Hizbullah’ın uluslararası yaptırımlardan ve terör örgütü ilan edilmesinden gördüğü zarar

Son olarak Avustralya’nın terör örgütü olarak sınıflandırdığı Hizbullah’ın diğer ülkeler tarafından aynı sınıflandırmaya alınması bekleniyor.

Hizbullah'ı terör örgütü ilan etmeye yönelik ilk adımı ABD attı. (AFP)
Hizbullah'ı terör örgütü ilan etmeye yönelik ilk adımı ABD attı. (AFP)
TT

Hizbullah’ın uluslararası yaptırımlardan ve terör örgütü ilan edilmesinden gördüğü zarar

Hizbullah'ı terör örgütü ilan etmeye yönelik ilk adımı ABD attı. (AFP)
Hizbullah'ı terör örgütü ilan etmeye yönelik ilk adımı ABD attı. (AFP)

Tony Boulos
Dünyanın dört bir yanından 47 ülke, Hizbullah’ı terör örgütleri listelerine dahil etti. Söz konusu ülkelerden 20’si Hizbullah’ı DEAŞ ve El Kaide ile ilişkilendirdi ve faaliyetlerini tamamen yasakladı. Artık bu ülkelerde Hizbullah’a sempati duyanlar veya üye olanlar adli mercek altında olacaklar. Dünya genelinde Hizbullah’ı terör örgütleri listelerine ekleyen ve terör örgütü olarak sınıflandıran yeni ülkeler adeta kartopu gibi büyüyor. Bu ülkelerin sonuncusu Avustralya oldu. Avustralya, Hizbullah’ı terör örgütü olarak sınıflandırma kararını, ‘silahlı örgütün, terör saldırıları gerçekleştirme tehdidinde bulunmaya ve terör örgütlerine destek sağlamaya devam etmesinin Avustralya için gerçek bir tehdit oluşturduğu’ şeklinde gerekçelendirdi.

Uluslararası ön yargı
Ülkelerin Hizbullah’ı art arda terör örgütleri listelerine dahil etmesine karşı Hizbullah’tan resmi bir kaynak şu açıklamada bulundu:
“Bu durum, bazı ülkelerin İsrail uzlaşısına yönelik kör önyargısını ve direniş eksenini hedef almaya devam ettiklerini gösteriyor. İngiltere kısa süre önce Filistin İslami Direniş Hareketi’ni (Hamas) terör örgütleri listesine dahil ettiği için direniş gruplarını terör örgütleri listelerine ekleme kampanyası Hizbullah'ı aşıyor.”
Aynı kaynağa göre tüm ülkelerdeki İsrail lobileri, ABD’nin de korumasıyla denenen tüm yollarda başarısız olunduktan sonra, bu ülkelerdeki politikacılara, dünyayı direniş gruplarına karşı seferber etmeleri için baskı yapıyor.
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Hizbullah’ın yeniden terör örgütleri listelerine eklenmesiyle ilgili yorumunda, bunun, İran’ın nükleer programıyla ilgili Viyana’daki müzakereler sırasında bölgedeki gelişmelerle ya da siyasi olarak kullanmak amacıyla yahut Lübnan’da yaklaşan parlamento seçimleri öncesinde Hizbullah’ı zayıflatma girişimi olabileceğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Nasrallah, direniş grubu olarak tanımladığı Hizbullah’ı terör örgütleri listelerine eklenmesinin direnişçilerin kararlılığını ve onu kucaklayanların farkındalığını etkilemeyeceğini vurguladı.

Fransa engeli
ABD’nin ilk olarak 1997 yılında Hizbullah’ı siyasi ve askeri kanatlarıyla terör örgütü olarak sınıflandırmasının ardından ülkeler birer birer harketi terör örgütleri listesine eklemeye başladılar. Daha sonra Avrupa Birliği 2013’de üye devletlerin oybirliği ile Hizbullah’ın askeri kanadını terör örgütleri listesine ekledi. Bazı raporlar, Hizbullah'ın siyasi kanadını terör örgütleri listesine dahil edilmesinin önündeki ilk engelin Fransa olduğunu ve 2004 yılında Hizbullah’ı hem askeri hem de siyasi kanatlarıyla birlikte yasaklayan ve terör örgütü olarak sınıflandıran ilk Avrupa ülkesi olan Hollanda dışında diğer ülkelerin üzerinde uzlaşılan bir kararla hareketi siyasi ve askeri kanatlarını bir birinden ayrı tuttuklarını gösteriyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce yaptığı bir açıklamada, ülkesinin Lübnan hükümetinden herhangi bir tarafı terör örgütü listesine almayacağını vurguladı. Paris'in Hizbullah'ın askeri kanadını terör örgütü olarak gördüğüne dikkati çeken Macron, ancak hükümette yer alan ve üyeleri Temsilciler Meclisi'ne seçilen siyasi kanadıyla diyalog halinde olduğunu belirtti.

Arap ülkeleri arasında fikir birliği
Arap ülkeleri düzeyinde ise Arap Birliği, Hizbullah'ı Mart 2016'da, birliği konseyinin dışişleri bakanları düzeyindeki 145’inci toplantısı sırasında, Lübnan ve Irak dışındaki ülkelerin oybirliğiyle terör örgütü ilan etti. Lübnan ve Irak çekimser kaldılar. Dönemin Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Hizbullah'ı terör örgütü olarak sınıflandırma konusundaki çekince, kararın Arap devletleri arasında imzalanan terörle mücadele anlaşmasıyla çelişmesinden ve Hizbullah’ın Lübnan’ın önemli bir bileşeni olmasından kaynaklanıyordu.”
Bu duyuru, Arap ülkelerinin içişleri bakanları tarafından yayınlanan benzer bir kararın ardından yapıldı.
Hizbullah’ın terör örgütü olarak sınıflandırılması, Körfez İşbirliği Konseyi'nin (KİK) aldığı bir kararla hayata geçmeye başladı. KİK üyesi ülkeler, Hizbullah’ı ‘KİK üyesi ülkelerde gençleri terör eylemleri gerçekleştirmek amacıyla silah altına almanın, silah ve patlayıcı kaçakçılığı yapmanın, isyana yönelik provokasyonlarda bulunmanın, kaos ve şiddeti körüklemenin yanı sıra başta Suriye savaşına, Irak savaşına, Yemen olaylarına katılarak ve bazı Körfez ülkelerinde hükümetlerin temellerini sarsarak birçok Arap ülkesinin iç işlerine müdahale etmekle’ suçladılar.

ABD yasaları
ABD Hazine Bakanlığı’nın verilerine göre Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), Hizbullah'ı ve mali kaynaklarını kuşatma altına almak için başta Cassandra Yasası olmak üzere birçok yasaya dayanarak, Hizbullah Genel Sekreteri Nasrallah tarafından defalarca kez reddedilen ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi'nin (DEA) uyuşturucu kaçakçılığı, kaçakçılık ve kara para aklama suçlarına adlarının karıştığına işaret ettiği, harekete bağlı veya yakın kişileri takip ediyor.
Cassandra Yasası’nın yanı sıra Magnitsky Yasası ve Caesar (Sezar) Yasası da ABD Hazine Bakanlığı tarafından Hizbullah’a yakın kişilerin yaptırım uygulananlar listelerine eklenmelerini sağlıyor. Magnitsky Yasası, ABD yönetimine tüm ülkelerde insan hakları ihlalcilerine yaptırım uygulama, mal varlıklarını dondurma ve ABD'deki faaliyetlerini yasaklama yetkisi veriyor. Caesar Yasası da İran için Suriye üzerinden Lübnan’a aktif bir bağlantı oluşturduğundan doğrudan Hizbullah’ı hedef alabiliyor.

Yaptırımların etkileri
Hizbullah’a yönelik yaptırımların etkileri arasında, hareketin yetkililerine veya onlarla iş birliği yapanlara yaptırım uygulanması bulunuyor. Söz konusu kişiler, bu yaptırımlar çerçevesinde seyahat etmeleri engellenirken terör suçlarından hüküm giymeleri ve mal varlıklarının dondurulması halinde haklarında Interpol bülteni çıkarılabiliyor.
‘Justicia’ adlı insan hakları örgütünün başkanı Paul Morcos, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Yaptırımlar, bazı finansörleri ve destekçileri ile Batılı ülkelerle çıkarları olanlar üzerinde baskı oluşturduğundan Hizbullah’ı dolaylı yoldan etkiliyor” dedi. Söz konusu yaptırımların birkaç istisna dışında, uluslararası yardımın daralması çerçevesinde Lübnan üzerinde ciddi yansımaları olduğunu vurgulayan Morcos bu durumun Lübnan'daki iş ortamına olumsuz yansıdığını vurguladı.
Morcos, yaptırımların, ekonomiyi nakde çevirebilecek, kara para aklama ve terörün finansmanı riskini artıracak şekilde Lübnan toplumu aleyhine dönmesinden çekindiğini ve bunun yaptırımların mantığına ve amacına aykırı olduğunu ifade etti.
Morcos değerlendirmesinde ayrıca söz konusu yaptırımların olumsuz yansımalarından bir diğerini ise tüm dünyada milyonlarca Lübnanlı ile birlikte Lübnanlı iş insanlarının şüpheli listelerine eklemesi olduğuna işaret etti. Aynı zamanda yaptırımların Lübnan'ı Arap ülkeleri ve uluslararası toplumdan tecrit edebileceğini, özellikle Hizbullah’ın büyük bir siyasi etkiye sahip olması nedeniyle Lübnan'ı ‘kibir ve emperyalizmi kırma’ söyleminden başka bir şeyi olmayan kuşatılmış bir adaya dönüştürmesine katkıda bulunabileceğini vurguladı.

Güvenlik ve askeri operasyonlar olasılığı
Gazeteci yazar Şurahbil el-Garib de şu açıklamalarda bulundu:
“Siyasi ve askeri kollarıyla Hizbullah’ı terörist olarak sınıflandırmak, çifte standart uygulayan Batı ülkelerinin yeni bir başarısızlığıdır. Ayrıca bu sınıflandırmaların adil kriterler olmadan yapıldığını ve bu sınıflandırmaların işgalci İsrail’i korumak için düzenlendiğini ortaya koymaktadır.”
ABD'nin başta Afganistan olmak üzere bölgedeki bazı askeri kartlarını kaybettiğini söyleyen Garib sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu yüzden ABD hem dünyanın hem de bölge ülkelerinin gözünde konumunu iyileştirmek ve imajından geriye kalanları korumak için diğer siyasi, diplomatik ve ekonomik kartlara başvuruyor.”
Garib’e göre Hizbullah’ı tecrit etme girişimi, Lübnan’daki direnişi besleyen ortama darbe vurmaya ve onu terörle damgalamaya çalışmanın yanı sıra hareketi açık hedef haline getirerek sürekli baskı altında tutmayı amaçlıyor.
Hizbullah'la ilgili bu adımların sonucunda karşı karşıya gelinmesi beklenen senaryolarından birinin, bölgede bir bütün olarak direniş projesini dengesizleştirmek için harekete yönelik gerçekleştirilmesi planlanan askeri veya güvenlik operasyonlara hazırlık olabileceğini amacıyla olabileceğini düşünen Garib değerlendirmesine şöyle devam etti:
 “İsrail’in uluslararası arenada, İran ve Hizbullah'a karşı tüm forumlarda en üst düzeyde provokasyona neden olan açıklamaları, Tahran ile önde gelen güçler arasında Viyana'da gerçekleşen nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmaya yönelik müzakerelerin başarısız olması durumunda bu seçeneğin kullanılabileceği ihtimalini ortaya koyuyor.”



İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.

Refah sınır kapısından geçiş yapacak hastalar ve yaralılar için yapılan geçiş düzenlemeleri iptal edildi

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze: “Al-Sharq Al-Awsat”

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.


Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
TT

Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)

Dondurulmuş Libya varlıkları dosyası, ABD Adalet Bakanlığı’nın cinsel istismar suçlarından hüküm giymiş Amerikalı iş insanı Jeffrey Epstein’e ilişkin yeni bir belge grubunu yayımlamasının ardından yeniden gündeme geldi.

Söz konusu dosyalarda Libya’ya ilişkin yer alan iddialar, Libyalılar arasında endişe ve soru işaretlerine yol açtı. Belgelerde, Epstein’in Temmuz 2011’de, İngiliz ve İsrail istihbarat servislerinin desteğiyle, ülke dışında bulunan ve dondurulmuş durumdaki Libya varlıklarını hedef almaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin eski Başkan Yardımcısı Abdulhafız Goga, bu iddiaları yalanladı. Goga, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu iddiaların kesinlikle hiçbir doğruluk payı yok. Söz konusu fonlar uluslararası mali mekanizmalar çerçevesinde yönetiliyordu” dedi. Gündeme gelen bilgileri ‘yalnızca değerlendirme ve tahminlerden ibaret’ olarak nitelendiren Goga, bunların ‘herhangi bir kesinlik ifade etmediğini’ vurguladı.

Söz konusu dönemde Libya’daki en üst düzey ikinci yetkili olan Goga, bu tür sızıntıların amacının ‘zaten istikrarsız olan Libya’daki durumu daha da karmaşık hale getirmek’ olduğunu ifade etti.

zcdfrgt
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçtiğimiz aralık ayında Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Mütevelli Heyeti ile yaptığı toplantıda (Libya Yatırım Otoritesi sayfası)

Libya’ya ait yurt dışındaki varlıklar, 2011 yılında merhum lider Muammer Kaddafi yönetimine karşı başlatılan ‘devrimin’ ardından, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1970 ve 1973 sayılı kararları uyarınca dondurulmuştu. Bu kapsamda, küresel bankalara dağılmış mevduatlar, egemen fonlar ve mali yatırımlardan oluşan varlıkların toplamının yaklaşık 200 milyar dolar olduğu belirtilirken, eski Başkanlık Konseyi bu tutarın yaklaşık 67 milyar dolara gerilediğini açıklamıştı.

Ancak Epstein dosyalarının yayımlanmasının ardından bu varlıklara ilişkin endişeler yeniden gündeme geldi. Bu endişeleri dile getiren isimlerden biri olan, Dış Yatırımlar ve Uzun Vadeli Portföy Şirketi’nin eski başkanı Dr. Halid ez-Zentuti, söz konusu iddiaların ve benzeri girişimlerin yaşanmış olabileceğini dışlamadığını belirterek, ‘2011’den bu yana varlıkları hedef alan tekrarlayan girişimler bulunduğuna’ dikkat çekti.

Zentuti, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Afrika ülkeleri başta olmak üzere çeşitli ülkelerde Libya’ya ait yatırım kuruluşlarına bağlı varlık ve gayrimenkullerin müsaderesine yönelik davalar söz konusu. Ayrıca Avrupa mahkemelerinde, aralarında Avrupa’daki kraliyet ailelerinin de bulunduğu aileler tarafından açılan asılsız davalara dayanan yargı kararları bulunuyor” dedi.

Zentuti, “Libya’daki kırılgan durum, siyasi bölünmüşlük ve ilgili kurumların etkin denetim eksikliği, dondurulmuş Libya varlıklarının hedef alınması için elverişli bir ortam yarattı. Bu durum, bazı tarafları, şirketleri ve devletleri bu fonlardan pay almaya teşvik etti” değerlendirmesinde bulundu. Zentuti ayrıca, Libya içindeki bazı çevrelerin, komisyon ya da rüşvet karşılığında sahte bilgi ve belgeler sunarak bu sürece zımnen dahil olmuş olabileceğini de dile getirdi.

Epstein dosyalarında yer alan mesajlara göre, daha önce İngiliz istihbaratı ve İsrail’in Mossad teşkilatında görev yapmış bazı kişilerin, uluslararası hukuk bürolarıyla yapılan görüşmeler kapsamında, dondurulmuş Libya varlıklarının tespit edilmesi ve geri alınması konusunda yardım sunmaya hazır oldukları ifade edildi.

Libya’ya ait dondurulmuş fonlar, 2011’den bu yana Avrupa’da çeşitli girişimlere konu oldu. Bunların son örneği, geçen yıl Birleşik Krallık Lordlar Kamarası’nda İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) mağdurlarına tazminat ödenmesine yönelik tartışmalar olurken, daha önce de Belçika’da Euroclear Bank’ta bulunan yaklaşık 15 milyar euronun üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması için yıllar süren hukuki süreçler yaşanmış ve bu süreçlerde kraliyet ailesinin de rol oynadığı belirtilmişti.

sdf
Trablus'taki Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Genel Merkezi (LIA resmi internet sitesi)

Medyada Epstein dosyaları olarak anılan belgelerle ilgili tartışmalar, Libya’da biri batıda Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH), diğeri ise doğu ve güneyin bazı kesimlerini kontrol eden ve Parlamento tarafından desteklenen Usame Hammad hükümeti olmak üzere iki yönetim arasındaki kronik bölünmüşlük ortamında gündeme geldi. Bu durumun, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıkları dosyasına olumsuz yansıdığı değerlendiriliyor.

Dondurulmuş fonlara yönelik endişelerin artması üzerine UBH geçen yıl, bazı yatırımların süregelen savaşlar nedeniyle durduğu gerekçesiyle tazminat talep eden davaların tespit edilmesinin ardından, çeşitli ülkelerle iş birliği içinde bu varlıkları takip etmek üzere bir hukuk komitesi oluşturdu. Aynı zamanda bir Libya parlamento komitesinin de dosyayı ele almak üzere Batılı ülkelere ziyaretlerini yoğunlaştırdığı belirtildi.

Libyalı siyasi analist Hüsam Feniş, Epstein dosyalarını, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıklarını hedef alan ve ‘Libyalıların elinde kalan son siper’ olarak gördüğü bu fonlara yönelik gerçek ve süreklilik arz eden girişimler olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Feniş, siyasi bölünmüşlüğün sürmesinin, bu varlıklarla oynanması ve dış müdahalelere açık hale gelmesi riskini artıracağını öngörerek, parçalanmış bir devlet yapısında, fonları korumaya yönelik komitelerin bireysel çabalarının etkisiz kalabileceğine dikkat çekti.

Kurumların birleştirilmesine kadar geçen süreçte Zentuti, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya varlıklarının hukuki olarak korunmasına bağlı kalması gerektiğini vurgulayarak, bu fonların, açık bir yetkilendirme ve uluslararası standartlar çerçevesinde, uzman uluslararası şirketler aracılığıyla yönetilmesi ve değerlendirilmesine izin verilmesi çağrısında bulundu. Zentuti, bunun fonların büyütülmesi ve küresel mali riskler, enflasyon ve değer kaybına karşı korunması için gerekli olduğunu ifade etti.

Öte yandan, Euronews’in internet sitesinde yer verdiği Jeffrey Epstein belgeleri, Temmuz 2011 tarihli bir e-postayı da ortaya koydu. Epstein’in ortaklarından biri tarafından gönderilen mesajda, Libya’daki karışıklıktan yararlanılarak Batılı ülkelerde dondurulan Libya varlıklarının geri alınmasına yönelik planlara işaret edildi. Belgelerde, söz konusu varlıkların tutarının yaklaşık 80 milyar dolar olduğu, bunun 32,4 milyar dolarının ABD’de bulunduğu, gerçek değerinin ise bu rakamın üç ya da dört katına ulaşabileceği öne sürüldü.


Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
TT

Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı

Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’a yakın kaynaklar, dün akşam Zintan kentinde yaşanan silahlı çatışmalar sırasında Seyfülislam’ın hayatını kaybettiğini duyurdu. Kentte meydana gelen olayların ardından ölümünün koşullarına ilişkin çelişkili bilgiler bulunduğu belirtildi.

rgtbhyjuk

Seyfülislam Kaddafi’nin üvey kardeşi Muhammed Kaddafi, kendisine ait olduğu belirtilen Facebook hesabından yaptığı paylaşımla, dün akşam yaşanan ölümü doğruladı. Muhammed Kaddafi paylaşımında, “Kardeşin kaybı çok acı. Bu musibetin ağırlığını kelimeler tarif etmekte yetersiz kalıyor. Onu Allah’a emanet ediyor, rahmetiyle kuşatmasını ve bize sabır ve metanet vermesini diliyoruz” ifadelerini kullandı.

Muhammed Kaddafi ayrıca, “Kardeşimin kaybından duyduğumuz üzüntüyü ailemiz ve sevdiklerimizle paylaşırken, Allah’tan vatanımızı her kaybın ardından telafi etmesini, tüm Libyalılara sabır ve teselli vermesini, bu anların ayrışma ve çekişmeye değil, sağduyuya ve merhamete vesile olmasını diliyoruz” dedi.

Seyfülislam’ın çatışmalar sırasında öldürüldüğü yönündeki anlatımlar ağırlık kazanırken, Muhammed Kaddafi, kardeşinin ‘ani bir felç sonucu’ hayatını kaybettiğini öne sürdü.

Şarku’l Avsat’a konuşan Libyalı bir siyasetçi, Seyfülislam’ın ölümünün “Libya’da yeni bir kan dökülmesi sürecinin önünü açacağı, kaosu artıracağı ve ulusal uzlaşmaya dair tüm umutları sona erdireceği” değerlendirmesinde bulundu.

Seyfülislam’ın avukatı Halid ez-Zaidi de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ölümü doğruladı ancak ayrıntı vermedi.

Öte yandan, Seyfülislam’ın Libya Siyasi Diyalog Forumu’ndaki temsilcisi Abdullah Osman, Seyfülislam’ın dün akşam ülkenin batısında yaşanan kanlı çatışmaların ardından hayatını kaybettiğini teyit etti.

Bu gelişme, zaten karmaşık olan Libya siyasi tablosunda ani ve köklü bir değişime işaret ediyor. Zira Seyfülislam Kaddafi, temsilcileri aracılığıyla, Başkanlık Konseyi tarafından yürütülen ‘ulusal uzlaşı’ sürecinin etkili aktörlerinden biri olarak görülüyordu.

rbhyju

Libya Ulusal Birlik Hükümeti’ne (UBH) bağlı 444. Muharebe Tugayı, Zintan kentinde yaşanan çatışmalar ve Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğüne ilişkin haberlerle herhangi bir bağlantısı olduğu yönündeki iddiaları ‘kesin bir dille’ yalanladı.

Tugaydan yapılan açıklamada, “444. Muharebe Tugayı’nın Zintan kenti içinde ya da coğrafi çevresinde herhangi bir askeri varlığı veya saha konuşlanması bulunmamaktadır. Ayrıca Seyfülislam Kaddafi’nin takibine yönelik tugaya verilmiş herhangi bir talimat ya da emir söz konusu değildir. Bu tür bir görev, askeri ya da güvenlik sorumluluklarımız arasında yer almamaktadır” denildi.

Açıklamada, tugayın Zintan’da yaşananlarla ilgisi olmadığı vurgulanarak, “Orada meydana gelen çatışmalarla doğrudan ya da dolaylı herhangi bir bağımız yoktur” ifadesi kullanıldı.

444. Muharebe Tugayı, medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarına da çağrıda bulunarak, bilgilerin aktarımında titiz davranılmasını, resmî açıklamalara dayanılmasını ve ‘kafa karışıklığı yaratmayı, kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan söylentilere’ itibar edilmemesini istedi.

Seyfülislam Kaddafi, Muammer Kaddafi’nin ikinci oğluydu ve iktidara geri dönme arayışında olan tek oğul olarak öne çıkıyordu. Ancak 2011’deki ‘devrim’ sırasında, aralarında ülkenin ulusal güvenlik danışmanlığı görevini yürüten Mutasım Billah’ın da bulunduğu üç kardeşi gibi hayatını kaybetti.

ujuj

Kaddafi rejiminin son sözcüsü Musa İbrahim de Seyfülislam Kaddafi’nin ölümünü duyurarak, “Onu haince öldürdüler. O, tüm halkı için birleşik, egemen ve güvenli bir Libya istiyordu. Bir umudu ve geleceği katlettiler, kin ve nefreti ektiler” ifadelerini kullandı.

Musa İbrahim, bunun arkasındaki amacın ‘daha fazla kan dökülmesi, Libya’nın bölünmesi ve ulusal birlik yönündeki her türlü projenin yok edilmesi’ olduğunu savundu.

Açıklamasında, “Seyfülislam’la iki gün önce konuşmuştum; onun gündeminde sadece huzurlu bir Libya ve güvende yaşayan Libyalılar vardı. Filistin ve ümmetin davalarına destek için yazdı ve açıklamalar yaptı. Buna karşın, ülkeyi yöneten ve yabancılar tarafından iktidara getirilenler sessiz kaldı” diyen Musa İbrahim, sözlerini şöyle tamamladı: “Onun en güçlü aday ve ülke genelinde en geniş tabana sahip isim olduğunu biliyorlardı.”

Seyfülislam Kaddafi, Trablus’un 160 kilometre güneybatısında bulunan Zintan kentinde, sıkı güvenlik önlemleri altında yaşamını sürdürüyordu. Yaklaşık 10 yıl boyunca kamuoyunun karşısına çıkmayan Seyfülislam, 2021’de yapılması planlanan seçimler için adaylık başvurusu yapana kadar gözlerden uzak kaldı. Bu süreçte Zintan ile Libya’nın güneyindeki bazı kentler arasında gidip geldiği belirtildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch – HRW), geçtiğimiz haziran ayında Libya’daki adalet sistemine yönelik sert eleştirilerde bulunmuş ve yetkililerden ‘Seyfülislam’ın tutuklanarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) teslim edilmesini’ talep etmişti.

Seyfülislam’ın öldürüldüğüne ilişkin haberlerin ardından, Zintan ve ülkenin kuzeybatısındaki Beni Velid kentlerinde silahlı ve sivil kalabalıkların toplandığı bildirildi. Bu gelişmeler, 444. Muharebe Tugayı’nın suikasta karıştığı yönündeki suçlamalar eşliğinde yaşandı.

Çatışmalar sırasında, Seyfülislam Kaddafi’nin yakın koruması Tuğgeneral el-Acmi el-Uteyri’nin yaralandığına dair bilgiler de kamuoyuna yansıdı. Öte yandan, Zintan’daki bazı yerel güçlerin Seyfülislam’a yönelik tutumunda dikkat çekici bir değişim yaşandı. 12 Ocak’ta, ‘kendisine atfedilen suçların zaman aşımına uğramadığı’ gerekçesiyle adalete teslim edilmesi yönünde çağrılar yapıldığı ve bunun kentte bölünmeye yol açtığı belirtildi.

Zintan kentini kontrol eden silahlı gruplardan biri olan Ebu Bekir es-Sıddık Tugayı, Doğu Libya Parlamentosu tarafından çıkarılan genel af yasası uyarınca Seyfülislam’ı Haziran 2017’de serbest bırakmıştı. Tugayın, Seyfülislam’ı yaklaşık 10 yıl boyunca gözetimi altında tuttuğu, 2021’de seçimlere adaylık başvurusunda bulunmasıyla birlikte kamuoyunun karşısına çıktığı kaydedildi.