İsrail’in Lazkiye Limanı bombardımanı hangi mesajları taşıyor?

İsrail’in dün gece sabaha karşı Lazkiye Limanı’na düzenlediği hava saldırısı sonrası konteyner sahasında yangın çıktı (AFP)
İsrail’in dün gece sabaha karşı Lazkiye Limanı’na düzenlediği hava saldırısı sonrası konteyner sahasında yangın çıktı (AFP)
TT

İsrail’in Lazkiye Limanı bombardımanı hangi mesajları taşıyor?

İsrail’in dün gece sabaha karşı Lazkiye Limanı’na düzenlediği hava saldırısı sonrası konteyner sahasında yangın çıktı (AFP)
İsrail’in dün gece sabaha karşı Lazkiye Limanı’na düzenlediği hava saldırısı sonrası konteyner sahasında yangın çıktı (AFP)

Sekiz yıl boyunca ülkenin çoğu bölgesine yüzlerce hava saldırısı düzenleyen Washington ile Moskova arasında ‘kimyasal silah anlaşması’ yapılmasından aylar sonra Lazkiye Limanı’nın Salı günü şafak vakti hedef alınması, 2013 yılının sonlarında İsrail'in Suriye'ye yönelik hava saldırılarının başlamasından bu yana en fazla mesaj taşıyan bombardıman oldu. Peki, ama neden?
1 – Lazkiye Limanı: Hedef, Rus yapımı gelişmiş S-300 ve S-400 füze sistemlerine ev sahipliği yapan Rusya’nın kullandığı Hmeymim Hava Üssü’ne kilometrelerce uzaklıktaki Suriye'nin en önemli limanıydı.
2 – Rusya’nın öfkesi: Moskova, Suriye hükümetinin, Şubat 2019'da uluslararası bir şirketle yaptığı sözleşmeyi feshetmesinin ardından Lazkiye Limanı’nın yönetimini İran'a verme kararına yönelik ‘öfkesini’ daha önce Şam'a bildirmişti. Şam, ‘iki müttefiki arasında kurduğu denge oyunu’ çerçevesinde Lazkiye yakınlarındaki Tartus Limanı’nın kullanım haklarını Moskova'ya vererek onu memnun etmeye çalıştı. Fakat Rusya’nın öfkesi üstü kapalı da olsa devam etti.
3 – “Eylül düğümü”: Suriye hava savunma sistemi, Eylül 2018'de İsrail saldırılarına yanıt verirken yanlışlıkla bir Rus askeri uçağını düşürdü. 15 Rus askerinin öldürülmesiyle sonuçlanan olay, Moskova ile İsrail arasında gerginliğe neden oldu. Dönemin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, krizi çözmek ve Suriye'deki iki taraf arasındaki askeri bir koordinasyon mekanizmasını yeniden aktifleştirmek amacıyla Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e Moskova’yı ziyaret etme talebinde bulundu. Bu olaydan sonra İsrail, Rusya’ya herhangi bir zayiat verdirmekten kaçınmak için Lazkiye ve Tartus'taki Rus üslerinin çevresini hedef alırken temkinli davrandı.
4 – Putin ve Bennett: Naftali Bennett’in geçtiğimiz Haziran ayında Netanyahu’nun yerine başbakanlık görevine gelmesinden bu yana Rusya, Suriye'nin hava saldırılarına verdiği tepkiyi ve Şam'ın Rus yapımı uçaksavarları kullanmasıyla ilgili ayrıntılı veriler sağlayarak İsrail'e Suriye'deki varlığını hatırlatmaya çalışırken bir yandan da Tel Aviv'i Rusya veya Suriye hükümetinin çıkarlarını hedef almaması yönünde uyarıyor.
Ancak İsrail basınında sızan bilgilere göre Bennett, 22 Ekim'de Soçi'de yaptıkları görüşmede Putin'den “Netanyahu'ya verilenden daha fazlasını’ elde etti, askeri koordinasyon ve Tel Aviv ile Hmeymim Hava Üssü arasındaki ‘kırmızı hat’ gözden geçirildi. Ne var ki, Putin ile 30 Ekim'de yapılan görüşmeden sonraki düzenlenen ilk bombardıman karadan karaya füzelerle gerçekleşti ve Şam'ın kenar mahallelerini hedef aldı.
5 – “Genişleme ve odaklanma”: Putin ve Bennett arasındaki görüşmeden bu yana bombardımanların alanı genişledi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne (SOHR) göre İsrail, Suriye'nin doğusundaki İran’ın nüfuz alanlarına ‘gizemli bombalamalar’ düzenlenirken, İsrail 3, 8, 24 ve 30 Ekim'de Şam'ın çevresini ve Suriye'nin orta kesimlerinde bulunan İran’ın silah ve mühimmat depolarını hedef aldı.
6 – “İnsanlık dışı”: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, Kasım ayı ortalarında Şam'da düzenlenen bir foruma katıldığı sırasında İsrail tarafından Suriye topraklarında yasadışı olarak düzenlenen bombardımanlarla ilgili bir soruya verdiği yanıtta şunları söyledi:
“Bu insanlık dışı eylemleri kategorik olarak reddediyoruz. İsrail tarafıyla her düzeyde Suriye'nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi ve bu bombardımanların durdurulması konusunda iletişim çağrısında bulunuyoruz. Buna güç kullanarak karşılık verilmesi ters tepebilir. Çünkü hiç kimsenin Suriye topraklarında yeni bir savaşa ihtiyacı yok.”
7 - “İsrail'e karşı direniş”: Ancak Tahran, Lavrentiev'in konumundan tamamen farklı bir tutum sergiliyor.  İran’ın resmi haber ajansı IRNA’nın haberine göre İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Şemhani dün Tahran'da Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile yaptığı görüşmede, "Direniş, bu kanserli tümörü bölgeden yok etmenin tek yoludur” dedi.
8 - İki yaklaşım ve tek sahne: Rusya, Moskova ve Tahran'ın Suriye hükümetinin kontrolü altındaki bölgelerdeki farklı yaklaşımları ve Tel Aviv ile ilişkileri çerçevesinde İran'ı, ona bağlı milis grupları, İsrail’in çok sayıda bombardımanına maruz kalan Suriye’nin merkezinde bulunan T4 Hava Üssü’nden çıkarmaya ikna etmeye çalıştı. Buna karşın ABD'li yetkililer, İran'ı, İsrail savaş uçaklarının T4 Hava Üssü’nü bombalamasının ardından ‘misilleme’ olarak ülkenin güneydoğusundaki et-Tanf Hava Üssü’nü bombalamakla suçladı.
9 - Putin - Biden: Tahran bağlantılı gruplar, Ekim ayının sonlarında yapılan Putin-Biden görüşmesi öncesinde mesaj vermek amacıyla et-Tanf Hava Üssü’nü beş füze ile hedef aldılar. Yakın zamanda İsrail ile iyi ilişkileri olan ve “güvenliğini garanti eden” Rusya ve ABD’nin başkanlarının zirvesinden saatler önce İsrail'in Hmeymim Hava Üssü yakınlarındaki Lazkiye'de İran’a ait bir sevkiyat konvoyunu bombalaması da tesadüf değildi.
10 - “Nükleer” ve “Normalleşme”: Bombardımanların, özellikle Viyana'daki nükleer anlaşmayı canlandırmaya yönelik müzakerelerin engellenmesi ve İsrail ve ABD'nin ‘başka araçlar kullanma’ tehdidi ile ilgili olarak yaşanan bölgesel ve uluslararası gelişmelerle olan bağlantısı göz ardı edilemez. Ayrıca Şam ile “normalleşmenin”, Moskova, Şam ve Mikdad’ın dün ziyaret ettiği Tahran arasında bir anlaşma olsa bile İran’ın Suriye'deki askeri varlığının azalmasına yol açacağına dair iddialar da söz konusu.



Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misilleme

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
TT

Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misilleme

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa ülkelerinin Rusya'nın gölge filosunun parçası olduğundan şüphelenilen gemilere yönelik müdahale ve alıkoyma faaliyetlerine karşılık olarak, çarşamba günü Avrupa ülkelerine ait gemilere el koyma tehdidinde bulundu.

Başta İsveç ve Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri, son aylarda Moskova'nın Ukrayna'yı Şubat 2022'de işgal etmesinin ardından uygulanan Batı yaptırımlarını aşmak için kullandığı düşünülen gölge filoya ait olduğu değerlendirilen bazı gemilere müdahale etti.

Avrupa Birliği'nin temmuz ayının sonunda kabul ettiği yeni yaptırım paketi de Rusya için önemli gelir kaynaklarını hedef alıyor ve bu gemilerin petrol ve diğer ürünlerden oluşan yüklerinin satışını kısıtlıyor.

Putin, «Bazı ülkelerin yetkililerinin son dönemde gemilerimize el koyma ve bizden yağmaladıkları malları satma ihtimalini değerlendirdiğini görüyoruz» dedi ve bu girişimleri korsanlık ve haydutluk olarak nitelendirdi.

Rusya'nın Uzak Doğusu'ndaki deniz tatbikatlarının yapıldığı sırada konuşan Putin, “Eğer bu gerçekleştirilirse, aynı şekilde karşılık vermek zorunda kalacağız” ifadelerini kullandı. Rus lider, Moskova'nın gerekli ve uygun gördüğümüz her yerde harekete geçeceğini belirterek herhangi bir yerde karşılık verebileceklerini söyledi.

gthyju
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Donanması'na ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü, Sahalin Adası'nın doğusunda Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken ziyaret etti (AFP)

İsveç kısa süre önce, mart ayının başında durdurduğu Rusya'nın gölge filosuna ait bir yük gemisini Ukrayna'ya teslim etme kararı aldı. Kiev'e göre gemi, Moskova'nın işgal ettiği bölgelerden çalınan Ukrayna buğdayını taşıyordu.

Bu arada Rus haber ajansları, Putin'in NATO'nun Asya-Pasifik bölgesine sızdığını ve Kuzey Kutbu'nda gerilimi artırdığını söylediğini aktardı.

Putin açıklamalarını, Rus donanmasının askeri tatbikat düzenlediği Sahalin Adası açıklarında bulunan Rus kruvazörü Varyag da yaptı.

Tatbikatlar, ABD ile Güney Kore'nin Kuzey Kore'nin olası bir saldırısını simüle eden ortak askeri tatbikatlarından bir hafta önce gerçekleştiriliyor.

Kiev ve Seul'ün Kuzey Kore ile Moskova arasındaki askeri iş birliğinin artmasından duyduğu endişeyi dile getirdiği bir dönemde, bölgede gerilim de yüksek seyrediyor.


Trump ve İran: Açık bir savaşta dar seçenekler

ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
TT

Trump ve İran: Açık bir savaşta dar seçenekler

ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)

ABD Başkanı Donald Trump'ın önündeki seçeneklerin artık, açık bir zafer ile sınırlı tutulabilecek bir yenilgi arasında değiştiği söylenemez. Bu seçenekler daha çok, İran'ı yıpratabilecek ancak Amerikan ekonomisini de zorlayacak uzun soluklu bir abluka; Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak karşılığında Tahran'a kalıcı bir nüfuz alanı tanıyacak sınırlı bir anlaşma; hesaplarını değiştireceğinin garantisi olmayan yeni bir askeri harekât ya da geride daha zayıf ve daha düşmanca bir devlet bırakan siyasi geri çekilme gibi her biri kendine özgü bedeller taşıyan senaryolar arasında şekilleniyor. Pakistan, yeniden Hürmüz Boğazı krizini sona erdirecek bir ‘düzenlemeye’ yaklaştığını duyururken İran ve ABD'nin tutumları, çatışmanın nihai uzlaşıya değil yıpratma sürecine ulaştığına işaret ediyor. Sorun, kısa bir süre içinde anlaşmaya ulaşılacağına dair açıklamalar defalarca kez yinelenirken genel ifadelerden somut uygulamaya geçişte uçurumun büyümeye devam etmesi. Tahran'ın ‘son aşamasına ulaştı’ dediği İran-Umman Anlaşması, yeni deniz güzergahlarının belirlenmesini öngörürken bu durum otomatik olarak boğazın yeniden açılması anlamına gelmiyor.

dfgreg
İran Dışişleri Bakanı Abbas Araçi, bugün Tahran'da Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'yi kabul ediyor (İran Dışişleri Bakanlığı)

İran, Hürmüz Boğazı’nın açılması için ablukanın, yaptırımların, askeri tehditlerin sona ermesi ve tazminat ödenmesini şart koşarken Washington, Tahran'a gemilerden ücret alma ya da geçişe kısıtlama getirme hakkı tanımayı reddediyor. Tahran ayrıca Washington'ın önceki mutabakat muhtırasını ihlal ettiğini öne sürerek ABD ile doğrudan müzakereye oturmayacağını da açıklıyor.

Bu bağlamda Pakistan’ın iyimserliği, tazminat, yaptırımlar, nükleer program ve bölgedeki Amerikan kuvvetleri dosyalarının çözüme kavuşturulmasından çok deniz güvenliğine ya da tırmanmanın durdurulmasına ilişkin geçici bir mutabakata işaret ediyor olabilir. Karşılıklı tazminat talepleri ise yüzü kurtaracak bir formül bulmayı daha da güçleştiriyor. İran’ın savaş tazminatı talep etmesinin ardından Trump, buna Tahran'ı sorumlu tuttuğu kurbanlar için tazminat talep ederek yanıt verdi. Böylece olası herhangi bir müzakereye yeni bir madde daha ekledi.

Bombalama yerine abluka

Trump şu an deniz ablukasını sürdürmeyi ve yaptırımları sıkılaştırmayı, topyekun savaşa geri dönmekten ise bundan kaçınmayı tercih ediyor. Wall Street Journal (WSJ) gazetesine göre yetkililer, bu aşamada sistemin davranışını değiştirmede sınırlı sonuçlar veren saldırılara kıyasla mali baskının daha etkili olabileceği konusunda onu ikna etti. Trump bu mantığı İran'ın ‘iflas ettiğini’ söyleyerek özetledi. ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mike Waltz da Tahran'ın Savunma Bakanı Pete Hegseth'ten çok Hazine Bakanı Scott Bessent'tan korktuğu görüşünü dile getirdi. Bu strateji Washington'a yeni bir hava harekâtının risklerini üstlenmeksizin sürdürülebilir bir baskı aracı sunuyor ve Trump'ın savaşı genişletmeden İran'ı cezalandırmayı sürdürmesine imkân tanıyor. Ancak bu yaklaşım, zamanın ABD'nin lehine çalıştığını varsayıyor. Bu ise henüz kanıtlanmış bir önerme değil.

drfgthtg
ABD Başkanı Donald Trump ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Versailles Sarayı'nda ABD-İran anlaşmasının imza töreninde (AFP)

İran ekonomisi, dövizin çöküşü, enflasyon ve petrol gelirlerinin yitirilmesinden kaynaklanan ciddi bir baskıyla boğuşuyor olsa da Tahran maliyeti gemilere, enerji tesislerine yönelik saldırılar ve bölgedeki müttefikleri aracılığıyla hasımlarına yüklemeye hazır olduğunu kanıtladı. Krizin sürmesi ABD'nin iç dengelerini de etkiliyor. Associated Press (AP)-NORC anketine göre Amerikalıların yalnızca yüzde 28'i Trump'ın savaşı yönetme biçimini onaylıyor. Bu oran bir ay önce yüzde 34'tü. Ara seçimlerin yaklaşması ve yakıt fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Washington'ın siyasi ve ekonomik yıpranmaya dayanma kapasitesi, iç acı çok daha şiddetli olsa dahi İran rejiminin baskıya katlanma kapasitesinin altına düşebilir.

Güç seçeneği gündemde kalmaya devam ediyor

Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü (WINEP) Araştırma Direktörü Patrick Clawson, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘Trump'ın karşısındaki alternatiflerin tamamının çekici olmadığını’ belirterek karar alma sürecinin büyük ölçüde kişisel nitelik taşıdığını ve Trump'ın sınırlı sayıda danışmanı, daha az sayıda uzmanı dinlediğine dikkati çekti. Bu nedenle Clawson, Trump’ın herhangi bir anda ABD Merkez Kuvvetleri (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'a atfedilen iki haftalık bombalama harekâtını onaylayabileceğini ya da sadece abluka ve ekonomik baskı kampanyasını sürdürmeye karar verebileceğini dışlamıyor.

Trump'ın müttefiklere yönelik yaklaşımındaki değişkenliği de örnek gösteren Clawson, Trump yönetiminin Suudi Arabistan ile ‘123 Anlaşması’ olarak bilinen sivil nükleer iş birliği anlaşmasını beklenmedik biçimde onayladıysa da ABD Başkanı’nın günler sonra Riyad'ın uzun süredir reddettiği bir talep olan İsrail'in tanınması koşulunu anlaşma metnine eklediğine işaret etti. Clawson, bu yaklaşımın İran'la ilişkide çok daha fazla değişkenlik sergileyebileceğini ve ‘Trump'ın ne yapacağını kimsenin bilemeyeceğini, belki de kendisinin bile henüz bilmediğini’ vurguladı.

fdyjuk
Ortadoğu'da konuşlu Patriot sisteminin jeneratörüne yakıt ikmali yapan bir ABD topçu askeri (ABD Ordusu)

Gerilimin tırmandırılmasından yana olanlar, kısa ve sınırlı bir harekâtın nükleer, füze ve sanayi altyapısındaki daha fazla tesisi yok edip ardından ablukaya dönülebileceğini savunuyor. Ancak bu seçenek Hürmüz Boğazı’nın açılacağını garanti etmiyor ve İran'ı petrol tesislerine, su kaynaklarına ve Amerikan üslerine saldırmaya yöneltebilir. Bazı savunma füzelerinin ve uzun menzilli mühimmatların azalması ve enerji fiyatlarındaki olası artış da ‘iki haftalık bombalamayı’ hesaplanmış bir son nokta değil, uzun soluklu bir yüzleşmenin kapısını aralayan bir başlangıç noktasına dönüştürebilir.

Hürmüz Boğazı ve zorunlu “birlikte yaşama”

Üçüncü seçenek, İran'ın bir dereceye kadar denetimi karşılığında deniz seyrüseferini yeniden başlatan sınırlı bir anlaşmayı kabul etmek ve daha büyük meseleleri erteliyor. Bölge ülkeleri bu sonuçtan memnun olmamakla birlikte, yeni bir savaşa kıyasla buna daha temkinli yaklaşıyor. Pazartesi günü Boğaz'dan geçen gemi trafiği, savaş öncesindeki günlük 130 ila 140 gemilik ortalamaya kıyasla sadece altı gemiye düşüyor. Bu durum, Trump'ın ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı’nı ‘kontrol ettiği’ yönündeki açıklaması ile ticari geçişi fiilen garanti edebilme kapasitesi arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Buna rağmen mevcut tablo, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hukuki egemenliğinin tanındığı anlamına gelmiyor, aksine Tahran'ın seyrüseferi aksatma gücüyle geçici bir birlikte yaşama durumu oluşturuyor. Zira alternatif güzergahlar da tehdit ve saldırılara maruz kalıyor. Bu da İran'a, bölge ihracatının bir kısmı üzerinde fiilen bir ‘veto hakkı’ tanımaya devam ediyor.

İran’ın öne sürdüğü bazı şartları kabul etmenin Tahran'ı başka şartlar da eklemeye yöneltebileceği konusunda uyaran Clawson’a göre Tahran, Trump'ın daha fazla baskıya açık olduğunu düşünüyor. Clawson, İran'ın özür, tazminat ve ABD güçlerinin çekilmesi taleplerini ekleyerek mutabakat zaptında yer alanların ötesine geçtiğine dikkati çekti. Ayrıca mutabakat zaptında geçen 300 milyar dolarlık fonun Amerikan tarafında tazminat değil, İran'a yapılacak yatırımlar olarak anlaşıldığını, askerlerle ilgili maddenin ise Washington tarafından bölgeden çekilme değil İran yakınlarında yeni bir yığınak yapılmasının önlenmesi şeklinde yorumlandığını açıkladı. Nükleer bir anlaşma olmadan dahi zafer ilan edip uzaklaşma seçeneği, Trump'ın üzerindeki siyasi yükü hafifletebilir, ancak Hürmüz Boğazı kapatılmaya ve İran gerilimi tırmandırmaya muktedir olduğu sürece krizi sona erdirmeye yetmiyor. Bu nedenle en muhtemel sonuç, hava saldırıları seçeneği yedekte tutularak abluka, yaptırımlar ve dolaylı müzakerelerin bir karışımı olarak öne çıkıyor. Clawson'ın özetiyle, Trump yeni bir askerî harekât emri verse de vermese de bu süreç uzun soluklu bir hesaplaşma niteliği taşıyor. Mevcut karar, hızlı bir zaferin nasıl kazanılacağıyla değil, Trump'ın hangi bedeli ödemeyi seçeceği ve bu bedelin ne kadarını İran'a, müttefiklerine ve kendi seçmenine yükleyebileceğiyle ilgili bulunuyor.


Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadı

Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
TT

Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadı

Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)

Tayvan, Çin'in adanın doğu kıyısı açıklarında Endonezya ile ortak deniz tatbikatı düzenleme planını kınadı. Taipei, Pekin'in söz konusu deniz bölgesi üzerinde yetki sahibi olduğu yönünde "yanlış bir izlenim" oluşturmaya çalıştığını savundu.

Çin Savunma Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, bir Çin savaş gemisi ile bir Endonezya fırkateyninin ağustos ayının ortalarında Tayvan'ın doğusunda "denizde geçiş tatbikatı" gerçekleştireceğini duyurdu.

Bakanlık, tatbikatın "iki ülke donanmalarının ortak operasyonel kabiliyetlerini geliştirmeyi" ve "bölgesel barış ve istikrarı ortaklaşa korumayı" amaçladığını bildirdi.

Buna karşılık, Tayvan'ın Çin politikasından sorumlu Anakara İşleri Konseyi, Çin Komünist Partisi'nin "askeri provokasyonu" olarak nitelendirdiği girişimi sert şekilde kınadı.

Konsey, bu adımın fiilen "uluslararası kamuoyunda Çin Komünist Partisi'nin Tayvan'ın doğusundaki sular üzerinde yetkiye sahip olduğu yönünde yanlış bir izlenim oluşturmayı" amaçladığını belirtti. Açıklamada, girişimin Tayvan'ın ulusal egemenliği ile denizlerdeki hak ve çıkarlarının "açık bir ihlali" olduğu ifade edildi.

Fransız Haber Ajansı'nın (AFP) konuya ilişkin sorusuna Endonezya ordusundan henüz cevap gelmedi.

Çin'in tatbikat duyurusu, Tayvan'ın Çin'in olası bir işgaline karşı halkı hazırlamayı amaçlayan şimdiye kadarki en geniş kapsamlı yıllık askeri tatbikatlarını gerçekleştirdiği bir dönemde yapıldı.

Çin, Tayvan'ı kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Pekin, nüfusu 23 milyondan fazla olan özerk adayı güç kullanarak ilhak etmekle tehdit ediyor.