2022, Mısır-Türkiye ilişkilerinin geri dönüşüne tanık olacak mı?

Erdoğan'ın Kahire hakkındaki açıklamalarının arkasında ne var?

Erdoğan, Mısır ve İsrail ile ilişkilerin Doğu Akdeniz'de iş birliği için bir giriş noktası olduğunu biliyor (AFP)
Erdoğan, Mısır ve İsrail ile ilişkilerin Doğu Akdeniz'de iş birliği için bir giriş noktası olduğunu biliyor (AFP)
TT

2022, Mısır-Türkiye ilişkilerinin geri dönüşüne tanık olacak mı?

Erdoğan, Mısır ve İsrail ile ilişkilerin Doğu Akdeniz'de iş birliği için bir giriş noktası olduğunu biliyor (AFP)
Erdoğan, Mısır ve İsrail ile ilişkilerin Doğu Akdeniz'de iş birliği için bir giriş noktası olduğunu biliyor (AFP)

Tarık Fehmi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yeni bir sayfa açtıktan sonra ülkesinin kademeli olarak İsrail ve Mısır'a yaklaşma niyetinde olduğunu açıkladı. Bu karar alınırken, konunun kapsamlı bir plan çerçevesinde yürütüleceğini söylese dahi belirli bir takvime göre büyükelçi atamaya hazır olduğunu beyan etti.

Türk tarafı
Türk tarafı, Mısır-Türkiye ilişkilerinde olup bitenlere ilişkin açıklamaların ve haberlerin sızdırılmasının başlatıcısı olmaya devam ediyor. Bu açıklamalar, Kahire ile ilişkileri yeniden kurma arzusu bağlamında Cumhurbaşkanı’ndan Dışişleri Bakanı’na, ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’ liderlerine kadar değişiyordu.
Ancak Erdoğan bu kez, Mısır'a yönelik açıklamalarını İsrail tarafına bağlayarak ve Ankara'nın her iki ülkeye de açılma arzusu ile yaptı. Açıklamalarda, diğer ülkelere atıfta bulunulmaması, bu dosyanın hala Cumhurbaşkanlığı'nın dikkatini çektiği anlamına gelir.
Tutumlardaki bazı farklılıklara rağmen, Mısır-BAE ilişkilerinin genel düzeyindeki özelliği göz önüne alındığında Ankara'nın değerlendirmesinin ‘Türkiye- BAE açılımının’ Mısır ile iyi ilişkilere açılan bir kapı olabileceği yönünde olduğu söylenebilir. İlgili bağlamda, iyi Mısır-İsrail ilişkileri, Kahire ve Tel Aviv ile gerçek bir Türk ortaklığı kurma eğilimine olanak sağlıyor.
Bu nedenle Türk tarafı, Mısır ile gelecekteki ilişkiler için bir mekanizma kurmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hemen değil, kademeli bir aşamadan, büyükelçilerin belirlenmesinden ve ilişkilerin başka bir boyuta taşınmasından bahsetti. Bu, önümüzdeki dönemde masada olabilir. Dolayısıyla, ilişkilerin başka bir aşamaya geçişi, müzakere edilen çoklu dosyalardaki ilişkiler krizinin tasfiyesini öngörecektir.
Türk tarafı şu anda daha gerçekçi bir vizyonla, belirli dosyalarda çözüme ulaşma ve bazı dosyaları geride bırakma anlamında Mısır'a doğru ilerliyor. Bu, Türk tarafının İsrail ve ABD ile ilişkilerinde izlediği bir modeldir. Bu model, Mısır ve Türk taraflarının bazı krizlere çözüm bulmalarına ve bazılarını özel dosyalarda ortak ilişkiler için bir giriş noktası bırakmalarına olanak sağlıyor. Model, S-400 sisteminin alınmasında yaşanan krizin ardından daha önce Amerikan tarafı ile bilinen bir Türk yaklaşımıdır.
Türk tarafının herhangi bir taraftan bir arabuluculuk talebinde bulunmadığını belirtmekte fayda var. Bu, iki tarafın doğrudan müzakere yolunda ilerlediği ve aralarındaki son iki turda açıkça görülen herhangi bir arabulucu rolü bulunmadığı göz önüne alındığında Ankara'nın Mısır veya İsrail ile ilişkilerde BAE arabuluculuğunu istemediğinin bir işaretidir.
Türkiye’ye göre Kahire ile ilişki kurmak daha karmaşık ve kapsamlı olabilir. Öte yandan son dönemde Ankara ile Tel Aviv arasında askeri alan dışında herhangi bir temas gerçekleşmedi. Fakat bunlar da siyasi toplantılar boyutuna ulaşmadı. Türkiye, Gazze dosyasıyla ilgili olarak mevcut İsrail hükümetine meydan okumak istemiyor.
Ankara'nın Mısır ve İsrail ile sükuneti sağlamak için çıkar güzergâhında çalışması bekleniyor. Bu, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki rolünün sınırları hakkında olumlu sonuçlara ve Mısır'ın gaz organizasyonuyla ilgili Doğu Akdeniz müzakerelerine katılma tepkisine yol açacaktır ve olası gerçek müzakereler konusunda bir giriş noktası olacağı için Erdoğan’ın Kahire ile müzakerelerin başlamasından bu yana elde etmeye çalıştığı şeydir.   Aynı zamanda Yunanistan ve Kıbrıs ile sükunete yol açacak ve Doğu Akdeniz bölgesi civarındaki Türk keşif çalışmalarını durduracaktır.
Ankara, Mısır'ın, Kahire'de resmen terör örgütü olarak sınıflandırılan ‘İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) dosyasına ilişkin önerisine kademeli olarak yanıt verebilir ve düşman platformları durdurabilir. Ancak bu dosya, Türk vatandaşlığını elde edenler ve almak isteyenler ile Türkiye'nin çeşitli yerlerinde resmi olarak görev yapanların durumu da dahil olmak üzere ayrıntılarla dolu. Bu kişiler Türkiye'den çıkamayacak ve sınır dışı edilemeyecek. Ankara, Muhammed Nasır ve Mu’taz Matar gibi bazı medyacıların programlarını durdurarak yanıt verdi. Ancak kanallar resmi olarak kapanmadı, aksine medyanın Mısır siyasetine yönelik saldırıları arttı. Dolayısıyla Kahire'ye göre hiçbir şey değişmedi.

Mısır tarafı
Öte yandan Kahire, sessiz kalıp Erdoğan’ın açıklamalarına yanıt vermedi. Bu, Mısır-Türkiye müzakerelerinin başlamasından bu yana Kahire tarafından takip edilen ve tekrarlanan bir yaklaşımdır. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, bu konuda açıklama yapan tek isim oldu ve açıklamanın bir kısmında olup bitenlerin övgüsüne odaklandı. Bu, diyaloğu sürdürmek için bir giriş noktası olarak kabul edildi.
2016 ve 2020 yıllarında Mısır'ın Türkiye ihracat hacminin yıllık yüzde 7 oranında büyümesi dikkat çekiyor. Türkiye'nin Mısır'dan yaptığı ithalat ortalama yüzde 2 arttı. Bu, Kahire'nin Ankara ile olan serbest ticaret anlaşmasını koruması için bir teşvik işlevi gördü.
Mısır'ın tutumu, Türkiye'nin bölgesel ve ikili olarak iç içe geçmiş konumu göz önüne alındığında, örneğin Katar ile gerçekleşen uzlaşma modelinin Türkiye'ye uygun olmadığı da dahil olmak üzere bir dizi düşünceye dayanmakta. Bu, Libya konusundaki anlaşmazlığın devam etmesinde ve Ankara'nın paralı askerlerin buradan çıkarılmasına ilişkin herhangi bir öneriyi uygulamamasında ve hatta paralı askerlerin sınır dışı edilmesinin Trablus hükümetiyle resmi bir anlaşma ile bağlantılı olan Türk tarafı için geçerli olmadığını göz önünde bulundurarak Mısır ve Avrupa'nın bu konudaki tutumunu kasıtlı olarak reddetmesinde kendini gösterdi.
Türkiye’nin Kahire büyükelçisini atamak ve Mısırın Türkiye büyükelçisini ataması, Kahire'nin Kıbrıs ve Yunanistan başta olmak üzere müttefiklerine bağlı olduğu Doğu Akdeniz dosyasındaki Türk tavrı da dahil olmak üzere tüm konularda çözüme ulaşmak için siyasi bir yaklaşım gerektirecek. Mısır, Türkiye ile anlaşma karşılığında iki tarafı da feda edemez. Bu nedenle Kahire temkinli bir boşlukta ve temkinli olarak hareket eder. Türkiye ile bir anlaşmaya varılması durumunda her iki tarafa ilkesel dahi olsa güvence mesajları verilecek. Belki de Türk tarafı Mısır'ın hamlesinin doğasını ve Kahire ile Ankara arasındaki temasların resmi olarak yeniden başlaması durumunda olası yansımaları hafifletme çabasını anlıyor.
Mısır, Türkiye ile ilişkilerinin herhangi bir tarafın zararına olmayacağını biliyor. Bu nedenle Tel Aviv ile olan ilişkileri, çeşitli alanlarda ve herkese yönelik daha fazla siyasi ve stratejik harekete olanak sağlıyor. Bu, Ankara için büyük bir endişe kaynağı olabilir ve Erdoğan, ülkesinin Kahire ve Tel Aviv ile ilişkilerini iyileştirmeye istekli olduğunu ifade ettiğinde bunu fark etmiş olabilir. Mevcut Mısır-İsrail işbirliğinin ve ilişkilerin geliştirilmesinin Doğu Akdeniz bölgesindeki işbirliği alanlarına açılan bir kapı olacağını biliyor. Bu, Doğu Akdeniz'de Türk tarafı için bir tehlike teşkil edebilecek ve yansımaları olabilecek bir durum. Dolayısıyla Mısır, Türkiye ve İsrail arasındaki diplomatik ilişkiler düzelirse, bu üçlü ittifak bölgedeki mevcut gerçeklikleri değiştirebilir. Sadece Libya'da veya Doğu Akdeniz bölgesinde değil, Arap Körfezi bölgesinde ve Avrupa Birliği'nin geri kalanı yönünde de Türkiye'nin eylem yolunu etkileyen mevcut anlaşma gündemini değiştirir. Bu, özellikle İran dosyasında değil, diğer ikili dosyalarda ABD ile İsrail arasındaki biçimsel de olsa anlaşmazlık alanları genişleyebileceğinden, ABD tarafı için gerçek bir rahatsızlık teşkil edebilir.
İsrail'in, Mısır ve Türkiye de dahil olmak üzere bölgedeki başlıca ülkelerle ortaklığını teyit etmeye çalışması bekleniyor. Mesaj, her bir tarafın kendi hesaplarına sahip olduğudur. Kahire ayrıca gerçek ve baskı oluşturabilecek kartları bulunan bir ülke olduğu mesajını iletmek istiyor. Yalnızca Gazze Şeridi dosyasında değil, Kahire'nin bölge meselelerinde temsil edebileceği şeylere gerçek bir ağırlık vermeyebilecek Amerikan politikası karşısında siyasi ve stratejik hesaplarını yeniden düzenleyebilir. Bu, Mısır'ın yürütebileceği hesaplar ve dengelerin gerçeklerini değiştirebilir. Türkiye Cumhurbaşkanı, ülkesinin Kahire ve Tel Aviv ile ilişkileri normalleştirmeye çalıştığını, özellikle Mısır ve İsrail politikalarına yönelik eleştirisinin ötesine geçtiğini açıklarken bunun farkındaydı. Diplomatik tarafla iletişim kurmak için güvenlik kanallarını açık bıraktı. Onun tahminine göre, Mısır veya İsrail ile ilgili herhangi bir pozisyondan bağımsız olarak birlikte çalışmak önemli ve doğrudan sonuçlara yol açabilir. Belki de bu, Türk tarafının girmemeye çalıştığı ayrıntılardan kaçınıp, Kahire'nin müzakere yaklaşımını sürdürmesi karşılığında kısa bir açıklama yapmakla yetinerek, diplomatik temasları resmi olarak sürdürme mekanizmalarına ulaşmak için olumlu yönde baskı yapıyor.

Sonuç
Türkiye, bir yandan gerilim politikalarının yolunu değiştirmeye çalışırken, diğer yandan da güven artırıcı tedbirler temelinde de olsa Arap ülkeleriyle görüşlerin uzlaşması için iletişim kanalları açma arzusunu ilan ediyor.
BAE, Mısır ve Suudi Arabistan ile ilişkilerin geliştirilmesi kararının ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’ içinde alınmış olması muhtemel. Ardından zaman, biçim ve araç detayları gelir. Ankara'nın dış politikasında büyük değişiklikler yaparak ve Kahire'den başlayarak Körfez ülkeleri üzerinden krizleri azaltmaya yönelik bir strateji benimseyerek Arap çevresine dönmesi dikkat çekici. 2022 yılının, büyükelçilerin dönüşü yoluyla Türkiye'nin Mısır ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerinde bir değişime tanık olması bekleniyor.



Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.


Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.


İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
TT

İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)

 

Üst düzey bir İranlı yetkili dün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında, ülkesinin nükleer programına kısıtlamalar getirilmesi karşılığında yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması ya da tamamen kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu söyledi. Yetkili, artan askeri çatışma endişeleri gölgesinde yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını belirtti.

İran ile ABD, Tahran’ın nükleer programı konusunda onlarca yıldır süren anlaşmazlığı ele almak üzere bu ayın başında müzakerelere yeniden başlamıştı. Süreç, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmasıyla eş zamanlı yürürken, daha geniş çaplı bir savaş ihtimaline dair kaygıları da artırdı.

İran, ABD güçleri tarafından hedef alınması halinde Ortadoğu’daki Amerikan üslerini vurmakla tehdit ediyor.

Yetkili, “Son tur görüşmeler, yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması veya kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda ABD’nin tutumunun İran’ın taleplerinden farklı olduğunu ortaya koydu. Tarafların yaptırımların kaldırılmasına ilişkin makul bir takvim üzerinde uzlaşması gerekiyor. Bu yol haritası makul ve ortak çıkarlara dayalı olmalı” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi cuma günü yaptığı açıklamada, birkaç gün içinde alternatif bir taslak hazırlanmasının beklendiğini belirtmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik sınırlı askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiğini ifade etmişti.

Taviz vermeye hazır olma

Tahran, önceki müzakerelerde büyük bir anlaşmazlık noktası olan ‘zenginleştirmenin tamamen durdurulması’ yönündeki ABD talebini reddetmesine rağmen, nükleer programına ilişkin bazı tavizler vermeye hazır olduğunu bildirdi.

Washington, İran topraklarında uranyum zenginleştirilmesini nükleer silah edinmeye giden potansiyel bir yol olarak değerlendiriyor. Tahran ise bu suçlamayı reddederek uranyumu barışçıl amaçlarla zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ediyor.

ABD ayrıca, İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini istiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) geçen yıl, İran’ın yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştirilmiş 440 kilogramın üzerinde uranyum stokuna sahip olduğu tahmininde bulunmuştu. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre İranlı yetkili, Tahran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir bölümünü ihraç etmeyi, en yüksek zenginleştirme seviyesini düşürmeyi ve bölgesel bir uranyum zenginleştirme konsorsiyumu oluşturmayı içeren bir seçeneği ciddi biçimde değerlendirebileceğini söyledi. Ancak bunun karşılığında İran’a ‘barışçıl amaçlarla nükleer zenginleştirme’ hakkının tanınması gerektiğini vurguladı. Yetkili, “Müzakereler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varılması mümkün” şeklinde konuştu.

Her iki taraf için de faydaları

İranlı yetkili, diplomatik bir çözümün hem Tahran hem de Washington için ekonomik faydalar sağlayacağını belirtti. Üst düzey İranlı yetkili, müzakere edilen ‘ekonomik paketin’ ABD’ye İran’ın petrol sektöründe ciddi yatırım fırsatları ve somut ekonomik çıkarlar sunmayı içerdiğini söyledi. Ancak Tahran’ın petrol ve maden kaynakları üzerindeki kontrolünden vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Yetkili, “Nihayetinde ABD, İran için en fazla ekonomik bir ortak olabilir. Amerikan şirketleri her zaman İran’daki petrol ve gaz sahalarında yüklenici olarak yer alabilir” ifadelerini kullandı.