Biden yönetimi ve Ortadoğu

Biden yönetimi Ortadoğu’nun ABD toplumunu tükettiğini hissediyor.

ABD’nin mevcut yönetimi, Ortadoğu'daki askerlerini ve vatandaşlarını riske atmama yönünde adımlar atıyor. (AP)
ABD’nin mevcut yönetimi, Ortadoğu'daki askerlerini ve vatandaşlarını riske atmama yönünde adımlar atıyor. (AP)
TT

Biden yönetimi ve Ortadoğu

ABD’nin mevcut yönetimi, Ortadoğu'daki askerlerini ve vatandaşlarını riske atmama yönünde adımlar atıyor. (AP)
ABD’nin mevcut yönetimi, Ortadoğu'daki askerlerini ve vatandaşlarını riske atmama yönünde adımlar atıyor. (AP)

Nebil Fehmi
ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin uluslararası meselelerle ilgilenen ve özellikle Ortadoğu'daki durumu takip eden çok sayıda yetkilisiyle geçtiğimiz haftalarda görüşmeler gerçekleştirdim. Bu görüşmeler bana ABD’nin Ortadoğu politikaları hakkında bazı önemli değerlendirmeler yapma fırsatı verirken özellikle Biden yönetiminin Beyaz Saray’a gelişinden bu yana geçen süreçle ilgili bir takım sonuçlara ulaşmamı sağladı.
Biden yönetiminin Ortadoğu'nun ABD toplumunu tükettiğini ve Washington'a artık proaktif ve maliyetli politikalar benimsemesi için yeterli dinamizmi sağlamadığını hissetmesi, vardığım bu sonuçlardan ilkiydi. Bu, Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve ABD'nin bölgeden enerji kaynaklarına bağımlılığının azalması noktasında hemfikir olduğum bir sonuç. Dolayısıyla ABD yönetimi, son yirmi yıldır önceki Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimlerin politikalarını, yani eski başkanlar George W. Bush, Barack Obama veya Donald Trump yönetimlerinin uyguladıkları politikaları değiştirmeye ve geleneksel diplomasiye dönmeye kararlı görünüyor. Bu da haddi zatında olumlu bir gelişmedir.
İkinci olarak da ABD, mevcut yönetiminin, askerlerini veya vatandaşlarını Ortadoğu'da riske atmayacağı ve olaylar onu mecbur bırakmadıkça Ortadoğu’da daha fazla harcama yapmayacağı yönünde bir eğilim gösterdiği sonucuna vardım. Fakat bu, her ne kadar geleneksel müttefiklerinin güvenliğini korumaya yönelik süreklilik ve bağlılık konusunda bazı güvenceler verse de dost ülkeler ve müttefiklerle güvenlik bağları üzerinde bir takım yankıları olan bir tutumdur.
Üçüncü olarak; ABD’nin Ortadoğu ilişkilerinden yararlanmaya çalıştığı ancak kararlarını başlıca çıkarlarına ve acil önceliklerine göre alacağı sonucuna ulaştım. Bunlar sabit olmayan ve zaman zaman değişen öncelikler ve çıkarlar olduklarından Ortadoğu ülkeleri, kendilerini neyin ortak bir çıkara ulaştırdığını ve ulusal veya bölgesel zorluklarla mücadele etmek ve mevcut fırsatlardan yararlanmak için tek başlarına ya da bölgedeki diğer taraflarla birlikte nelerin sorumluluğunu üstlenmeleri gerektiğini belirlemeleri için hesaplarını iyi yapmalarını gerektiriyor.
Dördüncü olarak da ABD yönetiminin bölgedeki hedefleri konusunda Ortadoğu’nun koşullarını ve dengelerini ABD’nin önceliklerine göre değiştirmeye çalışan önceki yönetimlerden farklı olarak hırslı bir yapısı olmadığı sonucuna vardım. Biden yönetimi, önceki yönetimlerden farklı olarak bölgede istikrarı korumayı ve bölge ülkelerinden herhangi birinin daha çökmesini engellemeyi önemsiyor.
Yaptığım görüşmelerden, ABD yönetiminin halen önceliklerini belirlediğinden ve Ortadoğu meseleleri konusundaki tutumlarını ayrıntılı olarak inceleyip belirmeye çalıştığından emin olarak çıktım.
ABD'nin yırt dışında hareket etmedeki yavaşlığının nedenlerinden biri, yeni yönetimin aşırı sağ ile aşırı sol, genç ve ilerici nesiller ile gelenekselciliğe bağlı kalmayı tercih edenler arasında bölünmüş bir Amerikan toplumu ile karşı karşıya olmasıdır. Bu da onu, kimseyi kızdırmadan çeşitli iç ve dış açıklamalar arasında uyum sağlama arayışına sokuyor. Henüz ayrıntılı politikalara, önceliklere,  alternatiflere ve hedeflere ulaşılamamış olsa da alternatif planlar oluşturma aşamasında olduğunu söylemek abartı olmaz. Biden yönetiminin, İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında yapılan nükleer anlaşmaya hemen dönme konusundaki isteksizliği, eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin görev süresi sona ermeden bir sonuca varma fırsatını kaçırmasına ve şimdi daha katı bir İran yönetimi karşısında zor bir duruma düşmesine neden oldu. Görüşmelerimden birinde, İran'ın nükleer silah edinmesini önlemek için diplomatik olmayan alternatiflerin vurgulanmasına varsa da ben hem ABD’nin hem de İran’ın bir anlaşmaya varmayı tercih edeceğine ikna oldum. Bu yüzden halen müzakerelerin başarılı olabileceğini düşünmekten vazgeçmedim.
ABD’li bağlantılarım arasında açık ve net konuşan sadece birkaç kişi olsa da ben Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk’ün açıklamalarına odaklanmayı tercih ediyorum. Çünkü McGurk bana söylediklerinin çoğunu, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli The National gazetesine verdiği röportajında da ​​tekrarladı. Bu da beni ondan izinsiz olarak söylediklerinden bahsederek utanç yaşamaktan kurtardı.
McGurk, George W. Bush'un Ortadoğu'daki siyasi ve toplumsal haritayı değiştirmeye çalıştığına inanıyor. Bunu ‘Neo-muhafazakar’ hareketin en parlak döneminde Mısır'ın Washington Büyükelçisi olarak çalışırken bizzat tecrübe etmiştim.
Irak'ın işgalini, demokrasinin yayılması ve bir ulusun inşa edilmesi eğiliminin bir parçası olarak değerlendiren ABD’li yetkili, Obama’nın askeri olarak daha fazla bölgeye yayılmaktan kaçındığını ancak ABD’nin vizyon ve ilkelerine uygun bir rejim değişikliği politikasını desteklemeye devam ettiğini düşünüyor.  McGurk’e göre Trump ise doğru bir hesaplama yapmadan İran’a ve diğer taraflara karşı tansiyonu yükselten tutumlar sergiledi. McGurk, bana Biden yönetiminin bölgede büyük projelere girişmeyeceğini ve dost ülkelerle ilişkilerini sürdürmeye ve güçlendirmeye odaklanacağını söyledi. Bu da benim dost ve müttefiklerin güvenlik ve askeri yeteneklerini güçlendirme ihtiyacını vurgulamama neden oldu. Bu yüzden McGurk röportajında, ​​ülkesinin dostlarının ve müttefiklerinin öz savunma yeteneklerini destekleyeceğini söylediğinde mutlu oldum. Umarım bunu gerçekten yaparlar.
Konuştuğum ABD’li yetkililer Ürdün ile ilişkilere övgüde bulunurken Sudan ve Lübnan'daki durumdan ise pek bahsetmek istemediler. Yemen ve Suriye konusunda ise belirsiz tutumlar sergileyen ABD’li yetkililer bazen de çelişkili ifadeler kullandılar. Husileri eleştirmekten ise kaçındılar. Ancak McGurk, Husileri açıkça Yemen'deki saldırgan taraf olarak nitelendirirken, diğer yandan da ülkesinin Yemen’deki şiddeti azaltmak için Suudi Arabistan ile iletişim halinde olduğunu belirtti.
ABD’li yetkililer, Suriye'deki durumu şiddeti azaltmak, aşırılık yanlılarıyla mücadele etmek ve insani desteğe izin vermek açısından istikrara kavuşturmaktan bahsetseler de ne herhangi bir siyasi ilerleme sağlamanın yollarını ele aldılar ne de mültecilerin içinde bulundukları insani koşullara yahut Suriye’nin kötüleşen ekonomisi üzerindeki baskılara değindiler. Aynı şekilde siyasi duruma ve Türkiye'nin Suriye’nin egemenliğine saygı duyması gerektiğine dikkat çekmezken yalnızca İsrail’i İran’ın yarattığı herhangi bir tehlikeye karşı korumanın önemini vurguladılar.
ABD yönetiminin, Irak'ta son zamanlarda yaşanan bazı şiddet olaylarına rağmen olumlu eğilimler gördüğü ve rolünün radikalizmle mücadele etmek olduğunu vurguladığı açık.
ABD'li yetkililerin, Arap-İsrail çatışmasına ve Ortadoğu meselelerinin en eskisi olan Filistin-İsrail geriliminin yeniden canlanmasına değinmekten kaçınmaları ve sessiz kalmaları en çarpıcı noktalardan biriydi. Bu sessizliğin birçok anlamı var.
Tüm bunlardan ABD'nin gerçekçi politikalar uygularken Arap ülkelerini bölgesel dengeleri sağlamak için inisiyatif kullanacağı ve ABD, Rusya, Çin ve diğerleri gibi dost ülkeler tarafından desteklenen Ortadoğu vizyonları ve öncelikleri çerçevesinde bölgede geleceğin haritasını çizmek veya buna katkıda bulunmak için daha hızlı ve daha iyi hareket etmeye zorlayacak faydacı pozisyonlar alacağı sonucu çıkarılabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
TT

İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)

100 önde gelen düşünür, araştırmacı ve eski yetkili, İsrail’in iki kritik seçenekle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu: ‘İsrail ya başarılı bir süper güç olacak ya da çökecek’. Uzmanlar, ülkenin bugün ‘süper güç olabilecek kapasiteye sahip olduğunu, ancak temellerinin paslandığını’ değerlendirdi.

Öneriler, genellikle dış politika ve güvenlik stratejilerinin oluşturulması üzerine çalışmalar yürüten partiler üstü bir kuruluş tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma kapsamında sunuldu. Maariv gazetesi dün, ‘kuruluş tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen araştırmanın, güvenlik tehditlerinin yanı sıra farklı türde bir tehlikeye, içeriden kaynaklanan varoluşsal bir tehdide işaret ettiğini’ bildirdi.

MIND Israel yöneticisi Avner Golov, “Bu temelleri ele almazsak yalnızca bir süper güç olma özelliğimizi kaybetmekle kalmayacağız, bütün yapı çökecek” dedi. Uzmanlar ayrıca, bölgesel ilişkilerde değişikliğe gidilmesini önerdi.

Araştırmaya 100 uzman katılırken, ülkenin önemli ve acil kararlar almasını gerektiren 6 kritik konu belirlendi. MIND Israel Başkanı Amos Yadlin, bu konuları gelecek seçimlerden önce, yani önümüzdeki ekim ayının sonunda kamuoyuna sunmayı planladıklarını belirtti. Yadlin, söz konusu başlıklardan hareketle parti liderlerine yöneltilecek soruların hazırlanması gerektiğini ifade etti. Belirlenen başlıklar şöyle sıralandı: ‘İsrail’in bölgesel konumu, beşerî sermayenin niteliği, ekonomi ile güvenlik arasındaki karşılıklı ilişkiler, yönetişim ve ulusal dayanıklılık, ülkedeki demografik değişimler ve İsrail ile ABD arasındaki ilişkiler.’

dfgthy
Trump ile Netanyahu arasındaki siyasi çıkar çatışması derinleşiyor. (AFP)

Golov, araştırmayı sunarken şu ifadeleri kullandı: “Literatürü inceledik ve uygarlıkların dışarıdan yok edilmediğini, aksine intihar ettiğini gördük. Güçlü olduğu dönemde hiçbir uygarlık dışarıdan işgal edilmedi. Aksine, içeride yaşanan süreçler bu uygarlıkları parçaladı. Birçok kez dışarıdan gelen gelişmeler de tabutlarına çakılan son çivi oldu. Bir uygarlığın yıkımına yol açan reçete; toplumsal birlik duygusunun aşınmasını, devlet kurumlarına duyulan güvenin zedelenmesini, uzun vadeli ulusal çıkarlar yerine kısa vadeli siyasi kazançların tercih edilmesini ve uyum sağlamayı zorlaştıran düşünsel katılığı içeriyor. Bu reçete her İsrailliyi endişelendirmeli. Biz dış politika ve güvenlikle meşgulüz, ancak gözlerimizin önünde yürütülen iç tartışmaların sonucunda zarar göreceğiz. Bizim istediğimiz ve engellemeye çalıştığımız şey de bu.”

Birbirine zıt iki görüş

Golov, araştırmada iki grupla görüştüklerini belirterek şöyle açıkladı: “Gruplardan biri, İsrail’in en zorlu sınavı başarıyla geçtiğini ve dolayısıyla geleceğin daha parlak olduğunu söylüyor. Küresel bir salgına (Kovid-19), toplumsal bir sarsıntıya (hükümetin yönetim ve yargı sisteminde değişiklik yapma planı), 7 Ekim’e ve sonrasında yaşananların tamamına dayanmayı başardık. Buna rağmen ekonomi çökmedi, teknolojimiz öncü konumunu koruyor, ekonomik sistem gelişiyor. Toplumsal açıdan birbirimize destek oluyoruz, güvenlik açısından ise gücümüzün zirvesindeyiz. Dolayısıyla parçalanmanın eşiğinde değiliz. Başka bir ifadeyle İsrail, süper güç olma yolunda ilerliyor.”

İsrailli araştırmacıya göre ikinci grup ise bunun tam tersini savunuyor: “Çöküş süreci şimdiden başladı. Bir kimlik krizi nedeniyle uçurumun eşiğindeyiz. Yönetişim kaybı var, siyasi anlamda olağanüstü durum söz konusu. Onlara göre aslında sonu çöküşle bitecek bir domino sürecinin başlangıcındayız. Peki kim haklı? Bize göre her iki taraf da haklı. Dolayısıyla önümüzde tarihi fırsatlar bulunuyor. İşte tam da bu nedenle paslanmış temellerimizi onarmak zorundayız.”

“Peki halkın bu sorular karşısında ne yapmasını istiyorsunuz?” sorusuna ise Golov şöyle yanıt verdi: “İnsanlara şunu söylüyoruz: Kim kiminle hükümet kuracak, kim kimin karşısında duracak meselesiyle yetinmeyin. Liderlere bu konulardaki planlarının ne olduğunu sorun. Onlardan yanıt talep edin. Yönümüzün nereye olduğuna ve çocuklarımızla torunlarımızın geleceğinin nasıl şekilleneceğine birlikte karar vermek zorundayız. İlk 100 günde derhal harekete geçmeliyiz. Çünkü bu 100 gün içinde yapılmayanları daha sonra hayata geçirmek çok zor olacak. Bu nedenle soruları şimdiden gündeme getiriyoruz.”

sdfgt
 İsrail’in Netzah Yehuda Taburu askerleri, askeri eğitimlerinin sonunda düzenlenen yemin töreninde, 10 Temmuz 2024 (EPA)

Golov sözlerini şöyle sürdürdü: “Hiç kimsenin İsrail’i beklemediğini anlamamız gerekiyor. İran, İsrail’in çevresinde ateş çemberi oluşturma planlarını sürdürüyor. Türkiye, kendisini İsrail karşıtı bölgesel bir süper güç olarak konumlandırıyor. Ülkeler teknolojik kapasitelerini geliştiriyor; dünyada da İsrail’in yerine geçebilecek alternatifler her alanda aranıyor. Biz bu süreci şimdi başlatmak ve geleneksel ‘Demir Duvar’ politikasını geliştirmek zorundayız. Düşmanlarımızın inşa ettiğimiz duvara çarparak etkisiz hale geleceğini düşünmeye alıştık. 7 Ekim’de İsrail halkı, düşmanlarımızı duvarın önünde bekleyemeyeceğini, çünkü onların duvarın arkasında güçlendiğini anladı. ‘Demir Duvar 2’ fikrine geçmemiz gerekiyor. Duvarın diğer tarafındaki gerçekliği şekillendirmeye başlamalıyız. Duvarın hâlâ güçlü olması gerekiyor, ancak yalnızca buna bağlı kalamayız. Başka alanlara da yatırım yapmaya başlamalıyız.”

‘Yalnızca iyi dost ABD’ye güvenmekten vazgeçilmesi’ çağrısında bulunan Golov, “Bölgenin düşmanca bir alan olduğunu ve buna karşı koymanın yolunun duvarlar inşa etmek olduğunu düşünmeye alıştık. Ancak bugün duvarların yanı sıra köprülere de ihtiyacımız var” dedi.


ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
TT

ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)

ABD’nin Teksas eyaletinin Austin kentinde dün bir kişinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralandığı bildirildi. Duruma tepki gösteren yerel yetkililer, olayla ilgili soruşturma açılmasını talep etti.

Yetkililer, yaya takibi sırasında açılan ateş sonucu yaralanan kişinin durumunun ciddiyetini koruduğunu ancak stabil olduğunu belirtti. Olayla ilgili mevcut bilgilerin henüz "ön bilgi" niteliğinde olduğu vurgulandı.

Kent Belediye Başkanı Kirk Watson, X platformundan yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin göçmenlere yönelik başlattığı baskı politikalarını yürüten ICE ajanlarına atıfta bulunarak, "Austin sokaklarında bir kişinin ICE ajanları tarafından vurulmasından dolayı derin bir öfke ve büyük hayal kırıklığı yaşıyorum" ifadelerini kullandı.

Düzenlediği basın toplantısında Watson, silahlı saldırının Teksas'ın başkentinde ICE operasyonlarında "bir gecede yaşanan ani artışın" ortasında meydana geldiğini belirtti.

Ajans olayla ilgili henüz bir açıklama yapmazken, Austin makamları da vurulan kişinin ismi, yaşı, uyruğu veya ateş açılmasının nedenine ilişkin şu an için ayrıntılı bilgi veremeyeceklerini bildirdi.

Watson, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması sürecine yerel kolluk kuvvetlerinin de dahil edilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

"Açıkça söyleyebilirim ki, benim bakış açıma göre ICE'ın diğer kurumları dışarıda bırakarak tek başına bir soruşturma yürütmesine güvenmek doğru olmayacaktır."

Kongre Üyesi Greg Casar da bu görüşe destek vererek gazetecilere yaptığı açıklamada, "ICE'ın başka şehirlerde yaşanan silahlı saldırı olaylarında dürüst davranmadığını" dile getirdi.

Casar, ocak ayında Minneapolis'te Rene Goode'un vurulması olayını örnek göstererek, ICE'ın "Goode'un bir federal ajanı ezmeye çalıştığı" yönündeki iddiasının video kayıtlarıyla yalanlandığını hatırlattı.

Casar, "Bu kâbusun kapımıza kadar dayanmış olması dehşet verici" dedi.

İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, ağustos ayında ABD genelinde yaklaşık 51 bin düzensiz göçmen gözaltına alındı.

Ağır silahlı ve maskeli ICE ajanları, görevlerini icra ederken ABD vatandaşlarına ateş açmak da dahil olmak üzere başvurdukları sert yöntemler nedeniyle sık sık eleştirilerin hedefi oluyor.

Şarku’l Avsat’ın Texas Tribune gazetesinden aktardığına göre, Mart 2025'te ICE ajanları tarafından öldürülen 23 yaşındaki Ruben Ray Martinez, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde kurum tarafından öldürüldüğü bilinen ilk ABD vatandaşı olmuştu.


İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)

İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin c, bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran’ın yeni silahlar kullanacağını ve daha önce saldırıya uğramamış noktaları hedef alacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre Muhibbi, “Yeni bir saldırı gerçekleşirse savaşın silahlarını ve coğrafyasını kesinlikle değiştireceğiz” dedi. Muhibbi, Tahran’ın uzun süreli bir çatışmaya hazır olduğunu belirtti.

gthyu
Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-IRNA)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ın aktardığı habere göre Muhibbi, İran’ın olası yeni bir saldırıya karşı hazırlıklı olduğunu açıkladı.

İran Silahlı Kuvvetleri Birleşik Muharebe Komutanlığı dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirmişti.

Devrim Muhafızları ise bugün ABD’ye ait MQ-1 tipi bir insansız hava aracını (İHA) Hürmüz Boğazı hava sahasında düşürdüğünü açıkladı. Bu, İran’ın son 24 saat içinde düşürdüğünü duyurduğu ikinci ABD İHA’sı oldu.