2022, Mısır-Türkiye ilişkilerinin geri dönüşüne tanık olacak mı?

Erdoğan'ın Kahire hakkındaki açıklamalarının arkasında ne var?

Erdoğan, Mısır ve İsrail ile ilişkilerin Doğu Akdeniz'de iş birliği için bir giriş noktası olduğunu biliyor (AFP)
Erdoğan, Mısır ve İsrail ile ilişkilerin Doğu Akdeniz'de iş birliği için bir giriş noktası olduğunu biliyor (AFP)
TT

2022, Mısır-Türkiye ilişkilerinin geri dönüşüne tanık olacak mı?

Erdoğan, Mısır ve İsrail ile ilişkilerin Doğu Akdeniz'de iş birliği için bir giriş noktası olduğunu biliyor (AFP)
Erdoğan, Mısır ve İsrail ile ilişkilerin Doğu Akdeniz'de iş birliği için bir giriş noktası olduğunu biliyor (AFP)

Tarık Fehmi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yeni bir sayfa açtıktan sonra ülkesinin kademeli olarak İsrail ve Mısır'a yaklaşma niyetinde olduğunu açıkladı. Bu karar alınırken, konunun kapsamlı bir plan çerçevesinde yürütüleceğini söylese dahi belirli bir takvime göre büyükelçi atamaya hazır olduğunu beyan etti.

Türk tarafı
Türk tarafı, Mısır-Türkiye ilişkilerinde olup bitenlere ilişkin açıklamaların ve haberlerin sızdırılmasının başlatıcısı olmaya devam ediyor. Bu açıklamalar, Kahire ile ilişkileri yeniden kurma arzusu bağlamında Cumhurbaşkanı’ndan Dışişleri Bakanı’na, ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’ liderlerine kadar değişiyordu.
Ancak Erdoğan bu kez, Mısır'a yönelik açıklamalarını İsrail tarafına bağlayarak ve Ankara'nın her iki ülkeye de açılma arzusu ile yaptı. Açıklamalarda, diğer ülkelere atıfta bulunulmaması, bu dosyanın hala Cumhurbaşkanlığı'nın dikkatini çektiği anlamına gelir.
Tutumlardaki bazı farklılıklara rağmen, Mısır-BAE ilişkilerinin genel düzeyindeki özelliği göz önüne alındığında Ankara'nın değerlendirmesinin ‘Türkiye- BAE açılımının’ Mısır ile iyi ilişkilere açılan bir kapı olabileceği yönünde olduğu söylenebilir. İlgili bağlamda, iyi Mısır-İsrail ilişkileri, Kahire ve Tel Aviv ile gerçek bir Türk ortaklığı kurma eğilimine olanak sağlıyor.
Bu nedenle Türk tarafı, Mısır ile gelecekteki ilişkiler için bir mekanizma kurmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hemen değil, kademeli bir aşamadan, büyükelçilerin belirlenmesinden ve ilişkilerin başka bir boyuta taşınmasından bahsetti. Bu, önümüzdeki dönemde masada olabilir. Dolayısıyla, ilişkilerin başka bir aşamaya geçişi, müzakere edilen çoklu dosyalardaki ilişkiler krizinin tasfiyesini öngörecektir.
Türk tarafı şu anda daha gerçekçi bir vizyonla, belirli dosyalarda çözüme ulaşma ve bazı dosyaları geride bırakma anlamında Mısır'a doğru ilerliyor. Bu, Türk tarafının İsrail ve ABD ile ilişkilerinde izlediği bir modeldir. Bu model, Mısır ve Türk taraflarının bazı krizlere çözüm bulmalarına ve bazılarını özel dosyalarda ortak ilişkiler için bir giriş noktası bırakmalarına olanak sağlıyor. Model, S-400 sisteminin alınmasında yaşanan krizin ardından daha önce Amerikan tarafı ile bilinen bir Türk yaklaşımıdır.
Türk tarafının herhangi bir taraftan bir arabuluculuk talebinde bulunmadığını belirtmekte fayda var. Bu, iki tarafın doğrudan müzakere yolunda ilerlediği ve aralarındaki son iki turda açıkça görülen herhangi bir arabulucu rolü bulunmadığı göz önüne alındığında Ankara'nın Mısır veya İsrail ile ilişkilerde BAE arabuluculuğunu istemediğinin bir işaretidir.
Türkiye’ye göre Kahire ile ilişki kurmak daha karmaşık ve kapsamlı olabilir. Öte yandan son dönemde Ankara ile Tel Aviv arasında askeri alan dışında herhangi bir temas gerçekleşmedi. Fakat bunlar da siyasi toplantılar boyutuna ulaşmadı. Türkiye, Gazze dosyasıyla ilgili olarak mevcut İsrail hükümetine meydan okumak istemiyor.
Ankara'nın Mısır ve İsrail ile sükuneti sağlamak için çıkar güzergâhında çalışması bekleniyor. Bu, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki rolünün sınırları hakkında olumlu sonuçlara ve Mısır'ın gaz organizasyonuyla ilgili Doğu Akdeniz müzakerelerine katılma tepkisine yol açacaktır ve olası gerçek müzakereler konusunda bir giriş noktası olacağı için Erdoğan’ın Kahire ile müzakerelerin başlamasından bu yana elde etmeye çalıştığı şeydir.   Aynı zamanda Yunanistan ve Kıbrıs ile sükunete yol açacak ve Doğu Akdeniz bölgesi civarındaki Türk keşif çalışmalarını durduracaktır.
Ankara, Mısır'ın, Kahire'de resmen terör örgütü olarak sınıflandırılan ‘İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) dosyasına ilişkin önerisine kademeli olarak yanıt verebilir ve düşman platformları durdurabilir. Ancak bu dosya, Türk vatandaşlığını elde edenler ve almak isteyenler ile Türkiye'nin çeşitli yerlerinde resmi olarak görev yapanların durumu da dahil olmak üzere ayrıntılarla dolu. Bu kişiler Türkiye'den çıkamayacak ve sınır dışı edilemeyecek. Ankara, Muhammed Nasır ve Mu’taz Matar gibi bazı medyacıların programlarını durdurarak yanıt verdi. Ancak kanallar resmi olarak kapanmadı, aksine medyanın Mısır siyasetine yönelik saldırıları arttı. Dolayısıyla Kahire'ye göre hiçbir şey değişmedi.

Mısır tarafı
Öte yandan Kahire, sessiz kalıp Erdoğan’ın açıklamalarına yanıt vermedi. Bu, Mısır-Türkiye müzakerelerinin başlamasından bu yana Kahire tarafından takip edilen ve tekrarlanan bir yaklaşımdır. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, bu konuda açıklama yapan tek isim oldu ve açıklamanın bir kısmında olup bitenlerin övgüsüne odaklandı. Bu, diyaloğu sürdürmek için bir giriş noktası olarak kabul edildi.
2016 ve 2020 yıllarında Mısır'ın Türkiye ihracat hacminin yıllık yüzde 7 oranında büyümesi dikkat çekiyor. Türkiye'nin Mısır'dan yaptığı ithalat ortalama yüzde 2 arttı. Bu, Kahire'nin Ankara ile olan serbest ticaret anlaşmasını koruması için bir teşvik işlevi gördü.
Mısır'ın tutumu, Türkiye'nin bölgesel ve ikili olarak iç içe geçmiş konumu göz önüne alındığında, örneğin Katar ile gerçekleşen uzlaşma modelinin Türkiye'ye uygun olmadığı da dahil olmak üzere bir dizi düşünceye dayanmakta. Bu, Libya konusundaki anlaşmazlığın devam etmesinde ve Ankara'nın paralı askerlerin buradan çıkarılmasına ilişkin herhangi bir öneriyi uygulamamasında ve hatta paralı askerlerin sınır dışı edilmesinin Trablus hükümetiyle resmi bir anlaşma ile bağlantılı olan Türk tarafı için geçerli olmadığını göz önünde bulundurarak Mısır ve Avrupa'nın bu konudaki tutumunu kasıtlı olarak reddetmesinde kendini gösterdi.
Türkiye’nin Kahire büyükelçisini atamak ve Mısırın Türkiye büyükelçisini ataması, Kahire'nin Kıbrıs ve Yunanistan başta olmak üzere müttefiklerine bağlı olduğu Doğu Akdeniz dosyasındaki Türk tavrı da dahil olmak üzere tüm konularda çözüme ulaşmak için siyasi bir yaklaşım gerektirecek. Mısır, Türkiye ile anlaşma karşılığında iki tarafı da feda edemez. Bu nedenle Kahire temkinli bir boşlukta ve temkinli olarak hareket eder. Türkiye ile bir anlaşmaya varılması durumunda her iki tarafa ilkesel dahi olsa güvence mesajları verilecek. Belki de Türk tarafı Mısır'ın hamlesinin doğasını ve Kahire ile Ankara arasındaki temasların resmi olarak yeniden başlaması durumunda olası yansımaları hafifletme çabasını anlıyor.
Mısır, Türkiye ile ilişkilerinin herhangi bir tarafın zararına olmayacağını biliyor. Bu nedenle Tel Aviv ile olan ilişkileri, çeşitli alanlarda ve herkese yönelik daha fazla siyasi ve stratejik harekete olanak sağlıyor. Bu, Ankara için büyük bir endişe kaynağı olabilir ve Erdoğan, ülkesinin Kahire ve Tel Aviv ile ilişkilerini iyileştirmeye istekli olduğunu ifade ettiğinde bunu fark etmiş olabilir. Mevcut Mısır-İsrail işbirliğinin ve ilişkilerin geliştirilmesinin Doğu Akdeniz bölgesindeki işbirliği alanlarına açılan bir kapı olacağını biliyor. Bu, Doğu Akdeniz'de Türk tarafı için bir tehlike teşkil edebilecek ve yansımaları olabilecek bir durum. Dolayısıyla Mısır, Türkiye ve İsrail arasındaki diplomatik ilişkiler düzelirse, bu üçlü ittifak bölgedeki mevcut gerçeklikleri değiştirebilir. Sadece Libya'da veya Doğu Akdeniz bölgesinde değil, Arap Körfezi bölgesinde ve Avrupa Birliği'nin geri kalanı yönünde de Türkiye'nin eylem yolunu etkileyen mevcut anlaşma gündemini değiştirir. Bu, özellikle İran dosyasında değil, diğer ikili dosyalarda ABD ile İsrail arasındaki biçimsel de olsa anlaşmazlık alanları genişleyebileceğinden, ABD tarafı için gerçek bir rahatsızlık teşkil edebilir.
İsrail'in, Mısır ve Türkiye de dahil olmak üzere bölgedeki başlıca ülkelerle ortaklığını teyit etmeye çalışması bekleniyor. Mesaj, her bir tarafın kendi hesaplarına sahip olduğudur. Kahire ayrıca gerçek ve baskı oluşturabilecek kartları bulunan bir ülke olduğu mesajını iletmek istiyor. Yalnızca Gazze Şeridi dosyasında değil, Kahire'nin bölge meselelerinde temsil edebileceği şeylere gerçek bir ağırlık vermeyebilecek Amerikan politikası karşısında siyasi ve stratejik hesaplarını yeniden düzenleyebilir. Bu, Mısır'ın yürütebileceği hesaplar ve dengelerin gerçeklerini değiştirebilir. Türkiye Cumhurbaşkanı, ülkesinin Kahire ve Tel Aviv ile ilişkileri normalleştirmeye çalıştığını, özellikle Mısır ve İsrail politikalarına yönelik eleştirisinin ötesine geçtiğini açıklarken bunun farkındaydı. Diplomatik tarafla iletişim kurmak için güvenlik kanallarını açık bıraktı. Onun tahminine göre, Mısır veya İsrail ile ilgili herhangi bir pozisyondan bağımsız olarak birlikte çalışmak önemli ve doğrudan sonuçlara yol açabilir. Belki de bu, Türk tarafının girmemeye çalıştığı ayrıntılardan kaçınıp, Kahire'nin müzakere yaklaşımını sürdürmesi karşılığında kısa bir açıklama yapmakla yetinerek, diplomatik temasları resmi olarak sürdürme mekanizmalarına ulaşmak için olumlu yönde baskı yapıyor.

Sonuç
Türkiye, bir yandan gerilim politikalarının yolunu değiştirmeye çalışırken, diğer yandan da güven artırıcı tedbirler temelinde de olsa Arap ülkeleriyle görüşlerin uzlaşması için iletişim kanalları açma arzusunu ilan ediyor.
BAE, Mısır ve Suudi Arabistan ile ilişkilerin geliştirilmesi kararının ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’ içinde alınmış olması muhtemel. Ardından zaman, biçim ve araç detayları gelir. Ankara'nın dış politikasında büyük değişiklikler yaparak ve Kahire'den başlayarak Körfez ülkeleri üzerinden krizleri azaltmaya yönelik bir strateji benimseyerek Arap çevresine dönmesi dikkat çekici. 2022 yılının, büyükelçilerin dönüşü yoluyla Türkiye'nin Mısır ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerinde bir değişime tanık olması bekleniyor.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.