Mısır-Türkiye görüşmelerinin perde arkasında neler oluyor?

İki tarafın da hamleleri, kapsamlı seçenekler ve alternatifler çemberine göre gelirken her ikisi de belirli hedeflere ulaşmak için baskı uyguluyor

Mısır-Türkiye ilişkileri tek bir dosyaya değil, zaman zaman gerilim yaşayan birçok ortak dosyaya bağlıdır (AFP)
Mısır-Türkiye ilişkileri tek bir dosyaya değil, zaman zaman gerilim yaşayan birçok ortak dosyaya bağlıdır (AFP)
TT

Mısır-Türkiye görüşmelerinin perde arkasında neler oluyor?

Mısır-Türkiye ilişkileri tek bir dosyaya değil, zaman zaman gerilim yaşayan birçok ortak dosyaya bağlıdır (AFP)
Mısır-Türkiye ilişkileri tek bir dosyaya değil, zaman zaman gerilim yaşayan birçok ortak dosyaya bağlıdır (AFP)

Tarık Fehmi
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, ABD'li düşünce kuruluşu Wilson Center tarafından düzenlenen bir panelde, Mısır'ın Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki yayılmacı politikası için bir gerekçe göremediğini söyledi. Şukri, Türkiye'nin Libya'daki politikasından, Ankara'nın Mısır'ın içişlerine karışmasından, Müslüman Kardeşler (İhvan) liderlerine kucak açmasından ve Türkiye’den yapılan Mısır’a muhalif yayınların devam etmesinden duyduğu endişeyi dile getirdi.
Bu sözler, özellikle Türkiye'nin Mısır ile ilişkileri yeniden canlandırmak için henüz somut adımlar atmaması ve temasların halen belli-belirsiz uzlaşılar üzerine devam etmesinden ötürü en başa dönülmesinden korkulduğuna dair açık bir mesajdı. Bu korku, bir yandan Türkiye’nin Etiyopya'ya yönelik büyük açılımı, diğer yandan da stratejik temas hatları aracılığıyla Libya'daki hareketlilik ve Kahire'nin Ankara’nın karşısında yer aldığı, sorunlu Doğu Akdeniz bölgesi dosyasının yeniden açılması gibi konularda açıkça görülüyordu.

Sağlam duruş
Mısır’ın, şu an iki ülke arasındaki ilişkilerin seyrine dair sessizliği, özellikle Kahire'nin ne istediğinin bilinmesi nedeniyle aslında önerilecek yeni bir şey olmadığından kaynaklanıyor. İkili ve çok taraflı dosyalara odaklanan Mısır’ın, Türkiye’nin Libya dosyasındaki varlığının yanı sıra Türkiye’deki Müslüman Kardeşler üyelerinin ve liderlerinin varlığı dosyasıyla ilgili bir takım talepleri var. Bu taleplerle birlikte Türkiye’nin genel şartlar ve müzakere çerçevesi olarak yorumlanabilecek diğer müdahalelerinin yanı sıra Mısır tarafının öne sürdüğü diğer ayrıntılara bakılmaksızın başta Müslüman Kardeşler, Müslüman Kardeşler’in Türkiye’den yayın yapan medya organları, Libya dosyası, Doğu Akdeniz bölgesi ile ilgili diğer dosyalar ve Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan’a karşı sert tutumları gibi çok sayıda başlıca mesele olduğu açıktır. Bu dosyalar, Katar’la olduğu gibi, Mısır-Türkiye ilişkilerini de resmi olarak yeniden başlatmadan önce ilişkilerin seviyesini belirliyor.
Kahire, Yunanistan-Türkiye ve GKRY-Türkiye dosyasında Ankara ile gerilim hatlarına dahil olması ve Mısır'ın paralı askerlerin Libya'dan çıkarılması talebi, Türkiye ile hemen çözülemeyecek bir tartışmanın odak noktasıydı ve öyle olmaya da devam ediyor. Libya’da 24 Aralık'ta yapılması planlanan seçimler yaklaşırken ve Mısır'ın nihai çözüme ulaşma kararlılığı çerçevesinde, Kahire'nin Doğu Akdeniz bölgesinde ve Libya’da eksiksiz bir hesap sistemi kurmayı başardığı ve Türkiye'nin uzlaşı isteği, acil öncelikler ve ortak çıkarlar çerçevesinde önerilerde bulunan taraf olduğu göz önüne alındığında, Mısır'ın bundan vazgeçmeyeceği söylenebilir. Dolayısıyla, aynı anda çeşitli dosyalar üzerinde çalışmak isteyen Türkiye'nin dikkate aldığı ve saklı tuttuğu herhangi bir dosyada, bunlara şüpheyle ve endişeyle yaklaşan Kahire'nin Ankara'ya taviz vermesini, duruma ve gelişmelere göre diğer dosyaları terk etmesini gerektiren hiçbir neden yoktur.
Kahire, aynı anda birkaç dosyada müzakere eden Ankara gibi bir boşluk döngüsüne girmek, her dosyanın yolunu veya yönünü değiştirmek ve Mavi Marmara olayları öncesi ve sonrası İsrail ile ilişkilerde olduğu veya Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alınması dosyasında ABD ile yaşananlar gibi yarım dosyalar üzerinde çalışmak istemiyor. Bunlar Mısır'da olanlara benzemeyen büyük meseleler. Mısır, Türkiye'nin ABD, İsrail ve diğer ülkelerle arasında, ilişkilerin seyrinde bir kopukluk ya da donma olmadan yaşadığı krizler ve sorunlar çerçevesinde Türkiye-Mısır ilişkilerini engelleyebilecek hiçbir sebep olmadığını ifade etti.

Açılıma doğru
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında gerçekleşen görüşmede, Etiyopya'ya insansız hava araçları (İHA) tedariki anlaşması da dahil olmak üzere bazı konularda iki ülke arasında bir takım anlaşmalar yapıldı. Yani Türkiye, Etiyopya’nın Nil Nehri üzerine inşa ettiği Nahda (Rönesans) Barajı dosyasına tekrar katılarak ve Addis Ababa ile anlaşmalar imzalayarak bir mesaj vermek istedi. Ankara, şu an Mısır ile ilgili en önemli dosyada Kahire’ye Türkiye'nin doğrudan mevcudiyeti olabileceğini gösteren, Mısır’ı Türkiye’nin adımıyla ciddi şekilde ilgilenmeye iten, Türkiye'nin taleplerini ciddiye almasını gerektiren ve Mısır'a sadece Libya'da değil, Doğu Akdeniz'de ve güneyde, Türkiye-Yunanistan ve Türkiye-GKRY ilişkileri dosyasıyla birlikte İsrail ve Türkiye arasındaki durumda çekincelerini bir kenara bırakması için baskı yapan açık bir mesaj gönderdi. 
Türkiye, Etiyopya'ya isyancılara karşı koymasına yardımcı olması için 10 adet İHA tedarik etti. Türkiye’nin Addis Ababa Büyükelçiliği, resmi Twitter hesabından bu bilgiyi yalanladı. Buna karşın Etiyopya hükümeti, Türkiye’nin Fethullah Gülen’e bağlı eğitim kurumlarını teslim almasına yardımcı oldu. Türkiye Maarif Vakfı’ndan (TMV) yapılan açıklamada, Etiyopya'nın Oromiya eyaletindeki Alemgena bölgesinde Fethullah Gülen Örgütü’ne (FETÖ) bağlı okulların teslim alındığı belirtildi. TMV Mütevelli Heyeti Üyesi Prof. Dr. Cihad Demirli, Etiyopya'nın bu kararından dolayı Türkiye'nin teşekkürlerini iletti. Prof. Demirli, Etiyopya'daki tüm Gülen okullarının mahkeme kararıyla TMV'ye devredilmesini beklediklerini belirtti. Gülen’in Mısır'da Uluslararası Selahattin Türk Okulları aracılığıyla varlık göstermekle birlikte sınırlı bir kültürel ve sosyal faaliyetlere sahip olduğu biliniyor.
Öte yandan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, Ankara'nın Kahire ile bölgesel konularda mutabık kalınan noktaları artırmak ve ortak bir anlayış geliştirmek istediğini söyledi. Mısır’ın aynı zamanda Türkiye'nin Afrika'daki en büyük ticaret ortağı olduğunu vurgulayan Bilgiç, Türkiye ile Mısır arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) bir dostluk grubu kurulduğunu da sözlerine ekledi.
Buna rağmen Türkiye, Mısır Ulusal Güvenlik Dairesi ile olan ilişkilerinin ve onu yoğun baskı altına almanın, Mısır'ın Türk güçlerinin Libya’dan çıkarılmasını isteyen tutumunu durdurabileceği ve özellikle Kahire’nin, Türkiye'nin adımını ve Kıbrıs’taki Maraş bölgesinin yeniden açılmasını, Avrupa Birliği (AB) tarafından desteklenen Yunanistan ve GKRY’e Mısır’ın verdiği bir destek mesajı olarak kınaması nedeniyle bunun gerçekleşmeyeceğini düşünüyor. Yunanistan ve GKRY’nin yanı sıra Fransa, Mısır'ın AB’deki tutumlarını desteklemede iyi ve önemli bir rol oynadı.

Cezbedici sahalar
Kahire, Müslüman Kardeşler dosyasının ve Ankara'nın Türkiye’deki Müslüman Kardeşler üyelerine verdiği desteğin farkındadır. Bu durum karşısında Türkiye’nin Türk topraklarından yayın yapan İhvan’a ait televizyon kanallarındaki bazı programları ve önde gelen medyatik isimlerin ekranlara çıkmasını durdurarak yüzeysel önlemler almak yerine İhvan'ın Türkiye'deki faaliyetlerini tamamen durdurması ve bu dosyayı istediği zaman çıkarıp kullanmaması gerekiyor. Bunun için Türk hükümeti, İhvan unsurlarına karşı nihai ve kararlı bir yaklaşım sergilemeli.
Kahire, Mısır mahkemelerinde hakkında hüküm verilen bazı İhvan üyelerinin iadesini talep ederken Türkiye’den bu konuda halen adım atılmadı. Bazıları dünyanın dört bir yanındaki havalimanlarında ve limanlarda kırmızı bültenle aranan bu kişilerin Mısır yargısına teslim edilmesi büyük önem taşıyor.  
Kahire ayrıca yabancı güçlerin Libya’dan çıkışı sorununu çözmek ve bunu diğer dosyalarda olup bitenlerle detaylı bir şekilde ilişkilendirmek isterken Türkiye, yüzeysel veya sırada olmayan resmi anlaşmalar çerçevesinde Libya'daki aktif askeri varlığını sürdürüyor. Ankara, sık sık konunun Libya hükümetine bağlı olduğu açıklamasında bulunuyor. Ankara, Mısır'ın Türkiye'nin Libya topraklarına yeni silahlar sokmayacağını, ateşkese uyacağını, yabancı unsurlar getirmeyi durduracağını, Suriyeli ve Tunuslu paralı askerlerin çoğunun tahliye edilmeleri sırasında tekrarlandığı gibi Türkiye'nin resmi esneklik gösterdiği Libyalı olmayan tutukluların topraklarına geri gönderilmesi konusunda ilerleme kaydedileceğini ilk başta kabul ettiğinden söz etse de ortada hem siyasi hem de güvenlik alanlarında uzlaşılara yönelik gerçek bir taahhüt yok.

Özet olarak
Türkiye’nin politikasındaki birçok konuda gerçek bir değişiklik olmasını isteyen Kahire'yi haklı bulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) içindeki bir grubun, bu konuların bazılarının Türkiye için maliyetli olabileceği ve frenlenmelerini istedikleri herkes tarafından biliniyor. Çünkü bu gruba göre bu konular, Türkiye’nin bölgesel politikasının özüyle çelişiyor ve iki ülkenin içinde bulunduklar mevcut gerçekler çerçevesinde bu konularda ısrar etmenin hiçbir gerekçesi yok.
Ayrıca özellikle de şu sıralar Müslüman Kardeşler içinde gerçek değişiklikler yaşandığından Müslüman Kardeşler dosyasını tutmanın ve kullanmanın önemli olduğunu düşünüyorlar. Bu gelişmeleri, Müslüman Kardeşler’in, Türkiye içindeki ve dışındaki yeni seçenekleriyle ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sunulan raporlarla ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ateşle oynar gibi manevra kabiliyetiyle ilgili bir mesaj vermek için İslami çizgideki Saadet Partisi ile görüşmelerle İhvan’ın mevcut aşamaya uygun olarak varlığını geliştirmeyi reddetmesiyle ilişkilendirenler var.
O halde sorun tek bir dosyayla değil, birden çok dosyayla ve Ankara’nın Kahire'ye, ardından Libya'ya, Cezayir'e ve Tunus'a karşı takındığı ‘rahatsız edici’ tutumla ilgilidir. Mısır’ın kendisine yönelik bir hamle olarak gördüğü toplantılar, temaslar ve anlaşmalar arttı. Tüm bölgeyi yöneten gerçek dengeler var ve bu dengeden uzaklaşmaya yönelik herhangi bir yaklaşım, her iki taraf için de sıfır toplamlı bir yaklaşım olmadığından koordineli ve sürdürülebilir bir inceleme yapılmasını gerektiriyor.
İster Türkiye’nin ister Mısır’ın siyasi ve stratejik kazanımlar elde etmeleri gerektiği düşünüldüğünde, Doğu Akdeniz bölgesi dosyasını tüm karmaşıklığıyla yeniden yapılandırmak isteyen Ankara'nın Kahire'ye ihtiyacı var. Aynı şekilde doğalgaz sahalarının, kaynaklarının ve bunların Avrupa'ya tedarik edilmesinin istikrarsız bir duruma değil, siyasi istikrara ihtiyaç duyması nedeniyle ortak güvenlik ve ekonomik düzenlemeler yapmaları gerekiyor.
Kapsamlı seçenek ve alternatifler çemberi içinde çalışmaya devam edecek olan iki taraf, bir yandan bunu gerçekleştirmek için dikkate alınması gereken tüm araçları kullanırken diğer yandan belirli hedeflere ulaşmak için en fazla baskıyı uygulamaya çalışacaklar. Türkiye, Etiyopya’nın inşa ettiği Nahda Barajı kartıyla, Libya'da aktif olmaya devam ederek ve Müslüman Kardeşler kartını elinde tutarak Mısır üzerinde baskı kurarken, Mısır da bir yandan Türkiye'nin Yunanistan, GKRY ve hatta İsrail ve Doğu Akdeniz ülkeleri ile sadece Etiyopya değil, Türkiye'nin başlıca çıkarlarının bulunduğu güney çevrelerindeki Nil Havzası ülkelerine yönelik hareketini kısıtlamaya çalışırken diğer yandan Doğu Akdeniz'de doğrudan baskı uygulayacak.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent ­Arabia’dan çevrilmiştir.



Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
TT

Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare

Husiler, Taiz vilayetinin batısı ile Lahic vilayetinin kuzeyi arasındaki cephelerde şiddetli bir direnişle karşı karşıya. Babülmendep'e hakim yüksek kesimlerde şiddetli çatışmalar yaşanırken Marib'in güneyinde de çatışmalar sürüyor. Saha kaynakları, İran'la ittifak halindeki Husilerin son ilerleme girişimlerinde ağır kayıplar verdiğini bildiriyor.

En şiddetli çatışmalar Vaziye ve Kahbub cepheleri ile Mudarebe ve Ras el-Ara ilçesine bağlanan bölgelerde yaşanıyor. Hükümet güçleri, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve bazı dağlık bölgelerin geri alındığını duyururken saha kaynakları son 24 saatte çok sayıda  Husi milisinin öldürüldüğünü bildirdi.

Amalika Tugayları,  pazartesi günü, Babülmendep Boğazı'na komşu Kahbub cephesinde Husilere ait beş aracın imha edildiğini açıkladı. Güçler, araçlarda bulunan herkesin öldürüldüğünü belirtti. Hedef alınan araçlardan birinin Husilerin bir saha komutanını taşıdığı, diğerinin ise 23 milimetrelik uçaksavar silahı taşıdığı kaydedildi.

AmalikaTugayları Medya Merkezi, araçların hedef alınmasını ve alevler içinde kalmasını gösterdiğini belirttiği bir video yayımladı.

Aynı cephede Vatan Kalkanı Güçleri de Birinci Tümen'in üçüncü tugayının mevzilerine yönelik Husilerin saldırısını püskürttüğünü açıkladı. Açıklamada saldırganlar arasında ve askeri teçhizatta kayıplar verildiği, güçlerin mevzilerini hedef almaya çalışan intihar dronunun düşürüldüğü belirtildi.

vffgthy
Husilerin cephelerde ölen mensupları için her gün düzenlenen cenaze törenleri (AFP)

Vatan Kalkanı Güçleri Medya Dairesi ayrıca Kahbub semalarında uçan bir başka Husiler insansız hava aracının düşürüldüğünü duyurdu. Açıklamada bölgede güçlerin konuşlanmasının sürdüğü ve hazırlık seviyesinin yükseltildiği belirtildi.

Kahbub, Babülmendep'e komşu konumu nedeniyle askeri açıdan önem taşıyor. Saha bilgilerine göre çatışmalar, Vaziye'nin güneydoğusu ile Mudarebe ve Ras el-Ara'nın kuzeyi arasında uzanan bir dizi yüksek kesim ve mevzide yoğunlaşıyor. Çatışmalara Amalika Tugayları, Vatan Kalkanı Güçleri ve Sabiha aşiretlerinden savaşçılar katılıyor.

Batı Taiz

Taiz'in batısında çatışmalar sürerken Husiler, Vaziye'den doğuya doğru Şimayteyn ilçesine ilerlemeye çalışıyor. Pazar günü Husilerin Şimayteyn ilçesine doğru ilerlediği ve Şerira köyünü ele geçirdiği, ayrıca Geyl bölgesi yakınlarındaki Merzam Dağı'na ve Beni Ömer köyüne doğru ilerlediği yönünde haberler gelmişti.

Buna karşılık kaynaklar, Husilerin ele geçirmeye çalıştıkları Acaram Dağı'ndan geri çekildiğini bildirdi. Husilerin sızma girişimlerinin püskürtülmesinin ardından Cerdad Dağı'na ulaşmayı da başaramadığı belirtildi. Diğer bazı bilgilerde ise hükümet güçlerinin Numan Dağı'nı kontrol altına aldığı kaydedildi.

Saha kaynakları pazartesi sabahı çatışmaların sürdüğünü, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve gruba ait zırhlı araçlarla diğer askeri araçların imha edildiğini bildirdi. Kaynaklar ayrıca çok sayıda Husi unsurunun öldürüldüğünü aktardı.

Hükümet güçlerinden çatışmaların ayrıntıları ve operasyon bölgesine ilişkin henüz resmi bir açıklama gelmezken pazartesi günü Et-Turbe kentinden, Taiz'in batı kırsalındaki Vaziye'de Cerdad, Rasin ve Alkame cephelerinde görev yapan hükümet güçlerine destek amacıyla bir yardım konvoyu yola çıktı. Bu gelişme, bölgedeki yerel unsurların çatışmalara katılan güçlere destek vermek üzere seferberliğini sürdürdüğüne işaret ediyor.

Marib cephesi

Taiz ve Lahic'teki çatışmalarla eş zamanlı olarak Marib'in güneyinde de hükümet güçleri ile Husiler arasında özellikle Harib, Mel'a geçidi ve Ümmü Riş çevresinde çatışmalar ve karşılıklı topçu atışları yaşandı. Mevcut bilgilere göre kontrol hatlarında kalıcı bir değişiklik olmadı.

Hükümet güçleri, Mel'a ve Ümmü Riş bölgelerinde Husi unsurlarının toplanma noktaları, takviye birlikleri ve tahkimatlarının hedef alındığını açıkladı. Açıklamada roketatarlarla topçu mevzilerinin imha edildiği, Beyhan eksenine bağlı topçu birliklerinin de Husi mevzilerini vurduğu ve 23 milimetrelik uçaksavar silahının etkisiz hale getirildiği belirtildi.

Hükümet güçleri ayrıca Marib ve Beyda vilayetleri de dahil olmak üzere çeşitli cephelerde Husi unsurları, araçları ve tahkimatlarına yönelik hava saldırıları ile İHA saldırıları düzenlendiğini duyurdu.

sdefr
Yemen ordusunun 3. Askeri Bölge Komutanı Mansur Sevabe

Üçüncü Askeri Bölge Komutanı Tümgeneral Mansur bin Abdullah Sevabe, hükümet güçlerinin Marib'in güneyinde daha önce düzenlenen Husi saldırılarını püskürttüğünü ve örgüt mensuplarından onlarcasının öldürüldüğünü, yaralandığını veya esir alındığını söyledi. Sevabe ayrıca bazı militanların cesetlerinin çatışma bölgelerinde kaldığını belirtti.

Sevabe, hükümet güçlerinin ortak bir harekât merkezi ve birleşik komuta altında faaliyet gösterdiğini belirterek kara ve hava güçleri arasındaki koordinasyona ve Suudi Arabistan liderliğindeki Yemen'e destek koalisyonunun sağladığı desteğe övgüde bulundu.

Bu gelişmeler, Yemen'de Husilerin batı kıyısında ve Babülmendep'te geniş stratejik bölgeleri ve mevzileri kontrol altına almasının olası sonuçlarına ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yaşanıyor.

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi ve Marib Valisi Sultan el-Arade, İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Abda Şerif ile gerçekleştirdiği video konferans görüşmesinde son askeri gelişmelerin uluslararası deniz taşımacılığının ve bölgenin güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu söyledi.


Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.