ABD’li ve Avrupalı devlet başkanları emekli olduktan sonra hayatlarını nasıl geçiriyor?

Beyaz Saray'ın ayrıcalıkları kimilerini tatmin ederken kimileri yaşadıklarını kitaplaştırıyor ve Merkel bir ara verip normal hayata dönmeye karar veriyor

Eski ABD Başkanı Barack Obama, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda konuşurken (AFP)
Eski ABD Başkanı Barack Obama, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda konuşurken (AFP)
TT

ABD’li ve Avrupalı devlet başkanları emekli olduktan sonra hayatlarını nasıl geçiriyor?

Eski ABD Başkanı Barack Obama, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda konuşurken (AFP)
Eski ABD Başkanı Barack Obama, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda konuşurken (AFP)

Fidel Spiti
Halkın, cumhurbaşkanlarının ve devlet liderlerinin pozisyonlarını kaybettiklerinde veya emekli olduklarında ne yaptıklarını bilme konusunda istemsiz bir merakı vardır.
Görev süresi veya iktidarı sırasında bir medya yıldızına dönüşen başkan veya liderin fotoğrafları haber bültenleri, gazeteleri ve internet sitelerini dolduruyor. Sosyal platformlardaki hesaplarında milyonlarca kişi kendisini takip ediyor. Twitter hesabından yapacağı bir paylaşım dört gözle bekleniyor. Çünkü birçok makale, röportaj ve siyasi analize malzeme veriyor.
Kısa ya da uzun dönemler boyunca yıldızlığın tadını çıkaran bu şahsiyetler, spotların altından çıktıklarında hayatlarını nasıl tamamlayacaklarını merak etmemize neden oluyor.


Eski ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

Herkes, Almanya Şansölyesi Angela Merkel’e başbakanlıktan ayrıldıktan sonra ne yapacağını sordu. Aynı durum, son iki ABD Başkanı, Barack Obama ve Donald Trump için de geçerlidir. Çözümleri, seyahatleri ve seçimlerde siyasi duruşları örneğin Obama’nın seçimlerde Demokratları desteklemesi ya da Trump'ın ABD seçimlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından Kongre binasının basılması ve seçimlerdeki kaybıyla ilgili yürütülen soruşturmaları örtbas etmek için yaptığı itiraz ve kafa karıştırma girişimleri ile bugün hala dünyayı meşgul ediyorlar.

ABD başkanlarının Beyaz Saray'dan sonraki ayrıcalıkları
Marissa Laliberte, ABD menşeili ‘Reader's Digest’ dergisinde yayınlanan araştırmasında, ABD başkanlarının Beyaz Saray'dan ayrıldıktan sonra bile sahip oldukları ayrıcalıklar hakkında şunları kaleme aldı:
“Beyaz Saray'da ister 4 ister 8 yıl kalsın, ABD Başkanı görevden ayrıldıktan sonra ömür boyu ayrıcalıklar elde ediyor. 1958'de çıkarılan Eski Başkanlar Yasası ile görevden ayrıldıktan sonra ne karar verirlerse versinler kendilerini birden fazla şekilde destekleyecek çeşitli avantajlara sahipler.”
Herkes için Oval Ofis'ten ayrılmadan ve normal hayata dönmeden önce federal hükümet iki başkan arasındaki devir teslim süreci için 900 bin dolar ödenmesine olanak sağlıyor. Eski Başkan, görev süresini takip eden altı ay içinde bu paranın bir kısmını ‘ofisindeki işleri bitirmek’ için kullanmak üzere alabilir.
Başkanların görevde oldukları her yıl boyunca aldıkları bin dolarlık maaşa gelince kazandıkları meblağların oluşturduğu buz dağının görünen kısmından başka bir şey değil. Başkanlar ve emekli ordu generalleri eski askeri lider sıfatıyla hayatlarının geri kalanında her yıl, bir Kabine Sekreteri’nin maaşına yakın bir tutar elde ederler. Yani yaklaşık 211 bin dolar emekli maaşı alıyorlar.
ABD Başkanı'nın istediği, herhangi bir ABD eyaletinde bilimsel ve kültürel bir anıt ve araştırma ve çalışmalar için büyük ve gösterişli bir yapı ile kendi adını taşıyan devasa bir kütüphane kurması adet haline geldi. Bu kütüphaneler görev süresinin bitiminde söz konusu Başkan’ın denetimi altında faaliyet gösterir. Ayrıca bu merkeze bağlı, destekleyen kurum, kişi ve şirketlerden yardım ve destek alabilecek bir kuruluş inşa eder.
Eski başkanlar, hayatının geri kalanı boyunca da kamuya mal olmuş isimler olarak kalırlar. Bu nedenle, onlar ve 16 yaşına gelinceye kadar çocukları, güvenlik korumasından yararlanır. Vefat eden eski başkanların eşleri ve hayatta olanların boşandıkları eşleri, federal bir makamda yüksek bir göreve sahip olmadıkları ve 60 yaşından önce yeniden evlenmedikleri sürece her yıl 20 bin dolar emekli maaşı alır.
Başkanlar ayrıca kendi cenazelerini planlar. Başkan için ne kadara mal olursa olsun tam bir cenaze töreni planlamak için askeri subayları görevlendirir.

Başkanlar, Senatörler ve Danışmanlar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, eski ABD Başkanı Barack Obama, Beyaz Saray’da 8 yıl kaldıktan sonra ayrılırken mizahi bir üslupla Spotify’da çalışmak istediğini açıklamıştı. Politik olarak gündemde kalacağına söz verdi. Gerçekten de siyasi deneyimi üzerine birkaç kitap kaleme aldı. Dünya çapında ona çok para kazandıran, siyasi konferanslar alanında aktifti. Aynı durum, eşi Michelle Obama için de geçerli. Halen halkla ilişkilerde ve sivil toplum kuruluşlarında faaliyet gösteriyor. Öte yandan Obama'nın gençliğinden bugüne kadar olan hayatı hakkında bir kitap yazdı. İki kızı, sekiz yılda kameraların ve her türlü medya aracının gözü önünde büyüdükten sonra sosyal medyada iki yıldıza dönüştü.
ABD’nin ikinci Başkanı John Adams, eşi Abigail ile sakin bir hayat yaşamak için emekli oldu ve ailesinin etrafında yer aldığı bir 25 yıl daha yaşadı. Bu süre zarfında yazmaya çok zaman ayırdı.
Başkan James Madison, başkanlığından önce çiftliklerde çalışırdı. Emekli olduktan sonra eski işine geri dönüp kölelerin haklarını savundu. Faaliyetlerine, köleleştirilmiş Afrikalıları Afrika'ya geri göndermeye çalışan tartışmalı bir örgüt olan ABD Sömürge Derneği’nde devam etti.
Watergate skandalından (1969-1974) sonra istifa eden Richard Nixon ise bir takım sağlık ve mali sorunlarla karşı karşıya kaldı. Daha sonra anılarını sattı. Geniş ailesine destek olabilmek için ücretli röportajlar verdi. Ancak daha sonra küresel medya sahnesine geri dönebildi.


Eski ABD Başkanı Jimmy Carter (Getty)

1977-1981 yılları arasında görev yapan Jimmy Carter’a gelince ABD Başkanı olarak emekli olduktan sonra ne yapılması gerektiğine en iyi örnek olarak görülüyor. Dış politikada yaşanan sorunlar başkanlığını tükettikten sonra, kendi adını taşıyan uluslararası derneği aracılığıyla insani konularda faaliyet gösterdi. Uluslararası diplomaside çalıştı. Birçok çatışmada barış müzakerecisi görevi üstlendi. Çok sayıda kitap yazdı. 2002 yılında Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü. 92 yaşına gelen Carter, hala hayır projelerinde yer alıyor.
Bir Senatörün veya Temsilciler Meclisi üyesinin yıllık maaşı 174 bin dolardır. Ancak asıl para, hizmet süresi boyunca değil, daha sonra kazanılıyor. Eski Kongre üyeleri, bir yıllık zaman aşımından sonra bu tür siyasi veya sivil gruplarda lobi kurabilir veya bir lobide faaliyet gösterebilir. Deneyimleri ve yönetim içinde etkili olma yetenekleri nedeniyle hak ettikleri yüksek ücretler karşılığında genellikle siyasi ve yasama alanlarındaki kuruluş, birey, şirket veya kurumlara danışmanlık yaparlar. Emekli bir Kongre üyesi, milyonlarca dolar kazanabilir. Ancak çalıştığı şirketin finansal etkisi uzun vadede milyarlarca dolar olabilir.

İngiltere ve Almanya Şansölyeleri
Winston Churchill, hala 20. yüzyılın en ünlü İngiliz Başbakanlarından biridir. İlki 1940-1945 arasında ve ikincisi 1951 -1955 arasında olmak üzere iki dönem görev yaptı. Ancak 1955 yılında Downing Caddesi'nden son kez ayrıldıktan sonra dokuz yıl boyunca milletvekili olarak kaldı. Ama tek yaptığı iş bu değildi. Resme geri dönme fırsatı yakaladı. Dünyanın dört bir yanına birçok seyahate çıktı.
1932 yılında yani İngiliz siyasetinde en üst sıralarda yer almadan önce yaptığı The Goldfish Pool adlı tablolarından biri 2014 yılında müzayedede yaklaşık 1,8 milyon sterline satıldı.  Emekliliğinde kendini yazmaya adadı. ‘A History of the English-Speaking Peoples’ (İngilizce Konuşan Halkların Tarihi) isimli dört ciltlik büyük bir araştırma yayınladı.  


Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair (Reuters)

Irak savaşı teorilerinin yanlış olduğu ve Bağdat'ın savaşın dayanağı olan herhangi bir kitle imha silahına sahip olmadığı ortaya çıktıktan sonra sansasyon yaratan bir diğer İngiltere Başbakanı Tony Blair’e gelince, politik olarak zor bir aşamada başbakan olarak sahip olduğu uzun deneyimi, kitap yazmasına, büyük bir silah üreticisi şirketler grubuna veya jeopolitik araştırma kurumlarına danışmanlık sağlamasına yardımcı oldu. Hala dünyanın çeşitli üniversitelerinde siyaset dersleri veriyor.
İngiltere'nin 2016 yılında Avrupa Birliği'nden ayrılma yönünde oy kullanmasının ardından istifa eden İngiltere Başbakanı David Cameron, 2017 yılının Nisan ayında siyasi kariyeri hakkında bir kitap yazmak için inzivaya çekildiğini ve bahçesine bir kulübe inşa ettiğini duyurdu.
Theresa May'e gelince, İngiliz Avam Kamarası üyesi olarak görevine geri döndü ve deneyimi hakkında bir kitap yazdı. Bir söyleşisinde söylediği gibi, ‘Brexit’ müzakerelerindeki yorgunluğunun bir sonucu olarak, derin bir uyku döneminin ardından en sevdiği hobisi olan kriket oynamaya geri döndü.
Alman menşeili haber sitesi Deutsche Welle'ye göre, emekliliğini nasıl geçirmeyi düşündüğü sorulduğunda Merkel, ‘dinleneceğini ve hiçbir daveti kabul etmeyeceğini’ söyledi. Boş zamanlarını ‘gözleri yorulana kadar kitap okumak’ gibi ilgisini çeken şeyleri yapmaya ayıracağını belirtti.


Almanya Şansölyesi Angela Merkel (AFP)

Merkel'in seleflerinden bazıları, görevden ayrıldıktan sonra özel sektöre geçti. 1982 yılında başbakanlıktan ayrılan Helmut Schmidt, haftalık ‘Die Zeit' gazetesinin yayın ortağı oldu. 2012 yılında verdiği bir röportajda, asla 15 bin doların altında ders vermeyeceğini söyledi. Eski Şansölyeler Helmut Kohl ve Gerhard Schröeder'e gelince, siyasi geçmişlerini ve şöhretlerini para kazanmak için nasıl kullanacaklarını biliyorlardı. Kohl, bir siyasi ve stratejik danışmanlık firması kurdu. Schröeder, gaz boru hattı şirketi ‘Nord Stream’ Yönetim Kurulu Başkanı olarak atandı. Bu, bazılarının, bu şirketteki çalışmasının ‘kamu yararına zarar verdiğini’ düşündüğü için çok sayıda eleştirinin hedefi olan Rus şirketi ‘Gazprom’un bir yan kuruluşudur.

Arap dünyasında
Arap dünyasına gelince burada çok sayıda emekli devlet başkanı bulamazsınız. Çoğu ya bir darbe sonucunda ya da bir askeri saldırı sonucu devrildi. İkisi de öldürülen Yemen’deki Ali Abdullah Salih, Libya’daki Muammer Kaddafi gibi. Ya da Zeynel Abidin bin Ali gibi sürgüne gönderildi. Ya da Hüsnü Mübarek ve Abdulaziz Buteflika gibi darbeden sonra öldü. Yahut da bazıları Beşşar Esed gibi hala iktidarda.
Cumhurbaşkanlarının emekli olduğu Lübnan'a gelince, çoğu, bir miktar sosyal katılımı içeren fiili emekliliğe başvuruyor. Ya özellikle de Emir Lahud ve Mişel Süleyman gibi ordu generali eski cumhurbaşkanları ilk işlerinden emekli olduktan sonra aldıkları büyük tazminat yoluyla elde ettikleri büyük paranın tadını çıkarabilirler. Ya da görev süreleri boyunca yürüttükleri mali işlerden elde ettikleri paralardan biriktirdiklerini harcarlar. Bunlardan pek çoğu artık hayatta değil. Aralarında bilinen eski Cumhurbaşkanı Emin Cemayel’dir.
Lübnan’daki emekli başbakanlara gelince genellikle unutulup giderler. Tıpkı Eski Başbakan Selim el-Hoss’a olduğu gibi. Ya da hayatının geri kalanını kültürel ve sosyal bir aktivist olarak Beyrut'taki el-Hamra Caddesi'ndeki kafelerde emekli yazarlar ve politikacılarla birlikte oturarak geçiren Emin el-Hafız gibi. Elbette Sami es-Sulh, Reşid es-Sulh, Abdullah el-Yafi, Hüseyin el-Uveyni ya da Başbakan olarak atanmadan önce Amerikan Üniversitesi'nde profesör olan ve hükümetinin görev süresi sona ermeden önce bile düzgün bir iş arayan Hassan Diyab gibi pek çok Başbakan’ın adlarından bile bahsedilmiyor.



Binlerce Japon, Çin yolcusu pandalara veda etti

Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
TT

Binlerce Japon, Çin yolcusu pandalara veda etti

Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)

Tokyo'daki Ueno hayvanat bahçesi, pazar günü binlerce ziyaretçiyi ağırladı. 

Japonlar, salı günü Çin'e gönderilmesi planlanan Xiao Xiao ve Lei Lei'ye veda etti. 

Bu ikizleri son bir kez görmek için 3,5 saat kuyruk bekleyenler bile oldu. 

Tokyo Büyükşehir Yönetimi, pandaları yalnızca bir dakikalığına görmesine izin verilen son 4 bin 400 kişiden biri olmak için 108 bin kişinin başvuru yaptığını açıkladı. 

BBC'ye konuşan bir kadın, "Oğlumu bebekliğinden beri buraya getiriyorum. Umarım onun için güzel bir anı olur. Onları ileride hatırlayabilmek için bugün buraya gelebilmiş olduğumuz için mutluyum" dedi. 

Bu hayvanlara hayran olduğunu AP'ye söyleyen Michiko Seki de "Japonya'nın pandalara ihtiyacı var. Siyasetçilerin bu durumu çözmesini umuyorum" diye konuştu.

Birleşik Krallık'ın kamu yayıncısına konuşan bir başka kadının da "Onların büyümesine tanık olmak çok keyifliydi" ifadesini kullandığı bildirildi. 

Bir üreme araştırması için Japonya'ya gönderilen Shin Shin ve Ri Ri'nin çocukları Xiao Xiao ve Lei Lei, 2021'de aynı hayvanat bahçesinde doğmuştu.

İkilinin ülkeden ayrılması, Japonya'yı 1972'den sonra ilk kez dev pandasız bırakacak. 

frgthy
Bazı ziyaretçilerin ağladığı görüldü (Şinhua)

Çin ve Japonya ilişkilerinin normalleşmesiyle birlikte panda diplomasisine başvuran Pekin yönetimi, sevimli hayvanları 54 yıl önce ada ülkesine göndermişti. 

Benzer jestleri başka ülkelere de yapan Çin, bu hayvanların sahipliğinden vazgeçmiyor. Xiao Xiao ve Lei Lei gibi yurtdışında doğan yavruların da Pekin yönetimine ait olduğu kabul ediliyor. 

Çin bir çift panda başına yılda 1 milyon dolar civarında para alıyor. Genelde bu kira anlaşmaları, 10 yıl sürüyor. 

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun önceki günlerde "Japonya'daki pek çok kişinin dev pandalara bayıldığını biliyorum. Japon dostlarımızın onları Çin'de ziyaret etmesini bekleriz" demişti. 

Başbakan Sanae Takaiçi'nin kasımda düzenlenen parlamento oturumunda Tayvan'la ilgili yaptığı açıklamalar sebebiyle Japonya'nın kısa vadede pandalara ev sahipliği yapması zor görünüyor. 

Tayvan Boğazı'na yönelik muhtemel müdahaleyi "ülkesini tehdit eden bir hareket" olarak göreceğini belirten Takaiçi, böyle bir durumda askeri güç kullanılabileceğini belirtmişti.

Pekin yönetimiyse Takaiçi'den sözlerini geri almasını istemiş, başbakan bunu reddedince Japonya'nın Pekin Büyükelçisi Kenji Kanasugi'yi çağırarak Tokyo'ya protesto notası vermişti.

Independent Türkçe, BBC, AP


Netanyahu doktrini ve Trump anı arasında İran

Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Netanyahu doktrini ve Trump anı arasında İran

Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Michael Horowitz

İran halk ayaklanması dalgasıyla sarsılırken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri uzaktan takip etti. Tahran'daki Kapalı Çarşı tüccarlarının para biriminin çöküşüne karşı protestolarıyla başlayan olaylar, 1979 devriminden bu yana en şiddetli ayaklanma dalgalarından birine dönüştü. Bazı tahminler, geniş çaplı bastırma faaliyetleri sırasında 5 bin ila 12 bin İranlının öldürüldüğüne işaret ediyor. Bu durum rejimi sarstı ve ülke genelinde askeri güçlerin konuşlandırılmasının yanı sıra bir haftalık internet kesintisi uygulamaya sevk etti.

Ancak bu anın önemi, yalnızca ayaklanmanın büyüklüğünden kaynaklanmıyor; İran geçmişte daha büyük ve daha dirençli ayaklanmalara sahne oldu. Önemi daha ziyade, çevresindeki stratejik ortamdan kaynaklanıyor. İslam Cumhuriyeti, radikal bir şekilde farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı ve İran hava savunması, İsrail ile yaşanan 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi ve ardından Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından zorla alıp ülkesine getirerek mesajını kesin bir şekilde pekiştirdi.

Protestolar tırmanırken, ABD Başkanı İranlıları gösterilere devam etmeye çağırdı ve olası bir güç kullanımı konusunda uyardı. Daha sonra politika değişikliğine işaret eden açıklamayla infazların “durduğunu” ve acımasız baskıya “ara verildiğini” belirtse de aynı zamanda askeri seçeneğin halen masada olduğunu da açıkça ifade etti.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişimle daha da artıyor. 7 Ekim'den bu yana İsrail, çatışma yönetimi mantığını ve hesaplı gerilimi artırma ve çevreleme ilkesine dayanan “savaşlar arası operasyonlar” doktrinini terk etti. Artık savaşlar ciddi anlamda yürütülüyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının derinliklerine kadar uzanıyor. İsrail artık bir yerde bir silah deposunu imha etmek veya başka bir yerde bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Aksine, daha iddialı bir hedefi var: Bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonla zayıflamış bir İran rejiminin, doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanması halinde çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle sorusu

Protestoların yaygınlaşmasına ve İran rejiminin baskısının büyüklüğüne rağmen, mevcut dalgayı öncekilerden ayıran husus, rejimin yapısındaki açık kırılganlığın arka planında ortaya çıkmasıdır. 2009, 2018 ve 2022-2023 yıllarında protestocular, hâlâ bölgesel saygınlığa ve bir güç havasına sahip bir otoriteyle karşı karşıyaydı. Ancak bugün, alenen aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel itibarı sarsılmış bir hükümetle karşı karşıyalar. Bu değişim hem protestocuların hem de güvenlik güçlerinin hesaplarını değiştiriyor.

Buna rağmen şu sorulmalı: Bu karışıklıklar rejimi devirebilecek kritik kitleye ulaştı mı? Büyük çaplı baskılardan sonra, cevabın muhtemelen hayır olduğu söylenebilir, nitekim yayınlanan her videoda sadece yüzlerce, belki de birkaç bin protestocu görülüyordu.

Anlaşma yapma ustası” olarak Başkan Trump, gücü, bir işgal aracı olarak değil, bir baskı aracı, bir rakibin davranışını doğrudan yenilgiyle değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan dramatik bir işaret olarak ele alıyor

Bundan önce, İran Şahı'nın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısından sonra o gece sahne şüphesiz dramatik bir şekilde değişmişti. Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce protestocu, 2002'den ve belki de milyonları harekete geçiren 2009’daki Yeşil Hareket protestolarından beri görülmemiş bir sahneyle sokaklara döküldü. Hareket açıkça rejime tehdit oluşturabilecek bir şeye dönüştü. Ardından, İran'dan gelen görüntüler 2009'dan beri görülmemiş sahneler içeriyordu; artan ölüm sayısına rağmen binlerce kişi her gece sokaklara geri dönüyordu. Rejim, devrimlere karşı tüm cephaneliğini devreye soktu. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan başlangıçta protestocuları yatıştırmak için çağrılarda bulundu ve sınırlı tavizler verdi, ancak Dini Lider Ali Hameney, göstericileri terörist ve ajan olarak nitelendirerek bu kısa fırsat penceresini de hızla kapattı. Devletin interneti kesmeye ve yaralama, öldürme ve korkutma amaçlı geniş çaplı bir baskı uygulamaya başlamasıyla birlikte, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da çok geçmeden onunla aynı çizgiye geldi. Rejim ayrıca halk tabanını da harekete geçirerek, protestoların sesini bastırmak ve İslam Cumhuriyeti'nin meşruiyetinin devam ettiğini göstermek için büyük karşı mitingler düzenledi.

Bu hareketi bastırma yarışı sadece iç faktörlerden değil, başta Başkan Trump ile ilgili olanlar olmak üzere dış faktörlerden de kaynaklanıyordu.

Trump faktörü: Belirsiz caydırıcılık

Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllarca birikmiş öfkeyi serbest bırakan en önemli faktörlerden biri olsa da bir diğer eşit derecede önemli oyuncunun -Başkan Trump'ın- etkisi de göz ardı edilmemeli. Başkanın İran'ı açıkça tehdit etme kararı, rejimin protestolara şiddet içeren yanıtını geciktirmiş ve protestoculara Washington'un sessiz kalmayacağı umudunu vermiş olabilir. Ve tehdit gerçekti, çünkü Başkan Trump sözlerini eyleme dökmeye hazır olduğunu daha önce gösterdi.

vf
Trump ve Netanyahu başkent Washington’daki Beyaz Saray’da bir araya geldi, 29 Eylül 2025 (AFP)

Geçtiğimiz yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırıda İsrail'e katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesi, Suriye'de Beşşar Esed'in hedef alınması ve son olarak Venezuela'da Maduro'nun tutuklanması da dahil olmak üzere bir dizi karardan sadece biriydi ve Trump'ın savaştan hoşlanmasa da güç kullanmaktan da çekinmediğini vurguluyordu. Trump yönetimi, Başkanın sözünün eri olduğunu vurgulayarak meydan okuyucu bir ton benimsiyor. Nitekim Beyaz Saray'dan yapılan son açıklamalardan birinde, “Deneyin ve görün” denildi. Bunun bir güç gösterisi olup olmadığı bir yana, tehdidin sadece bir blöf olmadığına inanmak için nedenler var ve bu da başlı başına önemli.

“Usta anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir işgal aracı olarak değil, bir baskı aracı, bir rakibin davranışını doğrudan yenilgiyle değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan dramatik bir işaret olarak ele alıyor. Genellikle uzun süreli çatışmalardan kaçınmak için vur-kaç stratejisini uygulayarak, gücü hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde. Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskının uzun vadeli bir taahhüt gerektireceği İran'da seçeneklerini daraltıyor. Bununla birlikte, kilit önemde güvenlik kurumlarına yönelik sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Saldırılar düzenlenmese bile, Trump'ın müdahalesinin sadece ihtimali bile rejimin sıkı kontrol altındaki baskı mekanizmasını engelleyerek gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara zorladı.

İran rejiminin sık sık “Mossad ajanları” hakkındaki tekrarlanan iddialarına rağmen, İsrail istihbarat teşkilatı herhangi bir dramatik operasyon gerçekleştirmedi. Bir suikast dalgası veya gizemli patlamalar yaşanmadı

Ancak o andan itibaren durum değişti. Başlangıçta rejimin tepkisini kısıtlayan faktör, aslında nihayetinde ivmesini hızlandırmış olabilir. Tahran, Trump'ın müdahale edebileceğini fark ettikçe ve protestolar yayıldıkça, İran bunları bastırmak için daha hızlı hareket etmeye başladı. Amaç açıktı: Trump'ın saldırmaya karar verebileceği zamana kadar protesto hareketinin bastırılmasını sağlamak ve böylece ABD müdahalesi için herhangi bir gerekçeyi ortadan kaldırmak.

Başarılı oldu mu? İslam Cumhuriyeti'nin, bazı İranlıların internet kesintisini atlatmasını sağlayan uydu ağı Starlink'i devre dışı bırakmasının ardından protestolara dair videolar artık dış dünyaya ulaşmaz oldu. Yakın zamanda ABD'nin saldıracağına dair mesajlardan sonra, Trump şimdi geri adım atmış gibi görünüyor. Burada soru şu; bu geri adım atma sadece zaman kazanmak ve bölgede daha fazla güç toplamak için bir manevra mı, yoksa bir saldırının rejimi devirmeyeceğine dair değerlendirmeden kaynaklanan gerçek bir geri adım mı?

İsrail'in hesapları

Durumu yakından izleyen diğer taraf ise karışık araçları kullanarak İran'ın mevcut kırılganlığından yararlanan İsrail'dir. Bir yandan, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestocuları destekleyen açıklamaları ve ofisinden yapılan “İsrail, İran halkının mücadelesinin yanındadır” açıklamalarıyla aleni bir diplomatik baskı söz konusu. Bu pozisyonlar birden fazla amaca hizmet ediyor: İranlılara yalnız olmadıkları mesajı vermek, rejimi tedirgin etmek ve olası sonraki adımların taşlarını döşemek.

sa
Şili'nin Santiago kentindeki İran büyükelçiliği önünde, İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen miting sırasında bir protestocu, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in posterini yakıyor, 20 Ocak 2026 (AP)

Elbette, İsrail'in müdahalesinin, protestoları baş düşmanı tarafından yönetilen yabancı bir komplo olarak gösterme fırsatı vererek İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığı savunulabilir. Ancak İsrailli liderler bu itirazı önemsiz görüyor ve Tahran'ın İsrail ne yaparsa yapsın kendisine aynı suçlamayı yönelteceğini varsayıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre İran’da Mossad'ı iç karışıklığı körüklemekle suçlamak artık bir keşif değil; otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin “yapay” olduğunu savunanlarsa ya saf ya da önceden belirlenmiş dünya görüşlerine hizmet eden bir anlatıyı alaycı bir şekilde destekliyorlar.

Soru şu: İsrail daha ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İran içinde faaliyet gösterme yeteneğini gösterdi. İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve Tahran'ın İsrail'e büyük bir balistik füze saldırısı düzenleme gücünü felce uğratmak için Mossad ajanlarını kullandı. Haziran savaşından bu yana İran hava savunması harap durumda ve bu da İsrail'in isterse İran hava sahasında neredeyse her gün faaliyet göstermesine olanak tanıyor. Bu, İsrail'e bir manevra alanı, savaşı ateşleyebilecek doğrudan, açık eylemler ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek nokta vuruşlar için alan tanıyor.

Bununla birlikte, İran rejiminin “Mossad ajanları” hakkındaki tekrarlanan iddialarına rağmen, İsrail istihbarat teşkilatı herhangi bir dramatik operasyon gerçekleştirmedi. Bir suikast dalgası veya gizemli patlamalar yaşanmadı. Bu “sessizlik”, İsrail'in İran ile savaşmak istemediğini gösterebileceği gibi, belki de ABD ile koordineli olarak, tam olarak hazır olduğu anı beklediğinin de bir kanıtı olabilir.

Trump yönetimi, en azından söylemlerinde, şu anda eylemsizlikten ziyade eyleme meyillidir. İsrail, Trump'ın uzun süreli bir operasyon yerine hızlı bir güç kullanımı istediğinin farkında olarak, doğru anı bekliyor olabilir

Ancak İsrail'in yenilenen “eylem özgürlüğü”, rejimin kaderini kontrol ettiğine inandığı anlamına gelmiyor. İran'ın içinde neler olacağına İranlılar kendileri karar verecek. Nitekim, tam ölçekli bir savaş İsrail açısından aksi sonuçlar doğurabilir, çünkü protestoları hızlandırmak yerine durdurabilir. Herhangi bir devrimci değişimin anahtarı olabilecek birçok İranlı, özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf, İsrail savaş uçakları tepede uçarken ve ülke bombalanmaya hazır haldeyken sokaklara dökülmekte tereddüt edebilir.

İsrail bir saldırı düzenlemeyi seçebilir, ancak herhangi bir operasyonun kısa sürmesini, halkı rejimin arkasında birleştirecek ve muhalefeti bastıracak büyük ölçekli bir çatışma değil, dengeleri değiştirecek bir saldırı olmasını gerektirecek nedenlere de sahip. Elbette, İslam Cumhuriyeti'nin yaygın baskısı ve eşi benzeri görülmemiş düzeyde şiddet kullanmaya hazır olması göz önüne alındığında, müdahalede çok geç de kalınabilir.

cvf
Los Angeles'taki Belediye Binası önünde “İran Halkıyla Dayanışma” adı altında İran toplumu protesto yürüyüşü düzenledi, 18 Ocak 2026, Kaliforniya (AFP)

İsrail'in daha iyi yapabileceği şey, Başkan Trump'ı tehditlerini gerçekleştirmeye ikna etmek ve bunu, İran güvenlik güçlerine karşı geniş çaplı bir hava saldırısı operasyonu, önleyici bir saldırı veya her ikisi yoluyla, maksimum etkiyi garanti eden bir zamanda yapmaktır.

Bahsedildiği gibi, Trump yönetimi, en azından söylemlerinde, şu anda eylemsizlikten ziyade eyleme meyillidir. İsrail, Trump'ın uzun süreli bir operasyon yerine, hızlı bir güç kullanımı istediğinin farkında olarak doğru anı bekliyor olabilir. Bu kısa operasyonu rejime karşı daha uzun bir saldırıya dönüştürme tehdidiyle birlikte, ABD yönetimini ikna etmek, daha geniş bir dizi saldırının kapısını açacaktır. Peki, saldırının bu seferki amacı nükleer tehdidi ortadan kaldırmak değil de rejimin kendisini ortadan kaldırmak mı olacak?


Çin ordusunun üst kademelerindeki tasfiye, orduyu ve Tayvan'ın geleceğini nasıl etkileyebilir?

General Cang Youşia (Reuters)
General Cang Youşia (Reuters)
TT

Çin ordusunun üst kademelerindeki tasfiye, orduyu ve Tayvan'ın geleceğini nasıl etkileyebilir?

General Cang Youşia (Reuters)
General Cang Youşia (Reuters)

Çin geçtiğimiz hafta, ordunun en üst düzey generalini "disiplin ve hukukun ciddi ihlalleri" şüphesiyle soruşturduğunu açıklayarak önemli bir adım attığını duyurdu. Ayrıntılar açıklanmadı, ancak bu adım son derece önemli kabul ediliyor çünkü general, Cumhurbaşkanı Şi Cinping'den sonra en yüksek rütbeli askeri yetkiliydi.

Savunma Bakanlığı, önceki gün yaptığı açıklamada, yetkililerin iki generali soruşturduğunu belirtti: Çin'in en yüksek askeri organı olan güçlü Merkezi Askeri Komisyon'un en üst düzey başkan yardımcısı General Cang Youşia ve komisyonun kıdemli olmayan bir üyesi olup ordunun müşterek kurmaylığını yönetmekten sorumlu General Liu Cinli.

Bu hamle, altı üyesinden beşi görevden alınmış veya soruşturma altına alınmış olan Şi başkanlığındaki “komite”nin tüm yapısını etkili bir şekilde sarstı.

Asia Society Policy Institute'un Çin Analiz Merkezi'nde araştırmacı olan Neil Thomas, “Şi Cinping, Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana Çin askeri liderliğinin tarihindeki en büyük tasfiyelerden birini gerçekleştirdi” değerlendirmesinde bulundu.

Ordu ve genel olarak Çin için bu değişikliklerin tam etkisi henüz belirsizliğini koruyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bazı uzmanlar, bu hamlelerin Pekin'in kendi topraklarının bir parçası olarak gördüğü özerk ada Tayvan'a yönelik bir sonraki adımına da yansıyabileceği görüşünde.

General Cang'ın görevden alınmasının önemini anlamak için bazı unsurlar aşağıda belirtilmiştir.

Ordudaki son tasfiyenin arkasında kim var?

Savunma Bakanlığı önlemleri açıkladı, ancak iddia edilen ihlallerle ilgili herhangi bir ayrıntı vermedi. Ertesi gün, Halk Kurtuluş Ordusu Gazetesi, somut nedenleri açıklamayan bir başyazı yayınladı ve sadece “disiplin ve hukukun ciddi şekilde ihlal edildiği şüphesi” olduğunu ve Şi'nin başkanlığının ilk günlerinden beri yapmaya çalıştığı yolsuzluğu cezalandırma konusundaki kararlılığını gösterdiğini belirtti.

Sosyal medyada söylentiler dolaştı ve bazı medya kuruluşları bu değişikliklerle ilgili haberler yayınladı, ancak resmi bir doğrulama yapılmadı.

Pasifik Forumu'nun misafir araştırmacısı K. Tristan Tang, “Çinli yetkililer tarafından kamuoyuna açıklanan veya seçici bir şekilde sızdırılan hiçbir kanıtın, Cang'ın görevden alınmasının temel nedenini yansıttığını düşünmüyorum” dedi. "Önemli olan nokta, Şi Cinping'in Cang'a karşı harekete geçmeye karar vermiş olmasıdır. Soruşturma başlatıldığında, sorunların ortaya çıkması neredeyse kaçınılmazdır."

Analistler, tasfiyelerin ordunun reformu ve Şi Cinping'e sadakatinin sağlanmasını amaçladığını ve Çin liderinin 2012'de iktidara gelmesinden bu yana 200 binden fazla memurun cezalandırıldığı daha geniş çaplı bir yolsuzlukla mücadele kampanyasının parçası olduğunu ifade ettiler.

ervfe
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 3 Eylül 2025'te Pekin'de II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümünü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreni sırasında bir arabanın içinde duruyor (Reuters)

Cang ve Liu'nun görevden alınmasından önce, Komünist Parti geçen ekim ayında komitenin diğer başkan yardımcısı Hı Weydong'u da görevden almış ve yerine Cang Şıngmin'i getirmişti; Cang Şıngmin şu anda komitenin tek kalan üyesidir.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre askeri veriler ve resmi medya raporları, 2012'den bu yana Halk Kurtuluş Ordusu'ndan en az 17 general askeri görevlerinden uzaklaştırıldı; bunların arasında en üst düzey askeri organın sekiz eski üyesi de bulunuyor.

Bu durum Tayvan'a yönelik adımları nasıl etkileyecek?

Bazı gözlemciler, bu görevden almaların Çin'in Tayvan ile ilgili kararlarına yansıyabileceğini düşünüyor, ancak konu hala belirsizliğini koruyor.

Çin, Tayvan'ı kendi topraklarının bir parçası olarak görüyor ve gerekirse adayı zorla ele geçireceği tehdidinde bulunuyor. Pekin, ABD hükümetinin Tayvan ile büyük bir silah anlaşması yaptığını açıklamasının ardından, geçen ay Tayvan çevresinde iki gün süren büyük çaplı askeri tatbikatlar düzenleyerek baskısını da artırdı.

Asia Society Policy Institute'tan Neil Thomas, son baskının “Çin'in Tayvan'a yönelik tehdidini kısa vadede zayıflattığını, ancak uzun vadede güçlendirdiğini” söyledi.

Bunun, “kargaşa içindeki üst düzey liderlik” nedeniyle kısa vadede adaya karşı herhangi bir askeri gerilimin daha az tehlikeli hale geldiğini, ancak uzun vadede ordunun daha sadık, daha az yozlaşmış ve daha yetenekli bir liderliğe sahip olacağı anlamına geldiğini belirtti.

Pasifik Forumu'ndan Tang'ın, üst düzey askeri liderlerin görevden alınmasının Çin'in savaşa hazır olmadığı anlamına geldiği fikrini pekiştirip pekiştirmediğini sorması üzerine, “bu, değerlendirmeyi temelden değiştirmez” dedi. Şöyle devam etti: “Ancak, Halk Kurtuluş Ordusu'nun savaşa hazırlık durumunun önemli ölçüde zarar gördüğünü de düşünmüyorum.”

Askeri Komite"nin geleceği belirsiz

Son değişikliklerle birlikte Askeri Komisyon, başkanı ve cumhurbaşkanı Şi Cinping'in yanı sıra altı üyeden sadece biri ile faaliyet gösterecek.

Halk Kurtuluş Ordusu gazetesindeki bir başyazıda, Cang ve Liu'ya karşı alınan önlemlerin ardından, partinin “Halk Kurtuluş Ordusu'nun gençleşmesini teşvik etmek ve güçlü bir askeri güç oluşturmaya bir ivme kazandırmak” için harekete geçtiği belirtildi.

Ancak, beş boş pozisyonun yakında doldurulup doldurulmayacağı veya Şi'nin, yeni Askeri Komisyon üyelerini atamaktan da sorumlu olan Komünist Parti Merkez Komitesi'nin seçileceği 2027 yılına kadar mı bekleyeceği belirsizdir. Tang, Şi'nin bu pozisyonları yakın vadede doldurması konusunda herhangi bir baskı görmüyor. “Hedef, komitenin şu anki tek üyesi olan Cang Sıengmin'e karşı bir iç denge unsuru yaratmak değilse” dedi.