Seyfülislam Kaddafi'nin adaylığı Libyalıların yaralarını kanatıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi, 2011 protestolarına yönelik baskılar sırasında Seyfülislam Kaddafi'nin insanlığa karşı suç işlemekle itham ediyor.

Seyfülislam Kaddafi (AP)
Seyfülislam Kaddafi (AP)
TT

Seyfülislam Kaddafi'nin adaylığı Libyalıların yaralarını kanatıyor

Seyfülislam Kaddafi (AP)
Seyfülislam Kaddafi (AP)

Mustafa Ftis, 2011 yılında Eski Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'ye karşı düzenlenen protestolara katıldığı için ağır bir bedel ödedi. Trablus'un ana meydanında düzenlenen gösteriler sırasında güvenlik güçleri tarafında açılan ateş sonucunda bacağından vurulup, bir arabaya bindirilerek iki haftadan fazla bir süre alıkonulup çeşitli fiziksel ve psikolojik işkencelere maruz kaldığı dönemde çok sayıda ölü ve yaralı gördüğünü söylüyor.
Ftis'in 20 Şubat 2011 tarihinde gerçekleştiğini söylediği saldırı, Kaddafi rejimine karşı gösterilere yönelik baskıların zirvesinde geldi. Bu, Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam'ın Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından insanlığa karşı suç işlediği iddiasıyla geçici olarak suçlandığı bir baskı kampanyasının parçasıydı.
Seyfülislam UCM suçlamaları hakkında kamuoyu önünde yorum yapmadı. 2020 yılının Mart ayında avukatları, UCM’deki davayı düşürmede başarısız olmuştu. Reuters Ftis'in iddialarını bağımsız kaynaklardan doğrultamadığını, Seyfülislam’a yönelik suçlamalar hakkında görüş almak için  Kaddafi’nin avukatına da ulaşamadıklarını aktardı.

Yaraların kanaması
On yıl sonra Seyfülislam, babasının 2011'de silahlı muhalefet kurşunları tarafından devrilip öldürülmesinden bu yana on yıl süren kaos ve çatışmada beklenmedik bir dönüşle önümüzdeki 24 Aralık'ta yapılacak başkanlık seçimlerinde Libya lideri olmayı umuyor.
Seyfülislam, geçtiğimiz Mayıs ayında New York Times'a verdiği demeçte, 2015 yılında Libya mahkemesi tarafından savaş suçları işlediği iddiasıyla gıyabında mahkum edilmesi de dahil olmak üzere yasal sorunlarının, Libya lideri seçilmesi halinde müzakere edilebileceğinden emin olduğunu söyledi.
Seçimlerin, yürütülmesine ilişkin kurallar üzerindeki anlaşmazlıklar nedeniyle ertelenmesi muhtemel olsa da Seyfülislam'ın geri dönüş girişimi, 2011 baskılarının ve ailesinin yönetimine damgasını vuran onlarca yıllık baskının kurbanları için acı verici anıları canlandırıyor.
Ftis, “2011'de kelimenin tam anlamıyla acı çekiyorduk ve bu katliamın gerçekleşmesini beklemiyorduk. Beni ameliyat ettikten sonra bana işkence ettiler ve dikişleri zıpkınla söktüler” dedi.
Üç çocuk babası ve şu anda Trablus merkezli hükümetin bir çalışanı olan Ftis, "Bu katil Seyfülislam, 2011'de bizimle savaştı ve öldürdü. Biz de sonra onunla savaştık. İktidara gelirse bizi rahat bırakır mı? Bu imkansız" dedi.

'Zoraki hükümdar'
Seyfülislam'ın adaylığı, BM destekli bir barış sürecinin parçası olan seçimleri gölgede bırakan pek çok tartışmalı konudan biri. Eleştirmenler, hâlâ rakip silahlı gruplar tarafından kontrol bölgelerine bölünmüş bir ülkede seçimlerin nasıl yapılacağını sorguluyor ve seçimlere kimlerin katılabileceği konusundaki temel kurallar tartışma konusu olmaya devam ediyor. Sonuca itiraz etme ve dolayısıyla çatışmayı şiddetlendirme korkuları vardır.
London School of Economics mezunu olan 49 yaşındaki Seyfülislam, ayaklanmadan önce Kaddafi'nin açık varisi olarak görülüyordu. Ayaklanma sırasında ‘Reuters’e konuşan oğul Kaddafi, Libya'da savaşacaklarını ve Libya'da öleceklerini söyledi.
UCM, 2011 yılının Haziran ayında, 15-28 Şubat 2011 tarihleri ​​arasında işlendiği iddia edilen insanlığa karşı suçlarla ilgili olarak suç duyurusunda bulundu. Ekim 2011'de yakalanıp vurularak öldürülen babasıyla birlikte kendisi için de tutuklama emri çıkarmıştı.
UCM soruşturma hakimleri, devletin 2011 protestolarını ölümcül güç de dahil olmak üzere herhangi bir yolla caydırmak ve bastırmak için en üst düzeyde bir politika oluşturduğuna inanmak için makul gerekçeler buldu. Ayrıca Seyfülislam'ın resmi bir pozisyonu olmamasına rağmen, o sırada fiili bir başbakanın yetkilerine sahip olduğu tespit edildi.
Babasının öldürülmesinden günler sonra Seyfülislam, o zamandan beri kaldığı Zintan’dan savaşçılar tarafından yakalandı.

Hâlâ kaçak
12 Aralık’ta UCM Twitter hesabından yapılan yazılı açıklamada, Seyfülislam'ın hala suçları işlediğinden şüphelenildiği ve onu tutuklayıp mahkemeye nakletmek için dünya çapında devlet işbirliğine güvenildiği yinelendi. UCM, daha önce devlet başkanlarının uluslararası mahkemeler önünde cezai kovuşturmadan muaf tutulmamasına karar vermişti.
Geçtiğimiz ay seçime adaylığını açıklayan Seyfülislam, Kaddafi'nin sık sık giydiği kıyafete benzer geleneksel bir cübbe ve sarıkla kamuoyunun önüne çıktı. Bu, yaklaşık on yıldır ilk kez ortaya çıkışıydı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün yargı süreci ihlallerini baltaladığını söylediği bir dava, Libya mahkemesinin 2015 yılında ayaklanma sırasında işlendiği iddia edilen savaş suçlarından gıyaben mahkum etmesi nedeniyle adaylığı geçersiz sayıldı. Daha sonra bir temyiz mahkemesi, başkanlık yarışından uzak tutma kararını bozdu.
El-Ahdar (Yeşiller) olarak bilinen Seyfülislam yanlısı grup, bazı güney bölgelerinde, memleketi Sirte'de ve eski rejimi destekleyen bazı topluluklar arasında desteğe sahip.
Seçim olsun ya da olmasın, yeniden ortaya çıkışının şimdiden etkisi oldu.
Chatham House'da Libya uzmanı olan Tim Eaton, "Görüyorsunuz, insanlar onunla veya ona karşı farklı şekillerde ittifaklar kurmaya çalışıyor. Çoğu insan onun kazanabileceğine inanmakta zorlanıyor. Ancak önemli sayıda oy alacağı açık" dedi.
2011'de Kaddafi'ye karşı ayaklanan gruplar da dahil olmak üzere pek çok kişinin ona karşı harekete geçmesi bekleniyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü kıdemli Libya araştırmacısı Hanan Salah, Libya yasa koyucularının ve Libya halkının adaylık kriterlerini karşılayıp karşılamadıklarına ve 'bu kadar ağır bir mirasa sahip biriyle ilerlemek isteyip istemedikleri' karar vermeleri gerektiğini söylüyor. Salah, konuyla ilgili olarak “Bu durum, halen mevcut bir tutuklama emri kapsamında aranıyor olması gerçeğini değiştirmiyor. O bir kaçak ve Libya makamları onu tutuklayıp UCM'ye teslim etme konusunda yasal bir yükümlülük altında” şeklinde konuştu.



Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.