Türkiye ve Mısır: İstikşaf ile yakınlaşma arasında gidip-gelen bir ilişki

Mısır ile Türkiye arasında geçtiğimiz Mayıs ayında Kahire’de yapılan keşif görüşmelerinin ilk turu (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır ile Türkiye arasında geçtiğimiz Mayıs ayında Kahire’de yapılan keşif görüşmelerinin ilk turu (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Türkiye ve Mısır: İstikşaf ile yakınlaşma arasında gidip-gelen bir ilişki

Mısır ile Türkiye arasında geçtiğimiz Mayıs ayında Kahire’de yapılan keşif görüşmelerinin ilk turu (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır ile Türkiye arasında geçtiğimiz Mayıs ayında Kahire’de yapılan keşif görüşmelerinin ilk turu (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye ve Mısır arasında iki istikşafi görüşme turu ve dışişleri bakanları arasında iki telefon görüşmesi gerçekleşti. Yıllarca süren çekişme ve anlaşmazlıktan sonra, bazı adımların atıldığına dair ‘övgü içerikli’ açıklamalar yapıldı. Buna karşın bazı tahminlere göre Türkiye-Mısır ilişkileri halen istikşaf (normalleşme ihtimalini araştırma) ile gerçek bir yakınlaşma yolunda ilerleme arasında gidip geliyor.
Kahire-Ankara ilişkileri dosyasını yakından takip eden Mısırlı bir kaynak, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, ülkesinin Türkiye'nin Mısır ile yakınlaşmaya ilişkin son açıklamasına yorum yapmamasıyla ilgili şunları söyledi:
“Mısır, Ankara ve Abu Dabi ilişkileri dosyasındaki hareketliliği bölgesel bir siyasi yatırım ve Mısır ve İsrail ile tek taraflı yakınlaşma niyetinin ilan edilmesiyle Erdoğan yönetimine bölgede inisiyatif sahibi olduğunu gösterme girişiminden başka bir şey olarak görmüyor.”
Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkiler 2013 yılında gerildi ve iki ülke büyükelçilerini geri çektiler. Ancak büyükelçilikler çalışmalarına devam ettiler. Türkiye'nin Mısır'daki Müslüman Kardeşler (İhvan) yönetiminin düşüşüyle ilgili tutumu ve Mısırlı yetkililerin ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırdığı grubu desteklemesi nedeniyle son sekiz yıldır büyükelçilik çalışmaları maslahatgüzar ve düşük temsil düzeyinde devam etti. İki ülkenin Ticari ve ekonomik düzeydeki ilişlileri de aynı şekilde sürdü. Ankara’nın, iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasını istediğini açıklamasından bu yana Mısır'ın ‘düşman medya’ olarak nitelendirdiği Türkiye topraklarında faaliyet gösteren bazı televizyon kanallarının yayınlarının durdurulması gibi Mısır meselesine odaklanan ve ilişkilerin yeniden başlaması arzusunu destekleyen bir takım işaretler verildi. Geçtiğimiz Nisan ayında, söz konusu yayınların durdurulmasından sadece birkaç gün sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Mısırlı mevkidaşı Samih Şukri’yi aradı. Yapılan resmi açıklamada, iki bakanın Ramazan ayı vesilesiyle birbirilerini tebrik ettikleri belirtildi. Ardından geçtiğimiz Mayıs ayında Kahire'nin ev sahipliğinde istikşafi görüşmelerin ilk turu gerçekleşti.
Filistin dosyası kapısından, üçüncü kez yakınlaşma girişimlerine işaret edildi ve iki ülkenin dışişleri bakanları arasında geçtiğimiz Temmuz’da Kudüs’teki gelişmeleri tartışmak üzere yapılan ikinci bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Bundan yaklaşık iki ay sonra Ankara, istikşafi görüşmelerin ikinci turuna ev sahipliği yaptı.
Geçtiğimiz Eylül ayından bu yana ilişkilerin yeniden başlatılması dosyasında bir durgunluğun hakim olduğu doğru olsa da Mısır ve Katar uzlaşısının başarısına ilişkin resmi açıklamalar da dahil olmak üzere, bölgede aynı yolda atılan herhangi bir yeni adımı etkileyeceğinden şüphe duyulmayan yeni değişkenler ve hareketlilikler de söz konusu. Bunlar arasında Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfanın açıldığının’ duyurulması, Mısır'ın ev sahipliğinde düzenlenen, ancak Türkiye’nin üyesi olmadığı, güvenilir bir uluslararası mekanizma olan Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun başarısı ve bölgeden Avrupa’ya doğalgaz ihraç etme fırsatlarının artmasının yanı sıra Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) üçlü ilişkilerinin istikrar ve stratejisinin pratikte teyit edilmesi, Libya’da 24 Aralık'ta yapılması planlanan seçimler öncesinde ülkede sakin atmosferin sürmesi yer alıyor.
Mısırlı kaynak, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed Al Nahyan’ın birkaç gün önce gerçekleştirdiği Ankara ziyaretinin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önümüzdeki Şubat ayında Abu Dabi'yi ziyaret etmeyi planladığını açıklamasının etkisini göz ardı edemesek de Mısır ve İsrail için durum farklı. Çünkü Türkiye ile BAE arasındaki uzlaşı yahut anlaşmazlık noktaları ile Türkiye, Mısır ve İsrail arasındaki uzlaşı yahut anlaşmazlık noktaları tamamen farklı.”
Mısırlı kaynak, Şarku’l Avsat’ın Kahire ile Ankara arasındaki bir sonraki adımla ilgili düşüncelerine dair sorusuna, şöyle yanıt verdi:
“Bir sonraki adımı Mısır'ın değil Türkiye'nin atması bekleniyor. Çünkü Ankara, son turda (istikşafi görüşmelerin ikincisi) masaya yatırılanlarla ilgili henüz bir yorumda bulunmadı. Bu yüzden üçüncü tur için herhangi bir tarih belirlenmedi ve temas kurulmadı. Türkiye, bölgedeki dosyaları birbirine bağlamaya çalışırken Mısır, bekleyen dosyaları teker teker sonuçlandırmayı ve bunun bir ciddiyet, süreklilik ve değişim testi olmasını istiyor.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz Çarşamba günü Ankara'da Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan'ı kabul etti. Görüşmede BAE, Türkiye ekonomisini desteklemek için 10 milyar dolarlık yatırım yapma sözü verdi. Veliaht Prens Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan, Ankara ziyaretinden bir gün sonra Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettha es-Sisi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre telefon görüşmesinde, ‘ikili ilişkiler ve bazı bölgesel ve uluslararası meseleler ile ortak çıkarlar’ ele alındı.
Mısırlı kaynak, Abu Dabi Veliaht Prensi’nin Türkiye ziyareti ile Mısır Cumhurbaşkanı ile yaptığı telefon görüşmesi arasında bağlantı kurmanın mümkün olup olmadığıyla ilgili bir soruyu ise şöyle yanıtladı:
“Şu an için Mısır ile Türkiye arasında bir BAE arabuluculuğundan bahsetmek pek mümkün görünmüyor. Çünkü Kahire ve Ankara'da halihazırda iki turda doğrudan görüşmeler yapıldı. Her iki taraftaki yetkililer, sorunları tartıştılar. Bu sorunlara ikna edici çözümlerin bulunması için de görüşmeler devam ediyor.”



Şam’da kadın polis enstitüsü açıldı… Muhalif subaya albay rütbesi verildi

Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Şam’da kadın polis enstitüsü açıldı… Muhalif subaya albay rütbesi verildi

Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışını gerçekleştirdi. Bu adımın, kadınların polis ve güvenlik alanındaki rolünü güçlendirmeyi ve farklı uzmanlık alanlarında daha geniş katılımını sağlamayı hedeflediği belirtildi.

Enstitünün açılışına paralel olarak Suriye İçişleri Bakanlığı, “el-Anud” lakabıyla bilinen ve daha önce rejimden ayrılan subay Yüsra Diyab el-Kata’na’nın albay rütbesine terfi ettirildiğini duyurdu. Kata’na’nın kökeninin Dera kırsalındaki el-Lecat bölgesine dayandığı ve Suriye devriminin ilk dönemlerinde eski rejim ordusundan ayrıldığını açıklayan ilk subaylar arasında yer aldığı ifade edildi.

İçişleri Bakanı Enes Hattab, cumartesi günü açılışta yaptığı konuşmada, enstitünün donatılması ve eğitim programlarının hazırlanmasının yaklaşık bir yıl süren yoğun bir çalışma sonucunda tamamlandığını söyledi. Hattab, bu süreçte uzman bir ekibin modern polislik gereksinimlerine uygun bir eğitim ortamı oluşturmak ve kursiyerler için öğrenme ile mesleki eğitim imkânlarını sağlamak amacıyla büyük çaba harcadığını belirtti.

gth
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü yöneticileri İçişleri Bakanı’nı karşılarken (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan, enstitünün güvenlik alanında görev alacak kadın kadroların yetiştirilmesi ve eğitilmesi için uzmanlaşmış bir merkez olacağını vurguladı. Ayrıca kursiyerlere görevlerini etkin ve yetkin biçimde yerine getirebilmeleri için gerekli bilgi, disiplin ve mesleki becerilerin kazandırılacağını ifade etti.

Hattab, İçişleri Bakanlığı’nın “kurtuluştan” sonraki ilk günden itibaren kadınların güvenlik ve polislik çalışmalarına ile toplumsal hizmetlere katılımını güçlendirmeyi görev edindiğini belirterek, bunun kadınların haklarını ve mahremiyetini koruyacak şekilde, toplumsal değerler ve mesleki standartlarla uyumlu biçimde yürütüleceğini söyledi.

gh
Albay rütbesine terfi ettirilen muhalif subay Yüsra Diyab el-Kata’na (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan ayrıca, halkının yanında yer almayı seçen, özgürlük ve adalet değerlerini destekleyerek eski rejimden ayrılan kadın subayları memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Bu subayların bugün kuruma katılmasının kurumun deneyimine önemli katkı sağladığını ve ülke çıkarlarını ve topluma hizmeti her şeyin üzerinde tutan herkese kapı açan ulusal bir sürecin somut göstergesi olduğunu ifade etti.

Enstitü Müdürü Tuğgeneral Hüda Mahmud Sercavi ise enstitünün kurulmasının, polislik çalışmalarını geliştirmeyi ve mevcut dönemin ihtiyaçlarıyla uyumlu şekilde modernize etmeyi amaçlayan ulusal bir vizyonun parçası olduğunu söyledi. Sercavi, enstitünün çeşitli toplumsal meselelerle başa çıkabilecek kadın polis kadrolarının yetiştirilmesi için uzmanlaşmış bir eğitim platformu olacağını kaydetti.

vfgbh
Kadın Polis Enstitüsü Müdürü Tuğgeneral Hüda Mahmud Sercavi (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Sercavi ayrıca enstitünün, devletin kadınların yeteneklerine ve toplumun korunması ile istikrarın güçlendirilmesindeki rollerine duyduğu inancı yansıtan kurumsal bir model oluşturma yolunda önemli bir adım olduğunu vurguladı.

Açılış törenine çok sayıda güvenlik ve idari yetkili katıldı. Etkinliğin, polis kurumlarının geliştirilmesi ve en yüksek mesleki standartlara göre eğitilmiş kadın kadrolarla güçlendirilmesi çabalarının bir parçası olduğu ifade edildi. Bu adımın güvenlik sisteminin desteklenmesine ve topluma hizmetin güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

İçişleri Bakanı ayrıca enstitünün çeşitli bölümlerinde incelemelerde bulundu. Ziyaret sırasında eğitim ve hazırlık salonları ile yönetim ofisleri ve idari birimler gezildi.

67ı
İçişleri Bakanı Enes Hattab ile birlikte Kadın Polis Enstitüsü’nde inceleme yapan bazı Suriye güvenlik yetkilileri (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan, enstitü yöneticilerinden uygulanan eğitim programları ile kursiyerlerin polislik görevine hazırlanması ve eğitilmesine ilişkin mekanizmalar hakkında bilgi aldı. Tuğgeneral Sercavi de enstitüde yürütülecek çalışma planları hakkında kapsamlı bir sunum yaptı.

Enstitünün, kursiyerleri polis ve hukuk bilimleri ile saha becerilerini kapsayan uzmanlaşmış eğitim programları aracılığıyla yetiştirmeyi hedeflediği belirtildi. Ayrıca kadın polis varlığının gerekli olduğu toplumsal meselelerle başa çıkmaya yönelik yöntemler konusunda da eğitim verileceği ifade edildi.


Batı Şeria’da İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu aynı aileden dört kişi hayatını kaybetti

Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
TT

Batı Şeria’da İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu aynı aileden dört kişi hayatını kaybetti

Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)

Filistin Sağlık Bakanlığı, işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde bir Filistinli erkek, eşi ve iki küçük çocuğunun bugün İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybettiğini açıkladı.

Filistin Kızılayı da ekiplerinin, Tubas’ın güneyindeki Tamun beldesinde İsrail güçlerinin ateş açtığı bir araçtan iki yetişkin ile iki çocuğun cansız bedenlerini çıkardığını bildirdi.

İsrail ordusu ise AFP’ye olaya ilişkin haberleri soruşturduğunu açıkladı.

Ramallah merkezli Filistin Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklamada, ‘Tamun’da açılan ateş sonucu aynı aileden dört şehidin Tubas’taki Türk Devlet Hastanesi’ne ulaştığını’ belirtti.

Açıklamada hastaneye 37 yaşındaki bir erkek, 35 yaşındaki bir kadın ile 5 ve 7 yaşlarında iki çocuğun cenazelerinin getirildiği, hepsinin kurşun yaraları bulunduğu ifade edildi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise çiftin diğer iki çocuğunun, 8 ve 11 yaşlarında olduklarını ve kurşun parçalarıyla yaralandıklarını aktardı. Ajans, İsrail güçlerinin bugün erken saatlerde ailenin bulunduğu araca ateş açtığını bildirdi.

İsrail, Batı Şeria’yı 1967 yılından bu yana işgal altında tutuyor. Bölgede şiddet, 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze savaşından bu yana artış gösterdi.

Yerleşimci şiddeti de artış gösterdi. Özellikle İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden biri olarak nitelendirilen mevcut hükümetin, yerleşim faaliyetlerini hızlandırmasıyla bu artış dikkat çekti. Hükümetin 2025 yılında 54 yeni yerleşim biriminin inşasına onay verdiği, bunun da rekor bir sayı olduğu belirtildi.

Gazze Şeridi’nde 10 Ekim’den bu yana yürürlükte olan ateşkes anlaşmasına rağmen şiddetin seviyesi düşmedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Gazze savaşının başlamasından bu yana Batı Şeria’da bazıları savaşçı olmak üzere bin 45’ten fazla Filistinli, İsrail askerleri veya yerleşimciler tarafından öldürüldü.

Aynı dönemde resmi İsrail verilerine göre, Filistin saldırılarında ya da İsrail askeri operasyonları sırasında aralarında siviller ve askerlerin de bulunduğu en az 45 İsrailli hayatını kaybetti.


El-Hamidavi… İran’ın Irak’taki gizemli adamı

El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.
El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.
TT

El-Hamidavi… İran’ın Irak’taki gizemli adamı

El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.
El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.

Irak’ta Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi’nin akıbetine ilişkin çelişkili haberler gelmeye devam ediyor. Bazı kaynaklar, dün sabaha karşı Bağdat’ın Kerade semtinde örgüte ait bir evi hedef alan saldırıda Hamidavi’nin öldürüldüğünü ileri sürerken, bazıları ise saldırıdan kurtulduğunu belirtti. Olayın ardından sosyal medyada paylaşılan bir videoda, Hamidavi olduğu düşünülen bir kişinin başından yaralandığı görüldü. Peki yıllardır ‘İran’ın Irak’taki gizemli adamı’ olarak anılan bu isim kim?

Eski Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis tarafından kurulan Ketaib Hizbullah, Irak’ta önemli bir nüfuza sahip. 2021 yılında Bağdat Havalimanı yakınlarında düzenlenen ABD saldırısında öldürülen el-Mühendis’in kurduğu örgüt, hem Haşdi Şabi içindeki ana silahlı yapılardan birini oluşturması hem de Irak’taki Amerikan çıkarlarına yönelik saldırılardaki rolüyle dikkat çekiyor. Buna karşın örgütün önde gelen isimleri, medyada görünmemeleri ve üst düzey kadrolar için uygulanan sıkı güvenlik önlemleri nedeniyle uzun süredir büyük bir gizlilik ve belirsizlik perdesiyle çevrili bulunuyor.

İran’ın gizemli adamı

Ahmed Muhsin Ferec el-Hamidavi’nin adı, son yıllarda Irak’ta meydana gelen birçok olayla ilişkilendiriliyor. ‘Ebu Hüseyin’ lakabıyla bilinen bu isim hakkında dolaşan bilgilerin çoğu ise kişiliğine dair kesin bir tablo ortaya koymuyor. Babası Muhsin el-Hamidavi’ye ait olduğu belirtilen fotoğraflar zaman zaman dolaşıma girse de, Ebu Hüseyin’in görüntüsü yıllardır medyada yer almıyor.

frgbth
Bağdat’ta, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Hamidavi hakkında paylaşılan bilgilere göre 1971 yılında Bağdat’ta doğdu. Ailesinin Irak’ın güneyindeki Meysan vilayetinden geldiği, 1950’li ya da 1960’lı yıllarda başkent Bağdat’a göç etmiş olabileceği belirtiliyor.

Bazı rapor ve analizler ise Hamidavi’nin örgüt içinde etkili bir aileye mensup olduğunu öne sürüyor. Buna göre oğlu Zeyd el-Hamidavi’nin, örgütün X platformu üzerinden yayımlanan açıklamalarını paylaşan ve ‘Ebu Ali el-Askeri’ adıyla bilinen hesabı yöneten kişi olduğu düşünülüyor. Kardeşlerinin de silahlı grupta üst düzey görevlerde bulunduğu ifade ediliyor.

Haşdi Şabi’ye yakın kaynaklar, Hamidavi’nin son derece güçlü bir güvenlik hassasiyetine sahip olduğunu belirtiyor. Bu kaynaklara göre Hamidavi cep telefonu veya elektronik cihazları doğrudan kullanmıyor; yalnızca güvendiği yardımcıları aracılığıyla iletişim kuruyor. Hareketlerini ise genellikle çok dar bir çevre dışında kimse bilmiyor.

gtrhbtg
4 Mart 2026’da Irak’ın güneyinde düzenlenen bir hava saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesi için Bağdat’ta düzenlenen cenaze töreninden (AFP)

Hamidavi hakkındaki gizemli tabloya rağmen, birçok çevrede ‘İran’ın Irak’taki gizemli adamı’ olarak nitelendiriliyor. Yıllardır yürüttüğü askeri faaliyetler de onu ABD’nin hedef listesine sokmuş durumda. ABD Dışişleri Bakanlığı, Hamidavi’yi Şubat 2020’de ‘özel olarak belirlenmiş küresel terörist’ (SDGT) olarak listeye aldı. Bu kararın, Washington tarafından 2009’dan bu yana terör örgütü olarak sınıflandırılan Ketaib Hizbullah’ın liderliğindeki rolü nedeniyle alındığı belirtiliyor.

Ketaib Hizbullah’ın sicili

Ketaib Hizbullah ve lideri Ebu Hüseyin el-Hamidavi, 2019 yılında Irak’ta düzenlenen protesto hareketlerine katılan bazı gruplar tarafından, bazı aktivistlere yönelik cinayet ve suikastlara karışmakla suçlanıyor.

Örgütün, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ile Amerikan güçlerinin bulunduğu bölgeler ve askeri kamplara yönelik çok sayıda saldırının arkasında olduğu yönünde yaygın bir kanaat bulunuyor. Bazı Şii çevreler ise Ketaib Hizbullah’ı İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) talimatlarına bağlı hareket eden en güçlü Iraklı silahlı gruplardan biri olarak nitelendiriyor.

ABD Hazine Bakanlığı Kasım 2023’te Iraklı silahlı grupların bazı liderlerini hedef alan ek yaptırımlar uyguladı ve örgütün bir numaralı sorumlusu olarak görülen Hamidavi’ye yönelik kısıtlamaların sürdüğünü duyurdu.

Benzer bir adım Ocak 2024’te de atıldı. Bu kapsamda örgüt mensupları arasında yer alan kişiler yaptırım listesine alındı. Listede Hamidavi’nin kardeşi Ukad el-Hamidavi de yer aldı. Söz konusu kişilerin, örgüte lojistik destek sağlamak ve operasyonel faaliyetlerin yürütülmesini kolaylaştırmakla suçlandığı belirtildi.