Irak'ta Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalma tarihi yapılar yok oluyor

Bağdat'ın tarihi dokusu kasıtlı olarak mı bozuluyor?

Ekran görüntüsü
Ekran görüntüsü
TT

Irak'ta Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalma tarihi yapılar yok oluyor

Ekran görüntüsü
Ekran görüntüsü

Cabbar Zeydan
Irak'ın başkenti Bağdat ve diğer iller, Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalma tarihi ve estetik mimari tasarımlarla doludur. Ancak son yaşananlar, örneğin şanşul (müşrefiye/cumba) gibi Irak’a özgü özelliklerden yoksun ve Irak tarihiyle uzaktan-yakından hiçbir ilgisi olmayan evlerin ve binaların inşa edilmesinden tamamen farklı bir durumdur.
Bağdat'ın Kazımiye, Azemiye, Hayderhane, Bab eş-Şeyh ve diğerleri gibi eski semtlerine yaklaşan biri, hemen Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalma binaları ve tarihi yapıları görür. Fakat ihmal nedeniyle bu binalardan, evlerden ve tarihi eserlerden bazıları ticari malların depolandığı yerler haline geldi. Şehrin statüsü, tarihi ve mirası dikkate alınmadan inşa edilen yeni binalar Irak'ın başkentinde birçok önemli noktada tarihi dokunun bozulmasına yol açtı.

Mimari, siyasi gerçekliğin bir yansımasıdır
Iraklı mimar ve akademisyen Dr. Venus Suleyman, konuyla ilgili tartışmanın neredeyse tüm devlet kurumlarını ilgilendirdiğine inanıyor. Asırlar boyunca mimarisiyle ülkenin kimliğini oluşturan medeniyet hazineleri olan tarihi yapılarla ilgili karar verme ve bu konuyu konuşma sorumluluğunun tüm devlet kurumlarına ait olduğunu söyleyen Dr. Suleyman, “Örneğin Bağdat'ın tarihi şehir merkezindeki her bir yapının siyasi, sosyal, ekonomik ve diğer boyutlarıyla ülke tarihinin bir bölümünü anlatan bir kolaj tablosu oluşturduğunu görüyoruz. Bu tabloda modern mimarinin çok nadir parçaları dahi yer alıyor. Aynı zamanda Bağdat’ın mimari kimliğini şekillendirmede önemli bir etkisi olan her çağdan yapılar da bulunuyor” ifadelerini kullandı.

“Peki, biz bu zengin mirası korumanın neresindeyiz?” diye soran Dr. Suleyman, şunları söyledi:
“Bu zengin mirasa ait ne varsa ciddi şekilde ihmal edildiklerini görmek çok üzücü. Eğer bu ihmal devam ederse, bu mirasın büyük bir bölümünün yok olacağı onunla birlikte tüm tarihi sileceği bir aşamaya geleceğimizden korkuyorum. Avlusu olan cumbalı evleri ne kadar koruyoruz? Tüm bu sokakları korumanın ve içlerinde olanı canlandırmanın neresindeyiz? Bağdat'ın merkezindeki tarihi binaları korumak için ne yapıyoruz? Bağdat'taki Le Corbusier binasını ve Iraklı mimar Rifat el-Çadırcı ile diğer mimarların eserlerini koruyabiliyor muyuz? Korumak derken yüzeysel, genelleştirilmiş anlamını kastetmiyorum. Daha ziyade sürdürülebilir bir ekonomik ve sosyal kalkınma yaratmak için şehrin mimari kimliğine ve bu topraklarda kök salmış güçlü bir gelecek temeline dayanarak bu mirasın daha uzun yıllar korunmasını garanti eden tüm strateji ve yatırım mekanizmalarını kastediyorum.”
Dr. Suleyman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bağdat'ın tarihi şehir merkezinin ara sokaklarından, örneğin er-Reşid Caddesi'nden Edfiş Binası'na doğru geçtiğimde, tarihi Mercan Camii'ni geçince solda aralarında er-Rafideyn Bankası’nın binasının da olduğu binalar sıralanıyor. Her biri koca bir tarihe tanıklık ediyor. Irak'ta bir dönem yaşanan tüm siyasi, sosyal ve ekonomik detaylarıyla özetliyor. Harap haldeki görüntüleri karşısında içimi büyük bir hüzün kaplıyor. Bu binalar düzgün bir şekilde korunup yatırım yapılsa nasıl olur diye aklımda canlandırmaya çalışıyorum. Eski kahvehanelerden ve dükkanlardan el-Kubbanci’nin, Nazım el-Gazali’nin ve Salima Pasha’nın şarkılarını duymayı hayal ediyorum. Çay satılan Irak’a özgü seyyar arabaları ve yöresel yemek mekanlarını görür gibi oluyorum.  Turizmin zirvede olduğunu, yabancı turistlerin bu tarihin tadını çıkardığını ve tarihiyle gurur duyan, geleceğini net gören güzel gençlerimiz için iş olanaklarına yatırım yapıldığını hayal ediyorum. Ölümsüz Dicle Nehri'nden bir esintinin gelip hepimizi Binbir Gece Masalları'nın yeni bir hikayesine alıp götürdüğünü düşünüyorum. Sonra otobüslerin gürültüsüyle bu hayallerden uyanıyorum. Başımı kaldırıp baktığımda çöp ve toprak yığınları, bakımsızlıktan yıkılmak üzere olan virane haldeki binaları görüyorum.”

Tam bir yıkım
Asıl sorunun burayı kurtarmak için yapılanların dahi kelimenin tam anlamıyla bir yıkım olması olduğunu söyleyen Dr. Suleyman, bunun nedenini alanında uzman olmayan kişiler tarafından rastgele tasarlanıp uygulanan çalışmalar olduğunu belirtti. Herhangi bir mimarın, tarihi yapılarla ilgilenmesini düşünmenin son derece tehlikeli olduğunun altını çizen Dr. Suleyman, “Bunun için tarihi koruma alanından uzmanlar, mimarlar, yurttaşlar, tarihçiler, sosyologlar ve diğerleri dahil olmak üzere çeşitli alanlarda uzman kişilerle çalışılması gerektir” diye konuştu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberinde Modern mimariye de değinen Dr. Suleyman, şunları söyledi:
“Ne yazık ki, modern mimarinin durumu da zengin tarihi mimarinin durumundan daha parlak değil. Irak’ın mimarlık alanı, şu an bir modern yerel mimari kimliği oluşturmak için gerekli temellere sahip değil. Bunun çok fazla nedeni olsa da başında bu konuda ilgili mevzuatların ve kanunların çıkarılması ve uygulanmasındaki boşluklar geliyor.  Modern yerel mimarinin sorunu, kimliklerini oluşturacak her şeyi kaybetmiş olmasıdır. Örneğin, şehrin mimari dokusundan, Bağdat sokaklarından, ihtişamlı balkonları ve detaylarıyla zengin avlulu evlerinden bahsettiğimizde iki temel kriter karşımıza çıkıyordu. Bunlardan birincisi yerel iklim ortamına uyum, ikincisi ise toplum yapısındaki sosyal ve dini inanca uyumdur. Bu iki kriter temelinde yapılar şehirlerin özelliklerinden, zenginliklerinden ve çeşitliliğinden inşa edilmiştir.  Bu da onları sürdürülebilir mimarinin tanımı olarak adlandırılabilecek en iyi örnekler listesine dahil ediyor. Bu iki kriterden hareketle yerel mimarinin kimliği belirli bir mekânsal ve zamansal bağlamda ortaya çıkmış ve eserlerin çeşitliliğine rağmen, onu tüm canlı özellikleriyle güçlü bir yapı yapan ortak temeller üzerinde kurmuştur. Şimdi, binaların yapımında ne gibi standartlar benimsenecek? İklimsel çevrenin neresindeyiz? Modern mimari kimliğinin oluşturulmasında temel kriter olarak alınabilecek toplumsal kriterler nelerdir? Kanun yapıcıların buradaki rolü nedir? Eğer bir rolleri varsa, bu rolü ne ölçüde üstleniyorlar?”
Iraklı mimar, bir mimar olarak cumbaların biçimsel olarak ayrı bir parça değil, bütün bir sistemin ayrılmaz bir parçası olduğu ve bu sistem içindeki temel işlevi için bir zorunluluk olduğu kanısına vardığını belirterek, “Çözüm, geçmişte mimariden ve şehrin dokusundan rastgele koparılan ve modern zamana yeniden entegre edilen yapısal unsurları tekrar etmemek” değerlendirmesinde bulundu. Çözümün ancak olabilecek her şeyi yeniden gözden geçirmekte yattığını söyleyen Dr. Suleyman, “Modern yerel mimari kimliğini oluşturmak için günümüzde dayandırılabilecek temel kriterler netleştirilmeli ve geçmişin mimarisinde başarılı olan çalışma mekanizmaları öğrenilmeli” dedi.
Tüm bunları ülkenin siyasi durumuyla ilişkilendiren Dr. Suleyman, “Mimari aslında herhangi bir bağlamda ülkenin siyasi gerçekliğinin bir yansımasıdır. Eğer yukarıda bahsettiklerim hakkında net ve iyi çalışılmış bir vizyona sahip olursak işte ancak o zaman Bağdat ve Irak'ta, eğitimli ve geçmişin deneyim zenginliğini ve geçmişin mimarisini dikkate alarak modern yerel mimarinin kimliğini oluşturmaya yönelik olumlu bir adım atabiliriz.”

Hülagü ve askerlerinin Bağdat'a yaptıkları saldırılara benzeyen bir görüntü
Yazar Ahmed Sabri, konuyla ilgili bir makalesinde şunları yazdı:
“Tüm dünyanın kendi mirasına ve tarihine önem verdiği, tarihi anıtları müze ve sanat galerilerine dönüştürdüğü bir dönemde, bir zamanlar dünyanın metropolü olan bir şehrin hikayesini anlatan bu simge yapıların yok olması Bağdat mimarisinin büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Başkent, özellikle Irak’ın 2003 yılındaki işgalinden sonra etkisi büyük ölçüde görülen aşırı ihmal nedeniyle kaybolmaya yüz tutan çehresini korumak için direniyor. Bağdat mimarisi ile ilgilenen uzman bir grup, Bağdat'a ve tarihine karşı bu yıkıcı duruma bir son vermek için şehrin statüsünü, tarihini ve medeniyeti ile ilgili düzenlenen bir sempozyum aracılığıyla Bağdat’ın tarihini ve bugününü, Arap ve İslami mirasını korumanın yolları ve onu vaat edilen modern döneme taşıma yollarını ele aldılar. Araştırmacılar ve Bağdat mimarisiyle ve onun parlak yüzüyle ilgilenenler, Bağdat'ın statüsü ve tarihteki rolüyle, şehrin özelliklerinin, geleneksel dokusunun ve İslami yapılarının özelliklerinin korunmasıyla, Bağdat'taki modern binaların nasıl korunacağıyla ve yok olmaya yüz tutan zenginliklerin kurtarılmasıyla ilgili görüşlerini sundular. Her ne kadar bu simge yapılar ihmal edilmiş olsa da Bağdat'ın tarihine ve geçirdiği birçok değişikliğe tanıklık etmektedir. Eski Bağdat evleri, tasarım, estetik, titiz detaylar ve yapılış yöntemleri ile büyük detaylarda benzerlik göstermektedir.”
Yazar Sabri, makalesine şöyle devam etti:
“Bağdat Belediyesi Basın Sorumlusu Selim el-Bekir'e göre Bağdat'ın evlerinin soğuk olması için avluya giren hava yukarıya doğru yükseliyor ve bu döngü devam ediyor. Bu da evlerin sisteminin ekolojik ve entegre olmasını sağlıyor. Evin dış cephesine estetik bir görüntü ve aileler için kendilerine özel bir alan imkanı veriyor.  Aynı şekilde cumbalar, günün büyük kısmında sokaklarda gölgelik görevi görüyor. Böylece bu mimari yapı, pek çok noktada başarıya imza atıyor. “
Bu evlerin ve binaların çoğunun, özellikle hane halkının göçünden sonra sadece birer süse dönüştüklerini belirten Sabri, “Bu evlerin, yeniden inşasına veya restorasyonuna yönelik adımlar atılmadan ihmal edilmeye devam edilmesi, onları yok olma tehlikesiyle kaşı karşıya bırakıyor. Bu evlerin tam olarak kaç adet olduğu bilinmiyor. Çoğu yıkıldı, tahrip edildi veya yerlerine modern binalar dikmek için şüpheli yollarla satıldı” dedi.
Bağdat mimarisini ve bu yapıları korumanın yollarıyla ilgilenenler, Bağdat'ın eski ve güzel çehresine ait bu tarihi evlerin sahiplerinin evleri elden çıkarmalarını önlemek için bağlayıcı yasalar çıkarmanın gerekli olduğunu düşünüyorlar. Yazar Sabri’ye göre restorasyona ihtiyaç duyan gerçek ev sayısını öğrenmeye yönelik başlatılan çalışmalar halen devam ediyor.
Bağdat'ın ‘hırsızlar’ tarafından işgal edilmesinin ardından şehrin tarihi yapılarının yağmalandığını ve saygısızlığa uğradığını belirten yazar Sabri, “Ortaya Hülagü ve askerlerinin Bağdat'a düzenlediği saldırı sonrasına benzer bir sahne çıktı. Ancak bu şehir, tarih boyunca işgallere ve saldırılara karşı direnmiş, halka korku salmaya yönelik yıkımları ve vandallığı durdurmak için direnirken büyük bedeller ödemiştir” ifadelerini kullandı.



İsrail, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da 16 Filistinliyi öldürdü

Ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde hedef alınan polis aracı (AFP)
Ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde hedef alınan polis aracı (AFP)
TT

İsrail, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da 16 Filistinliyi öldürdü

Ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde hedef alınan polis aracı (AFP)
Ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde hedef alınan polis aracı (AFP)

Sağlık yetkilileri, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da 16 Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı. Bu, haftalardır kaydedilen en yüksek vefat sayısının görüldüğü günlerden biri olarak kayıtlara geçti. Aynı zamanda İsrail, Lübnan ve İran’a yönelik saldırılarını sürdürdü.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Gazze Şeridi’ndeki sağlık görevlileri ve İçişleri Bakanlığı, ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde gerçekleşen İsrail hava saldırısında bir üst düzey polis yetkilisi ile sekiz kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, çoğunluğu yoldan geçen kişiler olmak üzere en az 14 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Dün sabah saatlerinde ise sağlık yetkilileri, Nuseyrat Mülteci Kampı’na düzenlenen bir başka hava saldırısında, hamile bir kadın ve çocuğunun bulunduğu bir aileden üç kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu.

safrgt
İsrail’in Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta bir eve düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden Filistinlilerin cenaze töreninden (Reuters)

İsrail ordusu, dün Gazze’ye düzenlediği saldırının, bir gün önce Hamas mensuplarının İsrail güçlerine ateş açmasına karşılık olduğunu açıkladı.

Ordu, polisin hayatını kaybettiği saldırıya mı yoksa Nuseyrat’taki saldırıya mı atıfta bulunduğunu belirtmedi. İşgal altındaki Batı Şeria’da ise Filistin sağlık yetkilileri, İsrail güçlerinin bir aileden anne, baba ve iki çocuğu araçlarında katlettiğini açıkladı. İsrail ordusu, olayla ilgili inceleme yürüttüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi, 7 Ekim 2023’te Hamas önderliğindeki saldırıların ardından patlak veren ve iki yıl süren yıkıcı savaşın ardından geçtiğimiz ekim ayında yürürlüğe giren ateşkesten bu yana tekrarlanan şiddet dalgalarına tanık oldu.

Bölge sakinleri, sağlık görevlileri ve analistlere göre, ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlangıcında Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılar azalmış, ancak daha sonra yeniden artış göstermeye başlamıştı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık yetkilileri, İsrail’in İran’la savaşın başlamasından bu yana en az 36 Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı.

Öte yandan Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, ekim ayındaki ateşkesten bu yana en az 670 kişinin İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybettiğini duyurdu. İsrail ise aynı dönemde Gazze’de militanlar tarafından dört askerinin öldürüldüğünü açıkladı.

“Bize doğrudan ateş açıldı”

Batı Şeria’daki Tammun kasabası sağlık yetkilileri, 37 yaşındaki Ali Halid Beni Avde, eşi 35 yaşındaki Vâd ve çocukları 5 yaşındaki Muhammed ile 7 yaşındaki Osman’ın başlarından vurularak öldürüldüğünü, iki çocuğun da yaralandığını açıkladı.

İsrail ordusu, Tammun’da ‘güvenlik güçlerine karşı terör faaliyetlerine karıştıkları’ iddiasıyla aranan Filistinlileri yakalamak için bir operasyon düzenlendiğini duyurdu.

Ordu açıklamasında, “Operasyon sırasında bir araç hızla kuvvetlere doğru ilerledi. Kuvvetler bunu doğrudan bir tehdit olarak görüp ateş açtı. Sonuç olarak, araçtaki dört Filistinli öldü. Olayın ayrıntıları inceleniyor” ifadeleri yer aldı.

Hayatta kalan çocuklardan 12 yaşındaki Halid, Reuters’a verdiği röportajda, annesinin ağladığını ve babasının dua ettiğini duyduğunu, ancak diğer kardeşlerinden hiçbir ses gelmediğini, ardından aracın kurşun yağmuruna tutulmasıyla sessizlik çöktüğünü anlattı.

Halid, “Bir anda doğrudan ateş açıldı. Araçtaki herkes hayatını kaybetti, sadece ben ve kardeşim Mustafa kurtulduk” dedi.

sdfergty
Filistinli Mustafa, dün onları taşıyan araca ateş açan İsrail askerleri tarafından yaralandı; aynı saldırıda anne babası ve iki kardeşi hayatını kaybetti. (AFP)

Halid, askerlerin onu araçtan çıkardıktan sonra kendisine, “Köpekleri öldürdük” dediklerini aktardı.

Filistin Sağlık Bakanlığı, bir Filistinlinin de gece saatlerinde yerleşimciler tarafından düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybettiğini açıkladı.

İnsan hakları örgütleri ve sağlık görevlileri, Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimcilerin, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında uygulanan hareket kısıtlamalarını fırsat bilerek Filistinlilere saldırdıklarını belirtiyor. Ayrıca, askeri kontrol noktalarının ambulansların kurbanlara hızlı ulaşmasını engellediği vurgulanıyor.

Filistin Sağlık Bakanlığı, yerleşimcilerin şubat ayı sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte Batı Şeria’da en az beş Filistinliyi öldürdüğünü bildirdi.


Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.