Burhan ve Hamduk uzlaşmasının arka planında neler var?

Sudan geçiş dönemini yeniden başlatmaya yönelik siyasi deklarasyonu oluşturan 14 madde, büyük ölçüde sahadaki güç dengesini yansıtıyordu

Abdullah Hamduk ve Abdulfettah el-Burhan.(AFP)
Abdullah Hamduk ve Abdulfettah el-Burhan.(AFP)
TT

Burhan ve Hamduk uzlaşmasının arka planında neler var?

Abdullah Hamduk ve Abdulfettah el-Burhan.(AFP)
Abdullah Hamduk ve Abdulfettah el-Burhan.(AFP)

Emani et-Tavil
Sudan'da derinleşen ve Başbakan Abdullah Hamduk’un evinde hapis tutulduğu krizden bir ay sonra Hamduk ile Geçiş Egemenlik Konseyi başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan arasında bir anlaşma imzalanması şaşırtıcı bir durum değil. Özellikle de Burhan üzerindeki dahili ve harici baskılarla, alternatif bir başbakan atama konusundaki başarısızlığı, uluslararası toplumun, geçiş aşamasında sivillerin temsilcisi olmak için şahsen geri dönmesi konusundaki göz önünde bulundurulduğunda bu bir sürpriz değil. Ancak bu anlaşmanın doğası ve şartları, siyasi sahnede uzun süreli istikrara yol açabilecek bir denge sağlayan bir siyasi anlaşma formüle etme yeteneğinin kapsamı konusunda soru işaretleri söz konusuydu.
 Sudan geçiş dönemini yeniden başlatmaya yönelik siyasi deklarasyonu oluşturan 14 madde, bir yandan büyük ölçüde sahadaki güç dengesini öbür yandan Sudan'a yönelik uluslararası projenin doğasını yansıtıyordu. Aynı zamanda, Sudan siyasi güçlerinin son iki yıldaki uygulamalarıyla dayattığı zorlukların üstesinden gelme girişimini de yansıtıyordu.
Güç dengesine gelince, Burhan, arkasındaki bir yandan kısa vadeli diğer yandan uluslararası baskılarla mücadele edemeyecek bazı bölgesel baskılara rağmen darbeci faaliyetlerinden kurtulup, Sudan siyaset sahnesine tek taraflı bir formül dayatamadı. Bir sessizlik döneminden sonra, ABD öncülüğünde bir Dörtlü Deklarasyon yayınlandı. 25 Ekim'de alınan, hükümetin feshedildiği ve başbakan ile bir grup Sudanlı politikacının tutuklandığı tedbirleri reddeden iki Körfez ülkesi de buna katıldı.
Bu uluslararası baskılara rağmen, Burhan'a yönelik mutlak baskılar olmadığını ve adamı, bu darbeyi, uluslararası projenin doğası ve amaçlarından ve Sudan'daki nihai hedeflerinden hazırlıksız ve habersiz görünen siyasi güçlerden kurtulmak için kullanma olasılığı da dahil olmak üzere çeşitli nedenlerle kurban etmeye hazır olmadıklarını belirtmek gerekir. Sudan siyaset sahnesinin kırılganlığı ve akışkanlığının aksine, Sudan devlet kurumunun bütünlüğü ve Sudanlı bileşenler, arasındaki tarihsel etnik gerilimler ve silahlı ideolojik siyasi güçlerin varlığının yanı sıra Hartum'daki silahlı hareketler için askeri güçlerin varlığı, ayrıca daha önceki dönemlerde terör operasyonları gerçekleştiren Selefi ve aşırılık yanlısı örgütler için uyuyan hücrelerin mevcut olması, devletin tüm sınırlarını kontrol edememesi, askeri bileşenin yararına geçici olarak kullanılan Doğu Sudan krizinin ortaya çıkması da dahil olmak üzere birçok faktör nedeniyle genişletilmiş şiddete açık olma olasılığı için gerekli olan projedir. Ancak kesinlikle bir kartopu gibi kendi başına büyüyebilen ve Hartum'daki merkezle silahlı bir çatışmayla sonuçlanabilecek, kendi iç etkileşimlerine sahip olma yeteneğine sahiptir. Bu merkez, bu durumda, belki de on yıl önce Darfur'da olanlara benzer sonuçları olabilecek askeri kontrol uygulayarak dünya ile tek deniz iletişim kanalını güvence altına almaya çalışacak.
Bölgesel düzeye gelince Etiyopya'daki savaş, bu savaşı etkileyen ‘jeopolitik’ konumu ve özellikle Kızıldeniz düzeyindeki genel bölgesel istikrar durumu ve uluslararası çıkarlarla bağlantısı nedeniyle devletin bütünlüğü için son nefese kadar verilen uluslararası mücadelenin temelini oluşturmuştur.
Öte yandan Sudan'da ordu ile siviller arasındaki ortaklık formülünden vazgeçilmesi veya anayasal belgeye karşı tekrarlanan darbeler nedeniyle ordunun cezalandırılması için uluslararası düzeyde herhangi bir siyasi teklif ortaya çıkmadı. Aksine bazen askeri oluşumun çok sayıda Batılı hedefe ulaşmadaki önemi nedeniyle bazen ihlal dahi ediliyor. Bunlardan biri de 2020 yılının Ekim ayında barış için imzalanan Cuba Anlaşması’nın sağlanmasıydı. Bu, askeri oluşumun ana taraf olduğu, güvenlik düzenlemeleri gerektiren bir anlaşmadır. İkinci husus ise, Sudan'ın, ABD'nin Çin’in dünya hegemonyası olarak sınıflandırdığı devasa Çin projesi Bir Kuşak Bir Yol'a karşı en önemli mücadele platformlarından biri olmasına dayalı Sudan'ın batı projesidir. Dördüncü hattı, Kızıldeniz'in güneyinden kuzeyinden Akdeniz'e kadar uzanır. Elbette bu aşamadaki en önemli ABD hedefleri, İsrail ile İbrahimî barış sistemi içinde barış anlaşmaları ve Sudan devlet kurumunun da bütünlüğünü sağlamayı gerektiren projedir.
Korgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın şahsından uluslararası alanda vazgeçilmemesi için birçok neden arasında adamın uluslararası düzeyde konumunu güvence altına almasını sağlayan bir adımla İsrail ile barış eğilimine girmesi birinci sıraya konulabilir. Öyle ki bu eğilim, ABD Dışişleri Bakanı'nın İsraillilerden el-Burhan'ı 25 Ekim önlemlerini geri çekmeye ikna etmek için müdahale etmesini talep edebileceği düzeyde.
Daha önceki uluslararası dengelerin ve hedeflerin toplamı, Burhan ve Hamduk anlaşmasına verilen uluslararası desteğin hacmini anında ortaya çıkardı. Anlaşmanın açıklanmasından saatler sonra Birleşmiş Milletler Sudan Misyonu da bu anlaşmaya destek verdi. Ayrıca Afrika Birliği (AfB), Sudan'ın faaliyetlerindeki üyeliğinin dondurulmasına son verdi. Buna paralel olarak Arap Birliği ve Troyka ülkeleri (ABD, Norveç ve İngiltere) bundan memnuniyet duyduğunu açıkladı. Kahire, Riyad ve diğer Körfez ülkeleri, bu anlaşma sonucunda Sudan için siyasi istikrar uman açıklamalar yaptı.
Bu bağlamda, demokratik geçişi desteklemek için Batı'nın ilkeli pozisyonları üzerine bahse giren Sudanlı siyasi güçler bu savaşta kaybediyor gibi görünüyor. Batı, Sudan'da radikal bir değişim ve Beşir rejiminin bileşenlerinin ortadan kaldırılması çatısı altında modern bir devlet ve eşit vatandaşlık sağlanması için siyasi güçlerin ortaya koyduğu kapsamlı siyasi proje ne olursa olsun, Hamduk'un çıkar projesini gerçekleştirmek için sivillerin bir temsilcisi olarak varlığını garanti eden resmi bir görünüme odaklanıyor.
Böylece Hamduk ve hükümet üyelerinin bir kısmının ve Egemen Konsey'in tutuklandığı olayların ilk anından itibaren Sudan Profesyoneller Derneği (SPD) askeri bileşenle ortaklığın kesilmesi taleplerini gündeme getirdi. Bu talep, özellikle de SPD ve diğer Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin (ÖDBG) bir araya gelmesi, Sudan için modern siyasi projelerini gerçekleştirme değerlerini ve yeteneklerini kanıtlamamış ne araçlar ne mekanizmalar ne de böylesine büyük bir proje için gerekli olan ittifakların formülasyonu açısından ve Sudanlı siyasi güçler, oluşumlar arasında haklı gerekçesi olmayan türde bölünmeler yaşanmışken mevcut durumda uluslararası düzeyde kabul edilemez görünüyor. Sivil denklemin tarafları arasında düşmanca söylemler yükseldi. Aynı zamanda, görevi devralmasını önerdiği Başbakan Hamduk'a karşı siyasi üstünlük sağladı. 25 Ekim krizinden önce bir iç konsensüs geliştirmeye yönelik ardışık girişimleriyle olgun bir şekilde etkileşime girmedi.
Şu anda ÖDBG, yalnızca Sudan sokağının desteğine ve demokratik geçişi desteklemek için onun genişletilmiş gösterilerine güveniyor. Ancak öfkeli Sudan sokak hareketi yavaş yavaş kontrolünü kaybedebilir. Sudanlı siyasi şahsiyetlerin katkı sağladığı 14 madde, devlet yapılarının tamamlanmasını hızlandırmak, anayasal konferansa hazırlanmak ve geçiş yetkisinin zamanında seçilmiş bir sivil hükümete geçişini sağlamak açısından anlaşmadan beklenen ret hareketini kısmen de olsa yanıtlamak üzere tasarlandı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Tüm bu önlemler, Cuba Anlaşması'nın uygulanmasını teyit etmek ve hatta anlaşmaya henüz katılmamış olan Nuba Dağları'ndaki Abdulaziz el-Hilu ve Darfur'daki Abdulvahid Nur ile tamamlamak için önem açısından paralel görünüyor. Birleşik bir Sudan ulusal ordusu inşa etme girişimi çatısı altında anlaşmaya katılımları garanti edilene kadar, bir sonraki aşamada benzeri görülmemiş uluslararası baskılarla karşılaşmaları bekleniyor.
Her halükârda, taraflar arasındaki baskılar Hartum ve büyük şehirlerde sokaklarda hala devam ediyor. Hamduk ve Burhan arasındaki anlaşmaya karşı düzenlenen gösteri alayları ya tırmanış ya da sükunete doğru iki yöne hareket edebilen bir sahnede patlak verdi. Her iki yönün de nedenleri ve mekanizmaları vardır. Özellikle devrimci güçlerin gençlik direniş komiteleri aracılığıyla devam edecek mekanizmaları göz önünde bulundurulduğunda anlaşmaya karşı bir tırmanış senaryosu mümkün. Uluslararası faktörün Sudan ekonomisini desteklemede belirleyici göründüğü Sudan ekonomik krizinin doğası gereği de sakin senaryo da mümkün. Sokaklardaki göstericilere destek olarak sadece ABD Dışişleri Bakanı Blinken'ın gösterilerin şiddetle karşılanmaması gerektiğine dair açıklamaları kalacak. Bunlar, bir yanda bu sol güçlerin eğilimleri, bir yandan da barış anlaşması konusundaki konumlarını belirleyememiş olmaları ve Bölgeyle çatışmayı değil, bölgeyi kontrol altına alacak bir siyasi programa sahip olmamaları nedeniyle Washington'un ÖDBG’yi Sudan siyaset sahnesinden kaldırmadaki başarısı göz önüne alındığında zamanla ortadan kaybolacak açıklamalardır. Tüm etkileşimler, genel olarak, daha önce öne sürdüğüm, 25 Ekim'deki Burhan darbesinin, bir şekilde Jeffrey D. Feltman'dan yeşil ışık aldığına dair bir hipotezi kanıtlıyor. Bu da ÖDGB için sadece aşağılayıcı bir ifade olabilir.



Selam: Washington, Fransa'nın ‘mekanizma müzakerelerinden’ çıkarılmasını talep etmedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (Arşiv – Reuters)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (Arşiv – Reuters)
TT

Selam: Washington, Fransa'nın ‘mekanizma müzakerelerinden’ çıkarılmasını talep etmedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (Arşiv – Reuters)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (Arşiv – Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’ın ABD ile karşı karşıya gelme durumu olmadığını belirtti ve Washington’ın ‘Ateşkesi Denetleme Komitesi (Mekanizma) müzakerelerinden Fransa’yı çıkarma talebinde bulunmadığını’ vurguladı.

En-Nehar gazetesine konuşan Selam, Paris ve Beyrut’un Lübnan ordusunu destekleme konferansının 5 Mart’ta Paris’te gerçekleştirileceği konusunda anlaşmaya vardığını söyledi. Selam, bu çerçevede Katarlı Bakan Muhammed el-Huleyfi’nin yarın Beyrut’a geleceğini ve hazırlık toplantısının şubat ayında Körfez ülkelerinden birinde, muhtemelen Katar’da düzenleneceğini bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump ile Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron arasındaki anlaşmazlığın Lübnan’daki Fransız rolünü aksatıp aksatmayacağı sorusuna ise Selam, “Mekanizma sorunu, çok daha önemli olan diğer sorunların yanında küçük bir mesele. Açıkçası Lübnan dünyanın merkezi değil” yanıtını verdi.

Selam, önceki gün Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile yaptığı görüşmenin ardından, Macron’un ‘Ateşkesi Denetleme Komitesi’nin rolüne bağlı kalma taahhüdünü’ yinelediğini aktararak, Lübnan’ın ‘Fransa’nın kurucu rolü devam ettiği sürece mekanizmada varlığının sürmesini istediğini ve güneydeki Fransız varlığına bağlı kaldıklarını’ vurguladı.

Selam ayrıca, “Mekanizma halen aktif ve işlevi bitmiş değil. Ateşkes anlaşmasıyla kuruldu ve gerektiğinde Lübnan sivil varlığını güçlendirmek için hazır” dedi.

Lübnan’da çıkan bazı sızıntılar, ABD’nin mekanizma toplantılarına Fransız katılımını istemediğine işaret etse de Selam, ABD’nin ‘Lübnan'ın bir ortağı olduğunu ve Ateşkesi Denetleme Komitesi’nde kilit bir ortak olduğu için onunla bir çatışma içinde olmadığını’ kaydetti.


Mazlum Abdi: Ateşkes dönemini 18 Aralık anlaşmasında pratik ilerleme sağlamak için kullanıyoruz

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)
TT

Mazlum Abdi: Ateşkes dönemini 18 Aralık anlaşmasında pratik ilerleme sağlamak için kullanıyoruz

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi, bir süredir ateşkes sağlanması yönünde çabalar yürütüldüğünü belirterek, mevcut ateşkesin ‘ABD ordusunun talebi üzerine’ hayata geçirildiğini açıkladı.

Abdi, “Önümüzdeki kısa süre içinde anlaşmayı uygulamaya hazırız… Birçok konuda mutabakat sağlandı” ifadelerini kullandı. Kürtçe yayın yapan Ronahi televizyonuna konuşan Abdi, “Ateşkes süresini değerlendirecek ve bu dönemde 18 Aralık anlaşmasında somut ilerleme kaydetmeye çalışacağız” dedi.

Anlaşmaya göre hükümet güçlerinin Kürt bölgelerine girmeyeceğini belirten Abdi, buna karşın SDG’ye bağlı kurumların devlet kurumlarıyla entegre edileceğini söyledi.

Abdi, Şam’dan kente girilmemesi yönünde talepte bulunulduğunu ve bu talebin kabul edildiğini ifade ederek, tarafların buna bağlı kalmasını umduklarını dile getirdi. Abdi, Kobani ve Kamışlı’ya ilişkin herhangi bir çözümün, Serekaniye (Resulayn) ve Afrin’i de kapsaması gerektiğini ifade etti.

Jdkdk
Mesud Barzani ve Mazlum Abdi, Erbil'de ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack ile görüştü. (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)

Abdi, “Ateşkes süresini, varılan anlaşmayı hayata geçirmek için değerlendirmeye çalışıyoruz” dedi. Sürecin müzakereler çerçevesinde ilerlediğini belirten Abdi, taraflar arasında bazı maddelerde uzlaşı sağlandığını, ancak kendilerine yöneltilen bazı taleplerin de bulunduğunu ifade etti.

Mevcut sürenin, entegrasyon yönünde somut adımlarla tamamlanacağını kaydeden Abdi, SDG’nin 18 Aralık’ta Şam ile varılan anlaşmayı kısa süre içinde uygulamaya hazır olduğunu vurguladı. Abdi ayrıca, Savunma Bakan Yardımcılığı ve Haseke Valiliği görevleri için bazı isimlerin önerildiğini, ancak şu ana kadar üzerinde mutabakata varılmış bir listenin oluşmadığını söyledi.

Abdi, görüşmelerin uluslararası himaye altında yürütüldüğünü; ABD’nin siyasi ve askeri kurumları ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un da sürece dahil olduğunu belirtti. Bununla birlikte, yaşananların nihai bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Abdi, uluslararası toplumun gerilimi düşürmeye yönelik çabalarının, Şam’ın taahhütlerine bağlı kalmasına ve öne sürülen talepleri uygulamasına bağlı olduğunu vurguladı. Abdi, ‘kabul edilemez’ koşullar dayatılmadığı sürece bu girişimlerin başarıya ulaşacağını dile getirdi.

Mxmxm
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (North Press Agency – NPA)

Bu çerçevede Abdi, Şam ile ‘açık bir iletişim hattının’ bulunduğunu belirterek, yapılan anlaşma uyarınca ordunun Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelere girmemesi gerektiğini vurguladı.

Abdi, Suriye hükümetiyle bir anlaşma ve çözüme ulaşılana kadar ‘direnişin’ süreceğini ifade ederken, Kobani’nin tıpkı 2014 yılında olduğu gibi bu direnişe öncülük edeceğini söyledi.

Jxjxj
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları, Kürtlerin kontrolündeki Ayn el-Arab (Kobani) şehrine geldi. (AFP)

SDG bugün yaptığı açıklamada, Suriye hükümetine bağlı grupların sabahın erken saatlerinden itibaren saldırılar başlatmasının ardından Kobani’nin güneydoğusunda şiddetli çatışmaların yaşandığını bildirdi.

Yapılan açıklamada, çatışmaların özellikle el-Celbiye kasabasında devam ettiği; saldırgan grupların tank ve zırhlı araçlardan oluşan ek takviyeler getirdiği ve bölge üzerinde yoğun Türk insansız hava aracı (İHA) uçuşlarının gerçekleştiği ifade edildi.

Suriye Savunma Bakanlığı ise dün SDG’yi ateşkesi ihlal etmek ve Kobani çevresindeki ordu mevzilerini 25’ten fazla İHA’yla hedef almakla suçladı.


SDG: Kobani'nin güneydoğusunda Suriye hükümet güçleriyle şiddetli çatışmalar yaşandı

Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)
Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)
TT

SDG: Kobani'nin güneydoğusunda Suriye hükümet güçleriyle şiddetli çatışmalar yaşandı

Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)
Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, Kobani/Ayn el-Arab kenti üzerinde yeniden saldırı, kuşatma ve sürekli baskılar yaşandığını duyurdu. Açıklamada, bunun ‘kentin halkının iradesini zayıflatma ve istikrarı bozma amaçlı açık girişimler’ olarak nitelendirildiği belirtildi. SDG, kuzey ve doğu Suriye’de istikrarın bozulmasının bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu ve terör örgütlerine saflarını yeniden organize etme ve faaliyetlerini canlandırma fırsatı verdiğini vurguladı.

SDG, sabah saatlerinden itibaren Suriye hükümetine bağlı güçlerin Kobani’nin güneydoğusunda SDG unsurlarına saldırmasıyla şiddetli çatışmaların yaşandığını bildirdi.

Yapılan açıklamada, çatışmaların özellikle el-Celbiye kasabasında devam ettiği; saldırgan grupların tank ve zırhlı araçlardan oluşan ek takviyeler getirdiği ve bölge üzerinde yoğun Türk insansız hava aracı (İHA) uçuşlarının gerçekleştiği ifade edildi.

Suriye Savunma Bakanlığı ise dün SDG’yi ateşkesi ihlal etmek ve Kobani çevresindeki ordu mevzilerini 25’ten fazla İHA’yla bombalamakla suçladı.

Suriye ordusu, dört gün süren önceki ateşkesin sona ermesinin ardından, Kürt güçleriyle ateşkesi 15 gün daha uzattığını önceki gün duyurmuştu.

SDG, hükümete bağlı grupların saldırılarının ‘ateşkesin net bir ihlali’ olduğunu belirterek, bunun Şam’ın taahhütlerine uymadığını ve bölgedeki istikrarsızlık politikasının devam ettiğini gösterdiğini ifade etti. SDG, ateşkesi garanti eden taraflardan ‘bu saldırıları durdurmak ve Şam’ın sürdürdüğü tırmanışı sonlandırmak için derhal harekete geçmelerini’ talep etti.

SDG, bugün Kobani’nin DEAŞ’tan kurtuluşunun 11. yıldönümü vesilesiyle yaptığı basın açıklamasında, “Bugünkü Kobani saldırısı, DEAŞ’a karşı kazanılan zaferin simgesine doğrudan bir saldırıdır; projeyi bozan bir şehre yönelik intikam girişimidir ve istikrarı zayıflatma, kaosu körükleme ve terörün geri dönmesine alan açma girişimlerinden ayrı değerlendirilemez” ifadelerini kullandı.

SDG, uluslararası topluma yönelik açık bir mesaj vererek, “DEAŞ’a karşı elde edilen kazanımları korumak ve bu savaşta ağır bedeller ödeyen bölgelerin güvenliğini ve istikrarını sağlamak siyasi bir tercih değil, ortak bir etik ve hukuki sorumluluktur” dedi.

Açıklamada ayrıca, “Kobani’ye yönelik sessizlik, terörün yenilgiye uğratılması için verilen fedakârlıklarla çelişiyor ve uluslararası çabaları zayıflatıyor” denilerek, Kobani’nin “direniş ve kararlılığın kalıcı simgesi olmaya devam edeceği; 11 yıl önce kazanılan zaferin sadece anı değil, özgürlüğü savunma, şehitlerin kazanımlarını koruma ve Suriye halkları için güvenli, demokratik bir gelecek inşa etme yönünde yenilenmiş bir taahhüt” olduğu vurgulandı.