ABD-İran hattında Viyana görüşmelerine dair karamsarlık hakim

Bakıri, nükleer taahhütler ve yaptırımlarla ilgili iki taslak sunarken Grossi de İran ve ABD temsilcileriyle görüştü.

TT

ABD-İran hattında Viyana görüşmelerine dair karamsarlık hakim

İran ile Batı ülkeleri arasındaki 2015 tarihli nükleer anlaşmayı yeniden hayata geçirme yönünde Viyana’da gerçekleştirilen müzakerelerin dördüncü gününde sürece ‘ciddiyetle yaklaşma’ işaretleri gösteren Tahran nükleer taahhütlere ve yaptırımlara dair Avrupalılara iki taslak sunduğunu duyurdu. Ancak ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan, söz konusu dolaylı müzakerelerdeki tutumları konusunda ‘iyimser olmadığını’ dile getirdiler.
Dün İran'ın önerileriyle ilgili sorulara yanıt veren Blinken, ABD'nin İran'ın nükleer taahhütlerine geri dönmeye hazır olduğu konusunda pek iyimser olmadığını söyledi. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) toplantılarının oturum aralarında konuşan Blinken şu ifadeleri kullandı:
“Bence çok yakın zamanda, bir iki gün içinde İran'ın gerçekten iyi niyetle hareket etmeye niyetli olup olmadığı değerlendirilebilecek. İran'ın son açıklamaları bize göre iyimser değil. İran’ın rotayı tersine çevirmesi, nükleer anlaşmaya karşılıklı uyuma geri dönmek için yapıcı yönde çaba sarf etmesi için çok geç değil. Müzakerelerde yavaştan alırken nükleer programını inşa etme statükosunu sürdüremez. Bu olmayacak. Avrupalılar da bu bakış açısında. Rusya da bu konuda bizim temel görüşümüzü paylaşıyor."
Blinken’ın dün Rus ve İsrailli mevkidaşlarıyla gerçekleştirdiği görüşmelerde de gündemde İran vardı.
İsrail Başbakanı Naftali Bennett, telefon görüşmesi gerçekleştirdiği Blinken'dan Viyana'daki müzakereleri ‘derhal durdurmasını’ istedi. Buna üstü kapalı yanıt veren Blinken ise “Yeniden uyum sağlama yönünde gerekli adımları atma konusunda ciddi olduğunu hızlı bir şekilde gösterip kanıtlamak İran'a kalmış. İran'ın ciddi olup olmadığını bir iki gün içinde öğreneceğiz” dedi.
Tahran’daki hükümet medyasının aktardığına göre İranlı Dışişleri Bakanı Abdullahiyan da Japon mevkidaşı ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, “Viyana'ya ciddi bir kararlılıkla gittik. Ancak ABD ve üç Avrupa tarafının anlaşmaya ilişkin irade ve niyetleri konusunda iyimser değiliz” ifadesini kullandı.
İran'ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani de İran medyasına yaptığı açıklamada, çarşamba günü düzenlenen toplantıda Fransa, Almanya ve İngiltere heyetlerine yaptırımların kaldırılması ve nükleer taahhütlere dair iki taslak sunduğunu söyledi. Viyana'daki bir Avrupalı ​​diplomat da söz konusu taslakların teslim edildiğini doğruladı.
Reuters’ın haberine göre Bakıri şunları söyledi:
“Avrupalılar kendilerine sunduğumuz metinleri elbette ki incelemeli. Eğer ciddi müzakerelere girmeye hazırlarsa, bu müzakereleri tamamlamak için Viyana'dayız, bu alanda hiçbir engelimiz yok. Tüm yaptırımların bir an önce kaldırılmasını istiyoruz.”
Tahran'ın görüşmelerde önceliği olan yaptırımların kaldırılmasının nasıl doğrulanacağına ilişkin İran önerisinin daha sonra Avrupalı ​​taraflara iletileceğini de sözlerine ekledi.
Avrupalı yetkililer Tahran’ın bu tutumu öncesinde, geçtiğimiz pazartesi başlayan müzakereler İran’a ciddi işaretler sunması uyarısında bulunmuş, “İranlılar ciddi olduklarını göstermezlerse sorun patlak verecektir” açıklamasında bulunulmuştu.
Diplomatlar, ilerleme kaydedilmediği takdirde müzakerelerin durabileceği görüşündeler. Diplomatik yaklaşımı gözden geçirmenin zamanı geleceğini ancak henüz bu aşamada olmadıklarını vurgulayan diplomatlar, nisan ayında başlayıp haziran ayında sona eren altı turda taslak anlaşmanın yüzde 70 ila 80'inin tamamlandığını belirtti.
İran tarafı salı günü Avrupa'nın tutumuna dair çekincelerini dile getirdi. Öncesinde ABD yaptırımları meselesini tartışan uzmanlar dün ise Tahran'ın anlaşma kapsamındaki nükleer taahhütleriyle ilgili kısma değindi.
Reuters’ın haberine göre İran heyetinden bir isim şu açıklamayı yaptı:
“İran’ın sunduğu iki yeni taslakta, daha önce üzerinde anlaşmaya varılan taslakta nükleer anlaşmayla çelişen unsurlar değiştirildi. Bazı boşluklar dolduruldu.”
Bakıri’nin açıklaması ise şöyle oldu:
“İran'da iktidara gelen yeni bir hükümet ve müzakerelerden sorumlu yeni bir ekip var. Bu temelde metinde değişiklikler kaydediliyor. Elbette karşı taraf değişikliklere dair görüşlerini belirtebilir.”
İran heyeti dün, Avrupa tarafıyla görüşmeden önce Rusya ve Çin ile temaslarda bulundu. Toplantının söz konusu iki belgenin nasıl gözden geçirileceğini ve zaman çizelgesini belirleyeceğini söyleyen Bakıri, “Belgeleri incelemenin ne kadar süreceği Avrupa tarafına bağlı” dedi.
Bakıri, müzakereler dışındaki aktörlerin bakış açısı ve yaklaşımlarının müzakere sürecini olumsuz etkilemesine izin vermemek için çaba gösterilmesi yönünde 4+1 heyetleri temsilcilerine uyarıda bulunduğunu söyledi.
Kani ve İran heyeti, müzakerelerin dördüncü günü sonunda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Merkezi’nde Genel Müdür Rafael Grossi ile istişarelerde bulundu. ISNA haber ajansı, Grossi ile Kani arasında ilk görüşmenin gerçekleştiğini bildirdi.
Grossi ile arasındaki görüşmeyi ‘etkileyici’ olarak nitelendiren Kani, “İran'ın müzakerelere aktif ve olumlu bir şekilde katılmaya kararlı olduğunu vurguladım. UAEA olumlu bir rol oynayabilir” dedi.
UAEA’nın internet sitesine göre Grossi dün İran heyetiyle yaptığı görüşmenin ardından ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robbert Malley ile istişarelerde bulundu.
Çarşamba günü geç saatlerde Twitter üzerinden açıklamalarda bulunan Abdullahiyan, “Batı iyi niyet gösterirse iyi bir anlaşmaya varılabilir. Biz akla uygun, ölçülü ve sonuç odaklı diyalog arıyoruz” ifadelerini kullandı. Görüşmelerin ciddiyet ve yaptırımların kaldırılması gibi temel öncelikler doğrultusunda ilerlediğini aktaran Abdullahiyan, Ali Bakıri ile günlük olarak temasta olduğunu kaydetti.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre UAEA söz konusu gelişmeler öncesinde, İran’ın Fordo nükleer tesisinde 166 gelişmiş IR6 santrifüj zinciri ile uranyumu yüzde 20 saflığa kadar zenginleştirme sürecini başlattığını bildirdi. IR-6 santrifüjlerinin verimliliği, nükleer anlaşmanın uygun gördüğü IR-1 santrifüjleri kapasitesinin 10 katı sayılıyor.
France 24 televizyonuna verdiği demeçte bu yönde endişelerini dile getiren Grossi, “Bu artan zenginleştirme seviyesi yine uyarı veriyor. Bu normal değil. İran bunu yapabilir ancak böyle bir arzunuz varsa teftişi kabul etmelisiniz. Böyle gerekiyor” açıklamasında bulundu.
UAEA, Fordo tesisine daha fazla erişime izin verilmesi konusundaki ısrarını sürdürüyor. Bu gerçekleşirse yeraltı nükleer tesisinde atılan adımlar, tesise uranyum girişi, altıncı nesil santrifüjlerin çalıştırılması ve yüzde 20 oranında zenginleştirme çalışmaları gibi nükleer anlaşmaya dair bazı ihlallerin tespit edilebileceği belirtiliyor.
Nükleer anlaşma, Fordo tesisinde herhangi bir zenginleştirme faaliyetine izin vermiyor. Batılı müzakereciler, İran'ın görüşmeler sırasındaki etkisini artırmak için sahada çeşitli adımlar atacağından endişeli.
UAEA yayınladığı raporlarda anlaşmada öngörülen nükleer kısıtlamalar ve yeni ihlallere ilişkin uyarılara yer veriyor. Ancak söz konusu uyarılar İran’da karşılık bulmuyor.
İran'ın Viyana'daki Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği tarafından Twitter'dan yapılan açıklamada, “UAEA’nın İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin en son raporu, İran'daki düzenli doğrulama süreci doğrultusundaki en son gelişmelerin alışıldık bir yansıması” ifadeleri kullanıldı.
Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Tuğgeneral İsmail Kaani dün yaptığı açıklamada, ABD Tahran'a karşı en ufak bir hamle yaptığı taktirde dişlerini dökecekleri uyarısında bulundu.
Reuters’ın İran devlet medyasından aktardığına göre Kaani, “Bu milletin gücü ve kudreti öyle bir seviyeye ulaştı ki siz (ABD) ufacık bir hamle bile yapacak olursanız dişleriniz dökülecek. İstediğinizi yapabileceğiniz zaman geçti” dedi.
ABD ve Batılı müttefikleri ise müzakereler başarısız olduğu takdirde tüm seçeneklerin masada olacağı uyarısında bulundu.



Şemseddin: Şiilerin kendi ülkeleri içinde ayrı bir proje oluşturması caiz değildir

Lübnan İslam Şii Konseyi Başkanı merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin
Lübnan İslam Şii Konseyi Başkanı merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin
TT

Şemseddin: Şiilerin kendi ülkeleri içinde ayrı bir proje oluşturması caiz değildir

Lübnan İslam Şii Konseyi Başkanı merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin
Lübnan İslam Şii Konseyi Başkanı merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin

Şarku’l Avsat, cumartesiden itibaren, Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında Hizbullah çevresine yakın isimler arasında yapılan kapsamlı bir söyleşinin tam metnini yayımlıyor.

Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelerde entegrasyonu esas alan bir perspektif sunması ve İran’a bağlı siyasi projelere karşı net bir tutum içermesi bakımından öne çıkıyor. Bu görüşleri nedeniyle Şeyh Şemseddin, Hizbullah ve Emel Hareketi’ne yakın çevreler tarafından uzun süre dışlanmış, Beyrut’un güney banliyösü Haret Hreyk’ten ayrılarak bölge dışında yaşamaya mecbur kalmıştı.

Merhum Şeyh’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin’in, söz konusu söyleşi metnini “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlaması planlanıyor. Şarku’l Avsat, Lübnanlı Şii din adamının vefatının 25. yıl dönümüne denk gelen 10 Ocak Cumartesi vesilesiyle metinden geniş alıntılar yayımlıyor.

İlk kez gün yüzüne çıkan söyleşide Şeyh Şemseddin’in ele aldığı başlıca hususlar şöyle özetleniyor:

*Başkalarının çıkar düzenini kendi özel çıkar yapınızla tehdit etmediğiniz sürece, size karşı çıkanların sayısı az olur

*Devletlerinize entegre olun… Halklarınızla bütünleşin… Kendi çıkar düzenlerinize uyum sağlayın… Özel bir çıkar sistemi kurmayın… Başkalarının kuşkularını tahrik etmeyin… Yasalarınıza saygı gösterin.

*Mesajım, Şiileri kendi toplumları ve ümmet içinde kabul edilir kılmaktır. Başka bir devletin koruması altında oldukları için değil, bizzat kendileri olarak kabul edilmelerini istiyorum.

*Şiilerdeki dışlanmışlık duygusu, dünyanın onlara karşı olmasından değil, onların dünyaya karşı durmasından kaynaklanıyor. Görevlerimden biri, Şiileri dünyaya karşı olma psikolojisinden çıkarmaktır.

*İran’ın Mısır’da ya da başka bir yerde kendine bağlı bir yapı kurması benim meselem değildir; İran kendi işini kendi görür.

*Şiiler, Müslümanların beşte birini oluşturur; görevim, onları mezhepçi siyasetten uzak biçimde kendi toplumlarıyla dostane ilişkiler içine sokmaktır.

*Türkiye’deki, Azerbaycan’daki ya da Hint alt kıtasındaki Şiiler, İran’a değil kendi ülkelerine, halklarına ve kimliklerine aittir. İran onlar için ne siyasi ne de dini bir otoritedir.

*Şiilerin kendi ülkeleri içinde özel bir proje oluşturması caiz değildir.

*Şiiler için en doğru yönetim anlayışı, bulundukları ülkeye entegre olmaktır; ayrı ve gizli çıkar sistemleri oluşturmanın hiçbir faydası yoktur.

*Şiilerin gücü, İran’a bağlı ayrı bir cemaat haline gelmelerinde değil, İslam’ın bütününe entegre olmalarındadır.

*Vatandaşlık, hilesiz ve samimi olmalıdır; Sünni ya da Hristiyan’ın malını helal sayan sahte fetvalar haramdır.

*Zalim yönetici ve zulüm düzeni kavramları modern devlette geçerliliğini yitirmiştir; modern devlet meşru bir mülkiyete sahiptir ve onun malını zimmete geçirmek, yasaları çiğnemek ve kamu düzenini bozmak haramdır.


Herzog ve Netanyahu anlaşması İsrail'de bomba etkisi yarattı: Af karşılığında cumhurbaşkanlığı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 13 Ekim 2025'te Ben Gurion Havalimanı'nda ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog arasında (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 13 Ekim 2025'te Ben Gurion Havalimanı'nda ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog arasında (AP)
TT

Herzog ve Netanyahu anlaşması İsrail'de bomba etkisi yarattı: Af karşılığında cumhurbaşkanlığı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 13 Ekim 2025'te Ben Gurion Havalimanı'nda ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog arasında (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 13 Ekim 2025'te Ben Gurion Havalimanı'nda ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog arasında (AP)

İş adamı Moti Sander, Yitzhak Herzog ve Binyamin Netanyahu'nun beş yıl önce bir anlaşma yaptığını ve bu anlaşma uyarınca Herzog'un cumhurbaşkanı seçilmesi karşılığında Netanyahu'ya yolsuzluk suçlamalarından yargılanmasını engelleyecek bir af verileceğini açıklayarak, siyasi bir bomba attı. Birçok uzman, bu ifşanın, ABD Başkanı Donald Trump'ın müdahalesiyle zirveye ulaşan af çabalarını rayından çıkarabileceğini vurguladı.

Sander, uluslararası düzeyde elektronik sektöründe çalışan önemli bir iş adamı. İsrail, Romanya ve Yunanistan'daki seçim kampanyalarında stratejik danışmanlık yapıyor. Ehud Barak'ın 1999'da başbakan seçildiği kampanyayı yönetti. Ancak Netanyahu ve Herzog dahil olmak üzere sağ ve sol kanattaki birçok önde gelen politikacı ile yakın ilişkileriyle tanınmaktadır.

Sander Channel 12 ile dün gece yaptığı uzun röportajda, Netanyahu'ya yolsuzluk suçlamaları nedeniyle hapse girmesini önleyecek bir anlaşmayı kabul etmesi için yaklaştığını ve eşi Sara Netanyahu'yu da bunu kabul etmeye ikna ettiğini açıkladı: “Ona, ‘Bibi hapse girecek. Onu haftada bir kez ziyaret edeceksin. Her seferinde medya da sana eşlik edecek. Buna dayanamayacaksın. Bu işi bitirelim. Dava mahkemede düşecek ve o cezadan feragat edecek’ dedim. O ağlıyor ve bağırıyordu. Ama Bibi onun elini tuttu ve ‘Moti bizim için en iyisini istiyor. Ona kızma’ dedi.” Herzog, "Herzog, Netanyahu'nun affını gerektiren anlaşma karşılığında, onu başkanlık için destekleyeceği önerisiyle beni Bibi'ye göndermişti. Herzog, Netanyahu'nun sağ kanadın çoğunluğunun destekleyeceği başka bir Likud adayını öne çıkarmasından korkuyordu. Hatta Netanyahu'nun kendisinin başkanlığa aday olacağından korkuyordu, çünkü İsrail yasalarına göre başkan yargılanamaz. Bu göreve seçilmesi, yargılanmasını durduracaktı. Bu yüzden beni anlaşmayı sonuçlandırmam için gönderdi."

de
Tel Aviv'de Netanyahu'nun af talebine karşı düzenlenen protesto sırasında, bir gösterici İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'u tasvir eden maske takarken, diğeri Netanyahu'yu tasvir eden bir maske takarak ona muz yediriyor (Arşiv- Reuters)

Sander, bir soruya yanıt olarak Herzog, İsrail Devleti ve yasalarına hakaret edecek şekilde Netanyahu'yu yatıştırma konusunda çok ileri gittiği için bu skandalı şimdi ifşa etmeye karar verdiğini söyledi. Bugün, suçunu kabul etmeden ve cezadan feragat etmeden ona af vermek istiyor. Bu kabul edilemez.

Herzog, Sander'ın skandalı ortaya çıkaracağını biliyordu, bu yüzden adamları ona karşı kışkırtma ve Alzheimer hastalığına yakalandığı suçlamasında bulunmaya başladılar. Likud partisi, Sander'ı açıkça yalan söylemekle suçlayan bir açıklama yayınladı. Sander ise şu yanıtı verdi: "Arkadaşım Herzog'un benim hakkımda bu kadar aşağılık bir şekilde yalan söylemesi üzücü. Gerçekten hastayım. Bir yıl önce doktor bana Alzheimer'ın erken belirtilerine sahip olduğumu söyledi. Ancak doktor durumumu takip etti ve bunun kalıcı etkisi olmayan geçici bir evre olduğunu tespit etti. İtibarımı zedelemeye çalışıyorlar."

Şöyle devam etti: “Netanyahu benim hakkımda yalan söylüyor, bu normal ama yalanları inandırıcı değil. Bizi tanıyan herkes kimin dürüst, kimin yalan söylediğini bilir.” Şöyle sürdürdü: "İlkeler diye bir şeyin varlığını anlamıyorlar. Devlet aleyhine işlenen böyle bir suçta ortak olamam. Netanyahu'nun hapse girmesini önlemek ve Herzog'un affetmesi için kişisel olarak mücadele etmeye hazırım. Ancak bunun koşulu, yasalara, mantığa ve kararın saflığına uygun olarak yapılmasıdır. Mahkeme İsrail'e ciddi zarar veriyor ve durdurulması gerekiyor. Ancak kurallara uygun olarak. Netanyahu suçlamayı kabul eder, evine gider ve hükümetten ayrılır. Hapishanede tek bir gün bile geçirmeden evine gider.

Uzmanlar ve yorumcular, bu gelişmenin artık af olasılığını tamamen ortadan kaldıracağına inanıyor. Eğer Herzog böyle bir anlaşma temelinde seçilmişse, İsrail'de resmi ve tarafsız bir makam olarak kabul edilen cumhurbaşkanlığı kurumunu zayıflatır. Herzog'un eli kolu bağlı kalacak ve bu koşullar altında Trump'ın talebine uyarak Netanyahu'yu affetmesi daha da zorlaşacaktır.


Washington'ın yardımları askıya almasının ardından Somali ile ABD arasındaki ilişkiler en düşük seviyesine geriledi

Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı binası (Reuters)
Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı binası (Reuters)
TT

Washington'ın yardımları askıya almasının ardından Somali ile ABD arasındaki ilişkiler en düşük seviyesine geriledi

Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı binası (Reuters)
Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı binası (Reuters)

Somali ile ABD arasındaki ilişkiler, Washington’ın Mogadişu’daki hükümetin yararlandığı ek yardımları durdurmayı planladığını açıklamasının ardından en düşük seviyesine geriledi. Bu gelişme, tonlarca gıda yardımının akıbetine ilişkin yaşanan anlaşmazlık ortamında meydana geldi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın dış yardımlardan sorumlu müsteşarı, çarşamba günü X platformunda yaptığı paylaşımda, Somalili hükümet yetkililerinin Washington tarafından finanse edilen Dünya Gıda Programı’na (WFP) ait bir depoyu tahrip ettiğini ve savunmasız Somalililer için bağışçılar tarafından sağlanan gıda yardımlarına yasa dışı şekilde el koyduğunu belirtti.

Yetkili, bu nedenle Washington’ın Somali’ye yönelik yardımlarını askıya alacağını ifade etti. Yardımların parasal değerine ilişkin ise henüz net bir bilgi verilmedi.

Somali Dışişleri Bakanlığı ise dün, ABD tarafından sağlanan yardımların çalındığı yönündeki iddiaları yalanladı ve söz konusu yardımların halen WFP’nin kontrolünde olduğunu açıkladı.

Bakanlık, ana yardım deposunun bulunduğu Mogadişu Limanı bölgesinde, ‘mavi depo’ olarak bilinen tesiste genişletme ve rehabilitasyon çalışmalarının sürdüğünü bildirdi. Açıklamada, bu çalışmaların insani yardımların muhafazası, yönetimi veya dağıtımını etkilemediği vurgulandı.

yjuı
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Mogadişu'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bulunan ofisinde Reuters'e verdiği röportajda (Reuters – Arşiv)

WFP adına konuşan bir sözcü, liman yetkililerinin mavi depoyu yıktığını, WFP’nin ise bu sorunun çözümü ve yardımların güvenli şekilde depolanmasının sağlanması için yetkililerle iş birliği yaptığını söyledi.

Reuters’ın incelediği ve Mogadişu Limanı İdaresi tarafından düzenlenen bir teslimat belgesinde, çarşamba günü itibarıyla, daha önce mavi depodan başka bir depoya taşınan gıda maddelerinin WFP tarafından teslim alındığı belirtildi. Belgenin Somali’deki bir WFP yetkilisi tarafından imzalandığı görülürken, el yazısıyla eklenen bir notta, laboratuvar incelemesinin gıdaların insan tüketimine uygun olduğunu teyit etmesinin ardından nihai teslim almanın onaylanacağı ifade edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı da çarşamba günü yaptığı açıklamada, yardımların yeniden başlatılmasının, Somali hükümetinin sorumluluk üstlenmesi ve durumu düzeltmeye yönelik adımlar atması şartına bağlı olacağını bildirdi.