Netanyahu’yu ‘hain’ olarak nitelendiren Trump’tan Mahmud Abbas’a övgü: ‘Neredeyse bir baba gibiydi’

Trump ve Netanyahu, Mayıs 2017’de ABD eski başkanının Kudüs’teki konuşmasının ardından (EPA)
Trump ve Netanyahu, Mayıs 2017’de ABD eski başkanının Kudüs’teki konuşmasının ardından (EPA)
TT

Netanyahu’yu ‘hain’ olarak nitelendiren Trump’tan Mahmud Abbas’a övgü: ‘Neredeyse bir baba gibiydi’

Trump ve Netanyahu, Mayıs 2017’de ABD eski başkanının Kudüs’teki konuşmasının ardından (EPA)
Trump ve Netanyahu, Mayıs 2017’de ABD eski başkanının Kudüs’teki konuşmasının ardından (EPA)

ABD eski Başkanı Donald Trump, İsrail eski Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ‘hain’ olarak nitelendirmesinin ardından İsrail-Filistin sorunuyla ilgili yeni açıklamalar yaptı.
Trump, İsrail merkezli Kanal 12 televizyonunda yer alan açıklamalarında, Netanyahu’nun barışı reddettiğini söyleyerek, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı övdü.
Eski Başkan, Benny Gantz’ın o dönemde başbakan seçilmesi halinde Abbas ile barışa ulaşabileceğini de söyledi.
Trump söz konusu açıklamasına şu ifadelerle başladı;
“Netanyahu barış yapmak istemiyor ve asla bunu istemedi. Bar Ilan Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada iki devletli çözümü desteklediğini söylediğinde ciddi değildi. Bibi’nin (Netanyahu) barış yapmak istediğini hiç sanmıyorum. Sanırım bizi yanılttı.”
Trump göreve geldiğinde İsrail Başbakanı ile yaptığı ilk görüşmede, Netanyahu’dan Filistinlilere yönelik girişimlerde bulunmasını istediğini ve Batı Şeria’da bulunan yerleşim birimlerindeki inşaatların askıya alınmasını önerdiğini söyleyerek şöyle devam etti;
“Ancak Bibi anlaşma yapmak istemedi. Yüzyılın Anlaşması hazırlığının son aşamalarında bile, barış planının bir parçası olarak haritaları sunduğumuzda Netanyahu kekeleyerek ‘Ah. Bu iyi. Her şey yolunda’ dedi. O her zaman ‘Her şey yolunda’ derdi ama asla anlaşma yapmak istemedi. Şimdi bunu siyasi nedenlerle mi, yoksa başka nedenlerle mi yapmak istemediğini bilmiyorum. Keşke bunun yerine anlaşma yapmak istemediğini bize söyleseydi. Çünkü birçok insan bunun için çok uğraştı ama Bibi’nin bir anlaşma yapacağını hiç sanmıyorum. Bu benim görüşüm. Sanırım General (Gantz) bir anlaşma yapmak istedi.”
Mahmud Abbas’ı överek, bir anlaşmaya varma konusunda Netanyahu’dan daha istekli olduğunu dile getiren Trump, “Dürüst olacağım. Onunla (Abbas) harika bir görüşmem oldu. Birlikte çok zaman geçirdik, birçok şey hakkında konuştuk. Neredeyse bir baba gibiydi. Yani, çok iyiydi, daha iyi olamazdı” diye konuştu.
Netanyahu’ya “Abbas ile çok iyi bir görüşmem oldu. Kesinlikle bir anlaşma yapabiliriz” dediğini belirten Trump açıklamasını şöyle sürdürdü;
“Peki İsrailli liderin tepkisi ne oldu? ‘Pekala, bir düşünelim. Çok hızlı hareket etmeyelim’ dedi. Sözünü kestim ve ona ‘Bir dakika, anlaşma yapmak istemiyor musun?’ dedim. Buna cevaben geveledi. Bibi hiçbir zaman gerçekten bir anlaşma yapmak istemedi ve bu beni şok etti. Filistinlilerin imkansız olduğunu ve İsraillilerin barış ve anlaşma yapmak için her şeyi yapacağını düşünmüştüm. Bunun doğru olmadığını gördüm.”
Trump’a, Netanyahu’ya kızgın ve Abbas’tan memnun olmasına rağmen, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma ve ABD Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den oraya taşıma kararının sebebi soruldu.
Buna cevaben Trump, Netanyahu’nun Batı Şeria topraklarını ilhak etmesini engelleyen kişinin kendisi olduğunu söyleyerek, “Öfkelendim ve onu durdurdum” dedi.

Trump’ın Benny Gantz hakkındaki yorumları daha olumlu
Trump, 2020’de Netanyahu ile bir güç paylaşımı hükümeti kuran ve belli bir süre sonra başbakanlık görevini ondan devralması beklenen Benny Gantz hakkındaki yorumlarında çok daha olumluydu.
ABD eski Başkanı, “Gantz’ın gerçekten bir anlaşma yapmak istediğini düşünüyorum. Netanyahu sözünü yerine getirseydi, onunla ortaklığı sürdürseydi ve anlaşmaya göre başbakanlık pozisyonuna ulaşmasına izin verseydi, işler çok daha kolay olurdu” dedi.
Trump Gantz hakkındaki görüşlerine şöyle devam etti;
“Benny Gantz. Onu gerçekten çok seviyorum. Onun harika olduğunu düşündüm. Beyaz Saray’a geldi. Filistinlilerle bir anlaşmaya varabilecek ılımlı görüşleri dile getirdi. Filistinliler Netanyahu’dan nefret ediyor. Ondan çok nefret ediyorlar. Ancak Gantz’dan nefret etmiyorlardı. Jared’e (Kushner, damadı, baş danışmanı) ve David’e (Friedman, dönemin ABD’nin İsrail büyükelçisi) Gantz kazanırsa işlerin çok daha kolay olacağını söyledim.”
Trump, İsrail medyasına yaptığı açıklamalara, Trump ve Yüzyılın Anlaşması hakkında ‘Trump’ın Barışı’ isimli bir kitap yazan gazeteci Barak Ravid ile yaptığı uzun bir röportajla başlamıştı.
İsrail medyasında hafta sonu yayınlanan röportajdan alıntılara göre, Trump Netanyahu’yu ‘hain’ olarak nitelendirerek şu ifadeleri kullandı;
“Kimse Bibi için benden daha fazlasını yapmadı.  Bibi’yi sevdim ve hala seviyorum. Ama sadakati de severim. Joe Biden’ı ilk tebrik eden kişi Bibi oldu.  Onu sadece tebrik etmekle kalmadı, bunu bir video ile yaptı. Ben şahsen hayal kırıklığına uğradım. Bibi sessiz kalabilirdi. Çok büyük bir hata yaptı. İran anlaşmasına karşı benim kararlarım olmasaydı İsrail’in bu zamana kadar yıkıma uğrayacağını düşünüyorum.”
Netanyahu ise Trump’ın yorumlarına şu yanıtı verdi;
“Eski Başkan Trump’ı ve İsrail’e verdiği desteği çok takdir ediyorum, ancak İsrail ile ABD arasındaki güçlü ittifakın önemini de takdir ediyorum. Bu nedenle yeni başkanı tebrik etmek benim için önemliydi.”



Trump: Melania, "başkanlığa yakışmadığı için" dans etmemi sevmiyor

Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)
Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)
TT

Trump: Melania, "başkanlığa yakışmadığı için" dans etmemi sevmiyor

Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)
Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)

Donald Trump, First Lady Melania Trump'ın destekçilerine dans etmesinden nefret ettiğini şaka yollu söyledi ve hatta Başkan Franklin D. Roosevelt'in aynı şeyi yapmayacağını belirtti.

Kennedy Center'da seçim yılı hedeflerini belirlemek için düzenlenen Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi kampında konuşan başkan, destekçilerinin kendisini dans ederken görmek istediğini öne sürdü.

Trump'ın dans tarzı, seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti. Sadık MAGA'cıları sık sık The Village People'ın "YMCA" şarkısı eşliğinde dans ettiriyordu.

Trump şöyle konuştu: 

Dans etmemden nefret ediyor. 'Herkes dans etmemi istiyor' dedim. 'Sevgilim, bu başkanlık makamına yakışmıyor' dedi. Aslında 'FDR'nin dans ettiğini hayal edebiliyor musun?' dedi, bana bunu söyledi. Ve ben de 'Belki de bilmediği köklü bir tarih var' dedim. Çünkü o, Demokrat olmasına rağmen zarif bir adamdı, değil mi? Japonya'nın saldırısı sırasında biliyorsunuz, epey zarifti, ama bunu yapmazdı, ama, ama başka pek çok kişi de yapmazdı. Ama o, 'Sevgilim, lütfen, şu ağırlık kaldırıyormuş gibi yaptığın hareket berbat' diyor.

Aslında Trump'ın dans yeteneği profesyonel dansçılar tarafından da eleştirildi. Hip Hop Dance Junkies'in kurucusu Brandon Chow, "1'den 10'a bir ölçekte, üç derdim. Üç veya en fazla dört" demişti.

The Guardian'a şunları söylemişti:

Kollarını kullanıyor ama kollar çok katı, gerçekten hareket etmiyorlar. Kelimenin tam anlamıyla yumruklarını sıkıp kollarını iki yanda sabitliyor. Yani, konfor alanından veya kendi alanından çıktığı hiçbir hareket yapmıyor. Kelimenin tam anlamıyla olduğu yerde adımlıyor, bir sağa bir sola, kalçalarını sallıyor.

Görsel kaldırıldı.
Başkan Maduro, Venezuela'daki destekçilerinin önünde dans ediyor (AP)

ABD Başkanı'nın son yorumları, Beyaz Saray yardımcılarının kendisine, devrik Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun mitinglerde dans ederek kendisiyle dalga geçtiğini söylediği yönündeki haberler gündemdeyken geldi.

Washington'ın Karakas üzerindeki baskıyı artırmasından önceki haftalarda Maduro, eşi Cilia Flores'le birlikte halka açık etkinliklerde yer alarak, artan uluslararası incelemeye rağmen rahat ve meydan okuyan bir görüntü sergilemişti.

Aralık ayında Uluslararası Kadın Liderlik Okulu'nun açılışında yaptığı konuşmada Maduro, "Savaşa Hayır, Barışa Evet" başlıklı bir konuşmanın elektronik remiksine dans ederken görülmüştü.

Görüntüler internette geniş çapta yayılmış ve birçok kişi bunu Trump'ın mitinglerdeki hareketlerine benzetmişti. Bir yetkilinin olayı "bir dans hareketi fazla kaçmış" diye nitelendirdiği bildirilmişti.

Maduro, siyasi mesajlarında müzik ve performansı sıklıkla kullanıyordu. Kasımda John Lennon'ın "Imagine" şarkısının televizyonda yayımlanan bir yorumunu da buna dahil etmiş ve bu, Washington'la ilişkiler gerginken yapılan bir barış çağrısı olarak yorumlanmıştı.

Independent Türkçe


Venezuela ve ABD: MAGA çağında modern emperyalizm

ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)
ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)
TT

Venezuela ve ABD: MAGA çağında modern emperyalizm

ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)
ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)

Christopher Phillips

ABD, kıtasındaki yerlilerin topraklarını fethetme, 19. yüzyılın sonlarında İspanyol topraklarını ele geçirme veya Latin Amerika’nın işlerine tekrar tekrar müdahale etme gibi nedenlerle sık sık “imparatorluk” olmakla suçlanmıştır. Tarih, Sam Amca’nın emperyalist yüzünün örnekleriyle doludur. Son on yıllarda bile birçok yorumcu, “yeni dünya düzeni”, “Washington mutabakatı” ve “teröre karşı savaş” gibi Washington'un büyük projelerinin, demokratik ve liberal söylemlerle örtülmüş olsa bile, emperyalist unsurlar içerdiğini savunmuştur.

Ancak birçok gözlemci, Trump'ın seleflerinden farklı olmasını bekliyordu. “Önce ABD” sloganı, izolasyonist bir eğilimi veya en azından dış müdahaleleri azaltma arzusunu ima ediyordu. İlk döneminde, sürekli olarak “sonsuz savaşları” kınaması ve ABD'nin askeri ve diplomatik müdahalelerini azaltmaya çalışmasıyla bu izlenimi pekiştirmiş gibi görünüyordu. Ancak, Beyaz Saray'a dönüşünün üzerinden geçen bir yıldan kısa bir süre, tamamen farklı bir yol izlediğini ortaya koymak için yeterliydi. Venezuela ile savaş tehdidinden Grönland'ın ilhakını önerme, Latin Amerika'daki seçimlere müdahale etme ve Avrupa'daki sağcı popülistleri desteklemeye kadar, Trump ikinci döneminde son on yılların en emperyalist Amerikan başkanı gibi görünüyor. Demokrasi veya liberal değerleri yayma iddiasından tamamen vazgeçmesinden sonra, şu soru öne çıkıyor: “MAGA tarzı emperyalizm” çağına mı girdik? MAGA, Trump'ın “ABD'yi Yeniden Harika Yap” sloganının kısaltmasıdır.

Bir hakaret olarak emperyalizm

“Emperyalizm” kelimesi, dış politikası kendisini eleştirenleri memnun etmeyen herhangi bir ülkeye yöneltilen bir hakaret olarak sıklıkla kullanılır. Küresel bir güç haline geldiğinden beri, ABD de sürekli olarak bu şekilde etiketlendi. Bu tür bir öznelliği önlemek için, siyaset bilimciler bir devletin ne zaman emperyalist olduğunu belirleme amacıyla çeşitli teoriler ve modeller geliştirmişlerdir. Bu teorilerin en ikna edici olanı, Columbia Üniversitesi'nden Michael K. Doyle'un 1986 tarihli “İmparatorluklar” adlı kitabındaki teorisi olabilir. Doyle, güçlü hükümetlerin genellikle daha zayıf devletlere kendi iradelerini dayatma eğiliminde olduklarını, ancak bunun mutlaka emperyalizm uyguladıkları anlamına gelmediğini savunuyor. Ona göre anahtar nokta, güçlü bir devletin daha zayıf bir devletin hem iç hem de dış politikalarını kontrol etmeye çalışıp çalışmadığıdır. Eğer iç ve dış politikalarını, ister güç kullanarak ister siyasi iş birliği, ekonomik, sosyal veya kültürel bağımlılık yoluyla kontrol etmeye çalışıyorsa, bu emperyalizmin özüdür. Eğer bunu yapmıyorsa, davranışı “emperyalizm” değil, “hegemonya” olarak kabul edilir.

sadfrgt
Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, New York'taki duruşması sırasında, 5 Ocak (AFP)

Bu tanıma göre, ABD'nin emperyalist olmakla suçlandığı birçok örnek, gerçekte hegemonya kurma uygulamalarıydı. Örneğin, Soğuk Savaş sırasında Sovyetleri Latin Amerika'dan uzak tutmak için yapılan darbelere destek vermek, bir hegemonya eylemi olarak kabul edilebilir, çünkü Washington, anti-komünist oldukları sürece darbeden sonra göreve gelen rejimlerin nasıl yönetildiğine fazla önem vermiyordu. Buna karşılık, 1898 ile 1902 yılları arasında İspanyol Küba ve Filipinler'in işgali veya “terörle savaş” sırasında Afganistan ve Irak'ın işgali, Washington'un bu ülkelerin iç politikalarını yeniden şekillendirme, yeni anayasalar hazırlama ve farklı yönetim yapıları oluşturma çabaları göz önüne alındığında, emperyalizmin açık örnekleridir.

İster güç yoluyla, ister siyasi iş birliği yoluyla, ister ekonomik, sosyal veya kültürel bağımlılık yoluyla olsun, hem iç hem de dış politikaları kontrol etmek, emperyalizmin özüdür

Trumpvari emperyalizm mi?

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump'ın son politikalarını Doyle’un perspektifinden okuduğumuzda, biraz karmaşık da olsa, açık emperyalist eğilimler ortaya çıkıyor. Yönetimin Grönland, Kanada, Panama ve hatta Gazze'nin “ilhakı” yönündeki söylemi, bu ülkeler ve bölgelerdeki hem dış hem de iç politikanın sonuçlarını yeniden şekillendirme emellerine işaret ediyor. Örneğin, Aralık ayında Trump, Louisiana Valisi Jeff Landry'yi Grönland'a özel temsilcisi olarak atadıktan sonra, Landry açıkça görevinin özetle “Grönland'ı ABD'nin bir parçası yapmak” olduğunu belirtti. Bu arada Trump, Panama Kanalı'nı “geri alma” sözünü yineledi ve Kanada'ya “ABD’nin 51. eyaleti olması” gerektiğini söyledi. Bu açıklamalara, Grönland'ı ilhak etmek için askeri güç kullanma ve Kanada'ya yüksek gümrük vergileri uygulama tehditleri eşlik etti.

xc
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray, Oval Ofis'te bir başkanlık kararnamesi imzalıyor, Washington (Reuters)

Bu, Doyle'un emperyalizm tanımına benziyor olsa da, ihtiyatlı olmak gerekiyor. Söylemlere ve tehditlere rağmen, Trump henüz bu toprakları ilhak etmek için somut adımlar atmadı ve bunu emperyalist bir eylem olarak nitelendirmek için henüz erken. Trump, rakiplerinden taviz koparmak için sık sık abartılı tehditlere başvuruyor. Büyük olasılıkla, Danimarka'yı Washington'a üsler ve madenler konusunda geniş imtiyazlar vermeye zorlamak için, Grönland'ı ilhak etme tehdidini kullanıyor. ABD için “daha iyi bir anlaşma”ya varmak için aynı taktiği Kanada ve Panama ile de kullanıyor.

Kaldı ki Gazze örneğinde gerçekten de böyle oldu. Şubat ayında Trump, ABD'nin harap olmuş bölgenin kontrolünü “devralacağı” yönünde sansasyonel bir iddiada bulundu, ancak sonuçta uluslararası istikrar çabalarına zemin hazırlamayı amaçlayan bir ateşkesin sağlanmasına yardımcı oldu. Destekçileri, ABD'nin devralma tehdidinin çeşitli tarafları bir uzlaşmayı kabul etmeye ittiğini savunuyor.

Aynı durum Grönland, Panama ve Kanada için de geçerli olabilir; bu da nihai amacının, açık bir emperyalizmden ziyade hegemonya kurmak (ABD'nin dış politika üzerindeki kontrolünü güçlendirmek) olduğu anlamına gelir.

Latin Amerika'da emperyalizm

Buna karşılık, Beyaz Saray'ın Latin Amerika'daki eylemleri daha müdahaleci ve açıkça emperyalist görünüyor. Doyle'un tanımına göre, ABD'nin Venezuela'ya yönelik son müdahalesi, şüphesiz bir şekilde emperyalizme yakındır. Nicolás Maduro'nun görevden alınması ve ardından halefine Washington'un taleplerine boyun eğmesi için yapılan tehditler, Trump'ın Caracas'ın hem dış hem de iç politikalarını kontrol etmeyi amaçladığını gösteriyor.

Yaptırımlara ek olarak, ABD deniz ablukası uyguladı ve Venezuela kıyılarına yaklaşık 15 bin asker konuşlandırdı.

Ancak yönetim, devlet başkanının görevden alınmasından sonra bile, amacını henüz rejim değişikliği olarak çerçevelemedi. Bunun yerine, zorla devrilen Cumhurbaşkanı Nicolás Maduro hükümetine karşı argümanını dış politika çerçevesinde sunuyor; büyük miktarda fentanil ve kokain sevkiyatı, ABD'ye göçmen akını ve son olarak da yaptırım uygulanan İran petrolünün transferi gibi iddialara dayandırıyor.

frgthyu
Grönland'ın başkenti Nuuk yakınlarında bir Danimarka donanma gemisi, 8 Mart (AFP)

Yönetim, petrol tankerlerine el koymak ve 80'den fazla kişinin ölümüne yol açan ölümcül saldırılar düzenlemek de dahil olmak üzere güç kullanmış olsa da, Venezuela'nın iç politikasını değiştirme veya kontrol etme amacını resmen benimsemedi. Bu açıdan bakıldığında, yaklaşımı emperyalizmden ziyade hegemonyaya daha yakın görünüyor.

Latin Amerika'nın diğer bölgelerinde ise Trump, iç politikaya doğrudan müdahale etme konusunda daha çok istekli görünüyordu. Son Honduras seçimlerinde, aşırı sağcı Ulusal Parti adayı Nasry “Tito” Asfura'yı açıkça destekledi ve Asfura kazanmazsa ABD'nin mali yardımı keseceği imasında bulundu. Bu müdahale, seçim kampanyasının gidişatını değiştirirken, rakipleri onu müdahale etmekle suçladı.

Aynı senaryo Arjantin'de de yaşandı; Trump'ın Başkan Javier Milei'ye açık desteği, müttefikinin kaybetmesi durumunda Buenos Aires'e mali yardımı azaltma tehditleriyle desteklenerek, seçim başarısında kilit bir faktör oldu. Ancak Brezilya'da baskı daha az başarılı oldu. Trump, müttefiki eski devlet başkanı Jair Bolsonaro'nun yargılanmasına devam edilmesi halinde Brezilya’ya yüzde 50 oranında gümrük tarifesi uygulamakla tehdit etti. Ancak tehdit sonucu değiştirmedi; Bolsonaro darbe girişiminde bulunma suçlamasıyla 27 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu vakaların her birinde, Trump'ın Latin Amerika'ya yönelik “emperyalizminin” kalıbı açık ve netti: Seçmenleri veya hükümetleri MAGA projesiyle uyumlu sağcı adaylara yönlendirmek için mali nüfuzu kullanarak iç siyasete müdahale etmek.

Resmi olarak Venezuela'nın iç siyasetini değiştirme veya kontrol etme amacını benimsemedi. Bu açıdan bakıldığında, yaklaşımı emperyalizmden ziyade hegemonyaya daha yakın görünüyor

Avrupa'ya bakış

Görünen o ki yönetim şimdi Avrupa'da da benzer bir yaklaşım izlemeye çalışıyor. Nitekim yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin, “Avrupa'nın kültürel kimliğinin aşınması” olarak tanımladığı şeyi önlemek için milliyetçi popülist güçleri desteklemek gerektiğini açıkça belirttiğini görüyoruz. Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Almanya için Alternatif Partisi'nin sertlik yanlısı kanadını desteklediğini zaten ifade etti, MAGA destekçileri ise İngiltere'deki Reform Partisi ve Fransa'daki Ulusal Cephe ile aktif olarak bağlar kuruyorlar.

Şimdiye kadar Latin Amerika'da olduğu gibi doğrudan bir müdahale olmadı, ancak strateji belgesi benzer bir niyet olduğuna işaret ediyor.

İlhak söyleminin, daha büyük tavizler koparmak için sadece bir pazarlık kozu olduğu ortaya çıkabilir, ancak Trumpvari emperyalizmin en belirgin ve ayırt edici biçimi kendisini başka bir yerde, MAGA projesini Latin Amerika ve Avrupa'ya ihraç etmekte gösterebilir. Bu, “terörle savaş” ile ilişkilendirilen askeri emperyalizm olmasa da, MAGA'ya benzer hareketleri diğer ülkelerde iktidara ulaşmak için güçlendirmeyi amaçlayarak, çok daha iddialı ve uzun vadede potansiyel olarak daha etkili görünüyor.


Çin, "ayrılıkçı faaliyetler" gerekçesiyle iki Tayvanlı bakanın ülkeye girişini yasakladı

Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)
Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)
TT

Çin, "ayrılıkçı faaliyetler" gerekçesiyle iki Tayvanlı bakanın ülkeye girişini yasakladı

Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)
Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)

Çin, bugün iki Tayvanlı bakanın ayrılıkçı faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle Çin'e girişlerini yasakladı. Bu karar, Taipei'den öfkeli bir tepkiyle karşılandı ve Taipei, “tehdit ve sindirme”ye boyun eğmeyeceğini açıkladı.

Pekin'de düzenlenen basın toplantısında, Devlet Konseyi Tayvan İşleri Ofisi, Tayvan İçişleri Bakanı Liu Shih-fang ve Eğitim Bakanı Cheng Ying-yao'yu “sözde Tayvan bağımsızlığını destekleyen sert çizgideki ayrılıkçılar” olarak nitelendirdi ve kendileri ile akrabalarının Çin'e girişlerinin yasaklanacağını duyurdu. İki bakana getirilen yasak, Hong Kong ve Makao'ya giriş yasağını da içeriyor.

Pekin, Tayvan'ın kendi toprakları olduğunu ve adayı kontrol altına almak için güç kullanmayı göz ardı etmediğini söylüyor. Demokratik bir hükümet tarafından yönetilen Tayvan, Pekin'in egemenlik iddialarını şiddetle reddediyor ve adanın geleceğine sadece ada halkının karar verebileceğini söylüyor. Tayvan'ın Anakara İşleri Konseyi, bu hareketin iki ülke arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini ve halkın öfkesini kışkırtmaktan başka bir işe yaramayacağını belirten sert bir protesto yayınladı. Konsey, “Tehditler ve sindirme girişimleri, Tayvan halkının demokrasi ve özgürlüğü savunma kararlılığını asla sarsamayacaktır” ifadelerini kullandı.

Pekin'de, Tayvan İşleri Ofisi sözcüsü Chen Bin Hua, haftalık basın toplantısında gazetecilere, Çin'in şu anda 14 kişiyi “ayrılıkçı” olarak listelediğini söyledi. Bu açıklama, Çin ordusunun ada çevresinde şimdiye kadarki en büyük askeri tatbikatını gerçekleştirmesinden bir hafta sonra geldi.