Husilerin şiddeti artırdığı Yemen’de siviller her geçen gün daha savunmasız hale geliyor

Hudeyde Valiliği'nin El-Koha bölgesinde, yerinden edilenler için çadırlar kuruluyor. (Reuters)
Hudeyde Valiliği'nin El-Koha bölgesinde, yerinden edilenler için çadırlar kuruluyor. (Reuters)
TT

Husilerin şiddeti artırdığı Yemen’de siviller her geçen gün daha savunmasız hale geliyor

Hudeyde Valiliği'nin El-Koha bölgesinde, yerinden edilenler için çadırlar kuruluyor. (Reuters)
Hudeyde Valiliği'nin El-Koha bölgesinde, yerinden edilenler için çadırlar kuruluyor. (Reuters)

Uluslararası alandaki üç büyük kuruluş; Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch / HRW), Husilerin başta Marib olmak üzere birçok bölgede sivillere karşı işlediği ve yüz binlerce yerinden edilen Yemenliyi hedef aldığı ihlallere ve suçlara ışık tuttular. Husi milislerinin son iki ayda hedef aldığı bölgelerde sivillerin çektiği acıların bir kısmını belgeleyen söz konusu kuruluşlar sivillere yönelik ihlallerin boyutunun geç ortaya çıktığını ve bu durumun insani dramı derinleştirdiğini vurguladılar.
UNHCR, IOM ve HRW, Marib vilayetinin güneyindeki sivilleri derinden etkileyen ihlaller ve buradan göç ettirilenlerle ilgili ardı ardına üç rapor yayınladılar. Söz konusu kuruluşlar Marib vilayetinde yerinden edilmiş yaklaşık bir milyon insanın risk altında olduğu konusunda uyardılar.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Husi milislerinin şiddeti artırması sonucunda vilayetteki beş mülteci kampını kapatmak zorunda kalan kuruluşlar ateşkes çağrısında bulundular. Daha fazla acı yaşanmasının sadece barışçıl bir çözüm ile durdurulabileceğini vurguladılar.
Barış yapılması Yemen’deki meşru hükümet ve Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu tarafından benimsenirken Husi milisleri ise bu seöeneğe karşı çıkıyor.
UNCHR Sözcüsü Shabia Mantou'ya göre de daha fazla acıya sadece çatışmaya barışçıl bir çözüm bulunması engelleyebilir. UNHCR Sözcüsü en fazla yardıma mutaç olan ailelerin Serva bölgesinden gelenler olduğu bilgisini paylaştı.
Serva’da yaşayanların büyük kısmı son haftalarda çıkan silahlı çatışmalar nedeniyle bölgeyi terk etti. Çatışmalar aynı zamanda UNHCR tarafından işletilen beş sığınma evinin de kapatılmasına yol açtı. Ailelerden bazılarının 2015'te patlak veren çatışmanın başlangıcından bu yana beş kez yerinden edildiği kaydedildi.
BM yetkilisi, bir milyondan fazla yerinden edilmiş insanın karşı karşıya olduğu tehlikelere ilişkin şunları söyledi:
“Marib'de cephe hatlarının yer değiştirmesi ve yoğun nüfuslu bölgelere yaklaşmasıyla birlikte ülke içinde yerinden edilen bir milyondan fazla insan risk altında. Özellikle insani yardıma erişim onlar için daha zor hale geldi.”
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Marib vilayetindeki sivillerin güvenliği konusundaki endişelerini dile getirdi. Şehirde çatışmaların yoğunlaşmasıyla yerinden edilenlerin sayısı bir milyonu geçmiş durumda.
UNHCR Sözcüsü duruma dair şunları söyledi:
“Daha fazla acıyı durdurmanın tek yolu, çatışmaya barışçıl bir çözüm bulmaktır. Çatışmanın daha fazla artması, Marib'deki nüfus arasında, özellikle de ülke içinde yerinden edilenler arasında daha fazla kırılganlığa yol açabilir. Eylül ayından bu yana yaklaşık 40 bin kişi Marib içinde yer değiştirmeye zorlandı. Bu, yılın başından bu yana ülkenin güneydoğu vilayetindeki tüm yerinden edilmelerin yaklaşık yüzde 70'ine denk geliyor.”
İnsan Hakları İzleme Örgütü, güney Marib'de sivillere karşı işlenen suçlara ve ihlallere ilişkin raporunda Husi milislerinin valilikteki nüfuslu bölgelere ayrım gözetmeksizin top mermileri ve balistik füzeler ile saldırı düzenlediğini bildirdi. Söz konusu saldırılar kadın ve çocuklar da çok sayıda sivilin yaşamını yitirmesine yol açtı. Husiler ayrıca valiliğin güneyindeki köylüleri de hedef aldı.
Milislerin ayrım gözetmeksizin yaptığı saldırılarını derhal durdurmalarını ve insani yardım erişimine izin vermelerini isteyen İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden şu açıklamada bulunuldu:
 “Husilerin eylemleri,  milislerin kötü insan hakları siciline eklenen utanç verici bir model haline geldi. Ayrım gözetmeyen saldırılarını derhal sonlandırmalı ve insani yardımın Marib'deki sivillere ulaşmasına izin vermeliler.” 
Görgü tanıklarının aktardığına göre milisler yaklaşık bir ay boyunca Abdiya bölgesinde 35 bin kişiyi kuşatma altına aldı ve bölgeye giriş çıkışları engelledi. Milisler ayrıca yiyecek, yakıt ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin de bölgeye girişini engelledi. Abdiya ve Juba mahallelerini rastgele bombalayan Husiler Ma'rib şehrini balistik füzeler ile vurdu. Çocuklar da dahil olmak üzere 100'den fazla sivilin öldüğü veya yaralandığı ekim, en kanlı ay olarak kayıtlara geçti.
Husilerin 27 Ekim'de gerçekleştirdiği ağır topçu atışlarının evlerine yaklaşmasıyla birlikte ailesiyle birlikte Juba bölgesinden kaçan bir Yemenli yaşadıklarını şu sözlerle özetledi:
“Kaçmaya karar verdiğimiz gece oğluma şarapnel parçası isabet etti. Ertesi gün Al-Amud bölgesinde akrabaların evinde kaldık.”
Ancak Husi milislerin ateşlediği bir füze bölgeyi vurarak söz konusu vatandaşın 12 kuzeninin ve bazı arkadaşlarının yaşamlarını yitirmesine neden oldu. Videolar ve fotoğraflar Marib şehrinin 20 kilometre güneyinde ve bölgede herhangi bir askeri hedefin olmadığını ortaya koydu.
Yardım görevlileri, ekim ayı sonunda Abdiya ilçesinden Marib şehrine kaçan sivillerin kendilerine kuşatma ile ilgili bilgi verdiğini bildirdi. Milislerin ayrıca vatandaşları güçlerine katılmaya zorladıkları kaydedildi.
Uluslararası Göç Örgütü de Marib valiliğinde kötüleşen insani durum nedeniyle alarma geçti. Uluslararası Göç Örgütü’nden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Husi milislerinin şiddeti artırması, yerinden edilenler, göçmenler ve onlara ev sahipliği yapan topluluklar arasında ağır kayıplara neden oluyor. Devam eden düşmanlıklara acilen son verilmeli. Dördüncü veya beşinci kez kaçanların sayısı geçen eylül ayından bu yana 45 binin üzerine çıktı.”
Uluslararası Göç Örgütü'nün Yemen'deki Misyon Başkanı Christa Rothensteiner de şunları söyledi:
“Şiddetin Marib şehrinin merkezine ulaşması halinde çok sayıda sivil zayiat ve altyapı yıkımına ek olarak yüz binlerce insan yerinden edilebilir. Eylül ayından bu yana valilikten gelenlerin sayısında on kat artışa tanık olundu. Geçtiğimiz iki yıl içinde Marib'de bu kadar çaresizlik görmemiştik. Çünkü topluluklar defalarca kaçmak zorunda kaldı ve çoğu temel yaşam malzemelerine ihtiyaç duyuyor. Bazen 40 kişi küçük bir çadırı paylaşıyor.”
IOM, çatışmanın artmaya başladığı eylül ayında 10 bin kişinin evlerini terk ettiği tahmininde bulunuyor. Bu sayı, ekim ayında yaklaşık 20 bin kişinin yerinden edilmesiyle ikiye katlandı, Kasım ayında cephe hatları şehre yaklaştıkça 15 binden fazla kişi daha çatışmalardan etkilenen bölgelerden daha güvenli yerlere kaçtı. Çoğunluk, hizmet eksikliğinden muzdarip olan Marib kentinin uzak doğu kısmındaki El-Vadi bölgesine kaçıyor.
Uluslararası Göç Örgütü'nün tahminlerine göre sıkıntı yaşayanlar sadece yerinden edilen Yemenliler değil. Kriz, il genelinde mahsur kalan yaklaşık 3 bin 500 göçmeni de derinden etkiliyor. Cephedeki değişimler göçmenlerin Marib'e ulaşmak için yaptıkları yolculukları engellemeye devam ederken çatışmalara yakın bölgelerdeki vatandaşlar gözaltı, zorla çalıştırma ve cinsel şiddete karşı daha savunmasız hale gelmiş durumdalar.



Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
TT

Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)

Gazze'de Filistinli gruplar içindeki kaynaklar Şarku’l Avsat'a, Hamas ile silah meselesi konusunda "genel istişarelerin" devam ettiğini doğruladı. Bir kaynak, "özellikle Gazze Şeridi'ndeki hükümet operasyonlarının (Gazze İdari Komitesi'ne) devredilmesiyle birlikte, grupların silahları konusunda arabulucularla daha ciddi görüşmelerin önümüzdeki günlerde başlayacağını" ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılmasını ateşkesin ikinci aşamasının uygulanması için temel bir koşul olarak görürken, Filistin hareketi silahlarının akıbetini bu konuda "ulusal bir uzlaşmaya" bağlıyor.

Hamas'tan bir kaynak Şarku’l Avsat'a, silahların akıbeti konusunun "kamuoyu istişareleri" aşamasında olduğunu söyledi.

Kaynaklar, "kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçeve" oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı. Ayrıca, "Filistinli gruplarla bazı istişarelerin yapıldığını ve bu konuyu ele alacak ciddi görüşmeler sırasında arabuluculara sunulmak üzere bir önerinin hazırlandığını" vurguladılar.


Halep, savaşın tozunu üzerinden atarak iddialı projelerle eski canlılığına kavuşuyor

Restorasyon ve işletmeye açılmasının ardından çarşılardan biri (Şarku'l Avsat)
Restorasyon ve işletmeye açılmasının ardından çarşılardan biri (Şarku'l Avsat)
TT

Halep, savaşın tozunu üzerinden atarak iddialı projelerle eski canlılığına kavuşuyor

Restorasyon ve işletmeye açılmasının ardından çarşılardan biri (Şarku'l Avsat)
Restorasyon ve işletmeye açılmasının ardından çarşılardan biri (Şarku'l Avsat)

Suriye'nin Halep şehri, savaş ve depremin tozunu üzerinden atıyor ve özellikle iddialı projelerle tarihi çarşısında yavaş yavaş eski canlılığını ve ruhunu yeniden kazanıyor.

UNESCO tarafından koruma altına alınan bu tarihi çarşı, Bab Antakya'dan Halep Kalesi civarına kadar uzanan onlarca çarşıyı içerir. Memlük, Zengi ve Osmanlı dönemlerine ait hamamlar ve kervansaraylara ev sahipliği yapar; her bir çarşının belirli bir zanaat veya emtia konusunda uzmanlaşmış olmasıyla öne çıkar.

Kültür Bakanlığı ve uluslararası ortaklar, 2018'den bu yana restorasyon projeleri başlattı; bu projeler arasında 40 çarşıdan 13'ünün yeniden açılması ve yüzlerce dükkanın sahiplerine iade edilmesi yer alıyor. Bu çalışmalarda orijinal taşlar ve yetenekli el işçiliği kullanılıyor.

Mimar Fatima Hulendi Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, Halep'in tarihi çarşısının estetiği ve benzersizliği hakkında coşku ve gururla konuşuyor ve "El-Sakatiyye 1" çarşısrının, Bab Antakya'dan Suk el-Zerb'e uzanan düz bir hat üzerinde yer alması nedeniyle Halep'teki eski çarşılar için hayati bir damar olduğunu belirtiyor.


İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
TT

İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)

Irak sahnesinde derin bir siyasi kriz, ülkenin iç işlerine yönelik açık bir ABD müdahalesi ve komşu İran’da olası bir savaş riski bulunuyor. Bu tablo karşısında, Irak’ın geçmişte yaşadığı ve ancak kısmen toparlanabildiği yeni bir istikrarsızlık sürecine yeniden sürüklenip sürüklenmeyeceği sorusu gündeme geliyor.

Yıllar boyunca ülkeyi yıkım ve kaosa sürükleyen çatışmaların ardından Irak son dönemde görece bir istikrar yaşamaya başladı. Ancak siyasi alandaki derin görüş ayrılıkları ve İran ile ABD arasındaki ilişkilerde denge kurmanın zorluğu, bu kırılgan istikrarı tehdit etmeyi sürdürüyor.

Bağdat’ta hükümet kurma süreci, çoğu zaman Tahran ve Washington’un çıkarları ile siyasi nüfuzundan etkilenen karmaşık bir süreç olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta yaptığı açıklamada, eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi hâlinde Washington’un Bağdat’a yönelik tüm desteğini keseceğini dile getirdi. ABD yönetiminden bazı temsilcilerin de kulislerde Iraklı siyasetçiler üzerinde aynı yönde baskı kurduğu belirtiliyor.

erregt
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Siyaset analisti İhsan eş-Şemmeri’ye göre“Başkan Trump’ın yönetimi İran ile Irak arasında bir ayrım yapmıyor; iki ülkeyi tek bir dosya olarak ele alıyor ve aralarında net bir çizgi çekmiyor.”

Kasım ayında yapılan parlamento seçimlerinin ardından yaşanan uzun siyasi çekişmeler sonrasında, Tahran’a yakın Şii partileri bünyesinde barındıran ve parlamentodaki en büyük blok konumundaki Koordinasyon Çerçevesi, cumartesi günü Nuri el-Maliki’yi yeni hükümetin başbakanlığına aday gösterdiğini duyurdu.

75 yaşındaki Maliki, 2006-2014 yılları arasında iki dönem başbakanlık yapmış; bu süreçte ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi, mezhep temelli şiddetin tırmanması ve DEAŞ’ın ülkenin geniş kesimlerini ele geçirmesi gibi kritik gelişmeler yaşanmıştı. İkinci döneminde Washington ile ilişkileri soğurken, İran ile bağları güçlenmişti.

Trump, salı günü Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda Maliki’yi “son derece kötü bir seçenek” olarak nitelendirerek, “çılgın politikaları ve ideolojisi” nedeniyle seçilmesi hâlinde ABD’nin Irak’a gelecekte hiçbir yardım sağlamayacağını söyledi.

dwfrgty6
Nuri el-Maliki (Reuters)

AFP’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın bir kaynağa dayandırdığı habere göre Trump’ın açıklamalarının ardından ittifak içinde önümüzdeki döneme ilişkin yoğun görüşmeler yürütülüyor. Siyasi kaynaklar, ittifak içinde bir bölünme yaşandığını; bazı liderlerin Irak’ı Trump’ın tehditlerinden korumak için Maliki’ye geri çekilme çağrısı yaptığını, bazılarının ise ABD müdahalesini reddederek tutumlarını sürdürmekte ısrar ettiğini aktarıyor.

Maliki’ye yakın bir Iraklı yetkili ise, Maliki’nin ABD yönetimiyle “çatışma arayışında olmadığını”, ekibinin Washington ile “uzlaşı yolları bulmaya çalıştığını” söyledi. Yetkili, “Durum zor ama imkânsız değil; bunun için zamana ihtiyaç var” dedi.

ABD’nin nüfuzu

ABD, Irak üzerinde önemli bir nüfuza sahip. Özellikle Irak’ın petrol ihracatından elde edilen gelirlerin, 2003’te Saddam Hüseyin rejimini deviren ABD işgalinin ardından yapılan bir düzenleme uyarınca New York’taki ABD Merkez Bankası’nda tutulması bu etkinin başlıca unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Son yıllarda birçok ABD’li şirket Irak’ta büyük ölçekli yatırımlara imza atarken, Washington ile iyi ilişkilere sahip olan Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti de özellikle ülke gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını sağlayan petrol sektöründe yeni yatırımlar çağrısı yapıyor.

fgt
Muhammed Şiya es-Sudani (DPA)

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynak, Maliki’nin yeniden başbakan olması hâlinde Trump’ın Irak’a yönelik yaptırımlar uygulamasından ciddi endişe duyulduğunu belirtti. Ekonomik büyümede zorluklar yaşayan Irak için, daha önce İran’a yaptırımları delmeye yardımcı olmakla suçlanan Iraklı kuruluşlara yaptırım uygulayan ABD’nin yeni cezai adımlar atması büyük bir risk olarak görülüyor.

Şemmeri, Irak’ın bir sonraki hükümette “İran merkezli bir çizgide ilerlemesi” durumunda ülkenin “büyük bir kırılma noktasına” sürükleneceğini, bunun da Trump’ın uyguladığı “azami baskı politikası” kapsamında ekonomik ve mali alanları kapsayan bir izolasyona yol açabileceğini ifade ediyor.

İran’da savaş ihtimali

Irak için komşu İran’ı denklemin dışında tutmak zor görünüyor. Özellikle Tahran’ın, son yirmi yılda bölgesel nüfuzunu genişletmede kilit rol oynayan Irak’taki kazanımlarını koruma çabası ve Gazze savaşı sonrası bölgedeki müttefiklerinin ağır kayıplar vermesi bu durumu daha da karmaşık hâle getiriyor.

Tahran, yıllardır Irak’ta; başbakanların belirlenmesinde etkili olan Şii partiler veya direniş ekseninin bir parçası olan ve ABD ile İsrail karşıtı silahlı gruplar aracılığıyla belirleyici bir etkiye sahip. Bu gruplar, İran’ı savunmak için müdahalede bulunacaklarını sık sık dile getirmiş olsa da, örneğin haziran ayında 12 gün süren İsrail-İran çatışmasında fiilen devreye girmediler.

Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale tehdidini yinelemesi ve Tahran’ın “ezici bir karşılık” sözü vermesi üzerine, bu hafta Irak’taki iki önde gelen silahlı grup olan “Hizbullah Tugayları” ve “Nüceba Hareketi”, İran’a destek amacıyla “kapsamlı savaşa” hazır olduklarını açıkladı ve “düşmanlara” karşı “intihar operasyonları” için gönüllü başvuru merkezleri kurduklarını duyurdu.

Şemmeri, ABD’nin İran’a yönelik olası bir savaşının Irak’ı “bir savaş alanına, bir misilleme platformuna ya da askeri baskı sahasına” dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor. Washington’un “İran rejimini devirmek, dini lider Ali Hamaney’i hedef almak ve askeri saldırı düzenlemek” yönündeki tehditlerinin Irak iç siyasetinde her düzeyde güçlü yankılar uyandıracağını belirtiyor.

Şemmeri’ye göre İran’da rejimin çökmesi hâlinde Irak’taki müttefik güçler askeri ve siyasi düzeyde “varoluşsal bir mücadeleye” girmek zorunda kalacak. Bu durumun ise Irak’ta siyasi sistemin yeniden şekillendiği yeni bir senaryonun önünü açabileceği ifade ediliyor.