Muammer Kaddafi’den sonra Libya’da yaşanan dönüm noktaları

Libya halkı 24 Aralık'taki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini beklese seçim tarihinin ertelenmesi gündemde.

Libya, Kaddafi diktatörlüğünün 2011'de devrilmesinden bu yana hala çatışma ve krizler yaşıyor (AFP)
Libya, Kaddafi diktatörlüğünün 2011'de devrilmesinden bu yana hala çatışma ve krizler yaşıyor (AFP)
TT

Muammer Kaddafi’den sonra Libya’da yaşanan dönüm noktaları

Libya, Kaddafi diktatörlüğünün 2011'de devrilmesinden bu yana hala çatışma ve krizler yaşıyor (AFP)
Libya, Kaddafi diktatörlüğünün 2011'de devrilmesinden bu yana hala çatışma ve krizler yaşıyor (AFP)

Libya, Muammer Kaddafi'nin diktatörlük rejiminin 2011'de devrilmesinden bu yana kaosa sürüklenmesinden sonra on yıllık şiddetten kurtulmaya ve on yıllık bir çatışma ve güç mücadelesi sayfasını kapatmaya çalışıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı dosyaya göre işte karşınızda o zaman bu yana yaşanan önemli olaylar:

Kaddafi’nin devrilmesi
15 Şubat 2011 tarihinde ‘Arap Baharı’ olarak bilinen olayların ortasında, Libya'nın doğusundaki Bingazi'de, Kaddafi rejiminin şiddetli baskılarla karşı karşıya kaldığı protestolar başladı.
Bir ay sonra, 19 Mart'ta Washington, Paris ve Londra liderliğindeki bir koalisyon, Birleşmiş Milletler'den (BM) yeşil ışık aldıktan sonra Kaddafi güçlerinin karargahına büyük bir hava bombardımanı başlattı. Ardından operasyonun komutası NATO'ya geçti.
20 Ekim'de Kaddafi, Libya'nın başkentinin doğusundaki memleketi Sirte'de öldürüldü.
Üç gün sonra, o sırada ‘isyancıların’ siyasi aracı olan Ulusal Geçiş Konseyi, ülkenin ‘tam kurtuluşunu’ ilan etti.

Büyükelçiliklere saldırılar
7 Temmuz 2012'de Libyalılar, doğuda sabotaj ve şiddet eylemleriyle gölgelenen ülkenin ilk özgür yasama seçimlerinde Genel Ulusal Kongresi üyelerini seçtiler.
Bir ay sonra, Ulusal Geçiş Konseyi yetkilerini Genel Ulusal Kongre'ye (parlamento) devretti.
2012 yılının Eylül ayı ve 2013 yılının Nisan ayında Fransız büyükelçilikleri, iki saldırıya maruz kaldı. İlk saldırıda Büyükelçi Christopher Stevens dahil dört ABD’linin ölümüne neden oldu. İkincisinde iki Fransız muhafız yaralandı. Bunun ardından çoğu yabancı elçilik kapılarını kapattı ve çalışanları ülkeyi terk etti.
Yabancı işçiler ve diplomatik misyonlar, milis üyeleri veya aşırılık yanlısı gruplar tarafından saldırıya uğradı ve kaçırıldı.

İki parlamento ve iki hükümet
2014 yılının Mayıs ayında emekli Tümgeneral Halife Hafter, doğu Libya'daki silahlı aşırılık yanlısı gruplara karşı bir operasyon başlatıldığını duyurdu. Doğu bölgesinden subaylar, Hafter’in kurduğu ‘Libya Ulusal Ordusu’ saflarına katıldı.
Aynı yılın Haziran ayında, çoğunluğu onu boykot eden İslamcılara karşı olan yeni bir parlamento seçildi.
Ancak Ağustos ayının sonunda, haftalarca kanlı çatışmalardan sonra, aşırılık yanlısı gruplar da dahil olmak üzere birçok silahlı fraksiyonu içeren Libya Şafağı (Fecr-i Libya) Koalisyonu, başkent Trablus'un kontrolünü ele geçirdi. Genel Ulusal Kongre, eski parlamentoyu yeniden canlandırdı ve yeni bir hükümet kurdu.
Ülkenin doğusundaki istikrarlı parlamentodan bir hükümet daha çıktı. Artık Libya'nın iki parlamentosu ve iki hükümeti vardı.

Ulusal Mutabakat Hükümeti
Aylarca süren müzakerelerin ardından 2015 yılının Aralık ayında sivil toplum temsilcileri ve milletvekilleri, Fas'ın Suheyrat kentinde BM himayesinde bir anlaşma imzaladı ve Ulusal Mutabakat Hükümeti ilan edildi.
2016 yılının Mart ayında Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayez es-Serrac başkent Trablus'a taşınmayı başardı. Ancak doğuda Hafter ve parlamentonun desteklediği paralel hükümet ona karşı çıktı.
2017 yılının Temmuz ayının başlarında, mareşalliğe terfi eden Hafter, üç yıllık savaşın ardından Bingazi'nin aşırılık yanlılarından ‘tamamen kurtarıldığını’ duyurdu.
2018 yılının Haziran ayının sonlarında aşırılık yanlılarının kalesi ve doğuda kontrolü dışında kalan tek şehir olan Derna'yı ele geçirdi.

Trablus çatışmaları
2019 yılının başlarında Hafter, ülkenin güneyini ele geçirmeye başladı. Yerel aşiretlerin desteğiyle, ülkenin en büyük petrol sahalarından biri olan Sebha ve Şerara'yı savaşmadan ele geçirdi.
4 Nisan'da güçlerine Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne sadık güçlerin şiddetli direnişiyle karşılaştıklarında Trablus'a doğru ‘ilerlemelerini’ emretti.
Aynı yılın Kasım ayının başlarında, New York Times, Libya'da özel güvenlik için Rus ‘Wagner’ grubundan paralı askerlerin konuşlandırıldığını bildirdi.
Aralık ayında bir BM raporu, birkaç şirket ve ülkenin 2011'den bu yana Libya'ya uygulanan silah ambargosunu, savaşan iki kampa silah teslim ederek veya savaşçı göndererek ihlal ettiğini bildirdi.

Ateşkes anlaşması
5 Ocak 2020 tarihinde Ankara, Trablus hükümetini desteklemek için Türk askerlerinin konuşlandırılmasının başladığını duyurdu. Bu, Haziran ayı başında Hafter güçlerinin Trablus'a yönelik saldırının başlatıldığı batıdaki son kalesi olan Tarhuna'nın kontrolünü geri aldıklarını açıklayan Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne bağlı güçlerin ilerlemesinin önünü açtı.
23 Ekim 2020'de, çatışmanın tarafları, BM himayesinde Cenevre'de beş gün süren görüşmelerin ardından ‘derhal etkili’ kalıcı bir ateşkes anlaşması imzaladı.
Aynı ayın 26'sında, Ulusal Petrol Şirketi son devre dışı bırakılan petrol sahasının yeniden açıldığını duyurdu.
13 Kasım 2020'de BM, Tunus'ta bir araya gelen Libyalı delegelerin 24 Aralık 2021'de genel seçimlerin yapılması konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu.

Seçim kampanyalarının başlaması
5 Şubat 2021'de, Libyalı taraflar arası diyaloğa katılanlar, Cenevre'de BM himayesinde yapılan toplantılarda, Abdulhamid Muhammed ed-Dibeybe'yi üç üyeli bir başkanlık konseyi ile birlikte geçiş dönemi için başbakan olarak seçtiler.
10 Mart'ta geçiş hükümeti Parlamento’dan güvenoyu aldı ve Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Doğu Hükümeti'nin yerini aldı.
22 Eylül'de Halife Hafter, başkanlık seçimlerine hazırlık için askeri görevlerini askıya aldı.
4 Ekim'de doğudaki parlamento, yasama seçimlerini düzenleyen yasayı kabul etti. Ancak parlamentonun ikinci bir organı olan Trablus merkezli Danıştay, bu yasaya ve 9 Eylül yasasına itiraz etti.
Parlamento daha sonra oylama tarihlerini değiştirdi. Başkanlık seçimlerinin 24 Aralık'ta yapılması ve yasama seçimlerinin bir ay sonra yapılması planlandı.
Geçtiğimiz 8 Kasım'da seçimler için adaylıkların açıklanması için kapı açıldı.

Seçimler yapılmayabilir
12 Kasım'da uluslararası toplum, ‘kapsayıcı’ ve ‘güvenilir’ seçimler için çağrıda bulunarak, seçimleri engelleyen herkese yaptırım tehdidinde bulundu.
Ancak Kasım ayının sonunda İçişleri Bakanı Halid Mazen, ‘ihlallerin artması’ nedeniyle başkanlık seçimlerinin zamanında yapılıp yapılamayacağının şüpheli olduğunu söyledi.
1 Aralık'ta BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) Başkanı’nın demokratik bir oylama için koşulların karşılanmadığını düşünmesinin ardından seçimlerin ‘sorunun bir parçası’ olmaması gerektiğini vurguladı.
11 Aralık'ta Libya Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu, başkanlık adaylarının nihai listesinin yayınlanmasını erteleyerek, seçimlerin planlanan 24 Aralık tarihinde yapılması olasılığını daha da ortadan kaldırdı.



Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.