2022, Mısır-Türkiye ilişkilerinin geri dönüşüne tanık olacak mı?

Erdoğan'ın Kahire hakkındaki açıklamalarının arkasında ne var?

Erdoğan, Mısır ve İsrail ile ilişkilerin Doğu Akdeniz'de iş birliği için bir giriş noktası olduğunu biliyor (AFP)
Erdoğan, Mısır ve İsrail ile ilişkilerin Doğu Akdeniz'de iş birliği için bir giriş noktası olduğunu biliyor (AFP)
TT

2022, Mısır-Türkiye ilişkilerinin geri dönüşüne tanık olacak mı?

Erdoğan, Mısır ve İsrail ile ilişkilerin Doğu Akdeniz'de iş birliği için bir giriş noktası olduğunu biliyor (AFP)
Erdoğan, Mısır ve İsrail ile ilişkilerin Doğu Akdeniz'de iş birliği için bir giriş noktası olduğunu biliyor (AFP)

Tarık Fehmi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yeni bir sayfa açtıktan sonra ülkesinin kademeli olarak İsrail ve Mısır'a yaklaşma niyetinde olduğunu açıkladı. Bu karar alınırken, konunun kapsamlı bir plan çerçevesinde yürütüleceğini söylese dahi belirli bir takvime göre büyükelçi atamaya hazır olduğunu beyan etti.

Türk tarafı
Türk tarafı, Mısır-Türkiye ilişkilerinde olup bitenlere ilişkin açıklamaların ve haberlerin sızdırılmasının başlatıcısı olmaya devam ediyor. Bu açıklamalar, Kahire ile ilişkileri yeniden kurma arzusu bağlamında Cumhurbaşkanı’ndan Dışişleri Bakanı’na, ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’ liderlerine kadar değişiyordu.
Ancak Erdoğan bu kez, Mısır'a yönelik açıklamalarını İsrail tarafına bağlayarak ve Ankara'nın her iki ülkeye de açılma arzusu ile yaptı. Açıklamalarda, diğer ülkelere atıfta bulunulmaması, bu dosyanın hala Cumhurbaşkanlığı'nın dikkatini çektiği anlamına gelir.
Tutumlardaki bazı farklılıklara rağmen, Mısır-BAE ilişkilerinin genel düzeyindeki özelliği göz önüne alındığında Ankara'nın değerlendirmesinin ‘Türkiye- BAE açılımının’ Mısır ile iyi ilişkilere açılan bir kapı olabileceği yönünde olduğu söylenebilir. İlgili bağlamda, iyi Mısır-İsrail ilişkileri, Kahire ve Tel Aviv ile gerçek bir Türk ortaklığı kurma eğilimine olanak sağlıyor.
Bu nedenle Türk tarafı, Mısır ile gelecekteki ilişkiler için bir mekanizma kurmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hemen değil, kademeli bir aşamadan, büyükelçilerin belirlenmesinden ve ilişkilerin başka bir boyuta taşınmasından bahsetti. Bu, önümüzdeki dönemde masada olabilir. Dolayısıyla, ilişkilerin başka bir aşamaya geçişi, müzakere edilen çoklu dosyalardaki ilişkiler krizinin tasfiyesini öngörecektir.
Türk tarafı şu anda daha gerçekçi bir vizyonla, belirli dosyalarda çözüme ulaşma ve bazı dosyaları geride bırakma anlamında Mısır'a doğru ilerliyor. Bu, Türk tarafının İsrail ve ABD ile ilişkilerinde izlediği bir modeldir. Bu model, Mısır ve Türk taraflarının bazı krizlere çözüm bulmalarına ve bazılarını özel dosyalarda ortak ilişkiler için bir giriş noktası bırakmalarına olanak sağlıyor. Model, S-400 sisteminin alınmasında yaşanan krizin ardından daha önce Amerikan tarafı ile bilinen bir Türk yaklaşımıdır.
Türk tarafının herhangi bir taraftan bir arabuluculuk talebinde bulunmadığını belirtmekte fayda var. Bu, iki tarafın doğrudan müzakere yolunda ilerlediği ve aralarındaki son iki turda açıkça görülen herhangi bir arabulucu rolü bulunmadığı göz önüne alındığında Ankara'nın Mısır veya İsrail ile ilişkilerde BAE arabuluculuğunu istemediğinin bir işaretidir.
Türkiye’ye göre Kahire ile ilişki kurmak daha karmaşık ve kapsamlı olabilir. Öte yandan son dönemde Ankara ile Tel Aviv arasında askeri alan dışında herhangi bir temas gerçekleşmedi. Fakat bunlar da siyasi toplantılar boyutuna ulaşmadı. Türkiye, Gazze dosyasıyla ilgili olarak mevcut İsrail hükümetine meydan okumak istemiyor.
Ankara'nın Mısır ve İsrail ile sükuneti sağlamak için çıkar güzergâhında çalışması bekleniyor. Bu, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki rolünün sınırları hakkında olumlu sonuçlara ve Mısır'ın gaz organizasyonuyla ilgili Doğu Akdeniz müzakerelerine katılma tepkisine yol açacaktır ve olası gerçek müzakereler konusunda bir giriş noktası olacağı için Erdoğan’ın Kahire ile müzakerelerin başlamasından bu yana elde etmeye çalıştığı şeydir.   Aynı zamanda Yunanistan ve Kıbrıs ile sükunete yol açacak ve Doğu Akdeniz bölgesi civarındaki Türk keşif çalışmalarını durduracaktır.
Ankara, Mısır'ın, Kahire'de resmen terör örgütü olarak sınıflandırılan ‘İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) dosyasına ilişkin önerisine kademeli olarak yanıt verebilir ve düşman platformları durdurabilir. Ancak bu dosya, Türk vatandaşlığını elde edenler ve almak isteyenler ile Türkiye'nin çeşitli yerlerinde resmi olarak görev yapanların durumu da dahil olmak üzere ayrıntılarla dolu. Bu kişiler Türkiye'den çıkamayacak ve sınır dışı edilemeyecek. Ankara, Muhammed Nasır ve Mu’taz Matar gibi bazı medyacıların programlarını durdurarak yanıt verdi. Ancak kanallar resmi olarak kapanmadı, aksine medyanın Mısır siyasetine yönelik saldırıları arttı. Dolayısıyla Kahire'ye göre hiçbir şey değişmedi.

Mısır tarafı
Öte yandan Kahire, sessiz kalıp Erdoğan’ın açıklamalarına yanıt vermedi. Bu, Mısır-Türkiye müzakerelerinin başlamasından bu yana Kahire tarafından takip edilen ve tekrarlanan bir yaklaşımdır. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, bu konuda açıklama yapan tek isim oldu ve açıklamanın bir kısmında olup bitenlerin övgüsüne odaklandı. Bu, diyaloğu sürdürmek için bir giriş noktası olarak kabul edildi.
2016 ve 2020 yıllarında Mısır'ın Türkiye ihracat hacminin yıllık yüzde 7 oranında büyümesi dikkat çekiyor. Türkiye'nin Mısır'dan yaptığı ithalat ortalama yüzde 2 arttı. Bu, Kahire'nin Ankara ile olan serbest ticaret anlaşmasını koruması için bir teşvik işlevi gördü.
Mısır'ın tutumu, Türkiye'nin bölgesel ve ikili olarak iç içe geçmiş konumu göz önüne alındığında, örneğin Katar ile gerçekleşen uzlaşma modelinin Türkiye'ye uygun olmadığı da dahil olmak üzere bir dizi düşünceye dayanmakta. Bu, Libya konusundaki anlaşmazlığın devam etmesinde ve Ankara'nın paralı askerlerin buradan çıkarılmasına ilişkin herhangi bir öneriyi uygulamamasında ve hatta paralı askerlerin sınır dışı edilmesinin Trablus hükümetiyle resmi bir anlaşma ile bağlantılı olan Türk tarafı için geçerli olmadığını göz önünde bulundurarak Mısır ve Avrupa'nın bu konudaki tutumunu kasıtlı olarak reddetmesinde kendini gösterdi.
Türkiye’nin Kahire büyükelçisini atamak ve Mısırın Türkiye büyükelçisini ataması, Kahire'nin Kıbrıs ve Yunanistan başta olmak üzere müttefiklerine bağlı olduğu Doğu Akdeniz dosyasındaki Türk tavrı da dahil olmak üzere tüm konularda çözüme ulaşmak için siyasi bir yaklaşım gerektirecek. Mısır, Türkiye ile anlaşma karşılığında iki tarafı da feda edemez. Bu nedenle Kahire temkinli bir boşlukta ve temkinli olarak hareket eder. Türkiye ile bir anlaşmaya varılması durumunda her iki tarafa ilkesel dahi olsa güvence mesajları verilecek. Belki de Türk tarafı Mısır'ın hamlesinin doğasını ve Kahire ile Ankara arasındaki temasların resmi olarak yeniden başlaması durumunda olası yansımaları hafifletme çabasını anlıyor.
Mısır, Türkiye ile ilişkilerinin herhangi bir tarafın zararına olmayacağını biliyor. Bu nedenle Tel Aviv ile olan ilişkileri, çeşitli alanlarda ve herkese yönelik daha fazla siyasi ve stratejik harekete olanak sağlıyor. Bu, Ankara için büyük bir endişe kaynağı olabilir ve Erdoğan, ülkesinin Kahire ve Tel Aviv ile ilişkilerini iyileştirmeye istekli olduğunu ifade ettiğinde bunu fark etmiş olabilir. Mevcut Mısır-İsrail işbirliğinin ve ilişkilerin geliştirilmesinin Doğu Akdeniz bölgesindeki işbirliği alanlarına açılan bir kapı olacağını biliyor. Bu, Doğu Akdeniz'de Türk tarafı için bir tehlike teşkil edebilecek ve yansımaları olabilecek bir durum. Dolayısıyla Mısır, Türkiye ve İsrail arasındaki diplomatik ilişkiler düzelirse, bu üçlü ittifak bölgedeki mevcut gerçeklikleri değiştirebilir. Sadece Libya'da veya Doğu Akdeniz bölgesinde değil, Arap Körfezi bölgesinde ve Avrupa Birliği'nin geri kalanı yönünde de Türkiye'nin eylem yolunu etkileyen mevcut anlaşma gündemini değiştirir. Bu, özellikle İran dosyasında değil, diğer ikili dosyalarda ABD ile İsrail arasındaki biçimsel de olsa anlaşmazlık alanları genişleyebileceğinden, ABD tarafı için gerçek bir rahatsızlık teşkil edebilir.
İsrail'in, Mısır ve Türkiye de dahil olmak üzere bölgedeki başlıca ülkelerle ortaklığını teyit etmeye çalışması bekleniyor. Mesaj, her bir tarafın kendi hesaplarına sahip olduğudur. Kahire ayrıca gerçek ve baskı oluşturabilecek kartları bulunan bir ülke olduğu mesajını iletmek istiyor. Yalnızca Gazze Şeridi dosyasında değil, Kahire'nin bölge meselelerinde temsil edebileceği şeylere gerçek bir ağırlık vermeyebilecek Amerikan politikası karşısında siyasi ve stratejik hesaplarını yeniden düzenleyebilir. Bu, Mısır'ın yürütebileceği hesaplar ve dengelerin gerçeklerini değiştirebilir. Türkiye Cumhurbaşkanı, ülkesinin Kahire ve Tel Aviv ile ilişkileri normalleştirmeye çalıştığını, özellikle Mısır ve İsrail politikalarına yönelik eleştirisinin ötesine geçtiğini açıklarken bunun farkındaydı. Diplomatik tarafla iletişim kurmak için güvenlik kanallarını açık bıraktı. Onun tahminine göre, Mısır veya İsrail ile ilgili herhangi bir pozisyondan bağımsız olarak birlikte çalışmak önemli ve doğrudan sonuçlara yol açabilir. Belki de bu, Türk tarafının girmemeye çalıştığı ayrıntılardan kaçınıp, Kahire'nin müzakere yaklaşımını sürdürmesi karşılığında kısa bir açıklama yapmakla yetinerek, diplomatik temasları resmi olarak sürdürme mekanizmalarına ulaşmak için olumlu yönde baskı yapıyor.

Sonuç
Türkiye, bir yandan gerilim politikalarının yolunu değiştirmeye çalışırken, diğer yandan da güven artırıcı tedbirler temelinde de olsa Arap ülkeleriyle görüşlerin uzlaşması için iletişim kanalları açma arzusunu ilan ediyor.
BAE, Mısır ve Suudi Arabistan ile ilişkilerin geliştirilmesi kararının ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’ içinde alınmış olması muhtemel. Ardından zaman, biçim ve araç detayları gelir. Ankara'nın dış politikasında büyük değişiklikler yaparak ve Kahire'den başlayarak Körfez ülkeleri üzerinden krizleri azaltmaya yönelik bir strateji benimseyerek Arap çevresine dönmesi dikkat çekici. 2022 yılının, büyükelçilerin dönüşü yoluyla Türkiye'nin Mısır ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerinde bir değişime tanık olması bekleniyor.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.