Burhan ve Hamduk uzlaşmasının arka planında neler var?

Sudan geçiş dönemini yeniden başlatmaya yönelik siyasi deklarasyonu oluşturan 14 madde, büyük ölçüde sahadaki güç dengesini yansıtıyordu

Abdullah Hamduk ve Abdulfettah el-Burhan.(AFP)
Abdullah Hamduk ve Abdulfettah el-Burhan.(AFP)
TT

Burhan ve Hamduk uzlaşmasının arka planında neler var?

Abdullah Hamduk ve Abdulfettah el-Burhan.(AFP)
Abdullah Hamduk ve Abdulfettah el-Burhan.(AFP)

Emani et-Tavil
Sudan'da derinleşen ve Başbakan Abdullah Hamduk’un evinde hapis tutulduğu krizden bir ay sonra Hamduk ile Geçiş Egemenlik Konseyi başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan arasında bir anlaşma imzalanması şaşırtıcı bir durum değil. Özellikle de Burhan üzerindeki dahili ve harici baskılarla, alternatif bir başbakan atama konusundaki başarısızlığı, uluslararası toplumun, geçiş aşamasında sivillerin temsilcisi olmak için şahsen geri dönmesi konusundaki göz önünde bulundurulduğunda bu bir sürpriz değil. Ancak bu anlaşmanın doğası ve şartları, siyasi sahnede uzun süreli istikrara yol açabilecek bir denge sağlayan bir siyasi anlaşma formüle etme yeteneğinin kapsamı konusunda soru işaretleri söz konusuydu.
 Sudan geçiş dönemini yeniden başlatmaya yönelik siyasi deklarasyonu oluşturan 14 madde, bir yandan büyük ölçüde sahadaki güç dengesini öbür yandan Sudan'a yönelik uluslararası projenin doğasını yansıtıyordu. Aynı zamanda, Sudan siyasi güçlerinin son iki yıldaki uygulamalarıyla dayattığı zorlukların üstesinden gelme girişimini de yansıtıyordu.
Güç dengesine gelince, Burhan, arkasındaki bir yandan kısa vadeli diğer yandan uluslararası baskılarla mücadele edemeyecek bazı bölgesel baskılara rağmen darbeci faaliyetlerinden kurtulup, Sudan siyaset sahnesine tek taraflı bir formül dayatamadı. Bir sessizlik döneminden sonra, ABD öncülüğünde bir Dörtlü Deklarasyon yayınlandı. 25 Ekim'de alınan, hükümetin feshedildiği ve başbakan ile bir grup Sudanlı politikacının tutuklandığı tedbirleri reddeden iki Körfez ülkesi de buna katıldı.
Bu uluslararası baskılara rağmen, Burhan'a yönelik mutlak baskılar olmadığını ve adamı, bu darbeyi, uluslararası projenin doğası ve amaçlarından ve Sudan'daki nihai hedeflerinden hazırlıksız ve habersiz görünen siyasi güçlerden kurtulmak için kullanma olasılığı da dahil olmak üzere çeşitli nedenlerle kurban etmeye hazır olmadıklarını belirtmek gerekir. Sudan siyaset sahnesinin kırılganlığı ve akışkanlığının aksine, Sudan devlet kurumunun bütünlüğü ve Sudanlı bileşenler, arasındaki tarihsel etnik gerilimler ve silahlı ideolojik siyasi güçlerin varlığının yanı sıra Hartum'daki silahlı hareketler için askeri güçlerin varlığı, ayrıca daha önceki dönemlerde terör operasyonları gerçekleştiren Selefi ve aşırılık yanlısı örgütler için uyuyan hücrelerin mevcut olması, devletin tüm sınırlarını kontrol edememesi, askeri bileşenin yararına geçici olarak kullanılan Doğu Sudan krizinin ortaya çıkması da dahil olmak üzere birçok faktör nedeniyle genişletilmiş şiddete açık olma olasılığı için gerekli olan projedir. Ancak kesinlikle bir kartopu gibi kendi başına büyüyebilen ve Hartum'daki merkezle silahlı bir çatışmayla sonuçlanabilecek, kendi iç etkileşimlerine sahip olma yeteneğine sahiptir. Bu merkez, bu durumda, belki de on yıl önce Darfur'da olanlara benzer sonuçları olabilecek askeri kontrol uygulayarak dünya ile tek deniz iletişim kanalını güvence altına almaya çalışacak.
Bölgesel düzeye gelince Etiyopya'daki savaş, bu savaşı etkileyen ‘jeopolitik’ konumu ve özellikle Kızıldeniz düzeyindeki genel bölgesel istikrar durumu ve uluslararası çıkarlarla bağlantısı nedeniyle devletin bütünlüğü için son nefese kadar verilen uluslararası mücadelenin temelini oluşturmuştur.
Öte yandan Sudan'da ordu ile siviller arasındaki ortaklık formülünden vazgeçilmesi veya anayasal belgeye karşı tekrarlanan darbeler nedeniyle ordunun cezalandırılması için uluslararası düzeyde herhangi bir siyasi teklif ortaya çıkmadı. Aksine bazen askeri oluşumun çok sayıda Batılı hedefe ulaşmadaki önemi nedeniyle bazen ihlal dahi ediliyor. Bunlardan biri de 2020 yılının Ekim ayında barış için imzalanan Cuba Anlaşması’nın sağlanmasıydı. Bu, askeri oluşumun ana taraf olduğu, güvenlik düzenlemeleri gerektiren bir anlaşmadır. İkinci husus ise, Sudan'ın, ABD'nin Çin’in dünya hegemonyası olarak sınıflandırdığı devasa Çin projesi Bir Kuşak Bir Yol'a karşı en önemli mücadele platformlarından biri olmasına dayalı Sudan'ın batı projesidir. Dördüncü hattı, Kızıldeniz'in güneyinden kuzeyinden Akdeniz'e kadar uzanır. Elbette bu aşamadaki en önemli ABD hedefleri, İsrail ile İbrahimî barış sistemi içinde barış anlaşmaları ve Sudan devlet kurumunun da bütünlüğünü sağlamayı gerektiren projedir.
Korgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın şahsından uluslararası alanda vazgeçilmemesi için birçok neden arasında adamın uluslararası düzeyde konumunu güvence altına almasını sağlayan bir adımla İsrail ile barış eğilimine girmesi birinci sıraya konulabilir. Öyle ki bu eğilim, ABD Dışişleri Bakanı'nın İsraillilerden el-Burhan'ı 25 Ekim önlemlerini geri çekmeye ikna etmek için müdahale etmesini talep edebileceği düzeyde.
Daha önceki uluslararası dengelerin ve hedeflerin toplamı, Burhan ve Hamduk anlaşmasına verilen uluslararası desteğin hacmini anında ortaya çıkardı. Anlaşmanın açıklanmasından saatler sonra Birleşmiş Milletler Sudan Misyonu da bu anlaşmaya destek verdi. Ayrıca Afrika Birliği (AfB), Sudan'ın faaliyetlerindeki üyeliğinin dondurulmasına son verdi. Buna paralel olarak Arap Birliği ve Troyka ülkeleri (ABD, Norveç ve İngiltere) bundan memnuniyet duyduğunu açıkladı. Kahire, Riyad ve diğer Körfez ülkeleri, bu anlaşma sonucunda Sudan için siyasi istikrar uman açıklamalar yaptı.
Bu bağlamda, demokratik geçişi desteklemek için Batı'nın ilkeli pozisyonları üzerine bahse giren Sudanlı siyasi güçler bu savaşta kaybediyor gibi görünüyor. Batı, Sudan'da radikal bir değişim ve Beşir rejiminin bileşenlerinin ortadan kaldırılması çatısı altında modern bir devlet ve eşit vatandaşlık sağlanması için siyasi güçlerin ortaya koyduğu kapsamlı siyasi proje ne olursa olsun, Hamduk'un çıkar projesini gerçekleştirmek için sivillerin bir temsilcisi olarak varlığını garanti eden resmi bir görünüme odaklanıyor.
Böylece Hamduk ve hükümet üyelerinin bir kısmının ve Egemen Konsey'in tutuklandığı olayların ilk anından itibaren Sudan Profesyoneller Derneği (SPD) askeri bileşenle ortaklığın kesilmesi taleplerini gündeme getirdi. Bu talep, özellikle de SPD ve diğer Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin (ÖDBG) bir araya gelmesi, Sudan için modern siyasi projelerini gerçekleştirme değerlerini ve yeteneklerini kanıtlamamış ne araçlar ne mekanizmalar ne de böylesine büyük bir proje için gerekli olan ittifakların formülasyonu açısından ve Sudanlı siyasi güçler, oluşumlar arasında haklı gerekçesi olmayan türde bölünmeler yaşanmışken mevcut durumda uluslararası düzeyde kabul edilemez görünüyor. Sivil denklemin tarafları arasında düşmanca söylemler yükseldi. Aynı zamanda, görevi devralmasını önerdiği Başbakan Hamduk'a karşı siyasi üstünlük sağladı. 25 Ekim krizinden önce bir iç konsensüs geliştirmeye yönelik ardışık girişimleriyle olgun bir şekilde etkileşime girmedi.
Şu anda ÖDBG, yalnızca Sudan sokağının desteğine ve demokratik geçişi desteklemek için onun genişletilmiş gösterilerine güveniyor. Ancak öfkeli Sudan sokak hareketi yavaş yavaş kontrolünü kaybedebilir. Sudanlı siyasi şahsiyetlerin katkı sağladığı 14 madde, devlet yapılarının tamamlanmasını hızlandırmak, anayasal konferansa hazırlanmak ve geçiş yetkisinin zamanında seçilmiş bir sivil hükümete geçişini sağlamak açısından anlaşmadan beklenen ret hareketini kısmen de olsa yanıtlamak üzere tasarlandı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Tüm bu önlemler, Cuba Anlaşması'nın uygulanmasını teyit etmek ve hatta anlaşmaya henüz katılmamış olan Nuba Dağları'ndaki Abdulaziz el-Hilu ve Darfur'daki Abdulvahid Nur ile tamamlamak için önem açısından paralel görünüyor. Birleşik bir Sudan ulusal ordusu inşa etme girişimi çatısı altında anlaşmaya katılımları garanti edilene kadar, bir sonraki aşamada benzeri görülmemiş uluslararası baskılarla karşılaşmaları bekleniyor.
Her halükârda, taraflar arasındaki baskılar Hartum ve büyük şehirlerde sokaklarda hala devam ediyor. Hamduk ve Burhan arasındaki anlaşmaya karşı düzenlenen gösteri alayları ya tırmanış ya da sükunete doğru iki yöne hareket edebilen bir sahnede patlak verdi. Her iki yönün de nedenleri ve mekanizmaları vardır. Özellikle devrimci güçlerin gençlik direniş komiteleri aracılığıyla devam edecek mekanizmaları göz önünde bulundurulduğunda anlaşmaya karşı bir tırmanış senaryosu mümkün. Uluslararası faktörün Sudan ekonomisini desteklemede belirleyici göründüğü Sudan ekonomik krizinin doğası gereği de sakin senaryo da mümkün. Sokaklardaki göstericilere destek olarak sadece ABD Dışişleri Bakanı Blinken'ın gösterilerin şiddetle karşılanmaması gerektiğine dair açıklamaları kalacak. Bunlar, bir yanda bu sol güçlerin eğilimleri, bir yandan da barış anlaşması konusundaki konumlarını belirleyememiş olmaları ve Bölgeyle çatışmayı değil, bölgeyi kontrol altına alacak bir siyasi programa sahip olmamaları nedeniyle Washington'un ÖDBG’yi Sudan siyaset sahnesinden kaldırmadaki başarısı göz önüne alındığında zamanla ortadan kaybolacak açıklamalardır. Tüm etkileşimler, genel olarak, daha önce öne sürdüğüm, 25 Ekim'deki Burhan darbesinin, bir şekilde Jeffrey D. Feltman'dan yeşil ışık aldığına dair bir hipotezi kanıtlıyor. Bu da ÖDGB için sadece aşağılayıcı bir ifade olabilir.



Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
TT

Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare

Husiler, Taiz vilayetinin batısı ile Lahic vilayetinin kuzeyi arasındaki cephelerde şiddetli bir direnişle karşı karşıya. Babülmendep'e hakim yüksek kesimlerde şiddetli çatışmalar yaşanırken Marib'in güneyinde de çatışmalar sürüyor. Saha kaynakları, İran'la ittifak halindeki Husilerin son ilerleme girişimlerinde ağır kayıplar verdiğini bildiriyor.

En şiddetli çatışmalar Vaziye ve Kahbub cepheleri ile Mudarebe ve Ras el-Ara ilçesine bağlanan bölgelerde yaşanıyor. Hükümet güçleri, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve bazı dağlık bölgelerin geri alındığını duyururken saha kaynakları son 24 saatte çok sayıda  Husi milisinin öldürüldüğünü bildirdi.

Amalika Tugayları,  pazartesi günü, Babülmendep Boğazı'na komşu Kahbub cephesinde Husilere ait beş aracın imha edildiğini açıkladı. Güçler, araçlarda bulunan herkesin öldürüldüğünü belirtti. Hedef alınan araçlardan birinin Husilerin bir saha komutanını taşıdığı, diğerinin ise 23 milimetrelik uçaksavar silahı taşıdığı kaydedildi.

AmalikaTugayları Medya Merkezi, araçların hedef alınmasını ve alevler içinde kalmasını gösterdiğini belirttiği bir video yayımladı.

Aynı cephede Vatan Kalkanı Güçleri de Birinci Tümen'in üçüncü tugayının mevzilerine yönelik Husilerin saldırısını püskürttüğünü açıkladı. Açıklamada saldırganlar arasında ve askeri teçhizatta kayıplar verildiği, güçlerin mevzilerini hedef almaya çalışan intihar dronunun düşürüldüğü belirtildi.

vffgthy
Husilerin cephelerde ölen mensupları için her gün düzenlenen cenaze törenleri (AFP)

Vatan Kalkanı Güçleri Medya Dairesi ayrıca Kahbub semalarında uçan bir başka Husiler insansız hava aracının düşürüldüğünü duyurdu. Açıklamada bölgede güçlerin konuşlanmasının sürdüğü ve hazırlık seviyesinin yükseltildiği belirtildi.

Kahbub, Babülmendep'e komşu konumu nedeniyle askeri açıdan önem taşıyor. Saha bilgilerine göre çatışmalar, Vaziye'nin güneydoğusu ile Mudarebe ve Ras el-Ara'nın kuzeyi arasında uzanan bir dizi yüksek kesim ve mevzide yoğunlaşıyor. Çatışmalara Amalika Tugayları, Vatan Kalkanı Güçleri ve Sabiha aşiretlerinden savaşçılar katılıyor.

Batı Taiz

Taiz'in batısında çatışmalar sürerken Husiler, Vaziye'den doğuya doğru Şimayteyn ilçesine ilerlemeye çalışıyor. Pazar günü Husilerin Şimayteyn ilçesine doğru ilerlediği ve Şerira köyünü ele geçirdiği, ayrıca Geyl bölgesi yakınlarındaki Merzam Dağı'na ve Beni Ömer köyüne doğru ilerlediği yönünde haberler gelmişti.

Buna karşılık kaynaklar, Husilerin ele geçirmeye çalıştıkları Acaram Dağı'ndan geri çekildiğini bildirdi. Husilerin sızma girişimlerinin püskürtülmesinin ardından Cerdad Dağı'na ulaşmayı da başaramadığı belirtildi. Diğer bazı bilgilerde ise hükümet güçlerinin Numan Dağı'nı kontrol altına aldığı kaydedildi.

Saha kaynakları pazartesi sabahı çatışmaların sürdüğünü, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve gruba ait zırhlı araçlarla diğer askeri araçların imha edildiğini bildirdi. Kaynaklar ayrıca çok sayıda Husi unsurunun öldürüldüğünü aktardı.

Hükümet güçlerinden çatışmaların ayrıntıları ve operasyon bölgesine ilişkin henüz resmi bir açıklama gelmezken pazartesi günü Et-Turbe kentinden, Taiz'in batı kırsalındaki Vaziye'de Cerdad, Rasin ve Alkame cephelerinde görev yapan hükümet güçlerine destek amacıyla bir yardım konvoyu yola çıktı. Bu gelişme, bölgedeki yerel unsurların çatışmalara katılan güçlere destek vermek üzere seferberliğini sürdürdüğüne işaret ediyor.

Marib cephesi

Taiz ve Lahic'teki çatışmalarla eş zamanlı olarak Marib'in güneyinde de hükümet güçleri ile Husiler arasında özellikle Harib, Mel'a geçidi ve Ümmü Riş çevresinde çatışmalar ve karşılıklı topçu atışları yaşandı. Mevcut bilgilere göre kontrol hatlarında kalıcı bir değişiklik olmadı.

Hükümet güçleri, Mel'a ve Ümmü Riş bölgelerinde Husi unsurlarının toplanma noktaları, takviye birlikleri ve tahkimatlarının hedef alındığını açıkladı. Açıklamada roketatarlarla topçu mevzilerinin imha edildiği, Beyhan eksenine bağlı topçu birliklerinin de Husi mevzilerini vurduğu ve 23 milimetrelik uçaksavar silahının etkisiz hale getirildiği belirtildi.

Hükümet güçleri ayrıca Marib ve Beyda vilayetleri de dahil olmak üzere çeşitli cephelerde Husi unsurları, araçları ve tahkimatlarına yönelik hava saldırıları ile İHA saldırıları düzenlendiğini duyurdu.

sdefr
Yemen ordusunun 3. Askeri Bölge Komutanı Mansur Sevabe

Üçüncü Askeri Bölge Komutanı Tümgeneral Mansur bin Abdullah Sevabe, hükümet güçlerinin Marib'in güneyinde daha önce düzenlenen Husi saldırılarını püskürttüğünü ve örgüt mensuplarından onlarcasının öldürüldüğünü, yaralandığını veya esir alındığını söyledi. Sevabe ayrıca bazı militanların cesetlerinin çatışma bölgelerinde kaldığını belirtti.

Sevabe, hükümet güçlerinin ortak bir harekât merkezi ve birleşik komuta altında faaliyet gösterdiğini belirterek kara ve hava güçleri arasındaki koordinasyona ve Suudi Arabistan liderliğindeki Yemen'e destek koalisyonunun sağladığı desteğe övgüde bulundu.

Bu gelişmeler, Yemen'de Husilerin batı kıyısında ve Babülmendep'te geniş stratejik bölgeleri ve mevzileri kontrol altına almasının olası sonuçlarına ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yaşanıyor.

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi ve Marib Valisi Sultan el-Arade, İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Abda Şerif ile gerçekleştirdiği video konferans görüşmesinde son askeri gelişmelerin uluslararası deniz taşımacılığının ve bölgenin güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu söyledi.


Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.