ABD’li ve Avrupalı devlet başkanları emekli olduktan sonra hayatlarını nasıl geçiriyor?

Beyaz Saray'ın ayrıcalıkları kimilerini tatmin ederken kimileri yaşadıklarını kitaplaştırıyor ve Merkel bir ara verip normal hayata dönmeye karar veriyor

Eski ABD Başkanı Barack Obama, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda konuşurken (AFP)
Eski ABD Başkanı Barack Obama, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda konuşurken (AFP)
TT

ABD’li ve Avrupalı devlet başkanları emekli olduktan sonra hayatlarını nasıl geçiriyor?

Eski ABD Başkanı Barack Obama, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda konuşurken (AFP)
Eski ABD Başkanı Barack Obama, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda konuşurken (AFP)

Fidel Spiti
Halkın, cumhurbaşkanlarının ve devlet liderlerinin pozisyonlarını kaybettiklerinde veya emekli olduklarında ne yaptıklarını bilme konusunda istemsiz bir merakı vardır.
Görev süresi veya iktidarı sırasında bir medya yıldızına dönüşen başkan veya liderin fotoğrafları haber bültenleri, gazeteleri ve internet sitelerini dolduruyor. Sosyal platformlardaki hesaplarında milyonlarca kişi kendisini takip ediyor. Twitter hesabından yapacağı bir paylaşım dört gözle bekleniyor. Çünkü birçok makale, röportaj ve siyasi analize malzeme veriyor.
Kısa ya da uzun dönemler boyunca yıldızlığın tadını çıkaran bu şahsiyetler, spotların altından çıktıklarında hayatlarını nasıl tamamlayacaklarını merak etmemize neden oluyor.


Eski ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

Herkes, Almanya Şansölyesi Angela Merkel’e başbakanlıktan ayrıldıktan sonra ne yapacağını sordu. Aynı durum, son iki ABD Başkanı, Barack Obama ve Donald Trump için de geçerlidir. Çözümleri, seyahatleri ve seçimlerde siyasi duruşları örneğin Obama’nın seçimlerde Demokratları desteklemesi ya da Trump'ın ABD seçimlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından Kongre binasının basılması ve seçimlerdeki kaybıyla ilgili yürütülen soruşturmaları örtbas etmek için yaptığı itiraz ve kafa karıştırma girişimleri ile bugün hala dünyayı meşgul ediyorlar.

ABD başkanlarının Beyaz Saray'dan sonraki ayrıcalıkları
Marissa Laliberte, ABD menşeili ‘Reader's Digest’ dergisinde yayınlanan araştırmasında, ABD başkanlarının Beyaz Saray'dan ayrıldıktan sonra bile sahip oldukları ayrıcalıklar hakkında şunları kaleme aldı:
“Beyaz Saray'da ister 4 ister 8 yıl kalsın, ABD Başkanı görevden ayrıldıktan sonra ömür boyu ayrıcalıklar elde ediyor. 1958'de çıkarılan Eski Başkanlar Yasası ile görevden ayrıldıktan sonra ne karar verirlerse versinler kendilerini birden fazla şekilde destekleyecek çeşitli avantajlara sahipler.”
Herkes için Oval Ofis'ten ayrılmadan ve normal hayata dönmeden önce federal hükümet iki başkan arasındaki devir teslim süreci için 900 bin dolar ödenmesine olanak sağlıyor. Eski Başkan, görev süresini takip eden altı ay içinde bu paranın bir kısmını ‘ofisindeki işleri bitirmek’ için kullanmak üzere alabilir.
Başkanların görevde oldukları her yıl boyunca aldıkları bin dolarlık maaşa gelince kazandıkları meblağların oluşturduğu buz dağının görünen kısmından başka bir şey değil. Başkanlar ve emekli ordu generalleri eski askeri lider sıfatıyla hayatlarının geri kalanında her yıl, bir Kabine Sekreteri’nin maaşına yakın bir tutar elde ederler. Yani yaklaşık 211 bin dolar emekli maaşı alıyorlar.
ABD Başkanı'nın istediği, herhangi bir ABD eyaletinde bilimsel ve kültürel bir anıt ve araştırma ve çalışmalar için büyük ve gösterişli bir yapı ile kendi adını taşıyan devasa bir kütüphane kurması adet haline geldi. Bu kütüphaneler görev süresinin bitiminde söz konusu Başkan’ın denetimi altında faaliyet gösterir. Ayrıca bu merkeze bağlı, destekleyen kurum, kişi ve şirketlerden yardım ve destek alabilecek bir kuruluş inşa eder.
Eski başkanlar, hayatının geri kalanı boyunca da kamuya mal olmuş isimler olarak kalırlar. Bu nedenle, onlar ve 16 yaşına gelinceye kadar çocukları, güvenlik korumasından yararlanır. Vefat eden eski başkanların eşleri ve hayatta olanların boşandıkları eşleri, federal bir makamda yüksek bir göreve sahip olmadıkları ve 60 yaşından önce yeniden evlenmedikleri sürece her yıl 20 bin dolar emekli maaşı alır.
Başkanlar ayrıca kendi cenazelerini planlar. Başkan için ne kadara mal olursa olsun tam bir cenaze töreni planlamak için askeri subayları görevlendirir.

Başkanlar, Senatörler ve Danışmanlar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, eski ABD Başkanı Barack Obama, Beyaz Saray’da 8 yıl kaldıktan sonra ayrılırken mizahi bir üslupla Spotify’da çalışmak istediğini açıklamıştı. Politik olarak gündemde kalacağına söz verdi. Gerçekten de siyasi deneyimi üzerine birkaç kitap kaleme aldı. Dünya çapında ona çok para kazandıran, siyasi konferanslar alanında aktifti. Aynı durum, eşi Michelle Obama için de geçerli. Halen halkla ilişkilerde ve sivil toplum kuruluşlarında faaliyet gösteriyor. Öte yandan Obama'nın gençliğinden bugüne kadar olan hayatı hakkında bir kitap yazdı. İki kızı, sekiz yılda kameraların ve her türlü medya aracının gözü önünde büyüdükten sonra sosyal medyada iki yıldıza dönüştü.
ABD’nin ikinci Başkanı John Adams, eşi Abigail ile sakin bir hayat yaşamak için emekli oldu ve ailesinin etrafında yer aldığı bir 25 yıl daha yaşadı. Bu süre zarfında yazmaya çok zaman ayırdı.
Başkan James Madison, başkanlığından önce çiftliklerde çalışırdı. Emekli olduktan sonra eski işine geri dönüp kölelerin haklarını savundu. Faaliyetlerine, köleleştirilmiş Afrikalıları Afrika'ya geri göndermeye çalışan tartışmalı bir örgüt olan ABD Sömürge Derneği’nde devam etti.
Watergate skandalından (1969-1974) sonra istifa eden Richard Nixon ise bir takım sağlık ve mali sorunlarla karşı karşıya kaldı. Daha sonra anılarını sattı. Geniş ailesine destek olabilmek için ücretli röportajlar verdi. Ancak daha sonra küresel medya sahnesine geri dönebildi.


Eski ABD Başkanı Jimmy Carter (Getty)

1977-1981 yılları arasında görev yapan Jimmy Carter’a gelince ABD Başkanı olarak emekli olduktan sonra ne yapılması gerektiğine en iyi örnek olarak görülüyor. Dış politikada yaşanan sorunlar başkanlığını tükettikten sonra, kendi adını taşıyan uluslararası derneği aracılığıyla insani konularda faaliyet gösterdi. Uluslararası diplomaside çalıştı. Birçok çatışmada barış müzakerecisi görevi üstlendi. Çok sayıda kitap yazdı. 2002 yılında Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü. 92 yaşına gelen Carter, hala hayır projelerinde yer alıyor.
Bir Senatörün veya Temsilciler Meclisi üyesinin yıllık maaşı 174 bin dolardır. Ancak asıl para, hizmet süresi boyunca değil, daha sonra kazanılıyor. Eski Kongre üyeleri, bir yıllık zaman aşımından sonra bu tür siyasi veya sivil gruplarda lobi kurabilir veya bir lobide faaliyet gösterebilir. Deneyimleri ve yönetim içinde etkili olma yetenekleri nedeniyle hak ettikleri yüksek ücretler karşılığında genellikle siyasi ve yasama alanlarındaki kuruluş, birey, şirket veya kurumlara danışmanlık yaparlar. Emekli bir Kongre üyesi, milyonlarca dolar kazanabilir. Ancak çalıştığı şirketin finansal etkisi uzun vadede milyarlarca dolar olabilir.

İngiltere ve Almanya Şansölyeleri
Winston Churchill, hala 20. yüzyılın en ünlü İngiliz Başbakanlarından biridir. İlki 1940-1945 arasında ve ikincisi 1951 -1955 arasında olmak üzere iki dönem görev yaptı. Ancak 1955 yılında Downing Caddesi'nden son kez ayrıldıktan sonra dokuz yıl boyunca milletvekili olarak kaldı. Ama tek yaptığı iş bu değildi. Resme geri dönme fırsatı yakaladı. Dünyanın dört bir yanına birçok seyahate çıktı.
1932 yılında yani İngiliz siyasetinde en üst sıralarda yer almadan önce yaptığı The Goldfish Pool adlı tablolarından biri 2014 yılında müzayedede yaklaşık 1,8 milyon sterline satıldı.  Emekliliğinde kendini yazmaya adadı. ‘A History of the English-Speaking Peoples’ (İngilizce Konuşan Halkların Tarihi) isimli dört ciltlik büyük bir araştırma yayınladı.  


Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair (Reuters)

Irak savaşı teorilerinin yanlış olduğu ve Bağdat'ın savaşın dayanağı olan herhangi bir kitle imha silahına sahip olmadığı ortaya çıktıktan sonra sansasyon yaratan bir diğer İngiltere Başbakanı Tony Blair’e gelince, politik olarak zor bir aşamada başbakan olarak sahip olduğu uzun deneyimi, kitap yazmasına, büyük bir silah üreticisi şirketler grubuna veya jeopolitik araştırma kurumlarına danışmanlık sağlamasına yardımcı oldu. Hala dünyanın çeşitli üniversitelerinde siyaset dersleri veriyor.
İngiltere'nin 2016 yılında Avrupa Birliği'nden ayrılma yönünde oy kullanmasının ardından istifa eden İngiltere Başbakanı David Cameron, 2017 yılının Nisan ayında siyasi kariyeri hakkında bir kitap yazmak için inzivaya çekildiğini ve bahçesine bir kulübe inşa ettiğini duyurdu.
Theresa May'e gelince, İngiliz Avam Kamarası üyesi olarak görevine geri döndü ve deneyimi hakkında bir kitap yazdı. Bir söyleşisinde söylediği gibi, ‘Brexit’ müzakerelerindeki yorgunluğunun bir sonucu olarak, derin bir uyku döneminin ardından en sevdiği hobisi olan kriket oynamaya geri döndü.
Alman menşeili haber sitesi Deutsche Welle'ye göre, emekliliğini nasıl geçirmeyi düşündüğü sorulduğunda Merkel, ‘dinleneceğini ve hiçbir daveti kabul etmeyeceğini’ söyledi. Boş zamanlarını ‘gözleri yorulana kadar kitap okumak’ gibi ilgisini çeken şeyleri yapmaya ayıracağını belirtti.


Almanya Şansölyesi Angela Merkel (AFP)

Merkel'in seleflerinden bazıları, görevden ayrıldıktan sonra özel sektöre geçti. 1982 yılında başbakanlıktan ayrılan Helmut Schmidt, haftalık ‘Die Zeit' gazetesinin yayın ortağı oldu. 2012 yılında verdiği bir röportajda, asla 15 bin doların altında ders vermeyeceğini söyledi. Eski Şansölyeler Helmut Kohl ve Gerhard Schröeder'e gelince, siyasi geçmişlerini ve şöhretlerini para kazanmak için nasıl kullanacaklarını biliyorlardı. Kohl, bir siyasi ve stratejik danışmanlık firması kurdu. Schröeder, gaz boru hattı şirketi ‘Nord Stream’ Yönetim Kurulu Başkanı olarak atandı. Bu, bazılarının, bu şirketteki çalışmasının ‘kamu yararına zarar verdiğini’ düşündüğü için çok sayıda eleştirinin hedefi olan Rus şirketi ‘Gazprom’un bir yan kuruluşudur.

Arap dünyasında
Arap dünyasına gelince burada çok sayıda emekli devlet başkanı bulamazsınız. Çoğu ya bir darbe sonucunda ya da bir askeri saldırı sonucu devrildi. İkisi de öldürülen Yemen’deki Ali Abdullah Salih, Libya’daki Muammer Kaddafi gibi. Ya da Zeynel Abidin bin Ali gibi sürgüne gönderildi. Ya da Hüsnü Mübarek ve Abdulaziz Buteflika gibi darbeden sonra öldü. Yahut da bazıları Beşşar Esed gibi hala iktidarda.
Cumhurbaşkanlarının emekli olduğu Lübnan'a gelince, çoğu, bir miktar sosyal katılımı içeren fiili emekliliğe başvuruyor. Ya özellikle de Emir Lahud ve Mişel Süleyman gibi ordu generali eski cumhurbaşkanları ilk işlerinden emekli olduktan sonra aldıkları büyük tazminat yoluyla elde ettikleri büyük paranın tadını çıkarabilirler. Ya da görev süreleri boyunca yürüttükleri mali işlerden elde ettikleri paralardan biriktirdiklerini harcarlar. Bunlardan pek çoğu artık hayatta değil. Aralarında bilinen eski Cumhurbaşkanı Emin Cemayel’dir.
Lübnan’daki emekli başbakanlara gelince genellikle unutulup giderler. Tıpkı Eski Başbakan Selim el-Hoss’a olduğu gibi. Ya da hayatının geri kalanını kültürel ve sosyal bir aktivist olarak Beyrut'taki el-Hamra Caddesi'ndeki kafelerde emekli yazarlar ve politikacılarla birlikte oturarak geçiren Emin el-Hafız gibi. Elbette Sami es-Sulh, Reşid es-Sulh, Abdullah el-Yafi, Hüseyin el-Uveyni ya da Başbakan olarak atanmadan önce Amerikan Üniversitesi'nde profesör olan ve hükümetinin görev süresi sona ermeden önce bile düzgün bir iş arayan Hassan Diyab gibi pek çok Başbakan’ın adlarından bile bahsedilmiyor.



Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
TT

Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın defalarca askeri müdahale tehdidinde bulunduğu Grönland'la ilgili tavrı, transatlantik ittifakını geri dönülmez şekilde değiştirdi.

Trump, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) 21 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Grönland konusunda "gelecekte yapılacak bir anlaşmanın çerçevesinin" oluşturulduğunu duyurmuştu.

ABD Başkanı, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşerek belirledikleri çerçevenin detaylarını paylaşmamıştı.

Cumhuriyetçi lider, Grönland'la ilgili tutumuna karşı çıkan 8 Avrupa ülkesine uygulamayı planladığı gümrük tarifelerini askıya aldığını da açıklamıştı.

CNN'in analizinde, Trump'ın Grönland'a yönelik tehditleriyle ABD'nin Avrupa ve NATO'yla ilişkilerini "diplomatik kaosa" sürüklediği belirtiliyor.

İsveç Başbakan Yardımcısı Ebba Busch, "Son birkaç haftada yaşananlar Avrupa Birliği (AB), Avrupa ve ABD arasındaki ilişkilere çok zarar verdi" diyor.

Eski Litvanya Savunma Bakanı Dovile Sakaliene de ABD-Avrupa ilişkilerinin tamamen kopması ihtimaline dair "Bu, siyam ikizlerinin ayrılması gibi olur. Her ikisi için de kesin ölümle sonuçlanır" ifadelerini kullanıyor.

Ayrıca Avrupa'nın ABD ordusunun seviyesine ulaşıp kendi kendine yetebilecek silahlı güçlere sahip olması için 5 ila 10 yıla ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizindeyse Grönland meselesinin "transatlantik diplomasisi için stres testine dönüştüğü" yazılıyor.

Telegraph, adayla ilgili Birleşik Krallık'ın (BK) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) yaptığı anlaşmaya benzer bir mutabakata varıldığını iddia etmişti. Bu kapsamda ABD ordusunun adada askeri eğitim ve istihbarat faaliyeti yürütmesine müsaade edileceği, askeri üs bölgelerinin ABD toprağı sayılacağı savunulmuştu.

BK'nin GKRY'de işlettiği askeri üsler de kendi toprağı olarak sayılıyor. Grönland'ın kuzeyindeki Pituffik Uzay Üssü, ABD'nin adadaki tek aktif üssü.

WSJ'nin 21 Ocak'taki haberindeyse Grönland'ın maden kaynaklarına yabancı ülkeler tarafından yapılacak yatırımlarda öncelikli veto hakkının ABD'ye sunulabileceği ileri sürülmüştü. Bunun gerçekleşmesi halinde ABD, Çin ve Rusya'nın adaya yatırımlarının önünü kesebilir.

New York Times'ın dün yayımladığı analizde de benzer iddialar paylaşılıyor. Adlarının açıklanmamasını isteyen kaynaklar, ortada yazılı bir anlaşmanın olmadığını söylüyor.

Kopenhag yönetiminin ABD'yle herhangi bir anlaşmayı onaylayıp onaylamadığı belli değil.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, siyaset, yatırım, güvenlik ve ekonomi gibi birçok alanda ABD'yle müzakere yürütülebileceğini ancak egemenlik konusunda bunun asla olmayacağını belirtmişti.

Diğer yandan Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, sürecin dışında bırakıldıklarını WSJ'ye açıklayarak, "Katılmadığım bazı görüşmeler sonucunda, ülkemle ilgili anlaşma yapılıp yapılmadığını veya anlaşmada neler olduğunu bilmiyorum" diyor.

Independent Türkçe, New York Times, Wall Street Journal, CNN


Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
TT

Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)

Teknoloji milyarderi Elon Musk, ABD siyasetine geri dönüyor.  

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan kaynaklar, Musk'ın politika ekibinin kasımda düzenlenecek ara seçim için çalışmalara başladığını söylüyor.

Musk'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın 2024'teki seçim kampanyasına destek için kurduğu America PAC üzerinden bağışları artırmayı planladığı belirtiliyor.

Musk'ın ekibi, Trump'a başkanlık seçiminde oy veren kitlenin ara seçimde de sandığa gitmesini sağlamak istiyor.

Kaynaklar, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance başta olmak üzere üst düzey Cumhuriyetçilerin destek için Musk'la iletişime geçtiğini söylüyor.

Bu kişiler, X CEO'sundan Cumhuriyetçi Parti'nin Temsilciler Meclisi ve Senato'daki çoğunluğunu korumasına yardım etmesini istemiş.

Axios'un pazartesi günkü haberinde, Musk'ın Cumhuriyetçi Senatör Mitch McConnell'ın boşaltacağı koltuğa iş insanı Nate Morris'in gelmesi için 10 milyar dolarlık bağışta bulunduğu yazılmıştı.

Tesla CEO'su, şimdiye kadar bir senatör için yaptığı en yüksek bağışı Fight for Kentucky PAC'i üzerinden vermiş.

WSJ'nin analizinde, Morris'in Vance'le yakın bağları olduğu ve Fight for Kentucky PAC'inin ABD Başkan Yardımcısı'nın üst düzey bir danışmanı tarafından yönetildiği belirtiliyor.

ABD Hükümet Verimliliği Bakanlığı'nı (DOGE) yönetirken yaptığı federal kesintilerle ses getiren Musk, Tesla hisselerindeki düşüşün ardından mayısta kurumdan ayrıldığını duyurmuştu.

Teknoloji milyarderiyle Trump'ın arası, Beyaz Saray'ın tartışmalı vergi indirimi tasarısı nedeniyle bozulmuştu. Sosyal medya üzerinden atışmaların ardından ikili daha sonra "dostluk mesajları" paylaşmıştı.

Analizde, Musk'ın Cumhuriyetçi adayları destekleyerek yeniden Trump'ın kampına katıldığı belirtiliyor. Bu "pragmatik ittifakta" Trump'ın, SpaceX CEO'sunun parası ve teknik altyapısına yeniden erişim kazanacağı, Musk'ın da Washington'daki nüfuzunu sürdürme imkanı bulacağı ifade ediliyor.

Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre Musk, geçen yıl hazirandan bu yana Cumhuriyetçilerin siyasi kampanyalarına yaklaşık 42 milyon dolar bağış yaptı. Bu rakamlara, Morris'i desteklemek için yaptığı bağış dahil değil.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Axios


ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
TT

ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)

Gazze’yi “modern bir kıyı kenti”ne dönüştürmeyi amaçlayan ABD planının yeniden gündeme gelmesi, bölgedeki demografik dengelere ilişkin kaygıları da beraberinde getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı ve Filistinli gözlemcilere göre bu girişim, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi riskini barındırırken, uzmanlar Washington’un “Yeni Gazze” tasarımının Arap-İslam dünyasının benimsediği yeniden imar planı karşısında sahada karşılık bulmasının zor olduğunu vurguluyor.

ABD, yıkıma uğrayan Filistin topraklarının yeniden inşasını hedefleyen “Yeni Gazze” planını kamuoyuna açıkladı. Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu kapsamında gerçekleştirilen “Yeni Küresel Barış Konseyi” imza töreninde, Akdeniz kıyısı boyunca uzanan gökdelenler, Refah bölgesinde yer alacak konut projeleri ile yeni yerleşim, tarım ve sanayi alanlarının aşamalı gelişimini gösteren bir harita sunuldu.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Davos’ta “Barış Konseyi”ni resmen başlattı. Konseyin ilk aşamada Gazze’de ateşkesin kalıcı hale getirilmesine, yeniden imar çalışmalarına ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına odaklanacağını belirten Trump, ilerleyen dönemde daha geniş bir rol üstleneceğini söyledi. Trump, konseyin “Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde çalışacağını” da ifade etti.

Gazze’de “büyük bir başarı” elde edeceklerini savunan Trump, “Ben bir emlakçıyım; her şey Gazze’nin konumuyla ilgili” dedi. Trump, “Deniz kıyısında bir yerden söz ediyoruz. Bu alan pek çok insan için çok şey ifade edebilir” ifadelerini kullandı.

ABD’nin açıkladığı “ana plan” haritasında, “kıyı turizmi” için ayrılmış bir bölge, 180 kule, çeşitli “konut alanları”, “sanayi kompleksi, veri merkezleri ve ileri üretim tesisleri”, “parklar ile tarım ve spor alanları” yer aldı. Plan ayrıca Mısır sınırına yakın bir bölgede yeni bir liman ve havalimanı inşasını ve Mısır, İsrail ve Gazze sınırlarının kesiştiği noktada “üçlü sınır kapısı” oluşturulmasını öngörüyor.

vfdvfd
Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının imza töreni, Şarm eş-Şeyh (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

ABD planına göre Gazze Şeridi’nin yeniden geliştirilmesi dört aşamada gerçekleştirilecek; süreç Refah’tan başlayarak kademeli biçimde kuzeye, Gazze kentine doğru ilerleyecek.

Uluslararası Filistin’i Destekleme Kurumu Başkanı Salah Abdülati, “Yeni Gazze” planının zorunlu göç riskini yeniden gündeme getirdiği uyarısında bulundu. Abdülati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “ABD planı iddialı, ancak Gazze halkının yerinden edilmesine yönelik bir projenin vitrini olmasından endişe ediliyor” dedi.

Abdülati, Trump yönetiminin planının Filistinli grupların silahsızlandırılmasına, Gazze’nin yeniden yapılandırılmasına ve mülkiyetlerin yeniden dağıtılmasına bağlı olduğunu belirterek, bunun “yeniden göç kapısını aralayabileceğini” savundu. Planın, Gazze’yi halkının denetimi dışında bir ekonomik bölgeye dönüştürmeyi hedeflediğini ifade etti.

Buna karşılık Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Tarek Fahmi, Washington’un “Yeni Gazze” vizyonunu “Amerikan temennileri” olarak nitelendirdi. Fahmi, Gazze için hazırlanmış “Arap-İslam yeniden imar planının” daha kapsamlı ve uygulanabilir olduğunu söyledi.

Arap Birliği, Mart ayında Mısır tarafından hazırlanan Gazze’nin yeniden imar planını kabul etmiş, plan daha sonra İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından da onaylanmıştı. Söz konusu plan, Filistinlilerin yerinden edilmeden erken toparlanma ve yeniden imar sürecini hedefliyor.

Fahmi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “ABD planı ile Arap planı arasında doğrudan bir çelişki yok, ancak iki plan arasında bir tamamlayıcılık da bulunmuyor” dedi. Kahire’nin, ABD himayesinde uluslararası bir yeniden imar konferansı düzenlemek için çalıştığını aktardı.

Mısır, Gazze’nin yeniden inşası için uluslararası bir konferansa ev sahipliği yapacağını açıklarken, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Şarm eş-Şeyh’te düzenlenen Barış Zirvesi sırasında ABD Başkanı’nı konferansa katılmaya davet etti.

Mısır ve Arap ülkeleri, Gazze’nin mevcut yönetimi için kurulan bağımsız komitenin etkinleştirilmesine odaklanıyor. Fahmi’ye göre, komitede Filistinli bir ortağın yer alması, Gazze’de barış planının devamı açısından önemli bir kazanım niteliği taşıyor.

ABD Başkanı’nın geçen hafta duyurduğu kararla kurulan ve Ali Şaş’ın başkanlığını yaptığı Filistinli “teknokrat komite”, Gazze’nin yönetimini devralmak üzere çalışmalarına başladı.

Salah Abdülati ise Arap ve İslam dünyası tarafından kabul edilen planın Filistinliler için en uygun seçenek olduğunu vurguladı. Bu planın zorunlu göçü engellediğini, kısa bir zaman dilimi içinde yeniden imarı mümkün kıldığını ve Filistinlilerin sürece gerçek anlamda katılımını sağladığını belirtti. Abdülati, ABD planının ise Filistinlileri yeterince dahil etmemesi nedeniyle çok sayıda engelle karşılaşacağını söyledi.

Öte yandan Trump’ın Şubat ayında yaptığı ve Gazze’yi “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüştürmeyi, Filistinlileri başka bölgelere yerleştirmeyi öngören açıklamaları, Mısır ve birçok Arap ülkesi tarafından sert biçimde reddedilmişti.

Trump, o dönemde yaptığı açıklamada, “ABD Gazze Şeridi’nin kontrolünü üstlenecek. Bölgede bulunan patlamamış mühimmatları ve tehlikeli silahları temizleyeceğiz. Bu alanı devralacak, geliştirecek, binlerce istihdam yaratacağız. Ortadoğu’nun tamamının gurur duyacağı bir yer olacak” demiş ve Gazze’nin “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüşeceğini savunmuştu.