videoları paylaşarak ve o karanlık dönemde ihanete kurban gidenlerin isimlerini anarak “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatıyor.

Bu sert söylem bizi temel sorularla yüzleştiriyor: Sadece kamusal görünümle ilgili geçici bir tartışma ile mi karşı karşıyayız, yoksa toplum on yıllardır ertelenmiş olan kimlik ve birlikte yaşama sorularıyla yeniden mi yüzleşiyor? Ve sanal tartışmalar kolektif istikrarı tehdit eden bölünmelere dönüşmeden önce bu endişe verici kutuplaşma döngüsünü nasıl kırabiliriz?

Dağlardan kutuplaşmış ekranlara

Dijital kutuplaşmanın giderek artmasına ilişkin endişeleri yansıtan dikkat çekici bir siyasi değerlendirmede, Yeni Nesil Partisi Genel Başkanı Dr. Lakhdar Amokrane yaptığı açıklamaya devletin dayanıklılığına ve ülkenin kolektif bilincine vurgu yaparak başladı. Amokrane, “2026 Cezayir’i hiçbir şekilde 1990’ların Cezayir’i değil. Bugün devletimiz daha güçlü, toplumumuz derin bir dönüşüm geçirdi ve halkımız o dönemde çok ağır bir bedel ödedi” dedi.Ancak Amokrane, sözlerini sürdürürken mevcut duruma ilişkin bazı göstergeler konusunda endişe ve kaygı taşıdığını da dile getirdi.

Amokrane “Ülke 1990'ların bataklığına düşme tehlikesini aşmış olsa da bölünmeye yol açan mekanizmalar, aşırılıkçı söylemler, ötekini düşman olarak gösterme girişimleri, farklı olma hakkının reddi ve nihayetinde ihanet suçlamaları ve temelsiz kimlik çatışmalarıyla beslenerek yeni biçimlerde tekrar ortaya çıkmaya başlıyor” uyarısında bulundu.

Parti lideri şuna da dikkat çekti “Bu çatışmanın dağlardan telefon ekranlarına ve sanal platformlara kayması tehlikesi bulunuyor. Zira artık yorumlar, paylaşımlar ve sistematik dijital kampanyalar etrafında dönüyor. Bu kampanyalar, Cezayirlileri eşi benzeri görülmemiş bir sözlü şiddetle birbirine düşürüyor.” Bu şiddetin, ‘silahsız, ancak toplumsal dokunun bütünlüğü için asla sonuçsuz kalmayacak bir savaş’ olarak tanımladığı durumun sonuçlarını hafifletmek için kolektif bir durup düşünme anını gerektirdiğini de söyledi.

Dijital alanda, ahlakı korumak için edebin dayatılmasını talep eden muhafazakâr bir akım ile “ahlaki vesayeti” reddeden kadınlar ve aktivistler ve “Kara On Yıl” boyunca yaşanan “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatanlar arasında keskin bir kutuplaşma ortaya çıktı

Bu uyarının boyutlarını anlamak için Cezayir bilincinde acının büyüklüğünü özetleyen çeşitli adlarla bilinen bu trajik döneme geri dönülmeli. Bu adların en bilinenleri “Kara On Yıl”, “Kan ve Gözyaşı Yılları” ile “Ulusal Trajedi”dir. O dönemde özellikle de 1990'larda, sosyal medya platformları henüz doğmamıştı. Dahası o dönemde büyük krizin kanlı ayrıntıları, dağların zirvelerinde ve mağaralarında, derin ormanlarda ve silahlı çatışmaların kaleleri ve sahneleri haline gelen izole köylerde ve mezralarda yaşanmıştı.

O yıllar ardında korkunç insani, psikolojik ve sosyal kayıplar bıraktı; bu kayıpların derin yaraları, birçok Cezayirlinin bilincinde ve hayal gücünde canlı olarak varlığını sürdürüyor. Ne var ki hatırlanma ve temsil edilme biçimi iki nesil arasında farklılık gösteriyor; yaşanan dehşetlere tanık olan ve kanlı olayların ayrıntılarını dakika dakika yaşayan bir nesil ile 21. yüzyılda veya krizin son anlarında doğan bir nesil. Bu yeni nesil, o dönemi ancak sözlü tarih, medya ve ebeveynlerinden duydukları bazı birinci elden anlatımlar aracılığıyla tanıyor.

Kimlik mücadelesi

 Çatışma eski savaş alanından sanal alana kayarken, mevcut tartışmanın doğasının ve derinliğinin ikincil önemde konularla ilgili olmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görünüş ve giyimle ilgili mevcut anlaşmazlıklar, göründüğü kadar yüzeysel veya geçici değil.

cxhnmh
5 Eylül 2024'te yapılan son cumhurbaşkanlığı seçiminden önce Cezayir'in Oran kentindeki bir meydanda fotoğraf çektiren kadınlar, (AFP)

Bu bağlamda, Cezayir'deki “İyi Yönetim Cephesi”nin Başkanı İsa Belhadi yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yüzeyde sosyal veya kültürel gibi görünen bu tartışmalar, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler, anlaşmazlığın sınırları ve toplum içindeki birlikte yaşamanın doğasıyla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor.”

Belhadi, tarihsel hafızanın tuzaklarına karşı uyarıda bulunarak sözlerine şöyle devam etti: “Cezayir, siyasi, entelektüel ve sosyal farklılıklar keskin kutuplaşmaya dönüştüğünde ağır bir bedel ödedi. Bu nedenle, 1990'ların söylemini tarihsel bağlamının dışında kullanmak topluma hizmet etmez, aksine gerilim ve korku ortamı yaratmaya katkıda bulunabilir.”

Ona göre sorun, fikir anlaşmazlıklarının özünde değil, medeni diyalog mekanizmalarının yokluğunda yatıyor; “fikir çeşitliliği toplumu zenginleştirir, ancak gerçek kriz, bu doğal farklılıkları dışlama araçlarına, ihanet ve dinden dönme suçlamalarına ve insanların görünüşlerine, inançlarına veya aidiyetlerine göre sınıflandırılmasına dönüştürüldüğünde, sosyal medya, barışçıl bir arada yaşamayı garanti eden sorumlu diyalog alanı yerine, önyargıların alanı haline geldiğinde başlar ve kötüleşir.”

Hukuki düzenleme çekici ile farkındalık örsü arasında

Bu gergin gerçeklikle karşı karşıya kalındığında, temel ve acil bir soru öne çıkıyor: Bu olgu nasıl ele alınabilir ve tehlikeli sonuçları nasıl sınırlandırılabilir?

Bu kutuplaşma etrafındaki kamuoyu tartışması iki ana seçenek arasında gidip geliyor. Birincisi, dijital kaosu dizginlemek, kışkırtma ve nefret içeren söylemleri suç saymak ve gizliliği korumak için katı ve kararlı yasalar çıkarmayı içeriyor. Bu bağlamda, İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi şunları söyledi: “Hiçbir ülke ne kadar açık olursa olsun, özellikle bu alan kışkırtma, nefret söylemi yayma veya bireylerin onurunu ve gizliliğini ihlal etme aracı haline geldiğinde, dijital alanı kullanımını düzenleyecek yasal bir çerçeve olmadan bırakamaz.” Belhadi, “Bu düzenleme özgürlüğün kısıtlanması değil, aksine korunmasıdır; çünkü sorumluluk olmadan özgürlük, görüşlerini özgürce ifade edenler de dahil olmak üzere herkese zarar veren bir kaosa dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi, yaptığı açıklamada, “Yüzeyde sosyal bir tartışma gibi görünen şey, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler ve birlikte yaşamayla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor. Bu da 1990'ların tartışmalarını bağlamından kopararak yeniden canlandırabilir, gerilim ve korku atmosferi yaratabilir” dedi

Ancak diğer yandan parti lideri, bu alandaki herhangi bir yasanın, “muhalefeti susturmak veya kamu düzenini sağlama veya koruma bahanesiyle karşıt görüşleri yargılamak için bir araç haline gelmesini önlemek için kesin kurallara tabi olması gerektiğini” belirterek, belirsiz metinlerin genellikle belirtilen amaçlarından çok uzak amaçlar için kullanıldığını gösteren tarihsel deneyime atıfta bulundu. Buradan yola çıkarak Belhadi, bağımsız yargı denetimi altında, eleştiri ile iftira ve anlaşmazlık ile hakaret arasında kesin ayrım yapan, net ilkelere dayalı bir yasal çerçeve hazırlanması çağrısında bulundu.

Hukukun gücünü toplumun olgunluğuyla birleştiren bu dengeli yaklaşıma dayanarak Belhadi, fikir, giyim veya kişisel inanç farklılıklarının asla anavatan için bir tehdit oluşturmadığını, aksine canlılığının ve çoğulculuğunun kesin kanıtı olduğunu vurguladı. Ona göre gerçek tehlike çeşitliliğin kendisinde değil, bazılarının bu çeşitliliği açık bir çatışma alanına dönüştürme çabasında ve başkalarının koşullarını ve geçmişlerini gerçekten bilmeden ön yargılı hükümlerde bulunma kolaylığında yatmaktadır. Ayrıca gençlere doğrudan seslenerek, dijital dünyanın gürültüsünün yurttaşlarından hayali bir düşman yaratmasına izin vermemeleri konusunda da onları uyardı.

fvbgnt
Cezayir'de, 20. yüzyılın başlarından itibaren geleneksel şarkılarıyla ünlü merhum Cezayirli şarkıcı el-Hac Muhammed el-Anka'nın bir duvar resminin önünden geçen insanlar, 15 Eylül 2024 (AFP)

Sözlerini, “Çeşitliliği ve çok yönlü karakteriyle Cezayir, atılması gereken bir yük değil, aksine akıllıca yönetilmesi ve yatırım yapılması gereken büyük bir ulusal varlıktır” diyerek sarsılmaz bir inançla sonlandırdı. Tarihi boyunca en zorlu sınavlardan geçme kudretini ve direncini kanıtlamış olan Cezayir halkının, “bugün de bu hararetli dijital tartışmayı yeni bir krizin başlangıcı değil, kolektif tarihsel büyüme için fırsata dönüştürebileceğine” olan tam güvenini dile getirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
TT

Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü Roman Gofman, iki ülke arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında dün bir araya geldi. Görüşmenin, kısa süre önce Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının ardından gerçekleştiği belirtildi. ABD merkezli Axios’a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, toplantı yapıldığını doğrularken yer konusunda bilgi vermedi.

İsrail medyasına konuşan bir kaynak, görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Şeybani ajansa verdiği röportajda, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Söz konusu anlaşmanın İsrail güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesine zemin hazırlamasını umduklarını belirten Şeybani, İsrail’e “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu süreci tamamlamak için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” şeklinde konuştu.

Şam’ın İsrail’e yönelik güveninin şu anda bulunmadığını belirten Şeybani, “Şu anda İsrail’e güvenmiyoruz. Onunla iletişim kuruyoruz, ancak şu aşamada güven söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Şeybani, hava üssünü hedef alan saldırının ardından iki taraf arasındaki iletişimin kesildiğini de belirtti.

Şeybani, “İletişim kurulması gerekiyor. Özellikle de Suriye’nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla” diyerek, ancak bu iletişimin sonuç vermemesi halinde buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti ve “Eğer sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi ise Reuters’ın konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi.