Irak’ta Kürtler ve Sünniler müzakerelere başlamaya hazırlanıyorlar

Kürt ve Sünni partiler arasında düzenlenecek müzakerelerin hedefinde Sadr ile Koordinasyon Grubu arasında tercih yapılması var.

Irak’ta Kürtler ve Sünniler müzakerelere başlamaya hazırlanıyorlar
TT

Irak’ta Kürtler ve Sünniler müzakerelere başlamaya hazırlanıyorlar

Irak’ta Kürtler ve Sünniler müzakerelere başlamaya hazırlanıyorlar

Irak’ta seçimin kazananı Sadr Hareketi ile Şii Koordinasyon Grubu arasındaki ihtilafların çözülmesi için bir buçuk aydır bekleyişte olan Kürtler ve Sünni Araplar artık bu bekleyişe son vermek ve iki rakip grup arasında  tercih yapmak için müzakerelere başlama kararı aldılar.
Sadr Hareketi yetkilileri ile seçim sonuçlarını reddeden Şii Koordinasyon Grubu (Fetih Koalisyonu, Kanun Devleti Koalisyonu, Devlet Güçleri, Ulusal Sözleşme, Fazilet ve Nasr Koalisyonu) yetkilileri hem iki rakip kamp arasında hem de ortaklarla (Kürt ve Sünni partiler kastediliyor) uzlaşıya varmak için ortak bir komite kurma kararı aldıklarını duyurdular. Ortaklar ise özellikle Federal Mahkeme’nin taraflar uzlaşma sağlamadan seçim sonuçlarını onaylamama ve itirazları değerlendirmeme niyetinde olduğunu anlamalarının ardından savaş meydanına inme kararı aldılar. Federal Mahkeme’nin Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu’nun seçim sonuçlarını iptal etme talebinin görüşülmesini 22 Aralık’a erteleme kararı alması tüm taraflara, özellikle de Kürt ve Sünni partilere, cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanının seçimi başta olmak üzere bir sonraki hükümetin kurulmasıyla ilgili nasıl bir mekanizmanın izleneceği hususunda kendi içinde bölünen Şii ortaklarının nabzını yoklamak adına hesaplarını yeniden gözden geçirme ve önceliklerini belirleme fırsatı yarattı.
Şii cephedeki siyasi parti ve gruplar, Federal Mahkeme’nin sonuçları iptal etme niyetinde olmadığı kanaatine vardı. Fakat bu partiler aynı zamanda, özellikle Anayasa’nın Federal Mahkeme’ye sonuçları onaylama noktasında belli bir süre sınırlaması getirmemesinden faydalanarak sonuçların onaylanmasında acele edilmemesini talep ediyorlar. Bu durum, en büyük meclis bloğuyla ilgili çekişmelere başlamadan önce, ister Şiiler arasında ister Kürt ve Sünnilerle olsun uzlaşıya gidileceği anlamına geliyor.
Federal Mahkeme daha önce ülkede düzenlenen dört seçimde, Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği’nin seçim sonuçlarını kendisine göndermesinden birkaç gün sonra onayladı. Şimdi ise ‘en büyük meclis bloğu’ adında ve uzlaşı isteyen bir sorunla karşı karşıya. 74 sandalye ile seçimin kazananı pozisyonunda bulunan Sadr Hareketi ile bu seçimde bazı taraftarlarını kaybetse de toplam sandalye sayıları Sadr Hareketi’ne yakın olan Koordinasyon Grubu arasındaki ihtilaflar sürerken her iki taraf da ‘en büyük meclis bloğunu’ oluşturmak amacıyla meclis çatısı altından düzenlenecek ilk oturumda Kürt ve Sünni partileri kendi taraflarına çekmek için çabalayacaklar.
Hukuk uzmanları, siyasi partilerin, ‘en büyük meclis bloğunun’ seçimde en fazla sandalye kazanan seçim listesi mi olduğu yoksa meclis çatısı altında mı kurulacağı meselesinde bir kez daha Federal Mahkeme’den içtihadını açıklamasını talep etme yoluna gidebileceği görüşündeler. Sadr Hareketi en büyük meclis bloğunun kendisi olduğunda ısrar ederken rakibi Koordinasyon Grubu ise Federal Mahkeme’nin 2010 ve 2014 seçimlerinde yaptığı içtihada yöneliyorlar. 2018 seçimlerinde en büyük meclis bloğu sorunu, Mukteda es-Sadr’ın desteklediği Sairun Koalisyonu ile Fetih Koalisyonu arasında kurulan kırılgan bir uzlaşı ile aşıldı. İki taraf söz konusu dönemde anayasaya aykırı olan bu formülü ‘Irak en büyük meclis bloğundan daha büyüktür’ sloganı ile savundu. Ancak şu an bu formülden bahseden herhangi bir siyasi taraf yok.
Amiri ve Sadr’ın 2018’de Adil Abdulmehdi başkanlığında kurduğu hükümet, Ekim Ayaklanması olarak isimlendirilen büyük kitlelerin düzenlediği gösteriler nedeniyle uzun ömürlü olmadı ve istifa etti. Akabinde Mustafa el-Kazımi başkanlığında kurulan hükümet ülkeyi erken seçimlere hazırladı ve seçim yasasında değişiklikler yaptı. Siyasi arenada yaşanan tüm bu değişiklikler, bu seferki uzlaşmaların yapısının farklı olacağına işaret ediyor. Zira bu sefer hükümetin kurulmasında ve bakanlık koltuklarının dağıtılmasında kazanan ve kaybeden taraflar olması gerekiyor. Kürt ve Sünni partiler siyasi denklemde marjinalleştirilmeleri sebebiyle bu sefer sadece hükümet ortağı değil aynı zamanda ülkedeki karar alma mekanizmasına da ortak olmak istediklerini belirtere bu talebi kabul eden Şii tarafla uzlaşma yoluna gideceklerini ilan ettiler.
Ancak ne var ki ihtilaflar sadece Şii cephe ile sınırlı değil. Aynı zamanda Kürt ve Sünni partilerin içinde de ihtilaflar bulunuyor. Nitekim Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) kesin olmayan seçim sonuçlarına göre kazandığı iki sandalyeyi, itirazların değerlendirilmesinden sonra kaybetmesi ve dolayısıyla Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) yüzde 50+1’i kaybetmesinden Cumhurbaşkanı Berhem Salih’i sorumlu tutması sebebiyle Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arası açıldı. Zira Cumhurbaşkanı Salih, KYB’nin önde gelen yöneticileri arasında bulunuyor. İki taraf arasındaki bu gerginlik cumhurbaşkanlığı adayının seçimine ciddi bir şekilde yansımaya başladı. Nitekim cumhurbaşkanı adayının seçimi, Kürt cephesindeki partiler arası uzlaşmaya ve Şii cephenin yeşil ışık yakmasına bağlı. Yüzde 50+1 yani 166 vekilin oyu gereken başbakan ve meclis başkanı seçiminden farklı olan cumhurbaşkanının seçiminde Meclis’in üçte iki çoğunluğu, yani 266 vekilin oyu gerekiyor.
Sünni Araplara gelince... Şarku’L Avsat’ın edindiği bilgilere göre Sünni cephenin önde gelen iki siyasi grubu, Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Takaddum (İlerleyiş) Partisi ile Hamis el-Hancer liderliğindeki Azim Koalisyonu arasında meclis başkanlığı koltuğuyla ilgili ihtilaf sürüyor. Bu nedenle Kürt ve Sünni partiler, cumhurbaşkanlığı ve meclis başkanlığı koltuklarını kendi adaylarının almasını sağlayacak yeterli oyu garanti etmek için güçlü bir Şii siyasi gruba yanaşmaya çalışıyor.
Şii cephede ise hem Sadr Hareketi hem de Koordinasyon Grubu, Kürt ve Sünni partilerin desteğine ihtiyaç duyuyorlar. Zira Sadr Hareketi çoğunluk hükümeti kurmak isterken Koordinasyon Grubu ise uzlaşı hükümeti kurmak için çalışıyor. Federal Mahkeme anayasada seçimleri belirli bir süre içinde onaylamasını gerektirecek bir madde olmamasının arkasına sığınmaya devam ediyor. Dolayısıyla tarafların uzlaşmasını beklemekten başka bir seçenek kalmıyor.



Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.