Analistler: Biden ülkesindeki demokrasi çökerken ‘demokrasi zirvesi’ düzenliyor

Gözlemciler Biden'ın bir ‘demokrasi zirvesi’ne ev sahipliği yapmasını eleştiriyor (Reuters)
Gözlemciler Biden'ın bir ‘demokrasi zirvesi’ne ev sahipliği yapmasını eleştiriyor (Reuters)
TT

Analistler: Biden ülkesindeki demokrasi çökerken ‘demokrasi zirvesi’ düzenliyor

Gözlemciler Biden'ın bir ‘demokrasi zirvesi’ne ev sahipliği yapmasını eleştiriyor (Reuters)
Gözlemciler Biden'ın bir ‘demokrasi zirvesi’ne ev sahipliği yapmasını eleştiriyor (Reuters)

ABD Başkanı Joe Biden, 110 ülkeyi 'Demokrasi Zirvesi'ne katılmaya davet etti. Davetler, davet edilen ülkeler ve onların demokrasiye olan gerçek bağlılıklarının yanı sıra ABD demokrasisi ve ülke içerisinde yaşananlarla ilgili pek çok tartışmaya yol açtı. ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) eski Yakın Doğu ve Güney Asya Ulusal İstihbarat Sorumlusu analist Paul R. Beller, The National Interest tarafından yayınlanan bir yazısında 9-10 Aralık tarihlerinde düzenlenmesi planlanan sanal zirvenin, bu temel siyasi değere desteğin gösterilmesi için tam zamanında geldiğini belirtti. Paul’ün ifadelerine göre; vatandaşların adil bir yarış içerisinde özgürce ve barışçıl bir şekilde yöneticilerini seçebilmeleri veya reddedebilmeleri, bir hükümetin yönetilenlerin çıkarları doğrultusunda hareket edip etmediğini belirleyen hemen hemen her şeyi gösterir. Son15 yılda dünya çapında demokrasinin gerilemesi, bu değere uluslararası desteğin yeniden teyit edilmesini daha da önemli kılıyor. Paul, ABD'nin geniş tabanlı diplomasi yoluyla öncülük etmesinin iyi bir şey olduğunu düşünüyor. ABD'nin demokrasiyi savunması yeni bir şey değil, ancak dünyanın geri kalanının algıları büyük ölçüde, ABD politikaları ile ABD söylemi arasındaki tutarsızlıklar ve ABD'nin diğer ülkelere silah zoruyla demokrasiyi empoze etmeye yönelik hatalı çabaları ile şekillendi. Demokrasi Zirvesi, ABD hedefleri hakkındaki yaygın kinizmi, en azından marjinal olarak azaltmaya yardımcı olabilir.
Zirveye davet edilenlerin yer aldığı uzun liste kaçınılmaz bir şekilde tepkiye yol açtı. Zira davetlilerin çoğundaki demokratik eksiklikler bariz bir şekilde görülüyor. Katılımcı ülkeler arasında Freedom House kuruluşunun sınıflandırmasına göre en alt kategoride -özgür olmayanlar kategorisi- yer alan bazı ülkeler (Angola, Irak ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti) de var. Ayrıca listede ‘kısmen özgür olanlar’ kategorisinde yer alan, bazı demokratik yapılar ve prosedürler kullanmalarına rağmen etnik köken veya inançları yüzünden ezilmiş grupların siyasi haklarını vermeyi reddeden ülkeler de bulunuyor. Bu zirve gibi herhangi bir diplomatik faaliyet, davet edilmeyen ülkelerin ayrıştırıldıklarını gösteren çizgiler çiziyor. Çin ve Rusya'nın ABD büyükelçilerinin ülkelerini demokratik ülkeler olarak resmetmek için yaptıkları zorlu girişimler kolaylıkla çürütülebilmesine rağmen, iki büyükelçi tarafından yakın zamanda yapılan bir açıklama bu düşünceleri açık bir şekilde dile getirdi.
Demokrasi konusuna ABD’nin dış politikasıyla ilgili büyük strateji tartışmalarında ciddi bir şekilde yer verildi. Genellikle bu tür tartışmalar, aşırı basitleştirilmiş bir şekilde daha çok gerçekçi olarak tanımlanan güç merkezli yaklaşımlar ile liberal demokrasiyi vurgulayan değer merkezli bir yaklaşımı karşı karşıya getirir. Aşırı basitleştirmek bir yana, George W. Bush gibi pragmatik olarak görülenler de dahil olmak üzere neredeyse tüm ABD yönetimleri, dünya çapında demokrasinin önemini ve ABD politikalarının bunu nasıl etkileyebileceğini kabul etti. Hatırda kalan ABD başkanlarına kıyasla siyasi ilkelerden daha yoksun olan Donald Trump, otoriter yöneticilere açık bir zafiyeti ve köklü batı demokrasilerini küçümsemesiyle bir istisnaydı. Başkan Biden'ın zirve daveti çerçevesinde göze en çok batan şey, ev sahibi ülkenin bizzat kendi demokrasisinde ciddi bir bozulmaya tanık oluyor olması. ABD siyasi sistemindeki diğer kusurların yanı sıra, ülkedeki iki ana siyasi partiden biri artık demokrasiye inanmıyor. Bu parti bir süre vatandaşların oy kullanma hakkını baskılamaya çalıştı. Şimdi ise demokrasinin temel ilkelerinden biri olan şeffaf seçimlerin sonucuna saygı duyma ilkesine sırtını dönüyor. Bu parti, seçimleri kaybeden eski bir ABD başkanı tarafından yönetiliyor ve kendisi hala ülkede yapılan son seçimlerin sonuçlarını reddedip yalan yanlış bir şekilde sahtekarlık yapıldığını iddia ediyor. Aynı şekilde partinin Temsilciler Meclisi'ndeki üyelerinin çoğu da sonuçları reddediyor.
Freedom House tarafından hazırlanan liste, kısmen ABD demokrasisinin utanç verici durumunu yansıtıyor. Zira ABD, siyasi haklar açısından 69 ülkenin gerisinde kalıyor. Buna ilaveten, Trump'ın iktidara gelmesinden bu yana yaşanan birçok gelişme çerçevesinde ABD demokrasisinin yolunun karanlık görünmesi, ABD demokrasisinin ölmekte olduğuna dair bir uyarı niteliğinde.
Bu arka plan doğrultusunda Başkan Biden’ın son derece dikkatli olması ve ABD iç politikalarının uluslararası sahneye ihraç edilmesi şeklinde algılanabilecek herhangi bir şey söylemekten kaçınması gerekiyor. Biden kendi ülkesindeki demokrasi ile ilgili sorunlar konusunda da tamamen dürüst olmalı. Bunun aksi yönünde hareket ederse kimseyi kandıramaz. ABD siyasi sistemindeki sorunlara bu şekilde doğrudan değinilmesi, köklü demokrasilerin yanı sıra demokrasi için mücadele eden ülkelerin dünya çapında demokrasiyi genişletmek ve korumak konusunda oynaması gereken rolleri olduğunu gösterecektir. Aynı zamanda bu, demokratik ölçütlerin herkese uygulanması gerektiğinin ve yalnızca güçlülerin zayıflara ders vermek için kullandığı bir kelime dağarcığı olmadığının altını çizmiş olacak. ABD dış ilişkilerinde demokrasinin rolü, genellikle diğer ülkelerde demokrasiyi tesis etmek veya korumak için mücadele edenlere ilham ve destek sağlamak olarak görülmüştür.
Paul yazısının sonunda, Demokrasi Zirvesi'nin buna katkıda bulunabileceğini, ancak bunun somut ve ölçülebilir bir şekilde yapılmasının tercih edildiğini söyledi. Amerikalılara gelince, eğer bu ilham ve desteğin bir kısmı ters yöne akabilirse -yurtdışındaki gerçek demokratlardan, ABD’de demokrasiyi korumak için mücadele edenlere- bu zirve daha faydalı olacaktır. ABD’de demokrasiyi devirmeye en kararlı olanlar bundan etkilenmeyecek, ancak yurtdışından gelen ilkelere dayalı destek, demokrasinin yıkılmasını önlemek için mücadele edenlere moral olabilir.



Saklanmak ve su aramak... Savaş uçağı düşürüldüğünde bir pilotun elinde hangi seçenekler kalır?

İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
TT

Saklanmak ve su aramak... Savaş uçağı düşürüldüğünde bir pilotun elinde hangi seçenekler kalır?

İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)

ABD, dün İran üzerinde düşürüldüğü bildirilen uçağı kullanana Amerikalı pilotu İran güçleri ona ulaşmadan önce bulmak için zamana karşı yarışırken, emekli bir Amerikalı pilot AFP'ye, düşman topraklarına paraşütle atladıktan sonra hayatta kalmak için bir pilotun atması gereken adımları açıkladı.

İran silahlı kuvvetleri, bir F-15E savaş uçağını düşürdüklerini açıkladı. Bu arada, ABD medyası, pilotlardan birinin fırlatma koltuğunu kullanarak uçaktan ayrıldığını ve ülkenin güneybatısında özel kuvvetler tarafından düzenlenen operasyonla İran'dan çıkarıldığını, diğer pilotun, yani uçağın silah sistemlerinden sorumlu navigatörün ise aranmaya devam ettiğini bildirdi.

Emekli pilot Houston Cantwell, şu anda Mitchell Havacılık ve Uzay Çalışmaları Enstitüsü'nde çalışıyor ve bir pilotun ilk tepkisinin genellikle "Aman Tanrım, iki dakika önce saatte 800 kilometre hızla uçan bir savaş uçağındaydım ve bir füze kafamın sadece 4,5 metre uzağında patladı" olduğunu söyledi.

Bir savaş uçağının, onu imha etmeyen hasar alması veya kaçınılmaz olarak düşmesine yol açacak teknik bir arıza yaşaması durumunda, pilot, koltuğunu yüksek hızda kokpitten dışarı fırlatan sistemi devreye sokarak kaçmasını ve paraşütle iniş yapmasını sağlayabilir.

Pilot daha sonra, yakalanmaktan kaçınmak için pratik yaptığı, hayatta kalma, düşmandan gizlenme, direnme ve kaçmaya odaklanan SERE (Survival Retention and Rescape - Hayatta Kalma, Düşmandan Gizlenme, Direnme ve Kaçış) eğitimini hızla uygulamaya başlar.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Cantwell telefon görüşmesinde bu prosedürün pilot iniş yapmadan önce başladığını belirtti.

Şöyle açıkladı: “En iyi bilgiyi paraşütle inerken elde edersiniz… Nereye gitmek isteyebileceğiniz veya nereden kaçınmak isteyebileceğiniz konusunda en iyi görüş açısına paraşütle inerken sahip olursunuz, çünkü yukarıdan bakıldığında görüş alanı geniştir.”

Cantwell'in askeri sicili, Irak ve Afganistan üzerindeki görevler de dahil olmak üzere yaklaşık 400 saatlik muharebe uçuşunu içeriyor ve zorlu paraşüt inişlerinde kapsamlı eğitim aldı.

Eski pilot, paraşütle bile olsa yere çarpmanın pilotu ayak, ayak bileği veya bacak yaralanması riskiyle karşı karşıya bıraktığı konusunda uyardı.

Şöyle devam etti: "Vietnam Savaşı'ndan kurtulan ve uçaktan atlayarak ağır yaralanan birçok insanın hikayesi var..." Bir pilotun yere indiğinde, "hareket edebilecek durumda olup olmadığını belirlemek için" durumunu değerlendirmesi gerektiğini belirterek, "Hareket edebiliyor muyum?" diye sordu.

Pilot daha sonra durumu değerlendirmeye ve konumunu belirlemeye başlar: düşman hatlarının gerisinde olup olmadığını, nerede saklanabileceğini ve komutasıyla nasıl iletişim kurabileceğini belirler.

Cantwell, pilotun mümkün olduğunca uzun süre düşman tarafından yakalanmaktan kaçınmaya çalışması gerektiğini vurguladı. "Eğer çöl ortamındaysam, su bulmaya çalışırım" dedi.

Mensubu olduğu kuvvetler, derhal muharebe arama ve kurtarma (CSAR) ekiplerini, yüksek eğitimli askerleri ve havacıları yüksek alarma geçirecektir.

Cantwell, bunun, "sizi kurtarmak için ellerinden gelen haer şeyi yapacaklarını bilmek büyük bir iç huzuru sağlıyor" dedi, ancak "intihar görevine çıkmayacaklarını" da kabul etti.

Kurtarma görevi

Bu durumda, kayıp mürettebatın güvenli bir kurtarma operasyonunun imkanlarını artırma konusunda ek bir sorumluluğu vardır.

Cantwell bunu, "En büyük önceliğim yakalanmamak" ve "beni kurtarabilecekleri bir yere ulaşmak" diye açıkladı.

Şehirlerde bu yer bir çatı olabilir; kırsal alanlarda ise helikopterlerin inebildiği bir alan olabilir. İdeal olarak, kurtarma operasyonu ilave koruma sağlamak için gece yapılmalıdır.

Amerikalı pilotlar, Cantwell'e göre fırlatma koltuklarında veya uçuş kıyafetlerinde "bazı temel gıda malzemeleri, su, bazı hayatta kalma ekipmanları ve iletişim cihazları" içeren küçük bir çanta taşırlar; "bunlar, mümkün olan en kısa sürede kurtarılmanızı sağlayacak şeylerdir."

Eski pilot, F-16'yı kullanırken yanında bir tabanca da taşıdığını belirtti.

Bu arada, arama kurtarma personeli yüksek alarmda ve sürekli teyakkuz halinde bulunuyor; örneğin, 1993'te Somali'nin başkenti Mogadişu'da bir Amerikan helikopterinin düşürüldüğü "Kara Şahin Düşürme Operasyonu"na katılan emekli Başçavuş Scott Waltz gibi.

Waltz, “Herhangi bir operasyon gerçekleştirilmeden önce… her zaman bir muharebe arama ve kurtarma planı vardır,” diye vurguladı.

Buna paralel olarak, kayıp pilotun yeri ve durumuyla ilgili olarak, “insan istihbaratından görüntülere… ve arama ve sinyal istihbaratında kullandığımız tüm farklı insansız hava araçlarına kadar her şeyden” elde edilen çok miktarda istihbarat toplanıyor ve analiz ediliyor… tüm bunlar bu kişiyi bulmaya çalışmak için kullanılıyor.

Konum belirlendikten sonra, ekip üyeleri onları olay yerine taşıyan helikopterlerde acil bir kurtarma planı hazırlarlar.

Waltz, "Nişancılar tehditleri tespit edip arar, pilotlar iniş yeri arar ve biz de düşen pilotla temas kurarız" dedi. Ona ulaştıklarında, aradıkları kişi olup olmadığını teyit ederler ve tıbbi ihtiyaçlarını değerlendirirler.

Ekip, öncelikle "karşı karşıya olduğumuz acil tehlikenin niteliğini, onu kurtarmak için ne kadar zamanımız olduğunu ne tür yaralanmaları olduğunu" hızlı bir şekilde değerlendiriyor ve ardından olay yerinde gerekli tedavi türüne ve miktarına karar veriyor veya tehdidin büyüklüğüne bağlı olarak hemen ayrılmamız gerekip gerekmediğine karar veriyor.


ABD ordusu, pilotlarını savaş bölgelerinin kalbinden nasıl kurtarıyor?

 ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
TT

ABD ordusu, pilotlarını savaş bölgelerinin kalbinden nasıl kurtarıyor?

 ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)

ABD ve İran, savaşın başlamasından bu yana ilk kez yaşanan bir olay kapsamında, İran topraklarına düşen Amerikan uçağının pilotlarından birini bulma yarışına girdi.

Arama ve kurtarma operasyonları, ABD ordusu için zaman faktörü açısından en karmaşık ve hassas görevlerden biri olarak kabul ediliyor. Şarku’l Avsat’ın BBC’den aktardığına göre bu tür görevler için özel olarak eğitilen hava kuvvetlerinin seçkin birimleri, genellikle uçakların kaybolabileceği çatışma bölgelerine önceden konuşlandırılıyor.

Savaş ortamındaki arama ve kurtarma operasyonları nedir?

Savaş ortamındaki arama ve kurtarma operasyonları, düşen uçak pilotları veya izole askerler gibi yardıma muhtaç kişileri bulmayı ve onlara yardım sağlamayı amaçlayan askeri görevlerdir.

Geleneksel arama-kurtarma operasyonlarının aksine -ki bunlar genellikle bir felaket sonrası gerçekleşir- savaş ortamında arama ve kurtarma, düşman bölgelerinde veya çatışma alanlarında yürütülür.

Bu operasyonlar genellikle helikopterler aracılığıyla gerçekleştirilir; hava ikmal uçakları ve diğer askeri uçaklar da alanı bombardıman veya devriye ile güvence altına almak için destek sağlar.

ABD’nin CBS kanalına konuşan eski bir paraşütle kurtarma birimi komutanı, İran’da bildirilen operasyonun en az 24 paraşütle kurtarma personelini kapsayacağını, Black Hawk helikopterleri ile bölgenin taranacağını söyledi. Komutan, ekibin gerektiğinde uçaktan atlamaya hazır olacağını ve yere ulaştıklarında önceliklerinin kayıp mürettebatla temas kurmak olacağını ifade etti.

Kayıp pilota ulaşıldığında, kurtarma ekibi gerekli ise tıbbi müdahalede bulunur, düşmandan kaçınır ve güvenli bir tahliye noktasına ulaşmayı hedefler.

İran’dan dün paylaşılan görüntüler, en az bir Amerikan askeri helikopteri ve bir hava ikmal uçağının Huzistan eyaleti üzerinde faaliyet gösterdiğini ortaya koydu.

Zaman faktörünün önemi

Bu görevler, zaman açısından son derece hassas kabul ediliyor; çünkü düşman güçlerin de aynı bölgeye gönderilerek, kurtarma ekiplerinin bulmaya çalıştığı Amerikalıları ele geçirmeye çalışması muhtemel.

Eski bir ABD Deniz Piyadeleri özel operasyon uzmanı olan Jonathan Hackett, BBC kanalının The World Tonight programına yaptığı açıklamada, kurtarma ekibinin önceliğinin, kişinin hâlâ hayatta olduğuna dair herhangi bir işaret bulmak olduğunu söyledi.

Hackett, “Ekip, o kişinin en son bilinen konumundan başlayarak tersine çalışıyor ve ardından bu zorlu arazi koşullarında kişinin ne kadar hızlı hareket edebileceğine göre arama alanını genişletiyor” ifadesini kullandı.

Arama ve kurtarma operasyonlarının tarihi

Hava destekli savaşlarda arama ve kurtarma operasyonlarının uzun bir geçmişi bulunuyor. Bu uygulama, Birinci Dünya Savaşı sırasında pilotların düşen meslektaşlarını kurtarmak için Fransa’da rastgele inişler yapmasıyla başladı.

Amerikan ordusundaki paraşütle kurtarma birimlerinin kökeni, 1943 yılında iki askeri cerrahın Burma’ya (günümüzde Myanmar) paraşütle atlayarak yaralı askerleri kurtarmaya çalıştığı göreve kadar uzanıyor.

Dünya çapında ilk helikopterle kurtarma operasyonu ise bundan bir yıl sonra gerçekleşti; US Lieutenant, Japon hatlarının gerisinde dört askeri kurtardı. Şarku’l Avsat’ın Air & Space Magazine’den aktardığına göre bu olay, aynı zamanda helikopterin savaşta ilk pratik kullanımını temsil ediyor.

ABD, savaş sonrasında resmi arama-kurtarma birimleri kurdu; ancak modern savaşta arama-kurtarma operasyonlarının bugünkü formu, Vietnam Savaşı sırasında şekillendi. Bu dönemde ‘Bat 21’ adlı görev sırasında, Kuzey Vietnam hattının gerisinde düşen bir pilotu kurtarma çabaları esnasında birçok uçak kaybedildi ve Amerikalı askerler hayatını kaybetti.

Vietnam Savaşı, savaşta arama-kurtarma operasyonlarının kapsam ve karmaşıklık açısından genişletilmesini gerektirdi. Bu deneyim, Amerikan ordusunun modern kurtarma operasyonlarının temelini oluşturan taktik ve prosedürleri geliştirmesine katkı sağladı.

ABD Hava Kuvvetleri’nin paraşütlü kurtarma ekipleri

ABD Hava Kuvvetleri, askerleri bulma ve kurtarma görevlerinin temel sorumluluğunu üstleniyor. Bu operasyonlar, esas olarak ‘paraşütle kurtarma ekipleri’ olarak bilinen birimler tarafından yürütülüyor; bu birimler, daha geniş özel harekât topluluğunun bir parçası olarak faaliyet gösteriyor. Birliğin mottosu: “Biz bunları, başkalarının yaşaması için yapıyoruz.”

Paraşütle kurtarma personeli, hem savaşçı hem de sağlık görevlisi olarak yüksek düzeyde eğitim alıyor ve Amerikan ordusunun en zorlu eğitim programlarından birine tabi tutuluyor.

Seçme ve eğitim süreci baştan sona yaklaşık iki yıl sürüyor. Program, paraşütle atlama, dalış, su altı eğitimleri, hayatta kalma, direnç ve kaçış tekniklerinin yanı sıra tam kapsamlı bir sağlık görevlisi eğitimi içeriyor. Ayrıca savaş alanı tıbbı, karmaşık kurtarma operasyonları ve silah kullanımı gibi özel eğitimler de veriliyor.

Sahada bu ekipleri, savaş ortamında kurtarma operasyonlarında uzmanlaşmış subaylar yönetiyor; bu subaylar, kurtarma görevlerinin planlanması, koordinasyonu ve yürütülmesinden sorumlu.

Son dönemdeki ABD kurtarma operasyonları

Paraşütle kurtarma ekipleri, Irak ve Afganistan savaşları sırasında geniş çapta görevler üstlendi; binlerce operasyonda yaralanmış veya tahliye edilmesi gereken Amerikalı askerler ve müttefiklerini kurtardı.

2005 yılında, ABD Hava Kuvvetleri kurtarma ekipleri, bir devriye sırasında pusuya düşen ve üç takım arkadaşını kaybeden bir ABD Özel Deniz Kuvvetleri (Navy SEAL) askerini bir Afgan köyünde yaralı halde bulup kurtardı. Bu olay daha sonra Lone Survivor filmine konu oldu.

Öte yandan, düşürülen Amerikan pilotlarının kurtarılması operasyonları son yıllarda nadirdi. 1999’da Sırbistan üzerinde düşürülen F-117 Nighthawk uçağının pilotu paraşütle kurtarma ekipleri tarafından bulundu ve güvenli bir şekilde kurtarıldı.

1995’te Bosna’da gerçekleşen ve geniş medya kapsamı bulan bir diğer olayda ise Amerikan pilotu Scott O’Grady, uçağı düşürüldükten sonra altı gün boyunca düşman tarafından esir alınmaktan kaçtı ve Hava Kuvvetleri ile Deniz Piyadeleri iş birliğiyle gerçekleştirilen operasyonla güvenli şekilde kurtarıldı.


Riyad'daki ABD Büyükelçiliği saldırısı: "İran şehirde istediği her hedefi vurabilir"

İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
TT

Riyad'daki ABD Büyükelçiliği saldırısı: "İran şehirde istediği her hedefi vurabilir"

İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)

İran'ın Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği'ne düzenlediği saldırıda açıklanandan daha fazla hasar oluştuğu aktarılıyor.

Adlarının paylaşmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan ABD'li yetkililer, 3 Mart'taki saldırıda İran ordusuna ait drone'ların, Riyad'daki hava savunma sistemlerine yakalanmadan binayı vurduğunu söylüyor.

İlk gönderilen drone'un binada büyük bir delik oluşturduğu, ikinci insansız hava aracının (İHA) da buradan girerek patlamaya yol açtığını belirtiyorlar.

Birkaç dakika arayla binaya isabet eden İHA'ların 100'den fazla kişinin çalıştığı üç kata hasar verdiği aktarılıyor.

Vurulan binalar arasında CIA tarafından kullanılan bir yapının da yer aldığı ifade ediliyor.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, saldırının binada hafif hasara ve küçük bir yangına yol açtığını bildirmişti.

Ancak yetkililer, yapının vurulan kısmının ağır hasar aldığını ve çıkan yangının söndürülmesinin yarım gün sürdüğünü söylüyor.

Kaynaklar, saldırının gece yerel saatle 01.30'da gerçekleştirildiğine, mesai saatleri içinde düzenlenmiş olsa birçok kişinin yaşamını yitirebileceğine işaret ediyor. Bu saldırıyla İran'ın "Amerikalıları kendilerini güvende hissettikleri yerlerde vurabileceği mesajını verdiğini" vurguluyorlar.

Birkaç saat sonra başka drone'ların da bölgeye girdiği fakat hava savunma sistemleri tarafından vurulduğu aktarılıyor. Bir İHA'nın enkaz parçaları bölgedeki anaokulunun yakınına düşmüş.

Yetkililer, İHA'lardan birinin Suudi Arabistan'daki en üst düzey ABD'li diplomatın, büyükelçilikten birkaç yüz metre uzaktaki konutunu hedef aldığını öne sürüyor.

Suudi Arabistan dahil Basra Körfezi ülkeleri hakkında deneyimli eski CIA terörle mücadele şefi Bernard Hudson şunları söylüyor:

Kendi imkanlarıyla ürettikleri bir silahı yüzlerce kilometre öteye ateşleyip en büyük rakiplerinin büyükelçiliğine isabet ettirdiler, bu da şehirdeki istedikleri her hedefi vurabilecekleri anlamına geliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, büyükelçilik binasına düzenlenen saldırıyla ilgili detay paylaşmayı reddederken, geçen hafta yaptığı açıklamada Suudi Arabistan'daki ABD vatandaşlarına otellere, Amerikan işletmelerine ve eğitim kurumlarına gitmeme uyarısında bulunmuştu.

İran ordusu, Suudi Arabistan'da ABD'ye ait Prens Sultan Hava Üssü'ne de geçen hafta saldırı düzenlemişti.

Operasyonda, ABD Hava Kuvvetleri'nin erken uyarı ve gözetleme uçağı E-3 Sentry'nin imha edildiği aktarılmıştı. 375 kilometrenin üzerinde radar menziline sahip uçağın maliyeti yaklaşık 550 milyon dolardı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN