İsrail’in Lazkiye Limanı bombardımanı hangi mesajları taşıyor?

İsrail’in dün gece sabaha karşı Lazkiye Limanı’na düzenlediği hava saldırısı sonrası konteyner sahasında yangın çıktı (AFP)
İsrail’in dün gece sabaha karşı Lazkiye Limanı’na düzenlediği hava saldırısı sonrası konteyner sahasında yangın çıktı (AFP)
TT

İsrail’in Lazkiye Limanı bombardımanı hangi mesajları taşıyor?

İsrail’in dün gece sabaha karşı Lazkiye Limanı’na düzenlediği hava saldırısı sonrası konteyner sahasında yangın çıktı (AFP)
İsrail’in dün gece sabaha karşı Lazkiye Limanı’na düzenlediği hava saldırısı sonrası konteyner sahasında yangın çıktı (AFP)

Sekiz yıl boyunca ülkenin çoğu bölgesine yüzlerce hava saldırısı düzenleyen Washington ile Moskova arasında ‘kimyasal silah anlaşması’ yapılmasından aylar sonra Lazkiye Limanı’nın Salı günü şafak vakti hedef alınması, 2013 yılının sonlarında İsrail'in Suriye'ye yönelik hava saldırılarının başlamasından bu yana en fazla mesaj taşıyan bombardıman oldu. Peki, ama neden?
1 – Lazkiye Limanı: Hedef, Rus yapımı gelişmiş S-300 ve S-400 füze sistemlerine ev sahipliği yapan Rusya’nın kullandığı Hmeymim Hava Üssü’ne kilometrelerce uzaklıktaki Suriye'nin en önemli limanıydı.
2 – Rusya’nın öfkesi: Moskova, Suriye hükümetinin, Şubat 2019'da uluslararası bir şirketle yaptığı sözleşmeyi feshetmesinin ardından Lazkiye Limanı’nın yönetimini İran'a verme kararına yönelik ‘öfkesini’ daha önce Şam'a bildirmişti. Şam, ‘iki müttefiki arasında kurduğu denge oyunu’ çerçevesinde Lazkiye yakınlarındaki Tartus Limanı’nın kullanım haklarını Moskova'ya vererek onu memnun etmeye çalıştı. Fakat Rusya’nın öfkesi üstü kapalı da olsa devam etti.
3 – “Eylül düğümü”: Suriye hava savunma sistemi, Eylül 2018'de İsrail saldırılarına yanıt verirken yanlışlıkla bir Rus askeri uçağını düşürdü. 15 Rus askerinin öldürülmesiyle sonuçlanan olay, Moskova ile İsrail arasında gerginliğe neden oldu. Dönemin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, krizi çözmek ve Suriye'deki iki taraf arasındaki askeri bir koordinasyon mekanizmasını yeniden aktifleştirmek amacıyla Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e Moskova’yı ziyaret etme talebinde bulundu. Bu olaydan sonra İsrail, Rusya’ya herhangi bir zayiat verdirmekten kaçınmak için Lazkiye ve Tartus'taki Rus üslerinin çevresini hedef alırken temkinli davrandı.
4 – Putin ve Bennett: Naftali Bennett’in geçtiğimiz Haziran ayında Netanyahu’nun yerine başbakanlık görevine gelmesinden bu yana Rusya, Suriye'nin hava saldırılarına verdiği tepkiyi ve Şam'ın Rus yapımı uçaksavarları kullanmasıyla ilgili ayrıntılı veriler sağlayarak İsrail'e Suriye'deki varlığını hatırlatmaya çalışırken bir yandan da Tel Aviv'i Rusya veya Suriye hükümetinin çıkarlarını hedef almaması yönünde uyarıyor.
Ancak İsrail basınında sızan bilgilere göre Bennett, 22 Ekim'de Soçi'de yaptıkları görüşmede Putin'den “Netanyahu'ya verilenden daha fazlasını’ elde etti, askeri koordinasyon ve Tel Aviv ile Hmeymim Hava Üssü arasındaki ‘kırmızı hat’ gözden geçirildi. Ne var ki, Putin ile 30 Ekim'de yapılan görüşmeden sonraki düzenlenen ilk bombardıman karadan karaya füzelerle gerçekleşti ve Şam'ın kenar mahallelerini hedef aldı.
5 – “Genişleme ve odaklanma”: Putin ve Bennett arasındaki görüşmeden bu yana bombardımanların alanı genişledi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne (SOHR) göre İsrail, Suriye'nin doğusundaki İran’ın nüfuz alanlarına ‘gizemli bombalamalar’ düzenlenirken, İsrail 3, 8, 24 ve 30 Ekim'de Şam'ın çevresini ve Suriye'nin orta kesimlerinde bulunan İran’ın silah ve mühimmat depolarını hedef aldı.
6 – “İnsanlık dışı”: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, Kasım ayı ortalarında Şam'da düzenlenen bir foruma katıldığı sırasında İsrail tarafından Suriye topraklarında yasadışı olarak düzenlenen bombardımanlarla ilgili bir soruya verdiği yanıtta şunları söyledi:
“Bu insanlık dışı eylemleri kategorik olarak reddediyoruz. İsrail tarafıyla her düzeyde Suriye'nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi ve bu bombardımanların durdurulması konusunda iletişim çağrısında bulunuyoruz. Buna güç kullanarak karşılık verilmesi ters tepebilir. Çünkü hiç kimsenin Suriye topraklarında yeni bir savaşa ihtiyacı yok.”
7 - “İsrail'e karşı direniş”: Ancak Tahran, Lavrentiev'in konumundan tamamen farklı bir tutum sergiliyor.  İran’ın resmi haber ajansı IRNA’nın haberine göre İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Şemhani dün Tahran'da Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile yaptığı görüşmede, "Direniş, bu kanserli tümörü bölgeden yok etmenin tek yoludur” dedi.
8 - İki yaklaşım ve tek sahne: Rusya, Moskova ve Tahran'ın Suriye hükümetinin kontrolü altındaki bölgelerdeki farklı yaklaşımları ve Tel Aviv ile ilişkileri çerçevesinde İran'ı, ona bağlı milis grupları, İsrail’in çok sayıda bombardımanına maruz kalan Suriye’nin merkezinde bulunan T4 Hava Üssü’nden çıkarmaya ikna etmeye çalıştı. Buna karşın ABD'li yetkililer, İran'ı, İsrail savaş uçaklarının T4 Hava Üssü’nü bombalamasının ardından ‘misilleme’ olarak ülkenin güneydoğusundaki et-Tanf Hava Üssü’nü bombalamakla suçladı.
9 - Putin - Biden: Tahran bağlantılı gruplar, Ekim ayının sonlarında yapılan Putin-Biden görüşmesi öncesinde mesaj vermek amacıyla et-Tanf Hava Üssü’nü beş füze ile hedef aldılar. Yakın zamanda İsrail ile iyi ilişkileri olan ve “güvenliğini garanti eden” Rusya ve ABD’nin başkanlarının zirvesinden saatler önce İsrail'in Hmeymim Hava Üssü yakınlarındaki Lazkiye'de İran’a ait bir sevkiyat konvoyunu bombalaması da tesadüf değildi.
10 - “Nükleer” ve “Normalleşme”: Bombardımanların, özellikle Viyana'daki nükleer anlaşmayı canlandırmaya yönelik müzakerelerin engellenmesi ve İsrail ve ABD'nin ‘başka araçlar kullanma’ tehdidi ile ilgili olarak yaşanan bölgesel ve uluslararası gelişmelerle olan bağlantısı göz ardı edilemez. Ayrıca Şam ile “normalleşmenin”, Moskova, Şam ve Mikdad’ın dün ziyaret ettiği Tahran arasında bir anlaşma olsa bile İran’ın Suriye'deki askeri varlığının azalmasına yol açacağına dair iddialar da söz konusu.



ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Hindistan ziyareti: Beyaz Saray alternatif enerji kaynakları arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
TT

ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Hindistan ziyareti: Beyaz Saray alternatif enerji kaynakları arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Hindistan ziyareti, ABD'deki ara seçimler öncesinde Donald Trump yönetiminin enerji ihtiyaçlarını karşılama çabası doğrultusunda şekillendi.

BBC'nin analizinde, Rubio'nun 20-21 Ekim'deki Hindistan ziyaretinde başkent Yeni Delhi yerine devasa petrol rafinerilerinin yer aldığı Jamnagar'a gittiğine dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, İran savaşının küresel enerji arzını sekteye uğratmasından ötürü alternatif kaynaklara yöneldiği yazılıyor.

Günlük yaklaşık 1,4 milyon varil ham petrol işleme kapasitesine sahip Jamnagar rafinerisi, küresel rafinaj kapasitesinin yaklaşık yüzde 1,5'ini oluşturuyor. Dizel ve diğer petrol ürünlerinin önemli ihracatçıları arasında yer alan tesis, ABD'nin enerji piyasalarındaki baskıyı hafifletme çabalarında öne çıkıyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nden Michael Kugelman'a göre Rubio'nun ziyaretinin üç temel amacı vardı: Hindistan'ın Rus petrolüne bağımlılığını azaltmak, Venezuela ve ABD petrolünün daha fazla alınmasını teşvik etmek ve enerji işbirliğini iki ülke arasındaki ticaret anlaşmasının bir parçası haline getirmek.

2022'de başlayan Ukrayna savaşının ardından Moskova'nın en büyük petrol alıcılarından biri haline gelen Hindistan, Aralık 2022-Temmuz 2026 döneminde Rus ham petrol ihracatının yüzde 37'sini oluşturdu. Rus petrolünü işleyen firmalardan biri de Reliance'dı.

BBC'nin aktardığına göre Rubio, Mumbai'de Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan'ın da katıldığı toplantıda enerji güvenliği, ticaret, yatırım ve bölgesel gelişmeler ele alındı.

Ertesi gün 21 Ekim'de Rubio, Jamnagar'a giderek rafineriyi ziyaret edip Ambani'yle bir araya geldi.

Trump yönetimi, Teksas'ın Brownsville Limanı'nda yeni bir petrol rafinerisi kurmayı planlıyor. Kugelman'a göre Rubio, bu proje için Reliance'ın da desteğini istiyor.

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, ABD'yle ticaret görüşmelerindeki ilerlemeden memnuniyet duyduğunu ve her iki tarafın da süreci tamamlamaya yakın olduğunu geçen hafta söylemişti. Trump da Hindistan'la ticaret anlaşmasının yakında tamamlanabileceğini bildirmişti.

Buna karşın uzmanlar, enerji alanındaki yakınlaşmanın ticaret anlaşmasının kısa sürede imzalanacağı anlamına gelmediğini savunuyor. Hindistan'ın eski ABD Büyükelçisi Meera Shankar, Hindistan'ın ABD'nin gümrük tarifelerine ilişkin tutumunu netleştirmesini istediğini ve ticaret anlaşmasının detaylarının tamamlanmasını beklediğini söylüyor.

Independent Türkçe, BBC, The Diplomat 


Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasındaki dengeleri nasıl kullanıyor?

Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
TT

Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasındaki dengeleri nasıl kullanıyor?

Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)

Kuzey Kore yönetimi, Rusya ve Çin'le bağlarını geliştirirken Pekin'le Moskova, Pyongyang üzerindeki nüfuzunu artırmak istiyor.

Çin'le Kuzey Kore sınırında, Yalu Nehri üzerinde kurulan otoyol köprüsü 15 Ekim'de hizmete açılmıştı.

Çin'in Dandong ve Kuzey Kore'nin Sinuiju şehirlerini birbirine bağlayan 3 kilometre uzunluğundaki köprünün yapımı 2014'te tamamlanmıştı. Fakat Kuzey Kore tarafındaki inşaatlar tamamlanmadığından hizmete açılamamıştı.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, bugün köprüden geçerek Dandong'a gitti. AP'nin aktardığına göre Kim, Çin Komünist Partisi'nin üst düzey isimlerinden Wang Huning'le bir araya geldi.

Xinhua'nın aktardığına göre Kim, şehirde bir araba fabrikasını ziyaret ettikten sonra yaptığı açıklamada, "Çin'le birlikte çalışmaya hazır olduklarını, bunun tarihsel dostluklarını ilerletip pratik işbirliğini genişleterek her iki ülkenin halklarına somut faydalar getireceğini" söyledi.

Kim'in ziyaretinin, Çin'in 1950-1953'teki Kore Savaşı'na katılmasının yıldönümünden bir gün önce gerçekleşmesi dikkat çekti.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, haziranda Pyongyang'a giderek Kim'le görüşmüştü. Zirve, Kuzey Kore'nin Çin'den nispeten uzaklaşarak Rusya'ya yakınlaşmasının ardından düzenlenmişti.

Batılı kaynakların rakamlarına göre en az 2 bin 300 Kuzey Kore askeri Rusya adına Ukrayna cephesinde savaşırken öldürüldü.

Diğer yandan Yalu Nehri Köprüsü'nün açılışından yaklaşık bir ay önce Kuzey Kore'yle Rusya arasındaki ilk karayolu köprüsü de hizmete alınmıştı.

Guardian'ın analizine göre son gelişmeler, Pekin ve Moskova'nın Pyongyang üzerindeki nüfuzunu artırma konusunda rekabete giriştiğini gösteriyor.

Pyongyang son üç yılda özellikle Ukrayna savaşı nedeniyle Kremlin'le daha yakın bağlar kursa bile Kuzey Kore ekonomisi büyük ölçüde Çin'e bağımlı.

Seul'deki Ewha Kadın Üniversitesi'nden Leif-Eric Easley, bu açıdan Rusya'nın ekonomik olarak Çin'in konumunu dolduramayacağını vurguluyor.

Kore Üniversitesi'nden Kuzey Kore uzmanı Fyodor Tertitski ise Pekin ya da Moskova'nın Pyongyang üzerinde diledikleri gibi bir nüfuza sahip olamayacağını savunuyor:

Her iki ülke de Kim Jong-un'un boyun eğmektense ilişkilerin tamamen kopmasını tercih edeceğini biliyor. Bu yüzden bunun basit bir nüfuz mücadelesi olduğunu sanmıyorum. Kim, iki ülkeyi de birbirine düşürmeye çalışıyor ancak Çin ve Rusya, 1970'lerde olduğu gibi Sovyetler Birliği'yle Çin arasındakine benzer bir rekabet içinde değil.

Independent Türkçe, Guardian, Xinhua, AP 


Fransa patlamanın eşiğinde... Borçlar devleti kuşatmış durumda

Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
TT

Fransa patlamanın eşiğinde... Borçlar devleti kuşatmış durumda

Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)

Antoine el-Hac 

Fransa’daki kriz artık geçici bir protesto dalgası veya acil önlemlerle kontrol altına alınabilecek ekonomik bir aksaklık olmaktan çıkmış durumda. Birbiri ardına yaşanan gelişmeler; kamu maliyesindeki zayıflığın, artan toplumsal öfkenin, siyasi kurumların kilitlenmesinin ve devletin taahhütlerini yerine getirme kapasitesine olan güvenin azalmasının kesiştiği çok boyutlu bir krizi gözler önüne seriyor. Fransa, 2027 ilkbaharında yapılacak kritik cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanırken, biriken bu faktörlerin Beşinci Cumhuriyet’in istikrarı ile ülkenin Avrupa Birliği (AB) ve dünyadaki konumuna yönelik ciddi bir tehdide dönüşmesinden endişe ediliyor.

Protestocuların kapattığı Louvre Müzesi’nin önünde bekleyen ziyaretçiler (EPA)
Protestocuların kapattığı Louvre Müzesi’nin önünde bekleyen ziyaretçiler (EPA)

Birçok şehir ve kasabanın sokaklarında huzursuzluğun farklı yansımaları görülüyor. Ülkede devlet okullarının durumunun kötüleşmesi ve öğretmen yetersizliği protesto edilirken, kamu sektörü çalışanları da maaşların dondurulmasına tepki göstererek eylemlere katıldı. Öncesinde ise balıkçılar, motorin fiyatlarındaki artışı protesto etmek amacıyla limanları ve akaryakıt istasyonlarını kapattı. Gelişmeler yalnızca gösterilerle sınırlı kalmadı; bazı Fransız şehirlerinde büyük maddi hasara, yüzlerce yaralanmaya ve gözaltına yol açan şiddet ve yağma olayları yaşandı. Bu tablo, toplumun çeşitli kesimleri ile devlet kurumları arasındaki derinleşen kopukluğu yansıtıyor.

Emmanuel Macron’un ilk dönemini sekteye uğratan, yıllardır nerede oldukları ve liderlerinin kimler olduğu bilinmeyen Sarı Yelekliler’in yıllar süren bir aranın ardından sahneye geri dönmesiyle tablo tamamlandı. Sokaktaki bu iktidar karşıtı ittifakın mücadeleyi sürdürmeye hazır olduğu görülüyor.

Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda (Place de la République) yanan bisikletlerin yanında duran maskeli protestocular (Reuters)
Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda (Place de la République) yanan bisikletlerin yanında duran maskeli protestocular (Reuters)

Çeşitli taleplerin oluşturduğu bu mozaiğin merkezinde; alım gücünün düşmesi, kamu hizmetlerine olan güvenin sarsılması ve Fransız sosyal modelinin onlarca yıldır sunduğu vaatleri artık karşılayamadığı hissiyle bağlantılı daha derin bir kriz yer alıyor. Vatandaşlarının geniş bir sosyal koruma ağından yararlanmaya alışkın olduğu devlet, bugün zor bir soruyla karşı karşıya: Finansman maliyetlerinin arttığı ve borç yükünün ağırlaştığı bir dönemde bu kazanımlar nasıl korunabilir?

Borç manevra alanını daraltıyor

Maliye politikasının krizde merkezi bir konumda olduğu su götürmez bir gerçek. Fransa’nın kamu borcu (4 trilyon dolar) gayri safi yurt içi hasılanın (3,55 trilyon dolar) yüzde 119’una yaklaşırken, ekonomi 2026 yılı için yüzde 0,4 ila 0,5 civarında büyüme oranlarına geriledi. Aynı zamanda genel bütçe açığının gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 5’ini aşması beklenmekte olup bu durum, hükümetin kamu hesaplarını yeniden dengeye kavuşturma çabalarını zorlaştırıyor.

Faiz oranlarının yükselmesiyle birlikte sorun daha da vahim bir hal alıyor. Borç maliyeti artarken devlet, kaynaklarını yatırım ve hizmetlere yönlendirmek yerine yükümlülüklerini ödemek için giderek daha fazla kaynak ayırmak zorunda. Gelen tahminler, Fransa’nın önümüzdeki yıl orta ve uzun vadeli 340 milyar euro değerinde tahvil ihraç etmesi gerekeceğini, bu esnada mali ve siyasi riskler nedeniyle yatırımcıların bu tahvillere olan talebinin azaldığını gösteriyor.

Göstericiler tarafından bir kısmı ateşe verilen Limoges belediye binası (AFP)
Göstericiler tarafından bir kısmı ateşe verilen Limoges belediye binası (AFP)

Ancak bu durum, Fransa’nın mutlaka 2009-2010 yıllarında Yunanistan’ın yaşadığına benzer bir krizle veya piyasa güveninde ani bir çökmeyle karşı karşıya olduğu anlamına gelmiyor. Fransız ekonomisinin büyüklüğü ve AB içerisindeki konumu Paris’e farklı bir ağırlık kazandırıyor. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu ağırlığın kendisi de krizi daha önemli kılıyor; çünkü Paris’in ağır borcunu yönetme kapasitesinde yaşanabilecek keskin bir kötüleşme, tüm Avrupa’nın mali istikrarına yansıyabilir.

Kırk yıllık erteleme

Mevcut durumun tek bir hükümet kararıyla açıklanamayacağı veya sorumluluğun tamamen tek bir cumhurbaşkanına yüklenemeyeceği bir gerçek. Mali dengesizlikler onlarca yıl boyunca birikti, sağ ve sol hükümetler borcun yapısal artışını durdurmayı başaramadan birbirini izledi. Önemli kırılma noktalarından biri, sosyal politikaların ve kamu harcamalarının genişlediği 1980’li yıllardaki Sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand dönemine dayanıyor. Emeklilik yaşının 60’a indirilmesi, çalışma saatlerinin azaltılması ve devletin ekonomideki rolünün güçlendirilmesi gibi reformlar, kamu maliyesi üzerindeki yükün artmasına yol açtı.

Ancak krizi yalnızca o dönemde yaşananlara indirgemek yanıltıcı bir basitleştirme olacaktır. Jacques Chirac’tan Nicolas Sarkozy, François Hollande ve Emmanuel Macron dönemlerine kadar sonraki hükümetler de borcun gidişatını tersine çevirmeyi başaramadı. Bu durum, temel olarak halkın refah payından feragat etmeye yönelik tepkisinden duyulan endişeden kaynaklanıyor. 2008 küresel mali krizi, Kovid-19 salgını ve ardından gelen enflasyon dalgası da kamu bütçeleri üzerindeki baskıların artmasında rol oynadı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)

Esasen Fransa’nın ‘kapsamlı’ sosyal modeli, tekrarlayan siyasi çatışmaların odak noktası haline geldi. Emeklilik, işsizlik sigortası veya kamu harcamalarını reforme etmeye yönelik her girişim sert bir toplumsal dirençle karşılaşırken, reformların ertelenmesi gelecekteki seçeneklerin daralmasına neden oluyor. Böylece devlet, harcamaları kontrol altına alma ihtiyacı ile yeni protestoları tetikleme korkusu arasında sıkışıp kalıyor.

Siyasi felç ve aşırı sağın yükselişi

Ekonomik çıkmazın ortasında siyasi arenada kara bulutların toplanması şaşırtıcı olmadı. Ulusal Meclis’in 2024 yılında feshedilmesinden bu yana parlamenter tablo istikrarlı bir çoğunluk üretemedi, güçler kalıcı uzlaşılara varmakta zorlanan üç büyük karşıt blok arasında bölündü. Bütçe tasarısının meclisten geçirilmesi hükümetin ayakta kalma kapasitesi için tekrarlayan bir sınava dönüşürken, vatandaşların kurumların etkinliğine olan güveni azaldı.

Marine Le Pen ve Ulusal Birlik partisi liderliğindeki aşırı sağın bu iklimden faydalanması da şaşırtıcı değil. Aşırı sağın söylemi; ekonomik koşulların kötüleşmesini, güvenlik kontrolünün kaybedilmesini ve göç yükünü birbiriyle ilişkilendirmekte, kendisini sisteme yeniden düzen getirebilecek bir alternatif olarak sunmakta. Buna karşılık, Jean-Luc Melenchon liderliğindeki radikal sol Boyun Eğmeyen Fransa hareketi, ekonomik ve sosyal politikalara öfkeli kesimlerin bir kısmını kendisine çekmekte. Bu iki kutup arasında, Macron’un siyasi ve toplumsal tabanını oluşturan merkezin gücü zayıflarken, ılımlı oyların bölünmesinin daha radikal rakiplerin şansını artırmasından endişe ediliyor.

Siyasi güçler arasındaki bu çatışmanın devam etmesinin gerekli reformları engelleyebileceğine, yatırımları, tüketimi ve piyasa güvenini etkileyen belirsizlik sürecini uzatabileceğine dikkat edilmesi gerekiyor. Ayrıca, huzursuzlukların yalnızca göçle ilişkilendirilmesi ve güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılmasıyla yetinilmesi, toplumsal öfkeyi besleyen temel ekonomik ve sosyal nedenleri çözmeye yetmiyor.

 Paris’te protestocular polisle çatıştı. (AP)
Paris’te protestocular polisle çatıştı. (AP)

Zorlu seçim sınavı

Fransa bugün oldukça karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor: Öfkenin nedenlerini göz ardı etmeden düzeni yeniden sağlamak, kamu hizmetlerine zarar vermeden borcu kontrol altına almak ve önümüzdeki seçimler radikal bir şekilde karşıt güçler arasında ‘intihar niteliğinde’ bir çatışmaya dönüşmeden önce siyasi güveni yeniden inşa etmek.

Reform yükünü adil bir şekilde dağıtan, harcama önceliklerini belirleyen ve en hassas kesimleri koruyan net bir planı, siyasi kurumlar bünyesinde karar alma yeteneğini yeniden kazandırarak sunmayı kim başarabilecek?

Macron, 2017 yılında iktidara geldiğinde, kendini yenileme ve uluslararası konumunu geri kazanma kapasitesine sahip iyimser bir Fransa tablosu vaat etmişti. Ancak popülaritesinin düşmesi ve gerileme hissinin yaygınlaşması, bu vaat ile gerçeklik arasındaki uçurumun derinliğini ortaya koyuyor. Buna rağmen Fransızların çoğunluğu kendisine olan güvenini tazeleyerek 2022 yılında onu yeniden seçti.

2027 seçimleri yaklaşırken mücadele, yalnızca bir sonraki cumhurbaşkanının kim olacağını belirlemekle sınırlı kalmayacak; Fransa’nın kamu maliyesini reforme edip sosyal sözleşmesini yenileyip yenileyemeyeceğini ya da biriken krizlerin ülkenin siyasi kimliğini yeniden tanımlamasına izin verip vermeyeceğini belirleme noktasına taşınacak.

Ulusal Meclis’te düzenlenen oturumda Başbakan Sebastien Lecornu protestolar hakkında konuştu. (EPA)
Ulusal Meclis’te düzenlenen oturumda Başbakan Sebastien Lecornu protestolar hakkında konuştu. (EPA)

Fransa’nın yalnızca borç sorunuyla karşı karşıya olan büyük bir ekonomi değil, aynı zamanda Avrupa projesinin temel sütunlarından biri olduğu unutulmamalı. Ülkedeki krizin kontrol altına alınmasında yaşanacak herhangi bir başarısızlığın, sınırları aşan yansımaları olacak. Fransa’nın başarısı ise reformun bedeli toplumun ve devletin taşıyabileceği kapasiteyi aşmadan önce, erteleme ve bölünme döngüsünün kırılmasıyla mümkün kılınabilecek.

Aydınlanmanın, düşüncenin ve ilerlemenin Fransa’sı hantallaştığını hissediyor; Fransızlar siyasi ve sosyal sistemlerinin artık gelişmeye ve modern hayata ayak uydurmaya elverişli olmadığını fark ediyor. Daha da vahimi, özellikle başka ülkelerdeki ‘varlığın’ sona ermesi ya da bitme noktasına gelmesiyle birlikte, ekonominin eski günleri ihya etmeye yetecek miktarda servet üretemez hale gelmiş olması…

Zaman değişiyor!