Putin’den Johnson’a: NATO’nun genişlemesi Rusya için bir tehdit

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (Reuters)
TT

Putin’den Johnson’a: NATO’nun genişlemesi Rusya için bir tehdit

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (Reuters)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile yaptığı telefon görüşmesinde, Ukrayna’nın ‘zararlı bir yaklaşım’ izlediğini vurgulayarak, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) doğuya doğru genişlemesinin Rusya'nın güvenliğine tehdit oluşturduğuna dikkati çekti.
Kremlin, Putin ve Johnson’ın dün (Pazartesi) bir telefon görüşmesi yaptığını duyurdu. Alman haber ajansına göre Kremlin, ‘İngiltere Başbakanı’nın, diğer Batılı liderler gibi, Rus güçlerinin Ukrayna sınırına yakın yerlerde sürdürüldüğü iddia edilen geniş çaplı hareketlerinden duyduğu endişeyi’ dile getirdi.
Açıklamada, ‘Putin’in, ayrıntılı olarak Ukrayna çevresindeki mevcut duruma ilişkin ilk değerlendirmeleri’ yaptığı ifade edildi. Kremlin açıklamasında ayrıca ‘Kiev’in, Ukrayna iç krizinin çözümü için yeri doldurulamaz bir temel olan Minsk Anlaşmalarını baltalamaya çalışmak adına olumsuz örnekler sunduğuna’ vurgu yapıldı.
Putin, görüşme sırasında, “Ukrayna güçleri, Minsk Grubu’na göre, çatışma bölgesinde yasak olan ağır silahlar ve saldırı uçağı kullanıldığı için, temas hattındaki durumu kasıtlı olarak kötüleştiriyor” dedi. Putin ayrıca Kiev hükümetinin Ukrayna’daki Rusça konuşan nüfusa karşı ayrımcılık politikası uyguladığına dikkati çekti. Rusya Devlet Başkanı, “Bütün bu gelişmeler, Rusya’nın güvenliğine doğrudan bir tehdit oluşturan Ukrayna topraklarında, NATO ülkelerinin askeri yoğunluğunun arka planında gerçekleşiyor” dedi.
Putin, NATO’nun doğuda daha fazla ilerlemesini ve Rusya’yı tehdit eden silahları komşu ülkelerde, özellikle Ukrayna'da konuşlandırmasını engelleyen net uluslararası yasal anlaşmalar oluşturmak amacıyla müzakereleri başlatmaya acil ihtiyaç olduğuna işaret etti. Putin, Rus tarafının ilgili taslak belgeleri sunacağını da sözlerine ekledi. Kremlin'den yapılan açıklamada, iki liderin bölgesel konuları tartışmaya devam etme konusunda mutabık kaldığı belirtildi.



BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı
TT

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, cuma günü Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik devam eden saldırılarını en sert ifadelerle kınadı. Saldırıların sivilleri ve enerji altyapısını etkilediğine, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu sivillerin yaralanmasına yol açtığına dikkat çeken Konsey, Husilerin Yemen'deki askeri tırmanışından duyduğu derin endişeyi dile getirerek grubun bölgenin güvenlik ve istikrarına yönelik tehdidinden kaygı duyduğunu bildirdi.

Açıklama, Fransa'nın BM Daimi Temsilcisi Jérôme Bonnafont tarafından okundu. Konsey üyeleri, Suudi Arabistan'ın topraklarındaki sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılar karşısında ülkeyle dayanışma içinde olduklarını ifade ederken, Suudi Arabistan'ın uluslararası hukuk uyarınca meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu vurguladı.

Bu ay Konsey başkanlığını yürüten Fransa'nın BM Daimi Temsilcisi Bonnafont, üyelerin Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'de deniz taşımacılığına yönelik saldırı ve tehditleri kınadığını yineledi. Bonnafont, ticari gemilerin ve mürettebatlarının güvenliğinin sağlanmasının önemine dikkat çekti.

Konsey, başta Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi olmak üzere uluslararası hukuka uygun hareket edilmesinin yanı sıra uluslararası insancıl hukuka ve seyrüsefer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesinin önemini vurguladı. Konsey, Husilerden askeri tırmanışı derhal durdurmalarını ve sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarına son vermelerini istedi.

Üyeler, 2216 sayılı karar ve sonraki kararların eksiksiz uygulanmasının önemini vurgulayarak Husilerin silah ve ilgili ekipman, teknik yardım, eğitim ve finansman dahil askeri faaliyetlerle bağlantılı her türlü desteği elde etmesini engellemek için Yemen hükümetiyle iş birliği de dahil olmak üzere somut adımlar atılması çağrısında bulundu.

Konsey, BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin verilerine göre, bu ayın başından bu yana Yemen genelinde en az 125 bin sivilin öldüğü, yaralandığı veya yerinden edildiğine ilişkin haberlerden derin endişe duyduğunu bildirdi. Konsey ayrıca Husilerin saldırıları nedeniyle sivil yerleşimlerin ve altyapının zarar görmesinden kaygı duyduğunu belirtti.

Konsey üyeleri, Husilerin Yemen'deki askeri tırmanışının, Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını sürdürmesinin, Kızıldeniz'de uluslararası deniz taşımacılığına yönelik saldırı ve tehditlerinin ve Bab el-Mendeb'deki ilerleyişinin "çatışmanın daha da tırmanması, deniz güvenliği ve uluslararası ticaretin tehdit edilmesi ve Yemen'de barışın sağlanmasına yönelik bölgesel ve uluslararası çabaların sekteye uğraması" riskini taşıdığını ifade etti.

Üyeler, devam eden tırmanışın Yemen'de zaten ağır olan insani durumu daha da kötüleştireceğini ve daha fazla sivilin yerinden edilmesine yol açabileceğini vurguladı. Ayrıca tüm üye devletlerin hedefli silah ambargosu kapsamındaki yükümlülüklerine uyması gerektiğine dikkat çekti.

BM Güvenlik Konseyi, ihtiyaç sahibi tüm sivillere insani yardımın eksiksiz, güvenli, hızlı ve herhangi bir engelle karşılaşmadan ulaştırılmasının sağlanması gerektiğini vurguladı. Konsey ayrıca insani yardım çalışanlarının, BM personelinin ve BM ile bağlantılı çalışanların güvenlik ve emniyetinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Üyeler, aralarında 73 BM çalışanının yanı sıra ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları, sivil toplum temsilcileri ve diplomatik misyonlarda görev yapanların bulunduğu tüm tutuklu ve alıkonulan kişilerin derhal, koşulsuz ve güvenli şekilde serbest bırakılması çağrısını yineledi.

Konsey üyeleri, Yemen hükümetine desteklerini ve ülkenin birliği, egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne yönelik sarsılmaz bağlılıklarını yineledi. Üyeler, Yemen'de kalıcı barışın şiddet, zor kullanma veya güç yoluyla sağlanamayacağını vurguladı.

Konsey ayrıca BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'e ve onun üzerinde mutabık kalınan referanslara dayanan, ilgili Güvenlik Konseyi kararlarıyla uyumlu, kapsamlı ve müzakereye dayalı bir siyasi çözüme ulaşma çabalarına desteğini yineledi. Konsey, taraflara bu doğrultuda BM'nin yürüttüğü çabalara yapıcı şekilde katılma çağrısında bulundu.


ABD, Çin'i İran'a destek vermemesi konusunda uyardı

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 24 Eylül Perşembe günü Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 24 Eylül Perşembe günü Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken (DPA)
TT

ABD, Çin'i İran'a destek vermemesi konusunda uyardı

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 24 Eylül Perşembe günü Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 24 Eylül Perşembe günü Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlenen askeri geçit törenini izlerken (DPA)

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında hız kazanan diplomatik temaslarda İran dosyası, ABD, Çin, Rusya ve Katar'ı kapsayan uluslararası görüşmelerin ana gündem maddelerinden biri oldu. Tahran üzerindeki savaş ve Hürmüz Boğazı krizi kaynaklı baskının arttığı bir dönemde Washington, Pekin'i İran'a herhangi bir destek sağlamaması konusunda doğrudan uyarırken iki ülke arasında boğazın deniz trafiğine açık tutulması gerektiği konusunda görüş birliği ortaya çıktı.

ABD'nin Çin Büyükelçisi David Perdue, Başkan Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında gerçekleşen görüşmenin bazı ayrıntılarını paylaşarak İran dosyasının iki lider arasındaki zirvede gündeme geldiğini doğruladı.

Perdue, cuma günü CNBC'nin aktardığı açıklamasında Trump'ın Şi'ye, Çin'in İran'a sağlayacağı herhangi bir yardımın “kesinlikle kabul edilemez” olduğunu açıkça ifade ettiğini söyledi.

Bu mesaj, Çin'in İran açısından önemli bir ekonomik rol oynadığı bir dönemde geldi. Pekin ise aynı zamanda kendisini gerilimin düşürülmesine ve diplomatik sürecin ilerletilmesine katkı sağlayabilecek bir aktör olarak konumlandırmaya çalışıyor.

Zirvenin ardından iki taraf İran dosyasında herhangi bir ilerleme sağlandığını açıklamadı. Ancak Şi, ABD ile İran'ın daha önceki mutabakatlara dönmesi ve diyaloğu yeniden başlatmasına destek verdiğini belirtti. Perdue'nun açıklamaları ise Washington'ın görüşmeyi İran'a yönelik olası Çin desteğinin sınırlarını net biçimde çizmek için de kullandığını gösterdi.

Hürmüz konusunda görüş birliği

Krize ilişkin bir diğer başlıkta Perdue, Washington ile Pekin'in Hürmüz Boğazı'nın deniz trafiğine açık tutulması gerektiği konusunda hemfikir olduğunu söyledi.

Büyükelçi, küresel enerji ticaretinin başlıca güzergâhlarından biri olan boğazdan geçişlerin sürmesinin önemi konusunda Çin'in ABD ile aynı görüşü paylaştığını belirtti.

xcsdvdfv
Ortadoğu’da gerilimin sürdüğü bir dönemde Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Arşiv - Reuters)

Washington ile Pekin'in İran'a yaklaşım biçimleri farklı olsa da Hürmüz konusunda ortaya çıkan bu ortak tutum, iki ülke arasında önemli bir kesişme noktası oluşturuyor. Bu görüş birliği, boğazın savaşın sona erdirilmesi ve bölgedeki gerilimin düşürülmesi çabalarında başlıca pazarlık kozlarından biri haline geldiği bir dönemde ortaya çıktı.

İran dosyası, Pekin ile Tahran arasındaki yakın ekonomik ilişkiler ve Çin'in krizde diplomatik bir rol üstlenme çabaları nedeniyle Trump ile Şi arasında ele alınması beklenen başlıca konulardan biriydi.

Diplomasinin alternatifi yok

New York'ta Rusya ve İran da Hürmüz krizinin diplomatik yollarla çözülmesine bağlılıklarını teyit etti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi'nin gerçekleştirdikleri görüşmede bölgesel ve uluslararası gelişmeleri, özellikle İran'la ilgili durumu ele aldıklarını bildirdi. Bakanlık, iki tarafın krize ilişkin “diplomatik çözümün alternatifi olmadığı” konusunda mutabık kaldığını açıkladı. Moskova ve Tahran krizin ABD ve İsrail'in “yasa dışı eylemlerinden” kaynaklandığını savundu.

Görüşmede ayrıca ikili ilişkiler ile farklı düzeylerde gerçekleştirilmesi planlanan Rusya-İran temaslarının takvimi ele alındı. Bu durum, bölgesel gerilimin tırmandığı bir dönemde Moskova ile Tahran arasındaki koordinasyonun sürdüğüne işaret ediyor.

Diyalog için uygun koşullar oluşturulması

Katar da paralel olarak arabuluculuk ve gerilimi düşürme çabaları kapsamında Tahran'la temaslarını yoğunlaştırdı.

Katar Dışişleri Bakanlığı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani'nin New York'ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile “diyalog için uygun koşulların oluşturulmasını” görüştüğünü açıkladı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında gerçekleştirilen görüşmede taraflar, Katar'ın açıklamasına göre “bölgedeki son gelişmeleri, gerilimi düşürmek ve diyalog için uygun koşulları oluşturmak amacıyla yürütülen çabaları” ele aldı. Bu çabaların bölgesel güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

Katar'ın girişimleri, krizin tarafları arasında siyasi kanallar açılmasına yardımcı olma yönündeki Doha çabalarının bir parçası. Ancak daha kapsamlı bir mutabakata ulaşma ihtimali, Washington ve Tahran'ın uzlaşma şartlarına ilişkin tutumlarına bağlılığını koruyor.

Kolombiya Tahran'la ilişkilerini kesti

İran üzerindeki siyasi baskının genişlediğini gösteren bir diğer gelişmede Kolombiya, Tahran'la diplomatik ilişkilerini kesti. Böylece Kolombiya, Latin Amerika'da Washington'ın bir diğer müttefiki olarak bu yönde adım atan son ülkelerden biri oldu.

Kolombiya hükümetinin perşembe günü açıkladığı karar 19 Eylül'de yürürlüğe girdi. Bogota, kararın “Batı Yarımküre'nin ulusal güvenliği” ile ilgili değerlendirmelere dayandığını bildirdi.

xs
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi (Arşiv - Reuters)

Kolombiya hükümeti İran'ı “uyuşturucu ticaretine karışan ve ülkenin güvenliğini tehdit eden terörist gruplarla ilişkiler kurmakla” suçladı ancak bu iddialara ilişkin herhangi bir kanıt sunmadı.

Bogota ayrıca İran'ı Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini engellemek ve Orta Doğu'daki diğer ülkelere saldırmakla eleştirdi. Açıklamalar, İran ile ABD ve İsrail arasındaki devam eden çatışma bağlamında yapıldı.

Kolombiya hükümeti bununla birlikte İran'la konsolosluk ilişkilerini sürdüreceğini bildirdi.


Washington ve Tahran savaştan kademeli çıkış yolu arıyor

Hürmüz Boğazı'nda, Umman'ın kuzeyindeki Müsendem Yarımadası'nda bulunan kıyı kenti Hasab açıklarında demirleyen gemiler, 17 Mayıs (AFP)
Hürmüz Boğazı'nda, Umman'ın kuzeyindeki Müsendem Yarımadası'nda bulunan kıyı kenti Hasab açıklarında demirleyen gemiler, 17 Mayıs (AFP)
TT

Washington ve Tahran savaştan kademeli çıkış yolu arıyor

Hürmüz Boğazı'nda, Umman'ın kuzeyindeki Müsendem Yarımadası'nda bulunan kıyı kenti Hasab açıklarında demirleyen gemiler, 17 Mayıs (AFP)
Hürmüz Boğazı'nda, Umman'ın kuzeyindeki Müsendem Yarımadası'nda bulunan kıyı kenti Hasab açıklarında demirleyen gemiler, 17 Mayıs (AFP)

ABD ve İran, yaklaşık yedi aydır devam eden savaşı sona erdirmek için kademeli bir yol ararken Hürmüz Boğazı iki taraf arasındaki pazarlığın ana başlıklarından biri haline geldi. Konuya yakın kaynaklara göre görüşmelerde, Washington’ın Tahran’a uyguladığı ekonomik kuşatmanın bir bölümünü kaldırması ve bazı dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması karşılığında hayati deniz geçişinin gemi trafiğine yeniden açılması ihtimali ele alınıyor.

Ancak anlaşmaya giden yol hâlâ zorlu. Taraflar ellerindeki baskı araçlarını korumakta ısrar ederken açık bir karşılık ve herhangi bir uzlaşmanın sürdürüleceğine dair güvence almadan önceden taviz vermeyi reddediyor.

Hürmüz karşılığında kuşatmanın kaldırılması

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre üst düzey bir İranlı yetkili, krizden çıkış için en gerçekçi senaryolardan birinin ABD'nin uyguladığı ekonomik kuşatmanın sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın deniz trafiğine yeniden açılmasıyla başlayacak aşamalı bir anlaşma olduğunu söyledi.

Yetkili, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında yaptığı açıklamada, “İlerlemek için mümkün yollardan biri krizi aşamalı olarak çözmek. Başlangıç, kuşatmanın sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması olmalı” dedi.

İranlı, bölgesel ve Batılı kaynaklara göre Tahran, yaptırımların ve ekonomik kuşatmanın kaldırılmasını daha acil bir öncelik olarak görmeye başlamasının ardından boğazdan geçen gemilerden ücret alınması talebini yeniden değerlendirmeye hazır görünüyor. Bu talebin ana anlaşmaya dahil edilmek yerine ayrı bir ek protokole bırakılması ihtimali bulunuyor.

xc
Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler, Orta Doğu'da gerilimin sürdüğü bir dönemde (Arşiv - Reuters)

Körfez ülkeleri deniz trafiğine ücret getirilmesi fikrini reddederken bölgesel kaynaklar, boğaz konusunda varılabilecek herhangi bir düzenlemenin geçici olacağını ve İran'ın su yolunun yönetimine ilişkin tutumundan resmen vazgeçtiği anlamına gelmeyeceğini belirtiyor.

Anlaşmazlığın temel başlıklarından biri boğaz üzerindeki kontrolün niteliği. Washington, dünyanın en önemli enerji tedarik güzergâhlarından birinde seyrüsefer özgürlüğünün ve gemi geçişlerinin devam etmesini güvence altına almak isterken Tahran, geçiş güzergâhındaki idari rolünü korumakta ısrar ediyor.

Kuşatma Washington'ın ana baskı aracı

Buna karşılık Başkan Donald Trump yönetimi, İran'a yönelik ekonomik baskıyı artırmayı sürdürüyor. Washington, ticari havayolu şirketleri ve bunlarla bağlantılı destek ağları da dahil olmak üzere İran ekonomisinin geriye kalan can damarlarını hedef alan yeni yaptırımlar uyguluyor.

ABD'nin kampanyası özellikle İran'ın önemli bir döviz kaynağı olan petrol ihracatının yanı sıra Washington'ın hükümet ve “Devrim Muhafızları” ile bağlantılı gördüğü sektörleri hedef alıyor.

Beyaz Saray'dan bir yetkili, İran'ın “bir anlaşmaya varmayı şiddetle istediğini” söyledi ancak Trump'ın “ipleri elinde tuttuğunu ve ABD için en uygun kararı vereceğini” belirtti. Yetkili, ABD Başkanı'nın “uygun koşullar altında İran'la diyaloğa hâlâ açık olduğunu” ancak müzakere etmek zorunda hissetmediğini vurguladı.

Aynı yetkiliye göre ABD yönetimi, yaptırımlar ve ekonomik kuşatmanın İran ekonomisini ağır baskı altına aldığını ve Washington'ın şu aşamada Tahran karşısında güçlü kozlara sahip olduğunu düşünüyor.

Eski ABD müzakerecisi Dennis Ross ise kuşatmanın İran üzerindeki en önemli baskı unsurlarından biri olduğunu ancak ekonomik baskının Tahran'ı taviz vermek yerine gerilimi tırmandırmaya da itebileceğini düşünüyor. Ross'a göre İran yönetimi, tutumunu yumuşatmasının kendisini tehlikeye atacağı sonucuna varırsa daha sert bir çizgiye yönelebilir.

Kongre seçimleri manevra alanını daraltıyor

3 Kasım'da yapılması planlanan ABD ara seçimleri, müzakerelerin hesabında özel önem taşıyor. Trump daha önce İran'la bir anlaşmaya seçimlerden sonra varılabileceği görüşünü dile getirirken yetkililer ve uzmanlar, seçim tarihinin tarafların hesaplarını etkileyebileceğini ancak bunun diplomatik sürecin zorunlu olarak sona ereceği anlamına gelmediğini belirtiyor.

Ross, seçimlerden önce anlaşmaya varılması ihtimalinin kendi değerlendirmesine göre yüzde 30'u aşmadığını söyledi. Bununla birlikte iki tarafın da seçim tarihinden önce bir uzlaşmaya varmasını teşvik edebilecek nedenleri bulunduğuna işaret etti.

Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması Körfez'deki gerilimi azaltabilir ve ABD'de siyasi açıdan hassas bir konu olan petrol ve benzin fiyatları üzerindeki baskının hafiflemesine yardımcı olabilir.

gbfgb
ABD Kongresi'nin merkezi Capitol binasının kubbesi (Reuters)

İran ise ekonomisinin ağır baskı altında olduğu bir dönemde sağlanacak herhangi bir ekonomik rahatlamadan yararlanabilir.

Ross, Trump'ın seçimlerden sonra manevra alanının genişleyebileceği uyarısında bulunuyor. Bu durumun Trump'a müzakerelerin başarısız olması halinde baskıyı sürdürme veya başka seçenekleri değerlendirme imkânı verebileceğini belirtiyor.

“Baskı kozları” uzlaşmanın önünde engel

New York'taki müzakerelerdeki paradoks, Washington ve Tahran'ı yeniden müzakere masasına getiren araçların aynı zamanda anlaşmaya ulaşmanın önündeki engel haline gelebilmesi. ABD, İran'a ekonomik ve askeri baskı uygulayabileceği araçlara sahipken Tahran, dünya enerji arzının önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı kozunu elinde tutuyor. Tarafların hiçbiri somut bir karşılık almadan ana kozundan vazgeçmeye hazır görünmüyor. Bu da müzakereleri temel bir soruya kilitliyor: İlk tavizi kim verecek?

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Batılı bir yetkili, “Meselenin tamamı Hürmüz Boğazı'nın açılmasıyla ilgili” dedi. Yetkili, tarafların karşı karşıya olduğu iç baskıların da müzakerelerin hesabının bir parçası haline geldiğini belirtti.

Analistler, ara seçimlerin bu bağlamda müzakereler için kesin bir son tarih olmaktan ziyade diplomatik sürecin yeniden değerlendirilmesi açısından önemli bir dönüm noktası olabileceğini düşünüyor. Washington ve Tahran seçimlerden önce baskı kozlarını bir anlaşmaya dönüştüremezse diplomatik çözümler için manevra alanı daralabilir ve yeniden gerilime dönme riski artabilir.

Tahran: Anlaşma garanti değil

Diplomatik temaslar sürse de İran savaşı sona ermiş veya anlaşmaya varılması garanti edilmiş gibi hareket etmiyor. Üst düzey bir İranlı yetkili, ülkesinin çatışmaların yeniden başlaması ihtimaline hazırlandığını söyledi ve ABD'yi Tahran'a ekonomik kuşatma ve güç kullanma tehdidiyle baskı yapmakla suçladı.

Yetkili, “Parmağımız tetikte. Amerikalılar ne yapmaları gerektiğini biliyor ancak aşırı talepleri nedeniyle krizin diplomasi yoluyla çözülme ihtimali son derece düşük” dedi.

Bu tutum, müzakerelere hâkim olan çelişkiyi yansıtıyor. Tahran ekonomik baskının hafifletilmesine ihtiyaç duyuyor ancak geniş kapsamlı tavizler vermenin müzakere pozisyonunu zayıflatmasından endişe ediyor. Washington ise önemli bir ekonomik rahatlama sağlamadan önce baskıyı kullanarak Tahran'dan taviz almak istiyor.

İran dosyası üzerinde daha önce müzakere yürütmüş ABD'li diplomat Alan Eyre, yaptırımların İran'a zarar verdiğini ancak İran yönetiminin büyük tavizler vermenin rejimin varlığını tehdit edeceği sonucuna varması halinde yaptırımların ülkeyi daha sert bir tutuma da itebileceğini söyledi.

Pezeşkiyan: Karar Washington'ın elinde

New York'taki müzakereler sürerken İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, savaşın geleceğine ilişkin sorumluluğu Washington'a yüklemeye çalıştı. Pezeşkiyan, Tahran'ın çatışmaların sürmesini istemediğini ancak ABD'ye boyun eğmeyeceğini söyledi.

İran Cumhurbaşkanı, perşembe akşamı yayımlanan ABD merkezli Fox News röportajında, “Bu sürecin sona ermesini isteyip istemediğine karar vermesi gereken Amerika'dır” dedi.

cdfgth
Arakçi, 23 Mayıs'ta Tahran'da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ile görüşürken (AP)

Pezeşkiyan, Trump'la anlaşmaya varmaya hazır olduklarını belirterek sorunları diyalog yoluyla çözmenin “birbirimizi öldürmekten” daha iyi olduğunu söyledi. Savaşın başlamasına yol açan gelişmelerde İsrail'i kışkırtıcılıkla suçladı.

Pezeşkiyan, daha önce imzalanan ateşkesin iki hafta sonra neden çöktüğünü sorgularken Tahran'ın ara seçimlerden önce veya sonra “uluslararası hukuk çerçevesinde” bir anlaşmaya hazır olduğunu ifade etti.

İran Cumhurbaşkanı'nın açıklamaları, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin ABD'nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve Trump'ın damadı Jared Kushner ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında gerçekleştirdiği görüşmenin ardından geldi. Görüşmelerden kamuoyuna açıklanan bir sonuç çıkmadı.

Askeri operasyonların yeniden başlaması ihtimali

Müzakerelerin sonuçları yalnızca Washington ve Tahran'la sınırlı değil. Bölge ülkelerinin liderleri New York'ta Trump'la gerçekleştirdikleri ayrı görüşmelerde ABD'nin ara seçimlerden sonraki planları konusunda açıklama istedi. Bu kapsamda İran'ın müzakere sürecine dönmemesi halinde askeri operasyonların yeniden başlatılması ihtimali de ele alındı.

ghyju
Pezeşkiyan, New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na hitap ederken (Reuters)

Bölge ülkeleri İran'ın Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol kurmasına karşı olduklarını ifade ederken seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınması ve stratejik su yolunun bölge ülkelerine karşı bir baskı aracına dönüştürülmemesi gerektiğini vurguladı. Ancak bu tutum, gerilimin düşürülmesi ve siyasi sürecin başlatılması yönündeki güçlü çağrılarla birlikte dile getirildi. Bu durum Körfez ülkelerinin Washington ile Tahran arasında yeni bir çatışmaya sürüklenmekten kaçınmak istediğine işaret ediyor.

New York'ta belirleyici bir ilerleme sağlanamadı

Analistler, mevcut temasların şu ana kadar tarafların temel pozisyonlarında önemli bir değişikliğe yol açmadığını düşünüyor. Bölgesel analist ve eski İsrail askeri istihbarat subayı Dani Citrinowicz, New York görüşmelerinin Washington ve Tahran'ın temel tutumlarını değiştirmediğini söyledi. Citrinowicz, İran'ın Trump'ın ara seçimlerden önce daha geniş çaplı bir gerilimden kaçınmaya çalıştığına inandığı sürece büyük tavizler vermeye hazır olmayabileceğini belirtti.

frgthy
Pezeşkiyan, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Genel Kurul'a hitap ederken (Reuters)

Washington ise hassas bir denklemle karşı karşıya. ABD, Tahran'ı taviz vermeye zorlamak için baskıyı sürdürmek istiyor ancak Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmasının devam etmesinden ve bunun enerji piyasaları ile küresel ekonomi üzerindeki olası etkilerinden de kaçınması gerekiyor.

Tahran ise kuşatmanın kaldırılmasını ve ekonomik bir nefes alma imkânı elde etmeyi amaçlıyor ancak aynı zamanda müzakere kozlarının mümkün olduğunca büyük bölümünü elinde tutmak istiyor.

Bu denklem içinde olası bir anlaşmanın anahtarı, tarafların temel baskı kozlarından vazgeçtiklerini ilan etmek zorunda kalmadan ilk kazanımı elde etmelerine imkân sağlayacak aşamalı bir formülde yatıyor gibi görünüyor. Ancak daha önceki anlaşmaların çökmesinin ardından herhangi bir mutabakatın sürdürülebilirliğini güvence altına almak, Washington ve Tahran müzakerecilerinin önündeki en büyük sorun olmaya devam ediyor.