Yeni bir teknoloji ile hücrelerdeki genetik mutasyonlar tespit ediliyor

KAUST bilim adamları, 10 bin hücrelik gruptaki tek bir mutasyonu tespit edebilmek için yeni geliştirilen teknolojiyi kullanıyor.

 Gen düzenleme süreci.
Gen düzenleme süreci.
TT

Yeni bir teknoloji ile hücrelerdeki genetik mutasyonlar tespit ediliyor

 Gen düzenleme süreci.
Gen düzenleme süreci.

DNA dizilimi için kullanılan mevcut teknikler, büyük bir hücre grubundaki nadir genetik mutasyonların tespit edilmesini sağlayacak hassasiyete sahip değiller. Mutasyonun gözlemlenmesi, örneğin kanserin erken teşhis edilmesi konusuda büyük öneme sahip.

Genetik araştırmalar
Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden (KAUST) bilim insanları tarafından oluşturulan bir  ekip, yakın bir zamanda “Tekli DNA Moleküllerinin Dizilimi” (IDMseq) olarak bilinen bir teknik geliştirdi. Söz konusu teknoloji, 10 bin hücrelik bir gen grubu içerisinde tek bir gen mutasyonunun bile doğru bir şekilde tespit edilmesini sağlıyor.
Birbirine bağlı moleküllerin iki zincirinden meydana gelen DNA bir çift sarmal yapı oluşturuyor. Tüm genetik veriler bu çift sarmalın üzerine kaydediliyor. Bu sebeple de hayatın genetik kodu olarak adlandırılıyor.
Ekibin çalışmaları ile ilgili bir diğer önemli nokta da insanlardaki embriyonik kök hücrelerde, CRISPR-Cas9 gen düzenleme tekniğinin sebep olduğu mutasyonların sayısını ve sıklığını belirlemek için IDMseq teknolojisini kullanılmasının başarılması oldu.
CRISPR-Cas9 tekniğin, bu yüzyılın en önemli bilimsel gelişmelerinden biri olarak görülüyor. CRISPR-Cas9, DNA dizilimlerini ve genlerin görevlerini kolayca değiştirilmesini sağlayarak gen düzenlenme işlemini daha hızlı, doğru, ucuz ve kolay hale getiren güçlü bir araç olarak ön plana çıkıyor. ‘Kümelenmiş düzenli aralıklı kısa palindromik tekrarları’nın kısaltılmış hali olan CRISPR kelimesi, DNA’ların uzantılarından oluşuyor. Cas9 ise kusurlu genlerden kurtulmak için DNA zincirlerini belirli noktalarda keserek moleküler makas görevi gören bir enzim. Bu teknik geliştirilirken, bakteri ve arkelerin viral saldırılarını engellemeye yönelik doğal savunma sisteminden ilham alınmıştı.
CRISPR tekniği, bazı hastalıkları tedavi etmek, yayılmalarını engellemek veya tehlikeli mutasyonları düzelterek hastalığa karşı koruma sağlamak için genetik kusurların düzeltilmesini sağlamıştı. Ayrıca bir dizi genetiği değiştirilmiş yeni bitki ve hayvan üreterek mahsulleri iyileştirebilmesi ile biyoloji dünyasında paradigmaların değişmesine neden olmuştu. Ancak bu teknoloji ahlaki, politik ve patentlerle ilgili tartışmalara neden oluyor. Ayrıca bazı riskler de taşıyor.
Söz konusu risklerden biri, CRISPR-Cas9 enziminin, genomda birkaç noktada istenmeyen veya hedef dışı etkilere neden olması. Örneğin, bazı durumlarda DNA’da çift kesim işlemi yapılması, istenmeyen genetik materyallerin eklenmesine veya büyük ve beklenmedik silinmelerin olmasına neden olabiliyor. Böyle bir durum da kanser gibi olumsuz sonuçlara yol açabiliyor.
Almanya’daki Max Planck Patoloji Bölümü Direktörü Profesör Emmanuelle Charpentier ve ABD’deki Kaliforniya Üniversitesi’nden Profesör Jennifer Doudna, CRISPR-Cas9 veya Genetik DNA Makası olarak bilinen gen düzenleme yöntemini geliştirmeleri sebebiyle 7 Ekim 2020’de Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldüler.
Şu an bazı genetik hastalıkların tedavisinde CRISPR tekniğinin kullanımının güvenliğini test etmek üzere klinik denemeler devam ediyor.

Mutasyonların gözlemlenmesi
KAUST’ta biyoloji bilimleri doçenti olan ve çalışmayı yöneten biyolog Dr. Mo Li çalışmaya dair şu açıklamada bulundu:
“Çalışmamız, CRISPR-Cas9 gen düzenleme yönteminin kullanılmasıyla bağlantılı olan risklerin olabileceği ihtimalini gösteriyor. Gen düzenlemenin sonuçlarını daha iyi araştırmamız için yeni araçlar sağlıyor.”
KAUST ekibi tarafından geliştirilen IDMseq teknolojisi, hücre örneğindeki her bir DNA molekülüne ayrı bir sıra kodlama eklenmesini sonrasında polimeraz zincirleme tepkimesi (PCR) teknolojisi kullanılarak her molekülün çok sayıda kopyasının üretilmesini sağlıyor. Kopyalanan moleküller, orijinal moleküllerle aynı kodlamaya sahip oluyor. (Polimerizasyon reaksiyonu tekniği, belirli bir RNA örneğinin milyarlarca kopyasının hızlı bir şekilde üretilmesi için moleküler biyolojide yaygın olarak kullanılan bir yöntem.)
Bu aşamaların ardından Uzun Okuma Özellikli Moleküler Tanımlayıcı (VAULT) ile Değişken Analizi ve Değişken Analizi isimli biyoinformatik sistem araçları kullanılıyor. Ardından DNA sarmalının kodu çözülüyor ve orijinal DNA molekülleri kaplarının yerlerine benzer moleküller yerleştiriliyor. VAULT teknolojisi, DNA sarmalındaki mutasyonları tespit etmek için bir dizi algoritma kullanıyor. Bu süreç, üçüncü nesil uzun okuma dizilim teknolojileri ile kullanıldığında olumlu sonuçlar veriyor Aynı zamanda bilim adamlarının DNA’da değişiklik ya da orijinal DNA moleküllerindeki büyük miktarda silme ve eklemelerinde her tür mutasyonu belirlemelerini ve sıklıklarını gözlemlemelerine yardımcı oluyor.
Üçüncü nesil uzun okuma teknikleri ile kullanılan bu teknik, 1:100, 1:1000 ve 1:10000 oranlarında, kasıtlı olarak yapılan ve bir grup benzer tür hücre ile karıştırılan bir genetik mutasyonu ortaya çıkarmada başarılı oldu. Ayrıca mutasyonun sıklığını da doğru bir şekilde belirlemeyi başardı.
Ekip, gen düzenleme tekniği CRISPR-Cas9’un yol açtığı mutasyonları taramak için IDMseq’i kullandı. KAUST’ta doktora öğrencisi olan Chun Wei Pai şu açıklamalarda bulundu:
“Güncel bazı çalışmalar, CRISPR-Cas9 ile düzenlenen genlerin etrafında büyük ve beklenmedik silmelere neden olabileceğini ortaya koydu. Bu durum söz konusu teknolojinin kullanılabilirliği konusunda bazı endişelere neden oluyor. Mevcut DNA dizilimi yöntemlerini kullanarak silinen bölümleri belirlemek ve ölçmek zor bir işlemdir. Ancak farklı dizilim platformları ile geliştirdiğimiz yöntem, DNA’daki bu büyük mutasyonları yüksek bir doğruluk oranı ile analiz etmeye yardımcı oluyor.”
Testler, CRISPR-Cas9’un kullanımında gen düzenlemede büyük oranlı silme olaylarının yüzde 2,8 ila 5,4 arasında olduğunu gösterirken genetik olarak düzenlenmiş kısımda tekli DNA mutasyonlarında üç kat artış olduğunu da gösterdi. 
Araştırmaları KAUST tarafından finanse edilen uluslararası araştırma görevlisi, Pekin Üniversitesi’nden Profesör Yann Yi Huang “Bu sonuçlar, CRISPR-Cas9 tıbbi tesislerde kullanım için güvenli hale gelmeden önce hakkında öğrenecek çok şeyin olduğunu gösteriyor” dedi.
Araştırmacılar, IDMseq’in şu an tek sarmallı DNA’yı sıralamak için kullanıldığını, çift sarmallı DNA’yı sıralamak için de kullanılmasının tekniğin verimliliğini artırabileceği görüşündeler.



Netflix'in büyük planı askıda: Ryan Gosling'li seriden ses yok

45 yaşındaki Kanadalı aktör Ryan Gosling, The Gray Man'de tetikçi CIA ajanı Court Gentry rolünde (Netflix)
45 yaşındaki Kanadalı aktör Ryan Gosling, The Gray Man'de tetikçi CIA ajanı Court Gentry rolünde (Netflix)
TT

Netflix'in büyük planı askıda: Ryan Gosling'li seriden ses yok

45 yaşındaki Kanadalı aktör Ryan Gosling, The Gray Man'de tetikçi CIA ajanı Court Gentry rolünde (Netflix)
45 yaşındaki Kanadalı aktör Ryan Gosling, The Gray Man'de tetikçi CIA ajanı Court Gentry rolünde (Netflix)

Netflix, Ryan Gosling ve Russo kardeşler imzalı bir seriyi daha rafa kaldırmış gibi görünüyor.

Mark Greaney'nin aynı adlı 15 kitaplık serisinden uyarlanan The Gray Man'de Gosling, gizemli bir CIA suikastçısını canlandırmıştı. Karakter, teşkilatın korkunç sırlarını ortaya çıkarınca onu her ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırmaya kararlı, başına buyruk bir casusun hedefi haline geliyordu.

Aksiyon ve gerilim türlerini buluşturan filmin yıldızlarla dolu kadrosunda Gosling'in yanı sıra Chris Evans, Ana de Armas, Jessica Henwick ve Billy Bob Thornton da yer almıştı.

Korsan temalı aksiyon The Bluff'ın kırmızı halı etkinliğinde ScreenRant'ten Ash Crossan'ın sorularını yanıtlayan yönetmen Anthony Russo, The Gray Man evrenine dair ipuçları paylaştı. 

2022 yapımı filmi yöneten Russo, daha önce duyurulan devam projeleri için şimdilik "yeni bir gelişme olmadığını" söyledi. Ancak "bu konu üzerine hâlâ düşünen çok insan olduğunu" da ekledi.

Aslında ilk film daha yayına girmeden hem Netflix hem de Russo kardeşler, The Gray Man'i büyük bir seriye dönüştürmek istediklerini açıkça dile getirmişti. 

İlk film öncesinde, hangi karaktere odaklanacağı belirtilmeyen bir yan projenin geliştirildiği duyurulmuş; senaryoyu da Deadpool'la tanınan Paul Wernick ve Rhett Reese'in yazacağı açıklanmıştı. 

The Gray Man'in açılış hafta sonunda güçlü izlenme rakamlarına ulaşmasının ardından da serinin bir devam halkasıyla süreceği ilan edilmişti. 

Öte yandan The Gray Man, Russo kardeşlerin Marvel Sinematik Evreni sonrasındaki bekleneni veremeyen işlerinden biri olarak anılıyor. Tom Holland'lı suç draması Cherry eleştirmenlerde karşılık bulmazken, The Gray Man ve Sanal Ülke'nin (The Electric State) de geniş bir etki yaratamadığı yorumları yapılıyor. Hatta The Sanal Ülke, eleştirmenlerden yalnızca yüzde 14 onay alarak ikilinin Rotten Tomatoes'daki en düşük puanlı işi olmuştu. 

Independent Türkçe, ScreenRant, CBR.com


Rafa kalkan Ben Solo filmi için üç yıl mesai yapan Soderbergh isyan etti

HBO dizisi Girls'teki performansıyla üç yıl üst üste Emmy'ye aday gösterilen Adam Driver, son Yıldız Savaşları üçlemesinde Kylo Ren'i canlandırmışı (Walt Disney Studios Motion Pictures)
HBO dizisi Girls'teki performansıyla üç yıl üst üste Emmy'ye aday gösterilen Adam Driver, son Yıldız Savaşları üçlemesinde Kylo Ren'i canlandırmışı (Walt Disney Studios Motion Pictures)
TT

Rafa kalkan Ben Solo filmi için üç yıl mesai yapan Soderbergh isyan etti

HBO dizisi Girls'teki performansıyla üç yıl üst üste Emmy'ye aday gösterilen Adam Driver, son Yıldız Savaşları üçlemesinde Kylo Ren'i canlandırmışı (Walt Disney Studios Motion Pictures)
HBO dizisi Girls'teki performansıyla üç yıl üst üste Emmy'ye aday gösterilen Adam Driver, son Yıldız Savaşları üçlemesinde Kylo Ren'i canlandırmışı (Walt Disney Studios Motion Pictures)

Adam Driver, Disney'in Ben Solo'yu merkezine alan bir Yıldız Savaşları (Star Wars) filmini rafa kaldırdığını geçen yıl ekimde dile getirmesinden beri, serinin hayranları stüdyonun projeye yeşil ışık yakmamasına son derece tepkili.

Fakat bu iptal, en çok yönetmen Steven Soderbergh'i kızdırmışa benziyor. Soderbergh, Driver'ın "kariyerimde yer aldığım en havalı senaryolardan biri" diye nitelediği The Hunt for Ben Solo'nun hikayesi üzerinde neredeyse üç yıl çalıştığını ve bu emeğin boşa gittiğini söylüyor.

Yeni röportajda Soderbergh'e, Kathleen Kennedy'nin geçen ay senaryoyu "harika" diye nitelemesi de soruldu. Driver daha önce, Lucasfilm'in senaryoya "bayıldığını" ancak Disney CEO'su Bob Iger ve eş başkan Alan Bergman'ın projeyi reddettiğini söylemişti.

Soderbergh, BK Mag'e verdiği röportajda, "Kennedy'nin hayal kırıklığı yaşamasına şaşırmadım. Hepimiz hayal kırıklığına uğradık" dedi ve şöyle devam etti: 

Adam'la ben ve yazar Rebecca Blunt için bu, iki buçuk yıllık bedava emek demekti. Adam'la, bunu kamuoyuna açmayı düşündüğümüzde ona şunu söyledim: 'Bak, nedenini yorumlamaya ya da tahmin yürütmeye girme. Sadece ne olduğunu anlat çünkü bizim bildiğimiz tek şey buydu.' Bize söylenen gerekçe şuydu: 'Ben Solo'nun hayatta olabileceğini düşünmüyoruz.' Hepsi bu. Yani yapacak bir şey yok; önümüze bakmamız lazım.

Soderbergh, sözlerini şöyle sürdürdü: 

Filmi kafamda çekmiştim bile ve kimsenin bunu izleyemeyecek olmasına üzülüyordum. Görüşmenin tamamen uygulamaya yönelik olacağını sanmıştım; 'Bu işin maliyeti ne olur?' diye soracaklar, ben de net bir yanıt verecektim. Ama o noktaya bile gelmedi. İnanılmaz. Hepimiz büyük hayal kırıklığına uğradık.

42 yaşındaki Driver'ın canlandırdığı Ben Solo karakteri, 2019 tarihli Star Wars: Skywalker'ın Yükselişi'nin (Star Wars: The Rise of Skywalker) sonunda öldürülmüştü. 

Bir karakteri öldürdükten sonra onu merkezine alan bir filme mesafeli durmak anlaşılır. Ancak bu gerekçenin, Soderbergh ve Driver yıllarca çalıştıktan sonra öne sürülmesi yeni soru işaretleri doğurdu. Hollywood Reporter'ın haberinde şu soru yeniden gündeme geldi:

Disney, Yıldız Savaşları konusunda gerçekten kötü mü?

Adam Driver, geçen yıl Associated Press'e verdiği röportajda "O karakteri oynamayı gerçekten çok seviyordum" demişti.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Associated Press, BK Mag


Çin'de keşfedilen fosiller, erken insanların Asya'ya yayılma tarihini baştan yazdı

Yunxian Homo erectus'un yeniden yapılandırılması (Xiaobo Feng)
Yunxian Homo erectus'un yeniden yapılandırılması (Xiaobo Feng)
TT

Çin'de keşfedilen fosiller, erken insanların Asya'ya yayılma tarihini baştan yazdı

Yunxian Homo erectus'un yeniden yapılandırılması (Xiaobo Feng)
Yunxian Homo erectus'un yeniden yapılandırılması (Xiaobo Feng)

Çin'de yapılan yeni bir fosil keşfi, insan atası türlerden Homo erectus'un Doğu Asya'ya sanılandan yüzbinlerce yıl önce ulaştığını gösteriyor.

Modern insanın uzak atası olan Homo erectus, Afrika'da ortaya çıktı ve Avrasya'ya yayıldı. Doğu Asya'ya tam ne zaman vardıkları uzun süredir tartışma konusu.

Dünya'nın bu kısmında bulunan en eski H. erectus fosili, Çin'in Yunxian bölgesinde keşfedilen ve yaklaşık 1,1 milyon yıl önceye tarihlenen örnekti. 

Ancak yeni bir fosil araştırması, bu türün Yunxian'da 1,7 milyon yıl önce, yani önceki araştırmaların gösterdiğinden yaklaşık 600 bin yıl daha erken ortaya çıktığını doğruladı.

Bulgu, erken insanların bölgede yayılmasına ilişkin anlayışımızı baştan yazıyor.

Bu, tarih öncesi hominin atalarımızın Asya'ya daha erken, daha hızlı ve muhtemelen daha başarılı bir şekilde yayıldığına işaret ediyor.

Hakemli dergi Science Advances'ta yayımlanan yeni çalışmanın yazarlarından Christopher Bae, "Yunxian H. erectus fosilleri ve mezar tarihleme verilerini bir araya getirerek bu homininlerin Doğu Asya'da ortaya çıktığı tarihi oldukça sağlam bir şekilde yeniden oluşturmayı başardık" diyor.

Yunxian'a çok daha eski bir tarih atanması, erken H. erectus'un hızla geniş bir alana yayılması modelini destekliyor.

Çalışmada, fosillerin bulunduğu seviyedeki toprak tortularındaki alüminyum ve berilyum elementlerinin radyoaktif formları incelenerek fosillerin ilk gömüldüğü tarih belirlendi.

Kozmik ışınlar kuvars minerallerine çarptığında oluşan bu radyoaktif formlar, yerin derinliklerine gömüldükten sonra radyasyon yayarak bozunuyor ve normal formlarına dönüşüyor.

Çalışmanın bir diğer yazarı Hua Tu, "Araştırmacılar, alüminyum ve berilyumun bilinen bozunma oranlarını kullanarak ve fosili çevreleyen tortu örneklerinde kalan iki atom türünün oranını karşılaştırarak bir fosilin ne kadar süredir gömülü olduğunu hesaplayabiliyor" diyor.

cdfvgthy
Yunxian Homo erectus kazı alanı (Guangjun Shen)

Araştırmacılar, karbon tarihleme yöntemiyle örneklerin 50 bin yıl öncesine kadar izlenebildiğini ancak radyoaktif teknikle malzemelerin tarihinin 5 milyon yıl öncesine kadar doğru bir şekilde belirlenebildiğini söylüyor.

Dr. Bae, "Bu bulgular, en erken homininlerin Afrika'dan Asya'ya ne zaman göç ettiğine dair uzun zamandır süregelen varsayımlara meydan okuyor" ifadelerini kullanıyor.

Ayrıca H. erectus'un bölgede tam olarak ne zaman ilk ve son kez ortaya çıktığı sorusunu da gündeme getiriyor.

Çalışmada şu ifadelere yer veriliyor: 

H. erectus'un ilk olarak ne zaman ve nerede ortaya çıktığı, Çin ve başka yerlerdeki bazı alanların en eski yerleşimcileri arasında olup olmadıkları soruları hâlâ cevaplanmadı.

Independent Türkçe