Macron, Fransa’nın Körfez’deki varlığını güçlendiriyor

Fransa Cumhurbaşkanı Macron bugün Suudi Arabistan ziyaretini tamamlayacak.

Cumhurbaşkanı Macron ve Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed başkanlığındaki heyetler, 3 Aralık’ta düzenlenen Expo 2020 Dubai etkinliklerinde hatıra fotoğrafı çektirdi. (AFP)
Cumhurbaşkanı Macron ve Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed başkanlığındaki heyetler, 3 Aralık’ta düzenlenen Expo 2020 Dubai etkinliklerinde hatıra fotoğrafı çektirdi. (AFP)
TT

Macron, Fransa’nın Körfez’deki varlığını güçlendiriyor

Cumhurbaşkanı Macron ve Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed başkanlığındaki heyetler, 3 Aralık’ta düzenlenen Expo 2020 Dubai etkinliklerinde hatıra fotoğrafı çektirdi. (AFP)
Cumhurbaşkanı Macron ve Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed başkanlığındaki heyetler, 3 Aralık’ta düzenlenen Expo 2020 Dubai etkinliklerinde hatıra fotoğrafı çektirdi. (AFP)

Fransa, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) yaptığı bir dizi anlaşma ile Körfez’deki varlığını güçlendirdi. Macron daha sonra Körfez turu kapsamında, 3 Aralık’ta Katar’da yöneldi. Fransa Cumhurbaşkanı turunu bugün Suudi Arabistan ziyareti ile tamamlıyor. BAE’de Rafale uçakları ve Caracal helikopterleri satın alınması da dahil olmak üzere bir dizi anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.
Macron’un Körfez turunun terörizm ve radikalizmle mücadele, Lübnan krizi, Libya’daki seçimler, İran nükleer anlaşması ve diğer başlıklarda, bölgedeki temel stratejik konularını ele alması bekleniyordu. Elysee Sarayı, Macron’un başkanlık döneminin başlangıcından, 2017’den bu yana Akdeniz’den Körfez’e uzanan bölgenin ‘istikrarına katkıda bulunma’ konusundaki taahhüdünü sürdürdüğünü belirtti.
Fransa Cumhurbaşkanlığı, 3 Aralık’ta BAE ve Fransa’nın, Fransız Dassault Aviation şirketi tarafından üretilen 80 Rafale savaş uçağı ve 12 helikopter satın almasını içeren bir dizi anlaşma ve mutabakat anlaşması imzaladığını duyurdu. İki uçak anlaşmasının değerinin, 17 milyar Euro (19,20 milyar dolar) olduğu tahmin ediliyor. Bunun 14 milyar eurosu yalnızca Rafale anlaşmasına ayrılmış durumda. AFP’nin aktardığına göre Rafale savaş uçakları, 2027 ile 2031 yılları arasında teslim edilecek. BAE tarafından 1998’de satın alınan 60 Mirage 2000-9 uçağının yerini almayı hedefliyor.
Anlaşmalar ve mutabakat muhtıraları, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Expo 2020 Dubai’de Abu Dabi Veliaht Prensi ve Silahlı Kuvvetler Yüksek Komutan Yardımcısı Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan ile görüştüğü oturum aralarında gündeme geldi.
Abu Dabi Veliath Prensi, Fransa Cumhurbaşkanı’nın ziyaretini memnuniyetle karşıladı. Aynı şekilde Fransa Cumhurbaşkanı da ülkenin 50. Ulusal Günü kutlamaları münasebetiyle Şeyh Muhammed bin Zayed’i, BAE hükümetini ve halkını tebrik etti. Ayrıca ülkesinin, iki ülkenin çıkarlarına hizmet eden ve bölgedeki barış çabalarını destekleyen, yeni ve umut verici iş birliği ve ortak eylem ufuklarına olan özlemini dile getirdi.
İki taraf, ‘karşılıklı çıkarlar kapsamında kültürel ve eğitimsel meselelerin yanı sıra yatırım, ekonomi, ileri teknoloji, enerji ve gıda güvenliği’ de dahil iki ülkeyi bir araya getiren stratejik ortaklık çerçevesindeki dostluk ilişkilerini, ortak iş birliği yollarını ve çeşitli alanlarda gelişme fırsatlarını görüştü.
Görüşmede ayrıca ortak öneme sahip konular ile bölgesel ve uluslararası arenadaki gelişmeler ele alındı, Ortadoğu bölgesindeki gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulundu.
Taraflar, BAE ve Fransa arasındaki stratejik ortaklığın çeşitli yönlerini güçlendirmenin önemine ilişkin açıklamalarda bulundular.  Halklarının barış ve kalkınma özlemlerini gerçekleştirmek için bölgede güvenlik ve istikrarın temel direklerini sağlamlaştırmayı amaçlayan barışçıl çözümlerin ve girişimlerin desteklenmesinin gerekliliğine dair vizyonlarını ortaya koydular.
Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan ve Cumhurbaşkanı Macron, bir dizi iş birliği anlaşması ve mutabakat zaptı imzaladılar. Anlaşmaların, aralarındaki stratejik ortaklık beklentilerinin geliştirilmesine ve karşılıklı çıkarlarına hizmet eden yeni iş birliği alanlarının açılmasına katkıda bulunacağı belirtildi.
Expo 2020 Dubai’de imzalanan anlaşmalar ve muhtıralar arasında ‘Mubadala’ şirketi ve Fransa Ekonomi, Maliye ve Kalkınma Bakanlığı, ‘Mubadala Yatırım’ şirketi ile Fransa yatırım şirketi ‘BPI’ ve BAE’deki Sanayi ve İleri Teknoloji Bakanlığı ile Fransa’daki Ekonomi ve Maliye Bakanlığı arasında mutabakat zaptları da yer aldı. Aynı şekilde ADNOC ve Total Energy arasında bir iş birliği anlaşması, BAE merkezli Borouge ile Fransa merkezli Technip arasında ‘Borouge 4’ projesini genişletmek için birinci sınıf bir etan kraker inşa etme sözleşmesi, ‘Masdar’ ve ‘Engie’ arasında stratejik ittifak amaçlı bir mutabakat zaptı imzalandı. BAE Savunma Bakanlığı ile Dassault Havacılık arasında uçak, ilgili ürün ve hizmetleri satın alma anlaşmasına da imza atıldı.
Bunun yanı sıra BAE Savunma Bakanlığı ile MBDA şirketi arasında Rafale silah teçhizatı tedarikine ilişkin bir anlaşma ve BAE Savunma Bakanlığı ile ‘Airbus Helicopters’ arasında H225M helikopterleri ve ilgili hizmetleri satın alma anlaşması da imzalandı.
Bunların yanı sıra BAE ve Fransa hükümetleri arasında Louvre- Abu Dabi Müzesi ile ilgili olarak 6 Mart 2007 tarihinde imzalanan bir anlaşma, ‘Muhammed bin Raşid Uzay Merkezi’ ve Fransa’daki Ulusal Uzay Araştırmaları Merkezi arasında ayın keşfi alanında iş birliğine ilişkin ‘niyet mektubu’ ve ‘Emirates Nükleer Enerji Şirketi’ ve ‘Electricite de France’ arasında nükleer enerji alanında bir mutabakat zaptı ile değiştirildi.

Stratejik ortaklık
Fransa cumhurbaşkanlığı yaptığı açıklamada, BAE ile yapılan anlaşmaların ‘iki müttefik ülke arasındaki stratejik ortaklık için büyük bir başarı’ olduğu ifade edildi. Macron, Dubai’de gazetecilere şu açıklamada bulundu:
 “Fransa’nın bölgedeki bu taahhüdü, terörle mücadelede ortaya koyulan bu aktif iş birliği ve aldığımız net tavırlar, BAE’ye olan yakınlığımızı artırdığımız anlamına geliyor. BAE’nin şüphesiz diğer tarihi ortaklara ilişkin soruları olduğu bir zamanda gerçekleşen bu anlaşmanın, Fransa’nın konumunu güçlendirdiğine inanıyorum.”
Abu Dabi’nin Fransa’yı ‘güçlü bir ortak’ olarak gördüğünü belirten Macron, Paris’in de ‘taahhütlerini yerine getiren ve güvenilir olabilecek bir ortak’ olduğunu vurguladı.
Macron, Dubai’deki açıklamalarında İran nükleer müzakerelerinin yeniden başlama olasılığına ilişkin çekincelerini de dile getirirken, bölge ülkeleri ile ‘daha geniş bir dinamizm’ çağrısında bulundu. ‘Müzakere kapılarının açılmama’ olasılığını uzak görmemek gerektiğini söyleyen Emmanuel Macron, “İster nükleer ister bölgesel konularda olsun, herkesin bir çerçeve bulmaya çalışma gerekliliğinin farkında olduğunu düşünüyorum. Zira bunun aksi herkesi zayıflatır ve çatışmayı körükleyen bir faktör oluşturur.”
Macron, AFP’ye de ‘beş daimi üyenin tamamının bu tartışmaya dahil olmasının’ önemli olduğunu açıkladı. Özellikle de Çin’e atıf yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı, ‘daha ​​geniş bir dinamiğe’ yeniden dahil olmanın ve bölgesel güçleri buna dahil etmenin ‘önemli’ olduğunu belirttiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Çünkü Körfez ülkeleri, İsrail ve kendi güvenliğinden endişe duyan herkes bunun bir parçası olmazsa anlaşmaya varmak çok zor olur. Herkes, İranlıların nükleer çalışmalarına devam ettiğini biliyor. Bu da bölgesel güvenlik için iyi değil.”
Macron ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’daki görevlerini yerine getirmelerine izin verilmesi gerektiğini vurguladı.
Fransa Cumhurbaşkanı, Dubai’de yaptığı açıklamalarda Lübnan krizinde ilerleme yaşanmasına yönelik umudunu da dile getirdi:
 “Lübnan’ın iyiliği için Körfez bölgesinin yeniden bir araya getirilmesi konusunda elimizden gelen her şeyi yapacağız. Umarım önümüzdeki saatlerde ilerlemeye şahit oluruz.”

Macron’un Suudi Arabistan ziyareti
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 3 Aralık akşamı Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad Al Sani ile bir araya geldiği Doha’ya yönelmişti. Bugün de Suudi Arabistan’a hareket edecek. Fransız Senatör Nathalie Goulet, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı’nın Krallığa ziyaretinin bölgede barış ve istikrarı teşvik etmek üzere, iki ülke arasında kapsamlı stratejik iş birliğinin yeni bir aşamasını oluşturduğunu söyledi. Görüşmelerde terör ve radikalizmle mücadelenin yollarını geliştirmenin yanı sıra yapay zeka ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında iş birliğini derinleştirmek için ortak öneme sahip acil konuların ele alınacağını belirten Goulet, İran ve Lübnan meselelerinin de gündemde olacağı bilgisini verdi.
Goulet, ziyareti ‘kısa da olsa her açıdan önemli’ olarak nitelendirdi. Suudi Arabistan toplumunda yaşanan muazzam değişiklikleri ve Vizyon 2030’daki ilerlemeyi kendi gözleriyle gördüklerini dile getiren Senatör, “Bölgede barış ve istikrarı teşvik eden siyasi pozisyonların yanı sıra, Lübnan ve İran meseleleri de masaya yatırılmalıdır. Çünkü bunlar barış ve güvenlik açısından oldukça önemlidir” dedi.
Nathalie Goulet açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Fransa’da genel olarak Suudi Arabistan ile aynı hattayız. Koronavirüs meselesine de değinileceğini düşünüyorum. Belki de Suudi Arabistan, örneğin Afrika’nın yoksul bölgelerinde salgınla mücadele için küresel bir projeyi finanse etmeye yardımcı olabilir.”
Senatör ayrıca, iki ülkenin dışişleri bakanlıklarının olumlu tavrının, Paris ve Riyad arasındaki çok iyi ilişkiden kaynaklandığını vurguladı.
İki ülkenin Yatırım ve Ticaret Bakanlarının katılımıyla bugün Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’de bir Suudi- Fransız yatırım forumu düzenlenmesi planlanıyor. Ayrıca bu ziyaretin, Suudi Arabistan’ın yakın zamanda başlattığı girişimler ışığında ticari borsaların genişlemesine, yatırım projelerinin kurulmasına ve ticaret alışverişini geliştirmek için ortak sergiler ve ilgili forumların düzenlenmesine yatırımda bulunmasına katkı sağlaması bekleniyor.
Ortak yatırım forumunun, petrokimya, gıda, gübre, demir ve çimento sektörlerinde ‘her iki ülkedeki özel sektör arasında etkin bir ortam yaratılması, mevcut fırsatların değerlendirilmesi ve iki ülke ekonomilerinin desteklenmesine ve ihracatının geliştirilmesine katkıda bulunması’ ile sonuçlanması beklentisi de hakim.
Paris, Riyad’ın en önemli ve en büyük ticaret ortaklarından biri olarak ön plana çıkıyor. Fransa, Suudi Arabistan’ın ithalat yaptığı en büyük on ülke arasında yer alıyor. Pandemi öncesi ticaret borsası hacmi 52 milyar riyali (13,8 milyar dolar) aşmıştı. Bunun 32 milyar riyalini (8,5 milyar dolar) Suudi Arabistan’dan Fransa’ya ihracat, yaklaşık 17 milyar riyalini de (4,5 milyar dolar) Fransa’dan ithalat oluşturuyordu.



"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
TT

"Mekke Anlaşması" ile Suudi Arabistan, bölgede istikrar ve kalkınmayı teşvik etme yolunda ilerlemesini sürdürüyor

Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)
Suudi Arabistan, bölgede güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor (SPA)

Küresel ekonomiyi çevreleyen belirsizliğin arttığı, ABD-İran savaşının etkilerinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin ve çok sayıda kritik deniz koridorunda seyrüseferi tehdit eden risklerin sürdüğü bir dönemde Suudi Arabistan, güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik bölgesel girişimlerini yoğunlaştırıyor. Riyad’ın yaklaşımı, jeopolitik risklerin azaltılmasıyla büyüme, kalkınma ve yatırımların çekilmesi için gerekli ortamın oluşturulmasını birbiriyle bağlantılı olarak değerlendiriyor.

Bu çerçevede Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki “Mekke Anlaşması”, uzmanların bölgesel istikrarın güçlendirilmesine ve enerji piyasaları ile yatırım ortamına duyulan güvenin artırılmasına katkı sağlayabileceğini düşündüğü girişimlerden biri olarak öne çıkıyor. Bölge, küresel enerji piyasaları, ticaret ve tedarik zincirleri açısından stratejik bir konumda bulunuyor. Suudi Arabistan’ın bölgesel girişimleri, güvenlik boyutunun ötesinde doğrudan kalkınma sürecini desteklemeyi hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan uzmanlar, Suudi Arabistan’ın adımlarının istikrarlı ve dış şoklara karşı daha dayanıklı bir bölgesel ortam oluşturmayı amaçlayan, geniş bir stratejinin parçası olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre güvenliğin güçlendirilmesi, enerji arzının sürdürülebilirliği, deniz yollarının güvenliği ve ticaret ile yatırım akışları üzerinde doğrudan olumlu etki yaratırken, bölge ülkeleri arasında ekonomik entegrasyonun ve ortak projelerin kapsamının genişletilmesi imkanlarının da önünü açıyor.

Uzmanlar ayrıca Suudi girişimlerinin güvenlik boyutunu aşarak riskleri azaltmak, yatırımcıların öngörülebilirliğini artırmak enerji, sanayi, teknoloji, madencilik, lojistik ve savunma sanayisi gibi alanlarda yeni ortaklıkların önünü açmak suretiyle kalkınma ve büyüme sürecine katkı sağlayacağını ifade ediyor.

Enerji arzı ve deniz taşımacılığında istikrar

Suudi Arabistan Şura Konseyi üyesi Fadl bin Saad el-Buaynin Şarku’l Avsat’a yaptığı  açıklamada, Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği girişimlerin, başta Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” olmak üzere, bölgenin ekonomik ve stratejik ağırlığı nedeniyle küresel ekonomi, gıda güvenliği ve uluslararası ticaret üzerinde etkili olabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Buaynin, bölgenin dünya petrol ihtiyacının yaklaşık beşte birini karşıladığını, bunun yanı sıra doğal gaz ve tarımsal gübre ihracatında da önemli bir konuma sahip olduğunu belirtti. Bu nedenle bölgenin istikrarı ve güvenliğinin, enerji arzının sürekliliği ile deniz ulaşımının güvenliği açısından temel öneme sahip olduğunu vurguladı.

Buaynin, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ekonomik kalkınmaya, halkların ve devletlerin refahının temeli olarak büyük önem verdiğini belirterek, yatırımların akışını kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak gördüğünü ifade etti. Diğer yandan Suudi Arabistan’ın enerji sektöründeki kapasitesini güçlendirmeye ve küresel tedarik zincirindeki etkili konumunu sürdürmeye odaklandığını belirtti.

Suudi Arabistan’ın çabalarının bölgede güvenlik ve istikrarı sağlayarak hem Suudi Arabistan ekonomisine hem de bölge ülkelerinin ekonomilerine olumlu katkı sunmayı hedeflediğini belirten Buaynin, kalkınmanın üzerine inşa edilebileceği istikrarlı bir ortama ihtiyaç olduğunun altını çizdi. Savunma anlaşmasının, caydırıcılığı güçlendirerek ekonomik faaliyetleri olumsuz etkileyebilecek riskleri azaltabileceğini ifade etti.

Buaynin’e göre girişimciler karar alırken, yatırım ortamındaki istikrarı öncelikleri arasında tutuyor. Dolayısıyla bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve ekonominin daha öngörülebilir hâle gelmesi, çeşitli yatırım fırsatları sunan Suudi Arabistan’ın cazibesini artıran unsurlar arasında yer alıyor.

Buaynin, “Mekke Anlaşması”nın yerli ve yabancı yatırımcılara güven mesajı verdiğini, enerji arzının sürdürülebilirliği ve kritik altyapıların korunmasına yönelik güveni artırdığını belirtti. Bunun da projelerin hızına, yatırım akışlarına ve ticaret hacmine olumlu yansımaları olabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın büyük yatırımlar gerektiren “Vizyon 2030” programlarına dayandığını hatırlatan Buaynin, ekonomik öngörülebilirliğin artırılması ve jeopolitik belirsizliğin azaltılmasının sermaye akışlarını ve projelerin hayata geçirilmesini desteklemek açısından önemli olduğunu ifade etti.

Bölgesel güvenlik sisteminin güçlendirilmesi halinde, yatırımcıların fırsatlardan yararlanmaya ve kalkınma projelerine katılmaya motive olacağını belirten Buaynin, bu olumluluğun yalnızca Suudi ekonomisiyle sınırlı kalmayacağını bölge ekonomilerine de yayılacağını ifade etti.

Buaynin ayrıca, yıllar süren müzakerelerin ardından anlaşmanın imzalanmasının Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki ilişkilerin derinliğini gösterdiğini, güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesine yönelik daha kapsamlı iş birliği döneminin kapısını açtığını vurguladı.

Ekonomik entegrasyon şekilleniyor

Suudi Arabistanlı iş insanı ve “Al Tamayoz” Saudi Holding for Technology şirketinin Üst Yöneticisi Abdullah bin Zeyd el-Muleyhi ise Suudi Arabistan’ın yerel ve bölgesel ekonomilere yönelik güveni güçlendirmeye devam ettiğini belirtti. Muleyhi, “Mekke Anlaşması”nın Suudi Arabistan’ın bölgesel ve uluslararası konumunu güçlendirebilecek ve yeni iş birliği ve ekonomik entegrasyon döneminin önünü açabilecek girişimlerden biri olduğunu belirtti.

Muleyhi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarı güçlendirmeye yönelik adımlarının ekonomik ve yatırım ortamına doğrudan yansıdığını belirterek, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan yakınlaşmasının siyasi, ekonomik, savunma ve beşerî alanlarda ortak çalışmaların geliştirilmesi için zemin oluşturduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan’ın ortak çıkarları gerçekleştirmeyi ve bölgenin güvenliği ile istikrarını desteklemeyi amaçlayan stratejik ortaklıklar kurarak, etkili bir siyasi ve ekonomik güç olarak konumunu güçlendirdiğini söyledi.

Muleyhi’ye göre Suudi Arabistan’ın istikrarı güçlendirme ve uzun vadeli ortaklıklar kurma stratejisi, yatırımlar için ortamı daha cazip hale getiriyor ve özel sektöre sanayi, teknoloji, enerji, madencilik, lojistik, savunma sanayisi ve ticaret alanlarında yeni imkan ve fırsatlar sunuyor.

Suudi Arabistan’ın büyük bir ekonomiye, stratejik bir coğrafi konuma ve “Vizyon 2030” gibi iddialı dönüşüm programlarına sahip olduğunu belirten Muleyhi, siyasi ve güvenlik alanındaki yakınlaşmanın daha kapsamlı ekonomik ortaklıklara dönüşebileceğinin altını çizdi.

Bunun özellikle ortak projeler, bilgi ve teknoloji transferi, sanayinin yerlileştirilmesi ve ticaret hacminin artırılması yoluyla yatırımcılar ve iş insanları açısından önemli fırsatlar yaratabileceğini kaydetti.

Muleyhi, bölgesel istikrardan ekonominin, kalkınmanın ve vatandaşların doğrudan yararlandığını belirterek, Suudi Arabistan’ın siyasi gücü ve dengeli ortaklıklarının özel sektöre daha fazla güven verdiğini; ülkenin sermaye, teknoloji ve uluslararası ortaklıkları çekme kapasitesini artırdığını ifade etti.

Muleyhi, Suudi Arabistan’ın kendi çıkarlarını korumak, güvenliğini güçlendirmek ve geleceğin ekonomisini inşa etmek arasında korelasyon kuran vizyon doğrultusunda hareket ettiğini belirterek, “Mekke Anlaşması”nın krallığın güvenlik, kalkınma ve bölgesel iş birliği denklemlerini şekillendirmedeki konumunu güçlendirdiğini vurguladı.

Sürdürülebilir kalkınmaya giden yol

Cizan’daki eş-Şuruk Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Abdurrahman Ba'şen ise “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın riskleri azaltmayı ve istikrarı desteklemeyi amaçlayan girişimlerle uluslararası güvenilirliğini güçlendirdiğini söyledi. Ba'şen, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın, ABD-İran savaşının ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin yol açtığı gelişmelerin ardından bölgede ekonomik öngörülebilirliğin artırılmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Suudi Arabistan’ın siyasi, güvenlik ve ekonomik adımları bir arada ele alan yaklaşımının bölgesel dengeyi desteklediğini ve Suudi ekonomisine ve bölgedeki iş ortamına duyulan güveni güçlendirdiğini ifade eden Ba'şen, bunun özellikle küresel enerji piyasalarında merkezi role sahip Suudi Arabistan’ın konumu nedeniyle ticaret, yatırım ve uluslararası ortaklıklarda olumlu etkisini görülebileceğini söyledi.

Önümüzdeki dönemde ticari ve yatırım faaliyetlerinin, özellikle savunmayla bağlantılı teknoloji sektörlerinde daha da hareketlenebileceğini belirten Ba'şen, bunun gelişmiş uzmanlık ve kapasiteye sahip ülkelerle stratejik ortaklıkların genişlemesine paralel ilerleyeceğini kaydetti.

Ba'şen’e göre anlaşma, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında nitelikli ekonomik projeler ve girişimlerin hayata geçirilmesi için destekleyici bir çerçeve sağlayabilir; bu etkiler üç ülkenin uluslararası ortaklarına da yayılarak Riyad, Ankara ve İslamabad arasında daha kapsamlı ekonomik entegrasyon ve sürdürülebilir kalkınmanın temellerini oluşturabilir.

Sanayi, teknoloji, enerji, tedarik zincirleri, altyapı ve ulaştırma alanlarında ortaklıkların geliştirilmesinin, üç ülke arasındaki stratejik yakınlaşmayı somut ekonomik fırsatlara dönüştürebileceği ve bölgenin dış kaynaklı çalkantılara karşı dayanıklılığını artırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Ba'şen, Suudi Arabistan’ın girişimlerinin temelinde güvenlik ile kalkınmayı entegre etme yaklaşımının bulunduğunu vurguladı. Gerilimlerin azaltılması ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesinin yalnızca siyasi sonuçlar doğurmadığını; ticaret akışlarının ve enerji arzının korunması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve bölgesel ekonominin büyümesi için daha sürdürülebilir bir ortam oluşturulması açısından da kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.


Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
TT

Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleri ve uluslararası kuruluşlar, cuma günü, Birleşik Arap Emirlikleri'ne ait ADNOC şirketinin iki tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında İran tarafından hedef alınmasını en sert ifadelerle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İran'ın bu saldırıların devam etmesinin sonuçlarından tamamen sorumlu tutulduğu belirtildi. Riyad, Tahran'a söz konusu ihlallere derhal son verme ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına uyma çağrısında bulundu.

Açıklamada, bölgenin güvenliği ile uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğinin ortak sorumluluk olduğu vurgulanırken, saldırıların sürdürülmesinin kabul edilemez ve göz yumulamaz olduğu ifade edildi.

Suudi Arabistan, saldırıların tekrarlanmasının deniz ulaşımının güvenliği açısından tehlikeli bir tırmanış ve doğrudan tehdit oluşturduğunu, küresel enerji arzının güvenliğini riske attığını ve uluslararası hukuk ile teamüllerin ağır biçimde ihlal edildiğini belirtti.

Riyad ayrıca bu saldırıların, ticari gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş hakkı ve özgürlüğüne saygı gösterilmesini öngören ve bunu engelleyecek eylem veya tehditleri kınayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına açık bir meydan okuma olduğunu kaydetti.

Suudi Arabistan, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve Abu Dabi'nin egemenliğini, güvenliğini ve varlıklarını korumak amacıyla attığı adımları desteklediğini yineledi. Riyad, iki tankerin hedef alınmasını, İran'ın ticari gemi ve tankerleri hedef alan saldırılarının tekrarlanması olarak değerlendirerek en sert biçimde kınadı.

Katar: Hürmüz Boğazı baskı aracı olarak kullanılamaz

Katar, iki tankere yönelik İran saldırısını uluslararası hukuk kurallarının ve deniz seyrüsefer özgürlüğünün açıkça ihlali olarak nitelendirdi ve bunun BM Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğunu belirtti.

Katar Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın bir baskı aracı olarak kullanılmasını kesin biçimde reddetti. Bakanlık, bu kapsamda boğazın koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.

Açıklamada, bu kritik geçiş güzergâhında seyrüsefer özgürlüğünün pazarlık konusu yapılamayacak yerleşik bir ilke olduğu vurgulandı. Boğazın kapalı tutulmasının bölge ülkelerinin hayati çıkarlarını ve küresel ekonomiyi tehlikeye attığı belirtildi.

Katar ayrıca İran'ın kardeş ülkelerin mallarına yönelik gerekçesiz saldırılarını durdurması gerektiğini ifade etti. Doha, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin varlıklarını korumak için alacağı tüm önlemleri desteklediğini bildirdi.

Mısır'dan uluslararası seyrüsefer vurgusu

Mısır Dışişleri Bakanlığı da yayımladığı açıklamada BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Kahire, uluslararası deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden veya gemiler ile sivil tesisleri tehlikeye atan tüm eylemlerin durdurulması gerektiğini vurguladı. Mısır ayrıca uluslararası hukuk kurallarına uyulması çağrısında bulunarak bunun gerilimin düşürülmesine ve bölgenin güvenlik ve istikrarının korunmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

Körfez İşbirliği Konseyi: Tehlikeli ve kabul edilemez tırmanış

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) de iki tankerin hedef alınmasını kınadı. KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, saldırıların tehlikeli ve kabul edilemez bir tırmanış olduğunu belirtti.

Budeyvi, saldırıların dünyanın en önemli stratejik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımı ve uluslararası ticaretin güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu söyledi.

KİK Genel Sekreteri, bu değerlendirmelerin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları, özellikle de 2817 sayılı karar çerçevesinde yapıldığını belirtti.

Budeyvi, İran'ın bu kritik uluslararası geçiş güzergâhını bir baskı ve tehdit aracına dönüştürme girişimlerini kesin biçimde reddetti. Uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirerek tekrarlanan saldırıların durdurulması için kararlı bir tutum alma ve uluslararası hukuk, deniz hukuku ve ilgili uluslararası kararlar doğrultusunda deniz ulaşımının güvenliği ile özgürlüğünü garanti altına alma çağrısında bulundu.

KİK Genel Sekreteri ayrıca Konseyin BAE ile tam ve kararlı dayanışma içinde olduğunu, Abu Dabi'nin güvenliğini, egemenliğini, varlıklarını ve çıkarlarını korumak için aldığı tüm önlemleri desteklediğini yineledi.

Arap Birliği: Deniz ulaşımına doğrudan tehdit

Arap Birliği de İran'ın iki tankeri hedef almasını kınayarak saldırının uluslararası hukukun ve BM Güvenlik Konseyi kararının açık bir ihlali olduğunu belirtti.

Birlik, "İran'ın bu ihlallerini tekrarlaması, deniz ulaşımının özgürlüğüne doğrudan tehdit oluşturuyor" değerlendirmesinde bulundu. Saldırıların uluslararası ticaretin seyri ve küresel enerji güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapıldı.

Arap Birliği, uluslararası hukuk ve deniz hukuku kurallarına uyulması gerektiğini vurgulayarak İran'a tırmandırıcı eylemlerine son verme ve deniz ulaşımının güvenliği ile emniyetini tehdit edecek uygulamalardan kaçınma çağrısında bulundu.

Kuveyt: Hürmüz tamamen ve koşulsuz açılmalı

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, ticari gemilerin ve uluslararası deniz yollarının hedef alınmasının uluslararası hukuka ve 2817 sayılı karara aykırı olduğunu belirtti.

Açıklamada, bu tür saldırıların deniz ulaşımının güvenliğini, enerji arzının istikrarını ve uluslararası ticareti tehlikeye attığı vurgulandı.

Kuveyt, bölgede gerilimi daha da artıracak tüm eylemlerin durdurulması, uluslararası geçiş güzergâhlarında seyrüsefer özgürlüğüne ve güvenli geçiş hakkına saygı gösterilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın tamamen ve koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.


Suudi Arabistan ve Irak, güvenlik koordinasyonunun devam edeceğini vurguladı

Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan ve Irak, güvenlik koordinasyonunun devam edeceğini vurguladı

Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Prens Halid bin Salman, dün Riyad'da Korgeneral Abdülamire el-Şemmari ile yaptığı görüşmede, (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanlık Ofisi Başkanı Orgeneral Abdül Emir eş-Şemmari ile dün Riyad’da bir araya geldi. Görüşmede iki ülke arasındaki askeri ve savunma alanlarındaki ilişkilerin yanı sıra bölgesel gelişmeler ele alındı.

Suudi Savunma Bakanı dün X hesabından yaptığı paylaşımda, “Ortak çıkarlarımıza hizmet etmek, bölgenin güvenliğini ve istikrarını sağlamak amacıyla iki ülke arasındaki koordinasyon ve iş birliğinin sürdürülmesinin önemini teyit ettik” ifadelerini kullandı.

Prens Halid bin Selman, “Irak, bizim için her zaman değerli bir komşu olmaya devam edecek. Hükümeti ve kardeş Irak halkıyla aramızda kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma bağları bulunuyor” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan’ın Irak’ın güvenliği, istikrarı, kalkınması ve refahını desteklemek amacıyla her zaman ülkenin yanında duracağını belirten Bakan, bunun Irak’ın ve halkının çıkarlarına hizmet ettiğini vurguladı.

Görüşmeye Suudi Arabistan tarafından Genel İstihbarat Başkanı Halid el-Humeydan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Feyyad er-Ruveyli, Müşterek Kuvvetler Komutanı Korgeneral Fehd es-Selman ve Savunma Bakanı İstihbarat İşlerinden Sorumlu Danışmanı Hişam bin Seyf katıldı.

Irak heyetinde ise İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri, Terörle Mücadele Teşkilatı Başkanı Korgeneral Zeyd el-Musevi ve Hava Savunma Komutanı Korgeneral Mühenned el-Esedi yer aldı.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Şemmari başkanlığındaki üst düzey Irak güvenlik heyeti dün Suudi Arabistan’a ulaştı. Heyetin ziyaretinde, insansız hava araçları (İHA) dosyası da dahil olmak üzere çeşitli güvenlik konuları ve ortak meselelerin ele alınması, ayrıca iki ülke arasındaki güvenlik koordinasyonu ve iş birliğinin güçlendirilmesi yollarının görüşülmesi planlandı.