ABD Esed rejimiyle normalleşecek mi?

Avrupalı ve Arap yetkililer, ABD’ye Suriye’de ‘stratejik sabır’ yaklaşımına bağlı kalması tavsiyesinde bulundu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan Goldrich ve Arap ve Avrupalı ​​meslektaşları ile 2 Aralık’ta Brüksel’deyken (Şam’daki ABD Büyükelçiliği)
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan Goldrich ve Arap ve Avrupalı ​​meslektaşları ile 2 Aralık’ta Brüksel’deyken (Şam’daki ABD Büyükelçiliği)
TT

ABD Esed rejimiyle normalleşecek mi?

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan Goldrich ve Arap ve Avrupalı ​​meslektaşları ile 2 Aralık’ta Brüksel’deyken (Şam’daki ABD Büyükelçiliği)
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan Goldrich ve Arap ve Avrupalı ​​meslektaşları ile 2 Aralık’ta Brüksel’deyken (Şam’daki ABD Büyükelçiliği)

Belçika’nın başkenti Brüksel’de iki gün önce, Suriye sorununa yönelik üst düzey temsilciler ve uzmanlar tarafından yapılan görüşmeler, Washington ile Avrupa ve bazı Arap ülkeleri görüşleri arasında bir uçurum olduğunu ortaya çıkardı.
Bu durum, ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan Goldrich’in söz konusu uçurumu kapatmak üzere harekete geçmesine ve Washington’ın Şam’a yönelik yaptırımları kaldırmayacağını, ilişkileri normalleştirmeyeceğini ve yanlış sinyaller verilmeyeceğini belirtmesine yol açtı.
Üç toplantı gerçekleştirildi
Brüksel’de 1-2 Aralık tarihlerinde üç toplantı gerçekleştirildi. İlk toplantı, bir Avrupa araştırma kuruluşundaki yabancı elçiler ve uzmanlar arasındaydı. İkincisi, ABD’nin daveti üzerine, Suriye konusu ile ilgili olarak Arap, Avrupalı yetkililer ile Türkiye arasında yapılan toplantıydı. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) söz konusu toplantıda yer almadı. Üçüncüsü ise, DAEŞ’e karşı Uluslararası Koalisyon konferansı kapsamında üst düzey yetkililerin toplantısıydı.
Daha önce, 28 Haziran tarihinde Roma’da düzenlenen DAEŞ’e karşı Uluslararası Koalisyon konferansı kapsamında, Suriye konulu bir bakanlar toplantısı düzenlenmişti. Toplantı sırasında ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, ABD’nin Suriye’de 3 önceliği olduğunu, bunların DEAŞ’ın geri dönüşünü önlemek, insani yardımları desteklemek ve ateşkesi kalıcı hale getirmek olduğunu vurgulamıştı. ABD söz konusu toplantıda, nihai bildirinin Suriye ile normalleşme sağlanması veya Suriye’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri karşıtı bir tutum içermesi önerilerini kabul etmemişti zira ABD o sırada insani yardım kararının uzatılması konusunda anlaşma yapmak üzere Rusya ile gizli bir diyalog yürütüyordu.
O zamandan bu yana, Washington’da değişiklikler meydana geldi. ABD kurumları Suriye politikalarını gözden geçirdi ve ulaşılmak üzere 5 hedef belirledi. Bu hedefler arasında, Suriye’de DAEŞ’in geri dönüşünü engellemek, insani yardımları desteklemek, kapsamlı bir ateşkes oluşturmak ve soruşturma yürütmek, 2254 nolu karar gereğince siyasi süreci desteklemek yer alıyordu. Bunların yanı sıra başka hedefler de belirlendi. Bunlar, Kürtlerin kendi aralarında ve Rus-ABD himayesindeki Şam ile diyaloglarının desteklenmesi, Suriye’deki İran bölgelerine ve El Kaide liderlerine yönelik saldırıları için İsrail’e lojistik destek sağlamak yer alıyordu.
Diğer yandan, Roma’da bakanlar seviyesindeki toplantı ile Brüksel’de düzenlenen temsilciler toplantısı arasında, Cenevre’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Joe Biden’in temsilcileri arasında üç oturumlu gizli toplantı düzenlendi. Toplantı, Washington’un insani konulara yönelik “erken toparlanmanın” finanse edilmesi konusunda anlaşmaya varması karşılığında, sınır ötesi insani yardımlara ilişkin kararın uzatılmasına yönelik bir anlaşmayla sonuçlandı.
Arap ülkeleri Şam ile normalleşme için adımlar attı. Washington, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde soruşturmalar konusunda lider rolüne geri dönüp,  insanlığa karşı suç işlemekle itham edilenlerin yargılanması konusunda Avrupa ülkeleri ile ulusal mahkemelere destek verirken, üst düzey siyasi toplantılar gerçekleştirildi.

Katılımcılar neler dedi?
Temsilciler ve uzmanlar arasında düzenlenen toplantıda, Suriye’deki mevcut duruma ilişkin bir sunum yapıldı, ardından tüm temsilciler ülkelerinin bu konudaki tutumlarını dile getirdi. Şarku'l Avsat'ın ulaştığı bilgilere göre Goldrich’in tutumu ile Avrupalı ​​ve Arap mevkidaşlarının tutumu arasındaki fark çok büyüktü. Avrupalı yetkililer, özellikle de ABD’nin liderlik rolü üstlenmiyor olması ve Rusya ile insani yardım kararının uzatılması konusu başta olmak üzere gizli anlaşmalar yapması sebebiyle, diğer ülkelere yardımlar için finansman sağlama öncelikleri dayatmaya çalışmasını eleştirdi.
Avrupalı temsilciler, ülkelerinin Suriye’ye komşu olduğunu, dolayısı ile öncelliklerini kendilerinin belirleyecekleri belirtirken, Şam’a yönelik yaptırımları kaldırmayıp, tutumlarını değiştirmeyeceklerini söylediler. Katılımcılardan biri, başka bir katılımcının normalleşme ve rejimin yönetimde kalmasını kabul etme önerisine karşılık olarak, “Rejime para ödemeyeceğiz” dedi.
Avrupa ülkeleri temsilcileri Suriye dosyasıyla ilgili olarak “stratejik sabır” çağrılarını yineledi. Almanya ve Fransa’nın temsilcileri ülkelerinin Rusya ile diyalog tecrübesine istinaden önce Rusya’nın harekete geçmesi gerektiğini belirttiler. Şam-Moskova üzerindeki üç baskı aracına bağlı kalınması yönünde çağrılar da yapıldı. Söz konusu 3 baskı aracı, yaptırımlar, izolasyon ve yeniden inşa konularıydı.

Şam’dan neler isteniyor?
ABD temsilcisinin mevkidaşları ile gerçekleştirdiği ikili temasların ve araştırma merkezi toplantısının ardından Avrupa ülkelerinin kendi tutumlarını vurgulaması karşısında, Goldrich, Şam’a yönelik yaptırımların kaldırılması konusunun Rusya ile diyalog masasında olmadığını ve Şam ile normalleşmeye karşı olduğunu ABD’nin şu anda yaptığı şeyin, insani amaçlarla ABD'nin yaptırım uygulamasından muafiyetler sağlamak olduğunu bu kapsamda bazen istisnaları en düşük seviyelere indirecek kadar ileri gitmek durumunda kaldığını belirtti. Goldrich Washington’un Ruslara taviz vermeyeceğini aynı zamanda müttefiklere yanlış sinyaller vermemesi gerektiğini de söyledi.
Toplantılarda, Irak temsilcisi, Şam’a uygulanan yaptırımların kaldırılması ve Arap Birliği’ne yeniden dahil edilmesi konusunda en hevesli kişiydi. Ürdün temsilcisi ise, Amman ile Şam arasındaki “adıma adım” yaklaşımına en çok ikna olmuş taraf olarak görünüyordu. Ürdün temsilcisi adıma adım yaklaşımının, Şam’ın Arap Birliği’ne yeniden dahil edilmesi konusunu da içerdiğini ima etmeye çalıştığında, bu ifadeleri, koşullarının hala olgunlaşmadığını yineleyen bazı Arap ülkeleri tarafından sert bir şekilde karşılandı. Ancak Cezayir, Şam’ın Mart ayında düzenlenecek konferansa davet edilmesine yönelik çabalarını sürdürdü.
Dolayısı ile bu konuda nihai karar büyük Arap ülkelerinin elinde bulunuyor. Bazı katılımcılara göre, Arap ülkeleri ilk adımları attı, şimdi ise Şam’ın insani yardımların geçişini kolaylaştırmak, mahkumları serbest bırakmak, sığınmacıların dönüşünü sağlamak, Anayasa Komitesi’nin çalışmalarını ve siyasi süreci destekleme, ateşkesi kalıcı hale getirme gibi iç işleri kapsayan adımlar atması gerekiyor. Ayrıca Suriye’yi Arap çevresine geri döndürmeye yönelik bir istek olduğu söylenirken, Şam’ın “İran’ın bölgesel gündeminin bir parçası olmama” amacı da dahil olmak üzere bazı adımlar atacağı yönünde tahminlerde bulunuyor.
Diğer yandan katılımcılar, uyuşturucu şebekelerinin dağıtılması, terörle mücadele ve İdlib meselesinin kapatılması konularında Şam ile işbirliği yapma olasılığının bulunduğunu anladılar. Toplantının organizatörlerden biri, bu konuların Suriye toplantısına paralel olarak düzenlenen DAEŞ’e karşı Uluslararası Koalisyon konulu konferansta tartışılmasını önerdi. Konferansın önceki oturumunda ABD’nin Koalisyon temsilcisi John Godfrey, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve DAEŞ’in teşkil ettiği tehditle yüzleşmeye devam eden diğer ortak güçlerle birlikte örgütü yenme kampanyasına olan bağlılığını yinelemişti. Bu oturumda, DAEŞ tutukluları ve kurtarılan bölgelerde istikrar ve ekonomik kalkınma sağlama planları tartışıldı.

“Erken toparlanma” bombası
Temsilciler tarafından yapılan nihai bildiride, Şam’la normalleşme veya yaptırımlar uygulama konusunda uzlaşmaya ilişkin belirli bir tutum yer almıyordu. Ancak Temmuz ayında, yardımlara yönelik uluslararası karara eklenen “erken toparlanma” konusunda yeni bir tartışma yaşandı. Zira erken toparlanma konusunda ortak bir tanım yoktu, tanımlar altyapı projelerini desteklenmesi ile yardımların insani meselelerle sınırlanması arasında değişiyordu.
Ürdün temsilcisi ile Fransız mevkidaşı arasında büyük bir tartışma yaşanması şaşkınlık yarattı. Tartışma, Fransız yetkilinin siyasi süreçte önemli bir ilerleme kaydedilmeden önce altyapı projelerinin finanse edilmesini reddeden bir Avrupa Konseyi kararı olduğuna dikkat çekerek, erken toparlanma projelerine yönelik finansmanların sadece insani konulara yönelik olması ve altyapı projelerinden tamamen uzak durmasının açıkça belirtilmesi gerektiğini söylemesinin ardından geldi. Fransız yetkilinin net bir şekilde savunduğu tutumu sadece bu değildi başka konuları da içeriyordu. Bu tutumun, Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye dosyası için yerleşik olmayan yeni bir büyükelçi olarak Brigitte Curmi’yi atama kararıyla aynı zamana denk gelmesi dikkat çekti.
Fransa-Ürdün temsilclerinin tartışması karşısında Goldrich araya girerek, nihai bildiride orta bir ifade önerdi. Goldrich “Hayat kurtaran insani yardımın, sınır ötesi ve içerisinden projelerin canlandırılması da dahil olmak üzere her şekilde sağlanmasını ayrıca 2585 nolu Güvenlik Konseyi Kararı gereğince Suriye'’nin çeşitli yerlerinde erken kurtarma projelerinin uygulanması gerektiğini vurguladık” ifadelerine yer verdi.

Şimdi ne olacak?
Brüksel’de gerçekleştirilen toplantıdaki tartışmalara ve diplomatik gerginliğe rağmen, katılımcılar arasında, toplantının ABD ekibinin Suriye dosyasındaki fikirlerini netleştirmeye başladığını gösterdiğine yönelik bir düşünce hakim oldu. Aynı zamanda konu ile ilgili ülkeler arasında ABD liderliğinde siyasi bir süreç başlatıldı. Bu durum bir yıldan uzun bir süredir söz konusu değildi. Bazı katılımcılar bu yöndeki adımların, Washington ile müttefikleri arasında yıllar önce var olan koordinasyonu hatırlattığını belirtti.
Gelecek yılın başlarında Washington’da, konu ile ilgili ülkelerin tutumlarının belirlenmesi için ABD şemsiyesi altında düzenlenmesi amacıyla bir toplantı daha yapılacağına yönelik tahminler bulunuyor. Aynı zamanda Moskova’nın Astana sürecindeki ortakları ve koordinasyonu ile desteklediği Rus-ABD diyaloğunun, 21 Aralık’ta bakanlar konferansında devam etmesi, ayrıca Putin ve Biden arasında gelecek hafta bir zirve gerçekleştirilmesi de bekleniyor.



Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misilleme

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
TT

Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misilleme

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa ülkelerinin Rusya'nın gölge filosunun parçası olduğundan şüphelenilen gemilere yönelik müdahale ve alıkoyma faaliyetlerine karşılık olarak, çarşamba günü Avrupa ülkelerine ait gemilere el koyma tehdidinde bulundu.

Başta İsveç ve Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri, son aylarda Moskova'nın Ukrayna'yı Şubat 2022'de işgal etmesinin ardından uygulanan Batı yaptırımlarını aşmak için kullandığı düşünülen gölge filoya ait olduğu değerlendirilen bazı gemilere müdahale etti.

Avrupa Birliği'nin temmuz ayının sonunda kabul ettiği yeni yaptırım paketi de Rusya için önemli gelir kaynaklarını hedef alıyor ve bu gemilerin petrol ve diğer ürünlerden oluşan yüklerinin satışını kısıtlıyor.

Putin, «Bazı ülkelerin yetkililerinin son dönemde gemilerimize el koyma ve bizden yağmaladıkları malları satma ihtimalini değerlendirdiğini görüyoruz» dedi ve bu girişimleri korsanlık ve haydutluk olarak nitelendirdi.

Rusya'nın Uzak Doğusu'ndaki deniz tatbikatlarının yapıldığı sırada konuşan Putin, “Eğer bu gerçekleştirilirse, aynı şekilde karşılık vermek zorunda kalacağız” ifadelerini kullandı. Rus lider, Moskova'nın gerekli ve uygun gördüğümüz her yerde harekete geçeceğini belirterek herhangi bir yerde karşılık verebileceklerini söyledi.

gthyju
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Donanması'na ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü, Sahalin Adası'nın doğusunda Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken ziyaret etti (AFP)

İsveç kısa süre önce, mart ayının başında durdurduğu Rusya'nın gölge filosuna ait bir yük gemisini Ukrayna'ya teslim etme kararı aldı. Kiev'e göre gemi, Moskova'nın işgal ettiği bölgelerden çalınan Ukrayna buğdayını taşıyordu.

Bu arada Rus haber ajansları, Putin'in NATO'nun Asya-Pasifik bölgesine sızdığını ve Kuzey Kutbu'nda gerilimi artırdığını söylediğini aktardı.

Putin açıklamalarını, Rus donanmasının askeri tatbikat düzenlediği Sahalin Adası açıklarında bulunan Rus kruvazörü Varyag da yaptı.

Tatbikatlar, ABD ile Güney Kore'nin Kuzey Kore'nin olası bir saldırısını simüle eden ortak askeri tatbikatlarından bir hafta önce gerçekleştiriliyor.

Kiev ve Seul'ün Kuzey Kore ile Moskova arasındaki askeri iş birliğinin artmasından duyduğu endişeyi dile getirdiği bir dönemde, bölgede gerilim de yüksek seyrediyor.


Trump ve İran: Açık bir savaşta dar seçenekler

ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
TT

Trump ve İran: Açık bir savaşta dar seçenekler

ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)

ABD Başkanı Donald Trump'ın önündeki seçeneklerin artık, açık bir zafer ile sınırlı tutulabilecek bir yenilgi arasında değiştiği söylenemez. Bu seçenekler daha çok, İran'ı yıpratabilecek ancak Amerikan ekonomisini de zorlayacak uzun soluklu bir abluka; Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak karşılığında Tahran'a kalıcı bir nüfuz alanı tanıyacak sınırlı bir anlaşma; hesaplarını değiştireceğinin garantisi olmayan yeni bir askeri harekât ya da geride daha zayıf ve daha düşmanca bir devlet bırakan siyasi geri çekilme gibi her biri kendine özgü bedeller taşıyan senaryolar arasında şekilleniyor. Pakistan, yeniden Hürmüz Boğazı krizini sona erdirecek bir ‘düzenlemeye’ yaklaştığını duyururken İran ve ABD'nin tutumları, çatışmanın nihai uzlaşıya değil yıpratma sürecine ulaştığına işaret ediyor. Sorun, kısa bir süre içinde anlaşmaya ulaşılacağına dair açıklamalar defalarca kez yinelenirken genel ifadelerden somut uygulamaya geçişte uçurumun büyümeye devam etmesi. Tahran'ın ‘son aşamasına ulaştı’ dediği İran-Umman Anlaşması, yeni deniz güzergahlarının belirlenmesini öngörürken bu durum otomatik olarak boğazın yeniden açılması anlamına gelmiyor.

dfgreg
İran Dışişleri Bakanı Abbas Araçi, bugün Tahran'da Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'yi kabul ediyor (İran Dışişleri Bakanlığı)

İran, Hürmüz Boğazı’nın açılması için ablukanın, yaptırımların, askeri tehditlerin sona ermesi ve tazminat ödenmesini şart koşarken Washington, Tahran'a gemilerden ücret alma ya da geçişe kısıtlama getirme hakkı tanımayı reddediyor. Tahran ayrıca Washington'ın önceki mutabakat muhtırasını ihlal ettiğini öne sürerek ABD ile doğrudan müzakereye oturmayacağını da açıklıyor.

Bu bağlamda Pakistan’ın iyimserliği, tazminat, yaptırımlar, nükleer program ve bölgedeki Amerikan kuvvetleri dosyalarının çözüme kavuşturulmasından çok deniz güvenliğine ya da tırmanmanın durdurulmasına ilişkin geçici bir mutabakata işaret ediyor olabilir. Karşılıklı tazminat talepleri ise yüzü kurtaracak bir formül bulmayı daha da güçleştiriyor. İran’ın savaş tazminatı talep etmesinin ardından Trump, buna Tahran'ı sorumlu tuttuğu kurbanlar için tazminat talep ederek yanıt verdi. Böylece olası herhangi bir müzakereye yeni bir madde daha ekledi.

Bombalama yerine abluka

Trump şu an deniz ablukasını sürdürmeyi ve yaptırımları sıkılaştırmayı, topyekun savaşa geri dönmekten ise bundan kaçınmayı tercih ediyor. Wall Street Journal (WSJ) gazetesine göre yetkililer, bu aşamada sistemin davranışını değiştirmede sınırlı sonuçlar veren saldırılara kıyasla mali baskının daha etkili olabileceği konusunda onu ikna etti. Trump bu mantığı İran'ın ‘iflas ettiğini’ söyleyerek özetledi. ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mike Waltz da Tahran'ın Savunma Bakanı Pete Hegseth'ten çok Hazine Bakanı Scott Bessent'tan korktuğu görüşünü dile getirdi. Bu strateji Washington'a yeni bir hava harekâtının risklerini üstlenmeksizin sürdürülebilir bir baskı aracı sunuyor ve Trump'ın savaşı genişletmeden İran'ı cezalandırmayı sürdürmesine imkân tanıyor. Ancak bu yaklaşım, zamanın ABD'nin lehine çalıştığını varsayıyor. Bu ise henüz kanıtlanmış bir önerme değil.

drfgthtg
ABD Başkanı Donald Trump ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Versailles Sarayı'nda ABD-İran anlaşmasının imza töreninde (AFP)

İran ekonomisi, dövizin çöküşü, enflasyon ve petrol gelirlerinin yitirilmesinden kaynaklanan ciddi bir baskıyla boğuşuyor olsa da Tahran maliyeti gemilere, enerji tesislerine yönelik saldırılar ve bölgedeki müttefikleri aracılığıyla hasımlarına yüklemeye hazır olduğunu kanıtladı. Krizin sürmesi ABD'nin iç dengelerini de etkiliyor. Associated Press (AP)-NORC anketine göre Amerikalıların yalnızca yüzde 28'i Trump'ın savaşı yönetme biçimini onaylıyor. Bu oran bir ay önce yüzde 34'tü. Ara seçimlerin yaklaşması ve yakıt fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Washington'ın siyasi ve ekonomik yıpranmaya dayanma kapasitesi, iç acı çok daha şiddetli olsa dahi İran rejiminin baskıya katlanma kapasitesinin altına düşebilir.

Güç seçeneği gündemde kalmaya devam ediyor

Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü (WINEP) Araştırma Direktörü Patrick Clawson, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘Trump'ın karşısındaki alternatiflerin tamamının çekici olmadığını’ belirterek karar alma sürecinin büyük ölçüde kişisel nitelik taşıdığını ve Trump'ın sınırlı sayıda danışmanı, daha az sayıda uzmanı dinlediğine dikkati çekti. Bu nedenle Clawson, Trump’ın herhangi bir anda ABD Merkez Kuvvetleri (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'a atfedilen iki haftalık bombalama harekâtını onaylayabileceğini ya da sadece abluka ve ekonomik baskı kampanyasını sürdürmeye karar verebileceğini dışlamıyor.

Trump'ın müttefiklere yönelik yaklaşımındaki değişkenliği de örnek gösteren Clawson, Trump yönetiminin Suudi Arabistan ile ‘123 Anlaşması’ olarak bilinen sivil nükleer iş birliği anlaşmasını beklenmedik biçimde onayladıysa da ABD Başkanı’nın günler sonra Riyad'ın uzun süredir reddettiği bir talep olan İsrail'in tanınması koşulunu anlaşma metnine eklediğine işaret etti. Clawson, bu yaklaşımın İran'la ilişkide çok daha fazla değişkenlik sergileyebileceğini ve ‘Trump'ın ne yapacağını kimsenin bilemeyeceğini, belki de kendisinin bile henüz bilmediğini’ vurguladı.

fdyjuk
Ortadoğu'da konuşlu Patriot sisteminin jeneratörüne yakıt ikmali yapan bir ABD topçu askeri (ABD Ordusu)

Gerilimin tırmandırılmasından yana olanlar, kısa ve sınırlı bir harekâtın nükleer, füze ve sanayi altyapısındaki daha fazla tesisi yok edip ardından ablukaya dönülebileceğini savunuyor. Ancak bu seçenek Hürmüz Boğazı’nın açılacağını garanti etmiyor ve İran'ı petrol tesislerine, su kaynaklarına ve Amerikan üslerine saldırmaya yöneltebilir. Bazı savunma füzelerinin ve uzun menzilli mühimmatların azalması ve enerji fiyatlarındaki olası artış da ‘iki haftalık bombalamayı’ hesaplanmış bir son nokta değil, uzun soluklu bir yüzleşmenin kapısını aralayan bir başlangıç noktasına dönüştürebilir.

Hürmüz Boğazı ve zorunlu “birlikte yaşama”

Üçüncü seçenek, İran'ın bir dereceye kadar denetimi karşılığında deniz seyrüseferini yeniden başlatan sınırlı bir anlaşmayı kabul etmek ve daha büyük meseleleri erteliyor. Bölge ülkeleri bu sonuçtan memnun olmamakla birlikte, yeni bir savaşa kıyasla buna daha temkinli yaklaşıyor. Pazartesi günü Boğaz'dan geçen gemi trafiği, savaş öncesindeki günlük 130 ila 140 gemilik ortalamaya kıyasla sadece altı gemiye düşüyor. Bu durum, Trump'ın ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı’nı ‘kontrol ettiği’ yönündeki açıklaması ile ticari geçişi fiilen garanti edebilme kapasitesi arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Buna rağmen mevcut tablo, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hukuki egemenliğinin tanındığı anlamına gelmiyor, aksine Tahran'ın seyrüseferi aksatma gücüyle geçici bir birlikte yaşama durumu oluşturuyor. Zira alternatif güzergahlar da tehdit ve saldırılara maruz kalıyor. Bu da İran'a, bölge ihracatının bir kısmı üzerinde fiilen bir ‘veto hakkı’ tanımaya devam ediyor.

İran’ın öne sürdüğü bazı şartları kabul etmenin Tahran'ı başka şartlar da eklemeye yöneltebileceği konusunda uyaran Clawson’a göre Tahran, Trump'ın daha fazla baskıya açık olduğunu düşünüyor. Clawson, İran'ın özür, tazminat ve ABD güçlerinin çekilmesi taleplerini ekleyerek mutabakat zaptında yer alanların ötesine geçtiğine dikkati çekti. Ayrıca mutabakat zaptında geçen 300 milyar dolarlık fonun Amerikan tarafında tazminat değil, İran'a yapılacak yatırımlar olarak anlaşıldığını, askerlerle ilgili maddenin ise Washington tarafından bölgeden çekilme değil İran yakınlarında yeni bir yığınak yapılmasının önlenmesi şeklinde yorumlandığını açıkladı. Nükleer bir anlaşma olmadan dahi zafer ilan edip uzaklaşma seçeneği, Trump'ın üzerindeki siyasi yükü hafifletebilir, ancak Hürmüz Boğazı kapatılmaya ve İran gerilimi tırmandırmaya muktedir olduğu sürece krizi sona erdirmeye yetmiyor. Bu nedenle en muhtemel sonuç, hava saldırıları seçeneği yedekte tutularak abluka, yaptırımlar ve dolaylı müzakerelerin bir karışımı olarak öne çıkıyor. Clawson'ın özetiyle, Trump yeni bir askerî harekât emri verse de vermese de bu süreç uzun soluklu bir hesaplaşma niteliği taşıyor. Mevcut karar, hızlı bir zaferin nasıl kazanılacağıyla değil, Trump'ın hangi bedeli ödemeyi seçeceği ve bu bedelin ne kadarını İran'a, müttefiklerine ve kendi seçmenine yükleyebileceğiyle ilgili bulunuyor.


Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadı

Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
TT

Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadı

Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)

Tayvan, Çin'in adanın doğu kıyısı açıklarında Endonezya ile ortak deniz tatbikatı düzenleme planını kınadı. Taipei, Pekin'in söz konusu deniz bölgesi üzerinde yetki sahibi olduğu yönünde "yanlış bir izlenim" oluşturmaya çalıştığını savundu.

Çin Savunma Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, bir Çin savaş gemisi ile bir Endonezya fırkateyninin ağustos ayının ortalarında Tayvan'ın doğusunda "denizde geçiş tatbikatı" gerçekleştireceğini duyurdu.

Bakanlık, tatbikatın "iki ülke donanmalarının ortak operasyonel kabiliyetlerini geliştirmeyi" ve "bölgesel barış ve istikrarı ortaklaşa korumayı" amaçladığını bildirdi.

Buna karşılık, Tayvan'ın Çin politikasından sorumlu Anakara İşleri Konseyi, Çin Komünist Partisi'nin "askeri provokasyonu" olarak nitelendirdiği girişimi sert şekilde kınadı.

Konsey, bu adımın fiilen "uluslararası kamuoyunda Çin Komünist Partisi'nin Tayvan'ın doğusundaki sular üzerinde yetkiye sahip olduğu yönünde yanlış bir izlenim oluşturmayı" amaçladığını belirtti. Açıklamada, girişimin Tayvan'ın ulusal egemenliği ile denizlerdeki hak ve çıkarlarının "açık bir ihlali" olduğu ifade edildi.

Fransız Haber Ajansı'nın (AFP) konuya ilişkin sorusuna Endonezya ordusundan henüz cevap gelmedi.

Çin'in tatbikat duyurusu, Tayvan'ın Çin'in olası bir işgaline karşı halkı hazırlamayı amaçlayan şimdiye kadarki en geniş kapsamlı yıllık askeri tatbikatlarını gerçekleştirdiği bir dönemde yapıldı.

Çin, Tayvan'ı kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Pekin, nüfusu 23 milyondan fazla olan özerk adayı güç kullanarak ilhak etmekle tehdit ediyor.