5 soruda Etiyopya krizi: Geçen yıl başlayan iç savaşla ilgili bilinenler

Yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği çatışmaların yaşandığı Doğu Afrika ülkesinde ciddi bir kriz yaşanıyor (Finbarr O'Reilly/New York Times)
Yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği çatışmaların yaşandığı Doğu Afrika ülkesinde ciddi bir kriz yaşanıyor (Finbarr O'Reilly/New York Times)
TT

5 soruda Etiyopya krizi: Geçen yıl başlayan iç savaşla ilgili bilinenler

Yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği çatışmaların yaşandığı Doğu Afrika ülkesinde ciddi bir kriz yaşanıyor (Finbarr O'Reilly/New York Times)
Yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği çatışmaların yaşandığı Doğu Afrika ülkesinde ciddi bir kriz yaşanıyor (Finbarr O'Reilly/New York Times)

Etiyopya'da hükümet yanlılarıyla isyancı Tigray Bölgesi yönetimi Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne (TPLF) bağlı birlikler arasındaki çatışmalar 1 yılı aşkın süredir devam ediyor.
Ülkenin ordusu Ulusal Savunma Kuvvetleri (ENDP) ve Başbakan Abey Ahmed hükümetini destekleyen yerel milislerle TPLF güçleri ve isyancı gruplar, bugüne dek birçok noktada karşı karşıya geldi.
Etiyopya'daki çatışmalar nedeniyle milyonlarca kişi yerinden olurken, ülkede ciddi bir insani kriz de baş gösterdi. Her iki taraf da farklı sayılar açıklasa da, bugüne dek toplamda 100 binlerce asker ve sivilin yaşamını kaybettiği düşünülüyor.
Independent Türkçe, 5 soruda ülkedeki çatışmaların tarihçesini, nedenlerini ve son durumu ele aldı.

1- Etiyopya'daki çatışmalarda son durum nedir?
Ülkede taraflar arasındaki gerginlik her geçen gün daha da artıyor. TPFL'nin ülkenin başkenti Addis Ababa'ya yaklaştığını öne sürmesi nedeniyle 2 Kasım'da Abiy Ahmed hükümeti olağanüstü hal (OHAL) ilan etmişti.
Bu hafta TPLF'den yapılan açıklamadaysa birliklerin Addis Ababa'ya yaklaşık 195 kilometre mesafedeki Debre Sina'ya ulaştığı iddia edilmişti.

Askeri kamuflajla cepheye giden Abiy Ahmed, çatışmalara ilişkin açıklamada "durumun hayli başarılı şekilde kontrol edildiğini" söyledi (FARA/Guardian)
Bunun üzerinde 2019'da Nobel Barış Ödülü'ne layık görülen Abiy Ahmed, "şehitliğe ihtiyaç olduğunu" söyleyerek ülkesine cephede liderlik edeceğini açıklamıştı. Dün devlet kanalı FARA'nın yayımladığı görüntülerde Abiy Ahmed askeri üniformayla cephede askerlerin yanında görülmüştü.
Ayrıca mayısta meclisten geçen bir kararla Etiyopya hükümeti TPLF'yi "terör örgütü" olarak tanımıştı.

2- Çatışmaların temel sebebi nedir?
Birçok farklı etnik kökenin bulunduğu ülkede, etnik ayrılıkçılık hala süren savaşın temel nedenlerinden biri. Başbakan Abiy Ahmed'in de aralarında bulunduğu Oromolular nüfusun yüzde 34,7'sine tekabül ederken, genellikle TPFL'nin temsil ettiği Tigraylılarsa toplumun yüzde 6,1'ini oluşturuyor.
Abiy Ahmed'in göreve geldikten sonra 2019'da iktidardaki Etiyopya Halkları Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF) koalisyonunu ortadan kaldırarak daha büyük bir koalisyonla kendi partisini kurması, TPFL'nin de bu partiye katılmaması iki taraf arasındaki gerginliği artırdı.
Ayrıca TPFL lideri Debretsion Gebremichael'in Abiy Ahmed hükümetini tanımaması, Başbakan'ın da Tigray'da ülkedeki genel seçimlerden ayrı olarak düzenlenen bölgesel seçimlerin sonuçlarını kabul etmemesi de süren çatışmalara zemin hazırladı. 
Bunlara ek olarak TPFL, Etiyopya ordusu ENDF'ye ait üslere 4 Kasım 2020'de saldırı düzenlemişti. Bunun üzerine Abiy Ahmed hükümeti de karşı taarruza geçmiş ve bölgede çatışmalar başlamıştı.
4 Kasım'daki saldırılar, bugün ülkede hala süren gerginliğin fitilini ateşleyen önemli bir olay niteliğinde.
Ancak 28 Haziran'da Etiyopya hükümeti Tigray Bölgesi'nden çekilerek tek taraflı ateşkes ilan edildiğini duyurmuştu.

TPFL lideri Debretsion Gebremichael'in Abiy Ahmed hükümetini tanımaması, ülkedeki gerginliği artırmıştı (Reuters)
Açıklamada bunun bölgedeki çiftçilerin haziran, temmuz ve ağustostaki hasat mevsimini değerlendirmelerini sağlamak için alındığı bildirilmişti.
Öte yandan TPFL'nin ilerleyişini sürdürmesi üzerine yeniden çatışmalar başlamıştı.

3- Etiyopya'daki krizin arka planı ve bağlamı nedir?
Bir dönem ülke siyasetinde etkin güç olan TPLF, dönemin Başbakanı Hailemariam Desalegn'in 2018'de artan protestolar ve iç karışıklık nedeniyle istifa etmesi ve yerine şimdiki Başbakan Abiy Ahmed'in geçmesiyle ciddi güç kaybetmişti.
Abiy Ahmed, 1988'den kurulan ve TPLF, Amhara Demokratik Parti (ADP), Oromo Demokratik Parti (ODP) ve Güney Etiyopya Halkları Demokratik Hareketi'nden (SEPDM) oluşan 4'lü koalisyon EPRDF'yi 2019'da lağvetmişti.
Güney, Amhara, Oromiya ve Tigray eyaletlerini temsil eden bu koalisyondan sonra Abiy Ahmed, aynı yıl Refah Partisi'ni (PP) kurmuştu. Başbakan, bu partide EPRDF'deki partileri ve birkaç muhalefet partisini daha bir araya getirmişti.

 Abiy Ahmed hükümetine karşı isyancı TPFL güçlerine binlerce kişi katılmıştı (Finbarr O'Reilly/New York Times)
Öte yandan 27 yıl boyunca EPRDF koalisyonunu yöneten TPLF'yse Abiy Ahmed'in partisine katılmayı reddetmiş, bu da iki taraf arasındaki gerginliğin tırmanmasına neden olmuştu.
Bu sırada Etiyopya'da 29 Ağustos 2020'de düzenlenmesi öngörülen genel seçimler, dünyayı etkisi altına alan pandemi nedeniyle 2021'e ertelenmişti. Daha sonra Etiyopya Ulusal Seçim Kurulu, bölge ve belediye seçimlerinin de dahil olduğu genel seçimlerin 21 Haziran 2021 ve 30 Eylül 2021'de düzenleneceğini açıklamıştı.
Ancak TPLF, 9 Eylül 2020'de Tigray Bölgesi'nde ayrı bir seçim düzenlemiş ve burada oyların yüzde 98,2'sini alarak lider olmuştu. Abiy Ahmed hükümetiyse bu seçimlerin meşru olmadığını söyleyerek sonuçların geçersiz kabul edileceğini bildirmişti. TPFL lideri Debretsion Gebremichael de aynı şekilde Abiy Ahmed'in başbakanlığının meşru olmadığını savunmuştu.
Federal hükümetle Tigray Bölgesi arasındaki gerginliği tırmandıran bu gelişmelerden sonra 2 Kasım 2020'de yaptığı bir açıklamada Debretsion, bölgede ayrı seçim düzenledikleri için hükümete bağlı ENDF'nin kendilerine saldıracağını iddia etmişti.
TPFL'ye bağlı güçler, bundan iki gün sonra 4 Kasım'da Tigray Bölgesi'nin başkenti Mekelle olmak üzere farklı noktalardaki ENDF üslerine saldırı düzenlemişti.

TPFL'nin Mekelle'ye düzenlediği saldırıda binlerce ENDF askeri isyancılar tarafından yakalanmıştı (Finbarr O'Reilly/New York Times)
Debretsion saldırının "önleyici" olduğunu savunurken, Abiy Ahmed hükümetiyse TPFL'nin ENDF'ye ait üsleri yağmalamaya çalıştığını iddia ederek Tigray Bölgesi yönetimine karşı askeri saldırı emri vermişti. Hükümet ayrıca bölgede 6 aylık OHAL ilan etmiş, bunun üzerine Tigray'da elektrik, telefon ve internet hizmetleri bir süreliğine kesintiye uğramıştı.
4 Kasım saldırıları Tigray Bölgesi'yle hükümet arasındaki gerginlikte yeni bir dönüm noktası olmuştu.

4- ABD'nin Etiyopya krizindeki rolü nedir?
ABD Başkanı Joe Biden, mayısta yayımladığı bir açıklamada bölgedeki taraflara ateşkes çağrısında bulunmuştu.
Biden ayrıca 2 Kasım'da Etiyopya hükümetinin insanlık suçu işlediğini öne sürmüş ve ülkeyi Afrika Kalkınma ve Fırsat Kanunu dahilinde uygulanan gümrük muafiyeti kapsamından çıkarmayı planladıklarını söylemişti.
Fakat bazı kesimler ABD'yi TPFL'ye destek vermek ve Abiy Ahmed hükümetini zayıflatmaya çalışmakla suçluyor.

7 Kasım'da Addis Ababa'da düzenlenen bir gösteride binlerce Abiy Ahmed yanlısı protestocu sokaklara dökülmüştü​​​​ (AP)
ABD ayrıca Etiyopya hükümetine destek için birlik gönderen Eritre'nin Savunma Bakanlığı ve Ulusal Güvenlik Direktörü Abraha Kassa Nemariam'la birlikte bazı kuruluş ve kişileri yaptırım listesine eklemişti.  
Öte yandan Eritre Dışişleri Bakanı Osman Sahel, BM'ye yazdığı bir mektupta Biden hükümetinin "TPFL rejiminin kalıntılarını canlandırmaya çalıştığını" söyleyerek çatışmaları körüklediğini iddia etmişti.

Biden bölgede ateşkes ilan edilmesine yönelik açıklamalar yaparken, Etiyopya hükümeti ABD'nin bölgedeki çatışmaları körüklediğini savunuyor (AP)
Benzer şekilde Etiyopya hükümeti de ABD'yi bölgedeki istikrarsızlığı artırmakla ve "demokratik olarak seçilmiş hükümetle terörist grup ilan edilen TPLF'yi aynı kefeye koymakla" suçlamıştı.

5- Çatışmalar şu ana dek nelere yol açtı?
TPFL ve hükümet güçleri arasında süren çatışmalar bölgede uzun vadede ciddi bir insani krize neden oldu.
7 Eylül'de TPFL tarafından yapılan bir açıklamada Tigray Bölgesi'ndeki gıda stoklarının neredeyse tükendiği ve 150 kişinin açlıktan öldüğü iddia edilmişti. BM ise Etiyopya hükümetinin bölgeye ambargo uyguladığını ve insani yardımların girmesini engellediğini öne sürmüştü.

Tigray Bölgesi'nde 800 gram doğan bir bebek, yetersiz beslenme nedeniyle annesiyle birlikte hayatını kaybetmişti (AP)
Taraflara ateşkes çağrısı yapan Birleşmiş Milletler'e (BM) bağlı Dünya Gıda Programı'nın (WFP) yeni paylaştığı verilere göre ülkedeki çatışmalardan ötürü 9,4 milyon kişi gıda yardımına ihtiyaç duyuyor.
Açıklamada özellikle Tigray ve Amhara'da sağlık kontrolünden geçen hamile ve emziren kadınların yüzde 50'sinin yetersiz beslendiğinin anlaşıldığı da kaydedildi.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi ve Etiyopya İnsan Hakları Komisyonu'nun 3 Kasım'da yayımladığı bir rapordaysa iki tarafın da savaş suçu işlediği öne sürülmüştü.

UNICEF görevlileri, Tigray Bölgesi'ndeki anne ve çocukların rutin olarak sağlık kontrollerini yapıyor (AP)
Çatışmalarda yargısız infaz, etnik kökenden ötürü tutuklama, işkence, toplu tecavüz ve saldırı gibi olaylara dair deliller bulunduğu iddia edilmiş, bunların savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamına girebileceği belirtilmişti.
BM Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, 8 Kasım'da yaptığı açıklamada çatışmaların feci boyutlara ulaştığına dikkat çekerek, "Hiç kimse, 110 milyondan fazla insanın, 90'dan fazla farklı etnik grubun olduğu ve 80 farklı dilin konuşulduğu bir ülkede devam eden çatışmaların ne getireceğini tahmin edemez ama kesin olan Etiyopya'nın büyüyen bir iç savaşa ve insani felakete sürüklendiği gerçeği" ifadelerini kullanmıştı.
Ülkede 2,5 milyon kişi yerinden olurken, 400 bin kişinin de kıtlık benzeri koşullarda yaşadığı bildirildi.
Independent Türkçe, New York Times, AP, VOA, Reuters, Guardian, BBC, Wikipedia, AA, The East African, The Conversation



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.