Libya: Ölüm tehditleri seçmeni sandıktan uzaklaştırıyor

Adaylardan Süleyman el-Beyudi ölüm tehdidi alırken Seyfulislam Kaddafi’nin adaylığının reddedilmesine karşı yaptığı temyiz başvurusuyla ilgili duruşma hakim olmadığı için yapılamadı

Hakim olmadığı için Seyfülislam Kaddafi'nin temyiz başvurusu davası görülemedi (AFP)
Hakim olmadığı için Seyfülislam Kaddafi'nin temyiz başvurusu davası görülemedi (AFP)
TT

Libya: Ölüm tehditleri seçmeni sandıktan uzaklaştırıyor

Hakim olmadığı için Seyfülislam Kaddafi'nin temyiz başvurusu davası görülemedi (AFP)
Hakim olmadığı için Seyfülislam Kaddafi'nin temyiz başvurusu davası görülemedi (AFP)

Zayed Hediyye
Libya, tuhaf bir kısırdöngü tarafından rehin alınmış halde. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılması planlanan tarih yaklaştıkça her gün ortaya çıkan yeni olaylar ve sorunların artmasıyla, seçimlerin planlandığı gibi 24 Aralık'ta yapılmasının önündeki zorluklarda artıyor. Tüm bunlar Libyalıları, ülkenin bağımsızlığından bu yana ilk kez kendi oylarıyla bir cumhurbaşkanı seçmek için sandık başına gitmekten uzaklaştırıyor.
Seyfülislam Kaddafi'nin adaylık başvurusunun reddedilmesi kararına karşı yaptığı itirazı değerlendirmeye yetkili mahkemede yaşanan hakim krizinin yanı sıra cumhurbaşkanı adaylarından Süleyman el-Beyudi, kimliği belirsiz kişilerce ölümle tehdit edildiğini açıkladı. Diğer yandan seçim sürecindeki gerginliğin artması ve geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanı aday adayları arasında yoğunlaşan siyasi tartışmalar devam ediyor.

Kaddafi’nin temyiz başvurusuyla ilgili karışıklık devam ediyor
Herkes, Seyfülislam Kaddafi'nin avukatlarının, Kaddafi'nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmak için yaptığı başvurunun, adaylığının seçim kanunlarına uygun olmadığı gerekçesiyle reddedilmesine karşı yaptıkları itirazın sonucunu beklerken hem halkın hem de yerel ve uluslararası basının tüm dikkati üç gündür Libya'nın güneyinde Sebha kenti üzerinde toplanmış durumda. Sebha Adliyesi çevresinde konuşlanan askeri güçlerin çekilmesine rağmen, mahkeme, üç asıl ve bir yedek olmak üzere dört hakimden oluşan mahkeme heyetinin bir kısmının duruşmaya katılmaması nedeniyle itiraz başvurusunu değerlendirme davasına bakamadı.
Seyfülislam Kaddafi ve avukatları, Pazartesi günü, adliye binasına konuşlandırılan askerler çekilmeden önce yaptıkları açıklamada, duruşmanın silah zoruyla engellendiği suçlamasında bulundular.  Askerlerin çekilmesinin ardından binanın güvenliği polise devredildi. Ancak tüm bu gelişmelerin, mahkeme heyetini davayı karara bağlaması beklenen duruşmaya katılmaya ikna etmediği anlaşılıyor.

Endişeye neden olan gelişmeler
Ulusal Birlik Hükümeti (UMH) İçişleri Bakanı Halid Mazin, mahkemenin Seyfulislam Kaddafi'nin  Sebha'daki temyiz başvurusu davasındaki başarısızlığıyla ilgili açıklamasında şunları söyledi:
 “Bu artık kabul edilebilir bir durum değil. Bu, güvenlik planını tehdit eden faktörler nedeniyle güvenlik durumunda yaşanan kaos çerçevesinde, Sebha Mahkemesi'nin oluşturulan mahkeme heyetinin temyiz başvurularını dikkate almadığından ikinci kez özür dilemesinin ardından seçim sürecinin normal şekilde ilerlemediği anlamına geliyor. Seçim süreçlerinde yaşanan saldırılar bugüne mahsus değil. Geçmişte de kurumlarımıza ve kadrolarımıza karşı bir takım saldırılar yapıldı, baskılar uygulandı. Ama biz mümkün olduğunca uzlaşmaya, sakinleşmeye çalışan ve seçim sürecinin başarısı için baskı yapan UBH’nin her zaman yaptığı açıklamalara uygun olarak basında gerilimi tırmandırmayı değil, azaltmayı tercih ettik.”
Bakan Mazin, Trablus kentinde seçimlerle ilgili bir eğitim kampına katılan bazı güvenlik görevlilerine yönelik doğrudan tehditlerin yanı sıra Ecdebiye kentinde seçimler için gerekli ekipmanların alıkonulması olayının ardından ekipmanların sandık merkezlerine dağıtılmak üzere yola çıktıklarını da sözlerine ekledi.
Güvenlik birimlerinin, güvenlik durumundaki gelişmeleri an be an takip ettiğine işaret eden Mazin, güvenlik birimlerinin bu doğrultuda Libya halkını ve seçim sürecine bakan kurumları mevcut durumla ilgili bilgilendirme ve hile yapılmasını engelleme konusunda yasal ve ulusal sorumluluğunu eksiksiz bir şekilde yerine getirme gayreti içerisinde olduğunun altını çizdi.
Bakan Mazin, Seçimler için güvenlik planının sürekli olarak engellenmesinin yanı sıra sürece yönelik ihlallerin ve saldırıların her geçen gün artması, güvenlik güçlerinin tüm çabalarına zarar verebileceği ve işlerin, seçim sürecinin yürütülmesine doğrudan yansıyan, seçimlerin zamanında yapılmasındaki kararlılığı kıran, güvenlik durumunun bozulmasına ve kontrolden çıkmasına neden olan, ulusal güvenliği, ülke ve halkın güvenliğini tehdit eden bir yola girmesine karşı uyardı.

Muhalefet ve hükümet
Öte yandan Libyalı siyaset analisti Muhammed el-Esmer, “Sebha'da olanlardan, seçimleri korumakla yükümlü olan, ancak seçimleri organize etmek yerine Başbakan’ın seçimlere katılmasıyla rakip haline gelen hükümettir. Başbakan, seçimlerde aday olduktan sonra, örgütsel açıdan rakiplerinin güvenliğini takip etmeyecektir. Sebha’daki resmi kurum çalışanları ve yargı mensupları tehditler nedeniyle kendisine (Başbakan’a) ulaşamıyorlar” yorumunda bulundu. Esmer, bu çerçevede Müsteşar Abdullah Sel’um’un Vaddan’da ailesine yönelik tehditler aldığına dair resmi bir şikayette bulunduğunu da sözlerine ekledi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan isme ölüm tehdidi
Seçim sürecinin kaderini daha büyük bir gizemle gölgeleyen bir diğer olay ise cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan Süleyman el-Beyudi'nin adaylığının engellenmesi amacıyla kendisinin ve seçim ekibinin açıkça ölümle tehdit edilmesi oldu. Beyudi’nin kampanya ekibinden yapılan açıklamada, kendilerine gönderilen tehdit içerikli mesajda, adayın cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılması durumunda ‘yolsuzluk yapanların öldürülmesine izin veren bağlayıcı bir ceza’ ile cezalandırılacağının belirtildiği aktarıldı.
Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Siyaset arenasını güvence altına alan kanunlar ve anayasa çerçevesinde resmi evraklarını tamamlayan adayımız, başvurusu kabul edilenler adaylar ve Yüksek Seçim Kurulu tarafından açıklanan listedeki isimler arasında yer aldı. Seçim kampanyasını başlatmak için nihai listeleri bekliyoruz. Ancak Beyudi'yi ve siyasi ekibini, tehdit mesajındaki ifadeyle ‘yolsuzluk yapanların öldürülmesine izin veren bağlayıcı bir ceza’ olarak açık ve net bir şekilde ölümle tehdit edenler var.”

Gergin atmosfer
Diğer taraftan Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu, başta güvenlik sorunları olmak üzere seçim sürecinin önünde duran tüm bu zorluklara rağmen genel seçimlerle ilgili kararlar yayınlayarak bu zor koşullarla mücadele etmeye devam ediyor. Komisyon son olarak, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri için bir seçim propagandası yönetmeliğinin kabul edildiğini duyurdu.
Yönetmelikte, seçim kanunlarına göre cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde aday olanların seçim kampanyalarını düzenleyen usul, esas ve denetimlere açıklık getiren 31 madde yer aldı.
Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu da (UNSMIL), Libya Siyasi Diyalog Forumu tarafından onaylanan yol haritasına ve BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2021 tarihli ve 2750 sayılı kararında öngörüldüğü şekilde cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin düzenlenmesi taahhüdünü teyit etti.
Diğer taraftan bazı kesimler, cumhurbaşkanlığı seçimleri yoluyla iktidara gelmek için verilen çetin siyasi mücadelenin ve son günlerde yoğunlaşan anlaşmazlıkların hukuk ve güvenlik kurumları üzerindeki yansımaları ve ülkenin istikrarı üzerindeki olası olumsuz etkileri konusunda uyarılarda bulundular.
Temsilciler Meclisi (TM) Üyesi İbrahim ed-Dersi, Libya'daki çatışmaların devam etmesi ve siyasi tarafların bir çözüm üzerinde anlaşmaya varamaması çerçevesinde, şuan seçimlerin gerçekleştirilmesinin güç olduğunu söyledi.
Uluslararası toplum tarafından seçimlerin 24 Aralık'ta gerçekleştirilmesi için bir yol haritası dayatılmasının çözüm olmadığını düşünen Dersi, seçimlerin istikrar sağlanana kadar bir süreliğine ertelenmesi ve daha sonra yapılması çağrısında bulundu. Dersi, mevcut çatışma halinin devam etmesinin, seçimlerin hiç yapılamaması ve ülkenin yeniden kendisini şiddetli çatışmaların ortasında bulmasına yol açacağını öne sürdü.



Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
TT

Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare

Husiler, Taiz vilayetinin batısı ile Lahic vilayetinin kuzeyi arasındaki cephelerde şiddetli bir direnişle karşı karşıya. Babülmendep'e hakim yüksek kesimlerde şiddetli çatışmalar yaşanırken Marib'in güneyinde de çatışmalar sürüyor. Saha kaynakları, İran'la ittifak halindeki Husilerin son ilerleme girişimlerinde ağır kayıplar verdiğini bildiriyor.

En şiddetli çatışmalar Vaziye ve Kahbub cepheleri ile Mudarebe ve Ras el-Ara ilçesine bağlanan bölgelerde yaşanıyor. Hükümet güçleri, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve bazı dağlık bölgelerin geri alındığını duyururken saha kaynakları son 24 saatte çok sayıda  Husi milisinin öldürüldüğünü bildirdi.

Amalika Tugayları,  pazartesi günü, Babülmendep Boğazı'na komşu Kahbub cephesinde Husilere ait beş aracın imha edildiğini açıkladı. Güçler, araçlarda bulunan herkesin öldürüldüğünü belirtti. Hedef alınan araçlardan birinin Husilerin bir saha komutanını taşıdığı, diğerinin ise 23 milimetrelik uçaksavar silahı taşıdığı kaydedildi.

AmalikaTugayları Medya Merkezi, araçların hedef alınmasını ve alevler içinde kalmasını gösterdiğini belirttiği bir video yayımladı.

Aynı cephede Vatan Kalkanı Güçleri de Birinci Tümen'in üçüncü tugayının mevzilerine yönelik Husilerin saldırısını püskürttüğünü açıkladı. Açıklamada saldırganlar arasında ve askeri teçhizatta kayıplar verildiği, güçlerin mevzilerini hedef almaya çalışan intihar dronunun düşürüldüğü belirtildi.

vffgthy
Husilerin cephelerde ölen mensupları için her gün düzenlenen cenaze törenleri (AFP)

Vatan Kalkanı Güçleri Medya Dairesi ayrıca Kahbub semalarında uçan bir başka Husiler insansız hava aracının düşürüldüğünü duyurdu. Açıklamada bölgede güçlerin konuşlanmasının sürdüğü ve hazırlık seviyesinin yükseltildiği belirtildi.

Kahbub, Babülmendep'e komşu konumu nedeniyle askeri açıdan önem taşıyor. Saha bilgilerine göre çatışmalar, Vaziye'nin güneydoğusu ile Mudarebe ve Ras el-Ara'nın kuzeyi arasında uzanan bir dizi yüksek kesim ve mevzide yoğunlaşıyor. Çatışmalara Amalika Tugayları, Vatan Kalkanı Güçleri ve Sabiha aşiretlerinden savaşçılar katılıyor.

Batı Taiz

Taiz'in batısında çatışmalar sürerken Husiler, Vaziye'den doğuya doğru Şimayteyn ilçesine ilerlemeye çalışıyor. Pazar günü Husilerin Şimayteyn ilçesine doğru ilerlediği ve Şerira köyünü ele geçirdiği, ayrıca Geyl bölgesi yakınlarındaki Merzam Dağı'na ve Beni Ömer köyüne doğru ilerlediği yönünde haberler gelmişti.

Buna karşılık kaynaklar, Husilerin ele geçirmeye çalıştıkları Acaram Dağı'ndan geri çekildiğini bildirdi. Husilerin sızma girişimlerinin püskürtülmesinin ardından Cerdad Dağı'na ulaşmayı da başaramadığı belirtildi. Diğer bazı bilgilerde ise hükümet güçlerinin Numan Dağı'nı kontrol altına aldığı kaydedildi.

Saha kaynakları pazartesi sabahı çatışmaların sürdüğünü, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve gruba ait zırhlı araçlarla diğer askeri araçların imha edildiğini bildirdi. Kaynaklar ayrıca çok sayıda Husi unsurunun öldürüldüğünü aktardı.

Hükümet güçlerinden çatışmaların ayrıntıları ve operasyon bölgesine ilişkin henüz resmi bir açıklama gelmezken pazartesi günü Et-Turbe kentinden, Taiz'in batı kırsalındaki Vaziye'de Cerdad, Rasin ve Alkame cephelerinde görev yapan hükümet güçlerine destek amacıyla bir yardım konvoyu yola çıktı. Bu gelişme, bölgedeki yerel unsurların çatışmalara katılan güçlere destek vermek üzere seferberliğini sürdürdüğüne işaret ediyor.

Marib cephesi

Taiz ve Lahic'teki çatışmalarla eş zamanlı olarak Marib'in güneyinde de hükümet güçleri ile Husiler arasında özellikle Harib, Mel'a geçidi ve Ümmü Riş çevresinde çatışmalar ve karşılıklı topçu atışları yaşandı. Mevcut bilgilere göre kontrol hatlarında kalıcı bir değişiklik olmadı.

Hükümet güçleri, Mel'a ve Ümmü Riş bölgelerinde Husi unsurlarının toplanma noktaları, takviye birlikleri ve tahkimatlarının hedef alındığını açıkladı. Açıklamada roketatarlarla topçu mevzilerinin imha edildiği, Beyhan eksenine bağlı topçu birliklerinin de Husi mevzilerini vurduğu ve 23 milimetrelik uçaksavar silahının etkisiz hale getirildiği belirtildi.

Hükümet güçleri ayrıca Marib ve Beyda vilayetleri de dahil olmak üzere çeşitli cephelerde Husi unsurları, araçları ve tahkimatlarına yönelik hava saldırıları ile İHA saldırıları düzenlendiğini duyurdu.

sdefr
Yemen ordusunun 3. Askeri Bölge Komutanı Mansur Sevabe

Üçüncü Askeri Bölge Komutanı Tümgeneral Mansur bin Abdullah Sevabe, hükümet güçlerinin Marib'in güneyinde daha önce düzenlenen Husi saldırılarını püskürttüğünü ve örgüt mensuplarından onlarcasının öldürüldüğünü, yaralandığını veya esir alındığını söyledi. Sevabe ayrıca bazı militanların cesetlerinin çatışma bölgelerinde kaldığını belirtti.

Sevabe, hükümet güçlerinin ortak bir harekât merkezi ve birleşik komuta altında faaliyet gösterdiğini belirterek kara ve hava güçleri arasındaki koordinasyona ve Suudi Arabistan liderliğindeki Yemen'e destek koalisyonunun sağladığı desteğe övgüde bulundu.

Bu gelişmeler, Yemen'de Husilerin batı kıyısında ve Babülmendep'te geniş stratejik bölgeleri ve mevzileri kontrol altına almasının olası sonuçlarına ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yaşanıyor.

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi ve Marib Valisi Sultan el-Arade, İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Abda Şerif ile gerçekleştirdiği video konferans görüşmesinde son askeri gelişmelerin uluslararası deniz taşımacılığının ve bölgenin güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu söyledi.


Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.