ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Demokrasi ve İnsan Haklarından Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Uzra Zeya, Şarku'l Avsat’a konuştu: Olumlu yönde bir değişimi teşvik etmeye çalışıyoruz

Başkan Biden, demokrasi konusunu tartışmak üzere birçok ülkeden çok sayıda yetkiliyi çevrimiçi ortamda ağırlayacak. (EPA)
Başkan Biden, demokrasi konusunu tartışmak üzere birçok ülkeden çok sayıda yetkiliyi çevrimiçi ortamda ağırlayacak. (EPA)
TT

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Demokrasi ve İnsan Haklarından Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Uzra Zeya, Şarku'l Avsat’a konuştu: Olumlu yönde bir değişimi teşvik etmeye çalışıyoruz

Başkan Biden, demokrasi konusunu tartışmak üzere birçok ülkeden çok sayıda yetkiliyi çevrimiçi ortamda ağırlayacak. (EPA)
Başkan Biden, demokrasi konusunu tartışmak üzere birçok ülkeden çok sayıda yetkiliyi çevrimiçi ortamda ağırlayacak. (EPA)

ABD yönetimi bugün 100 ülkenin katılımıyla demokrasi konulu ilk konferansa çevrimiçi olarak ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. “Demokrasi Zirvesi” başlıklı telekonferans, Joe Biden'ın 2020 başkanlık seçimlerinde, demokrasi ve insan haklarının, yönetiminin dış politika öncelikleri arasında yer alacağına dair vaadini yerine getirme çabalarını teyit eder nitelikte.
Şarku'l Avsat, Başkan Biden’ın başkanlığında gerçekleşecek olan Demokrasi Zirvesi öncesinde, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Demokrasi ve İnsan Haklarından Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Uzra Zeya ile zirve ve Biden yönetiminin genel olarak dünyada, özelde ise Ortadoğu’da insan hakları gündemi hakkında soruları yanıtladığı bir röportaj gerçekleştirdi.
Dışişleri Bakanlığı'nın en üst düzey yetkililerinden olan Uzra Zeya, Başkan Biden'ın bu zirveyle ‘ABD dış politikasının merkezinde yer alan demokrasi ve insan hakları’ alanlarında ilerletme kaydetme vaadini yerine getirdiğini söyledi. ABD dış politikasının dünyanın tüm ülkelerinde izleneceğini ve elbette ‘Ortadoğu'nun bir istisna olmadığını’ vurgulayan Zeya, ‘dünyanın en acil sorunlarının’ üstesinden gelinmesinin yanı sıra demokrasilerin birlikte öğrenmek ve yan yana durmak için iş birliği yapmaları gerektiğini vurguladı.
Zirveyle ilgili üç ana temaya işaret eden Zeya bunları dünya genelinde otoriterlikle mücadele etmek, yolsuzlukla mücadeleyi daha da güçlendirmek ve hem yurtiçinde hem de yurt dışında insan haklarına saygıyı teşvik etmek olarak sıraladı. Zirvenin 100'den fazla ülkeden hükümet liderlerinin bir araya geleceği bir toplantı olacağını belirten Zeya, bunun aynı zamanda sivil toplum ve özel sektör için gerçekten küresel ve çoğulcu bir çaba olmasını umdukları adımlara katılmaları için çok önemli bir fırsat olduğunu söyledi.
Zeya, Irak, Suriye ve Lübnan gibi Arap ülkelerinde halkın yolsuzluk olayları ve sivillere yönelik baskıya karşı yaptıkları protestolarla ilgili soruyu şöyle yanıtladı:
“Ortadoğu'daki halk hareketleri ve protesto gösterileri, daha iyi bir gelecek talebiyle gerçekleşiyor. Protestocular yolsuzluğa, temel hakların baskı altına alınmasına ve hatta hakları olan fırsatların kendilerine sağlanmayışına karşı olduklarını ifade ediyorlar. ABD, ister Lübnan, Sudan, Irak ve Suriye, isterse diğer ülkeler olsun her durumda bölgenin güvenliğine ve istikrarına tamamen bağlı olmaya devam edecek. Libya, yıllarca süren çatışmaların ve sivillerin çektiği acıların ardından tarihi sayılacak bir seçimlerin arifesinde. Başkan Biden, demokrasi ve insan haklarına olan bağlılığımız çerçevesinde bu Demokrasi Zirvesi'ne ev sahipliği yapma sözü verdi. Bu yüzden ABD, kapsayıcı yönetimi ilerletmek için uluslararası çözümler geliştirmeye ve insanları hükümetleri çiğnemeden barışçıl protestolar düzenleme hakkını savunmaya devam edecektir.”
Irak'ta yaşananlara, başta Kovid-19 salgını olmak üzere birçok krizin ve petrol piyasalarındaki kaosun da eklendiğini belirten Zeya sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yaygın olarak görülen yolsuzluk olayları ve tabii ki DEAŞ’ın devam eden tehdidi durumu kötüleştiriyor. Ancak Irak'ta başarı için gerçek bir şansa sahip olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü seçimleri adil ve şeffaf bir şekilde düzenleyen devlet, dış tehditlere ve yolsuzluğa karşı koyar ve merkezi hükümetin isyancı silahlı grupları kontrol altına almasını sağlar.”
ABD’li yetkili, tüm bu meselelerin Irak'ın çıkarına olduğunu ve ABD'nin bu noktalarda onu desteklemeye devam ettiğini söyledi. Irak halkını desteklemeye devam ettiklerini vurguladı:
“ABD’nin stratejik diyalog süreci aracılığıyla, Irak hükümetinin planı çerçevesinde istikrarlı ve başarılı bir demokratik geleceğe ulaşmalarında Irak halkına yardım etmeyi gerçekten istiyoruz. Ancak demokrasinin bir varış noktası değil, bir yolculuk olduğunu da biliyoruz. Bu yolculuk genellikle aksiliklerle doludur.  Bu yolculukta Irak halkını desteklemeye devam etmek istiyoruz.”
ABD’li yetkili Sudan'daki çalkantılı durumla ilgili de değerlendirmelerde bulundu. Sudan’da yaşananların birçok durumda demokratik geçişlerin kırılganlığını ve tehlikesini gözler önüne serdiğini söyledi. Bunun aynı zamanda Sudan halkının uluslararası toplumun kendilerini sürekli olarak desteklemesine ihtiyaç duymasının nedeni olduğunu belirten Zeya sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması çağrısına güçlü bir şekilde katkıda bulunduk. Olasılıkları gördük. Varılan anlaşmada ileriye doğru bir adım atıldı. Ancak Sudan halkının iradesine de gerçekten saygı göstermeliyiz. Protesto gösterilerinde çok sayıda eylemcinin öldürülmesinden sorumlu olanlara ve insan haklarını ihlal edenlere hesap verdirilmesi, tutuklanan tüm siyasi liderlerin ve siyasi mahkumların serbest bırakılması ve iktidarın demokratik geçişe öncülük edecek gerçek bir sivil hükümete devredilmesi konusunda ısrar ediyoruz.”
Zeya, dünya ülkelerinin ABD’nin insan hakları standartlarına uymadığı ve bazılarının bunlara karşı çıktığıyla ilgili bir soruya verdiği yanıtta, zirvenin ‘ABD gündeminin veya insan hakları ve demokrasi tanımının dayatılması amacıyla düzenlenmediğini, aksine insan haklarını geliştirmeye yönelik yaklaşımlarının Birleşmiş Milletler’e (BM) üye tüm ülkeler tarafından tanınan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne dayandığını’ söyledi.
Zeya, Demokrasi Zirvesi’ne ilişkin de şu açıklamada bulundu:
“Mükemmel bir demokrasinin olmadığının net bir şekilde anlaşılmasıyla, kapsayıcı bir yaklaşımı takip ediyoruz. Katkıda bulunmak, olumlu bir değişimi teşvik etmek ve paylaşılan deneyimlerden bir şeyler öğrenmek istiyoruz.”
ABD’nin yaklaşımının, ilerlemeleri ve taahhütleri daha adil ve barışçıl bir dünyayı teşvik edecek çeşitli bölgesel demokrasilere ulaşmak olduğunu belirten Zeya, “Bu nedenle zirvenin katılımcıları ve diğer hükümetlerle ilişkiler kurmaya devam edeceğiz” dedi. ABD’li yetkili, ABD yönetiminin dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi Ortadoğu bölgesinde de yönetimlerin çok farklı biçimler aldığını fark ettiğinin de altını çizdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın en üst düzey yetkililerinden olan Zeya sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ortak bir gündemimiz var. İnsan haklarına daha fazla saygı duyulmasını sağlamayı ve hem yurtiçinde hem de yurt dışında yolsuzlukla mücadeleyi savunmak istiyoruz. Demokrasilerin hem içeriden hem de dışarıdan karşı karşıya olduğu aksaklıkları gidermek için hep birlikte çalışmayı arzuluyoruz. Zirvenin hedeflerini desteklemek için taahhütlerde bulunma konusunda gerçek bir istek gösteren tüm ülkeleri buna dahil etmek istiyoruz. Bu nedenle Irak ve İsrail'in katılımını kesinlikle memnuniyetle karşılıyor, zirvenin sonuçlarını bölge ve dünya ile paylaşmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Başkan Biden ile ve önümüzdeki yıl bir zirve daha düzenlemeyi hedefliyoruz.”
Uzra Zeya konuşmasında özgür ve bağımsız basını destekleme, demokratik reformcuları koruma, dünya genelinde özgür ve adil seçimlerin yapılmasını teşvik etme, demokrasi için yeniliğin ve teknolojinin yanı sıra insanı olumlamaya ve güçlendirmeye yardımcı olan teknolojik gelişmeleri desteklemenin önemine dikkat çekti. İnsan haklarını, bir arada yaşamayı ve demokrasi ilkelerini vurgulama konularının ABD yönetiminin önceliklerinden biri olduğunu vurguladı.



Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
TT

Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)

Çin ordusu bugün resmi WeChat hesabından yaptığı açıklamada, ABD'ye ait güdümlü füze destroyeri USS Finn ve okyanus araştırma gemisi USS Mary Sears'ın 16 ve 17 Ocak tarihlerinde Tayvan Boğazı'ndan geçişini izlediğini belirtti.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Harekat Komutanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, ordunun "ulusal egemenliği ve güvenliği kararlılıkla savunmak için her zaman yüksek alarmda" olduğunu ifade etti.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise Çin ordusunun açıklamasına henüz yorum yapmadı.


Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
TT

Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)

Son aylarda Laila Cunningham’ın adı, Birleşik Krallık siyasetinin en karmaşık ve hassas yarışlarından biri olarak görülen Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde öne çıkan isimler arasında yer aldı.

Birleşik Krallık’taki Reform UK Partisi’nin lideri Nigel Farage, Laila Cunningham’ın 2028 yılında başkentte yapılacak Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olacağını açıkladı.

Mısır kökenli

Eski bir savcı olan Cunningham, 1960’lı yıllarda Birleşik Krallık’a göç eden Mısırlı bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Cunningham ile Farage, 7 Ocak Çarşamba günü düzenlenen bir basın toplantısında birlikte kamuoyunun karşısına çıktı. Toplantıda, üzerinde ‘Londra reform istiyor’ ifadelerinin yer aldığı pankartlar dikkat çekti.

Basın toplantısında konuşan Farage, Cunningham’ın, mayıs ayında yapılacak ve bir sonraki genel seçimler öncesinde ‘en önemli seçim sınavı’ olarak nitelenen seçimlerde, partinin Londra’daki kampanyasının merkezindeki isim olacağını söyledi.

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)

Cunningham, 2022 yılında Muhafazakâr Parti’den Westminster Belediye Meclisi üyeliğine seçildikten sonra, yedi çocuk annesi olarak geçen yıl haziran ayında Reform UK Partisi’ne katıldı. Cunningham, bu adımını ‘vergileri düşürmek, sınırları kontrol altına almak ve Birleşik Krallık’ın çıkarlarını her şeyin önüne koymak’ amacıyla attığını açıkladı.

Orta sınıf bir sosyal çevreden gelen Laila Cunningham, Güney Londra’da büyüdü. Konut sorunu, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin meselelerin, erken dönem siyasi bilincinin şekillenmesinde etkili olduğunu ifade ediyor.

Cunningham, sosyal bilimler ve kentsel siyaset alanında eğitim aldı. Siyasete girmeden önce, sosyal konut ve kentsel yoksullukla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllar görev yaptı.

Eski savcı... Basketbolu çok seviyor

Cunningham, başkente duyduğu sevgiden söz ederken, Londra Gençlik Oyunları’nda basketbol oynayarak ‘takım ruhunun önemini’ öğrendiğini söyledi. Birleşik Krallık merkezli Independent’a konuşan Cunningham, “Burada kıdemli bir savcı oldum, yedi çocuğumu burada büyütüyorum ve bunlar bu göreve talip olmam için makul nedenler” ifadelerini kullandı.

Cunningham, Reform UK Partisi’ne katıldığını açıkladığı sırada yaptığı bir dizi siyasi içerikli açıklamanın ardından, geçtiğimiz yıl haziran ayında savcılıktaki görevinden ayrılmıştı. Savcı olarak yürüttüğü görevin, tarafsızlığı zedeleyebilecek her türlü siyasi faaliyeti sınırlayan sıkı kurallara tabi olduğu, bunun da kamu görevlileri için geçerli düzenlemelerle uyumlu olduğu belirtildi.

Cunningham’ın açıklamalarının The Standard gazetesinde yayımlanmasının ardından Başsavcılık, istifasının sunulduğunu ve kabul edildiğini duyurdu. Cunningham daha sonra yaptığı açıklamada, bir toplantıya çağrıldığını ve kamu hizmeti etik kurallarını ihlal etmiş olabileceğinin kendisine bildirildiğini söyledi.

Londra için güvenlik planı

Reform UK Partisi’nin Londra Belediye Başkan Adayı Cunningham, kampanyasında suçla mücadeleye odaklanacağını belirtti. Bu kapsamda, İşçi Partisi’nden eski Londra Belediye Başkanı Sir Sadık Han’ın bu alandaki sicilini eleştirdi ve Londralılara ‘farklı bir mesaj’ sunduğunu söyledi. Cunningham, “Şehir için yeni bir lider olacak ve suça karşı kapsamlı bir mücadele başlatacağım” ifadesini kullandı.

 Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)

Cunningham, “Londra Metropolitan Polisi için bıçaklı saldırılar, uyuşturucu suçları, hırsızlık, mağaza hırsızlığı ve tecavüzle mücadeleye odaklanan net ve üst düzey öncelikler belirleyeceğim” dedi. Ayrıca polise, ‘Londra’daki tecavüz çetelerini hedef alma, takip etme ve yargı önüne çıkarma’ talimatı vereceğini açıkladı.

Suç oranlarının nasıl düşürüleceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Cunningham, Suçla Mücadele Planı’nı yeniden şekillendireceğini ve Metropolitan Polisi için ‘ağır suçlarla mücadeleye yönelik yeni talimatlar’ yayımlayacağını söyledi.

Tartışmalı ifadeler

Londra Belediye Başkanlığı’na aday olan Cunningham, peçe ve burkaya ilişkin açıklamalarının hakaret içeren ve kışkırtıcı bulunduğu bir tartışmanın da odağına yerleşti. Cunningham’ın, burka giyen kadınların durdurulup aramaya tabi tutulması çağrısı yapması, çok kültürlü bir toplumda inanç özgürlüğü ve siyasi söylemin sınırları konusunda geniş bir tartışma başlattı.

The Standard gazetesinin podcastine konuşan Cunningham, “Londra’nın bazı bölgelerine gittiğinizde, gerçekten Müslüman bir şehirdeymişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Tabelalar farklı dillerde yazılmış, pazarlarda burka satılıyor” ifadelerini kullandı. Cunningham, ‘tek bir sivil kültüre’ ihtiyaç olduğunu savunarak, bunun da ‘Britanyalı olmak’ anlamına geldiğini söyledi.

Birleşik Krallık Müslüman Kadınlar Ağı’nın (Muslim Women’s Network UK – MWNUK) İcra Kurulu Başkanı Shaista Gohir, Cunningham’ın açıklamalarını ‘tehlikeli’ ve ‘ırkçıları kışkırtıcı’ olarak nitelendirdi. Gohir, bu söylemlerin, aralarında peçe takan küçük bir azınlığın da bulunduğu Müslüman kadınların daha fazla dışlanmasına yol açacağını belirtti. Cunningham’ın geçmişine rağmen Müslümanlara ‘buraya ait olmadıkları’ mesajını verdiğini savunan Gohir, bu tür açıklamaların Müslümanlara yönelik kötü muameleyi teşvik ettiğini ve yanlış bilgileri okuyanlar üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığına göre peçe konusu Reform UK Partisi içinde de hassas bir başlık olarak öne çıkıyor. Temmuz ayında partinin eski başkanı Zia Yusuf, parti Milletvekili Sarah Pochin’in burkanın yasaklanmasını öngören bir sorusunu ‘aptalca’ olarak nitelendirmiş ve bunun parti politikasını yansıtmadığını söylemişti. Yusuf’un cuma günü Cunningham’ın X platformundaki bir röportajını yeniden paylaşması ise partinin tutumuna ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.


İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
TT

İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)

ABD’nin İran’a saldırabileceğine yönelik bölgesel endişeler, Başkan Donald Trump’ın Tahran’ın kendisine protestocuların idam edilmeyeceği yönünde güvence verdiğini söylemesinin ardından azaldı. Buna rağmen Beyaz Saray, ‘tüm seçeneklerin masada olduğunu’ bildirdi.

İsrail ve ABD, İran’a yönelik son büyük saldırıları geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirdi. Saldırıların başlıca hedefi, ülkenin ana nükleer tesisleri oldu.

Hangi nükleer tesisler bombalandı?

İran’daki üç uranyum zenginleştirme tesisi bombalandı. Bunlardan ikisi Natanz’da, üçüncüsü ise Fordo’da bir dağın altında bulunuyordu. Ayrıca, nükleer yakıt döngüsüyle bağlantılı tesisleri barındıran geniş bir kompleksin yer aldığı İsfahan da hedef alındı. Diplomatlar, yer altındaki bir bölgede İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun önemli bir bölümünün depolandığını ifade etti.

ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)

Ne kadar hasar meydana geldi?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), saldırıdan önce Natanz ve Fordo dahil olmak üzere nükleer tesislerde düzenli denetimler yürüttüğü, ancak bombalamaların ardından bu tesislere erişimine izin verilmediği bildirildi.

Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)

UAEA, zarar görmeyen diğer tesislerde denetimler gerçekleştirdi. Ancak bombalanan sahaların mevcut durumuna ilişkin kesin bilgilerin hâlâ bilinmediği belirtildi.

UAEA, kasım ayında yayımlanan İran’a ilişkin üç aylık raporunda, bilinen yedi nükleer tesisin ‘askeri saldırılardan etkilendiğini’, 13 tesisin ise etkilenmediğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre raporda raporda, hasar gören sahalardaki zararın boyutuna ilişkin ayrıntılara yer verilmedi.  

Bombardımanın ardından UAEA, üç zenginleştirme tesisinden en küçüğü olan ve Natanz’da yer üstünde bulunan Yakıt Zenginleştirme Tesisi’nin tamamen tahrip edildiğini duyurdu.

UAEA, Natanz ve Fordo’da yer altındaki daha büyük tesislerin ise en azından ağır hasar görmüş olabileceğini değerlendirdi.

İran’ın nükleer programının ne ölçüde gerilediği ise tartışma konusu olmaya devam ediyor. Trump, İran’ın nükleer tesislerinin yok edildiğini defalarca dile getirirken, UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi haziran ayında yaptığı açıklamada, İran’ın aylar içinde sınırlı ölçekte uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlayabileceğini söyledi.

Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)

İran'ın zenginleştirilmiş uranyumuna ne oldu?

Zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti ise tam olarak netlik kazanmış değil. Hava saldırılarında bir kısmının imha edildiği değerlendirilirken, İran, bombalanan tesislerine ve zenginleştirilmiş uranyum stokuna ne olduğu konusunda UAEA’ya henüz bir rapor sunmadı. Bunun acil bir konu olduğunu ve bildirimin geciktiğini vurgulayan UAEA, söz konusu durumu ancak İran’ın rapor sunmasının ardından doğrulayabilecek.

Grossi, eylül ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, “Genel olarak malzemenin hâlâ mevcut olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Ancak elbette bunun doğrulanması gerekiyor. Bir kısmı kaybolmuş olabilir” dedi. Diplomatlar, o tarihten bu yana durumun büyük ölçüde değişmediğini ifade ediyor.

Grossi, “Malzemelerin büyük çaplı bir şekilde taşındığına dair elimizde herhangi bir gösterge yok” diye konuştu.

Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)

İran, saldırılar öncesinde uranyumu yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştiriyordu. Bu saflık oranı, nükleer silah yapımı için gerekli olan yaklaşık yüzde 90 seviyesine nispeten kolaylıkla çıkarılabiliyor.

UAEA’nın tahminlerine göre İran, bombardıman başladığında bu düzeyde zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyuma sahipti. UAEA’nın ölçütlerine göre bu miktar, saflık derecesinin daha da artırılması halinde teorik olarak 10 nükleer silah üretmeye yetecek düzeyde. İran’ın ayrıca daha düşük seviyelerde zenginleştirilmiş uranyum stokları da bulunuyor.

UAEA, İran’ın bu malzemeleri nerede depoladığını açıklamıyor. Diplomatlar, İsfahan’daki ana yer altı depolama tesislerinden birinin, yalnızca ona ulaşan tünelin girişinin bombalanması dışında büyük ölçüde zarar görmemiş göründüğünü belirtiyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)

Hangi endişeler devam ediyor?

ABD ve İsrail’in bombardımanı gerekçelendirmek için öne sürdüğü nedenlerden biri, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine tehlikeli biçimde yaklaşmış olmasıydı. Uranyum, silah yapımına elverişli düzeyde zenginleştirildiğinde nükleer bombanın çekirdeğinde kullanılabiliyor. Aynı zamanda, farklı zenginleştirme seviyelerinde nükleer santraller için yakıt olarak da değerlendirilebiliyor.

Batılı güçler, İran’ın uranyumu bu denli yüksek fisyon düzeyinde zenginleştirmesi için makul bir sivil gerekçe bulunmadığını savunuyor. UAEA da bunun ciddi endişe yarattığını belirtiyor. Ajansa göre, nihayetinde nükleer silah üretimine yönelmeden bu seviyede zenginleştirmeye giden başka bir ülke bulunmuyor.

Buna karşın, saldırılardan önce UAEA, İran’da nükleer silah edinmeye yönelik koordineli bir program olduğuna dair güvenilir bir gösterge bulunmadığını açıklamıştı. İran’ın böyle bir yola girmesi halinde nükleer bomba geliştirmesinin ne kadar süreceği ise yoğun tartışma konusuydu.

Tahran, nükleer silah edinme hedefi olduğunu reddediyor. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na taraf olan İran’ın, nükleer silah geliştirmeye yönelmediği sürece enerji üretimi ve araştırma amaçlarıyla uranyum zenginleştirme hakkı bulunuyor.

İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)

İran’ın, uranyumu zenginleştirebilen santrifüjlerden sayısı bilinmeyen bir miktarı, yeri açıklanmayan depolarda muhafaza ettiği belirtiliyor. Zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut büyüklüğü de şu aşamada netlik kazanmadığı için, İran’ın bu iki unsuru gizlice bir araya getirerek silah yapımında kullanılabilecek düzeyde uranyum üretme riski bulunduğu ifade ediliyor. Bunun, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerin ihlali anlamına geleceği kaydediliyor.

Mevcut durumda, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun tespitine yönelik arayışın bir süre daha devam etmesinin muhtemel olduğu değerlendiriliyor.