Irak'ta Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalma tarihi yapılar yok oluyor

Bağdat'ın tarihi dokusu kasıtlı olarak mı bozuluyor?

Ekran görüntüsü
Ekran görüntüsü
TT

Irak'ta Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalma tarihi yapılar yok oluyor

Ekran görüntüsü
Ekran görüntüsü

Cabbar Zeydan
Irak'ın başkenti Bağdat ve diğer iller, Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalma tarihi ve estetik mimari tasarımlarla doludur. Ancak son yaşananlar, örneğin şanşul (müşrefiye/cumba) gibi Irak’a özgü özelliklerden yoksun ve Irak tarihiyle uzaktan-yakından hiçbir ilgisi olmayan evlerin ve binaların inşa edilmesinden tamamen farklı bir durumdur.
Bağdat'ın Kazımiye, Azemiye, Hayderhane, Bab eş-Şeyh ve diğerleri gibi eski semtlerine yaklaşan biri, hemen Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalma binaları ve tarihi yapıları görür. Fakat ihmal nedeniyle bu binalardan, evlerden ve tarihi eserlerden bazıları ticari malların depolandığı yerler haline geldi. Şehrin statüsü, tarihi ve mirası dikkate alınmadan inşa edilen yeni binalar Irak'ın başkentinde birçok önemli noktada tarihi dokunun bozulmasına yol açtı.

Mimari, siyasi gerçekliğin bir yansımasıdır
Iraklı mimar ve akademisyen Dr. Venus Suleyman, konuyla ilgili tartışmanın neredeyse tüm devlet kurumlarını ilgilendirdiğine inanıyor. Asırlar boyunca mimarisiyle ülkenin kimliğini oluşturan medeniyet hazineleri olan tarihi yapılarla ilgili karar verme ve bu konuyu konuşma sorumluluğunun tüm devlet kurumlarına ait olduğunu söyleyen Dr. Suleyman, “Örneğin Bağdat'ın tarihi şehir merkezindeki her bir yapının siyasi, sosyal, ekonomik ve diğer boyutlarıyla ülke tarihinin bir bölümünü anlatan bir kolaj tablosu oluşturduğunu görüyoruz. Bu tabloda modern mimarinin çok nadir parçaları dahi yer alıyor. Aynı zamanda Bağdat’ın mimari kimliğini şekillendirmede önemli bir etkisi olan her çağdan yapılar da bulunuyor” ifadelerini kullandı.

“Peki, biz bu zengin mirası korumanın neresindeyiz?” diye soran Dr. Suleyman, şunları söyledi:
“Bu zengin mirasa ait ne varsa ciddi şekilde ihmal edildiklerini görmek çok üzücü. Eğer bu ihmal devam ederse, bu mirasın büyük bir bölümünün yok olacağı onunla birlikte tüm tarihi sileceği bir aşamaya geleceğimizden korkuyorum. Avlusu olan cumbalı evleri ne kadar koruyoruz? Tüm bu sokakları korumanın ve içlerinde olanı canlandırmanın neresindeyiz? Bağdat'ın merkezindeki tarihi binaları korumak için ne yapıyoruz? Bağdat'taki Le Corbusier binasını ve Iraklı mimar Rifat el-Çadırcı ile diğer mimarların eserlerini koruyabiliyor muyuz? Korumak derken yüzeysel, genelleştirilmiş anlamını kastetmiyorum. Daha ziyade sürdürülebilir bir ekonomik ve sosyal kalkınma yaratmak için şehrin mimari kimliğine ve bu topraklarda kök salmış güçlü bir gelecek temeline dayanarak bu mirasın daha uzun yıllar korunmasını garanti eden tüm strateji ve yatırım mekanizmalarını kastediyorum.”
Dr. Suleyman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bağdat'ın tarihi şehir merkezinin ara sokaklarından, örneğin er-Reşid Caddesi'nden Edfiş Binası'na doğru geçtiğimde, tarihi Mercan Camii'ni geçince solda aralarında er-Rafideyn Bankası’nın binasının da olduğu binalar sıralanıyor. Her biri koca bir tarihe tanıklık ediyor. Irak'ta bir dönem yaşanan tüm siyasi, sosyal ve ekonomik detaylarıyla özetliyor. Harap haldeki görüntüleri karşısında içimi büyük bir hüzün kaplıyor. Bu binalar düzgün bir şekilde korunup yatırım yapılsa nasıl olur diye aklımda canlandırmaya çalışıyorum. Eski kahvehanelerden ve dükkanlardan el-Kubbanci’nin, Nazım el-Gazali’nin ve Salima Pasha’nın şarkılarını duymayı hayal ediyorum. Çay satılan Irak’a özgü seyyar arabaları ve yöresel yemek mekanlarını görür gibi oluyorum.  Turizmin zirvede olduğunu, yabancı turistlerin bu tarihin tadını çıkardığını ve tarihiyle gurur duyan, geleceğini net gören güzel gençlerimiz için iş olanaklarına yatırım yapıldığını hayal ediyorum. Ölümsüz Dicle Nehri'nden bir esintinin gelip hepimizi Binbir Gece Masalları'nın yeni bir hikayesine alıp götürdüğünü düşünüyorum. Sonra otobüslerin gürültüsüyle bu hayallerden uyanıyorum. Başımı kaldırıp baktığımda çöp ve toprak yığınları, bakımsızlıktan yıkılmak üzere olan virane haldeki binaları görüyorum.”

Tam bir yıkım
Asıl sorunun burayı kurtarmak için yapılanların dahi kelimenin tam anlamıyla bir yıkım olması olduğunu söyleyen Dr. Suleyman, bunun nedenini alanında uzman olmayan kişiler tarafından rastgele tasarlanıp uygulanan çalışmalar olduğunu belirtti. Herhangi bir mimarın, tarihi yapılarla ilgilenmesini düşünmenin son derece tehlikeli olduğunun altını çizen Dr. Suleyman, “Bunun için tarihi koruma alanından uzmanlar, mimarlar, yurttaşlar, tarihçiler, sosyologlar ve diğerleri dahil olmak üzere çeşitli alanlarda uzman kişilerle çalışılması gerektir” diye konuştu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberinde Modern mimariye de değinen Dr. Suleyman, şunları söyledi:
“Ne yazık ki, modern mimarinin durumu da zengin tarihi mimarinin durumundan daha parlak değil. Irak’ın mimarlık alanı, şu an bir modern yerel mimari kimliği oluşturmak için gerekli temellere sahip değil. Bunun çok fazla nedeni olsa da başında bu konuda ilgili mevzuatların ve kanunların çıkarılması ve uygulanmasındaki boşluklar geliyor.  Modern yerel mimarinin sorunu, kimliklerini oluşturacak her şeyi kaybetmiş olmasıdır. Örneğin, şehrin mimari dokusundan, Bağdat sokaklarından, ihtişamlı balkonları ve detaylarıyla zengin avlulu evlerinden bahsettiğimizde iki temel kriter karşımıza çıkıyordu. Bunlardan birincisi yerel iklim ortamına uyum, ikincisi ise toplum yapısındaki sosyal ve dini inanca uyumdur. Bu iki kriter temelinde yapılar şehirlerin özelliklerinden, zenginliklerinden ve çeşitliliğinden inşa edilmiştir.  Bu da onları sürdürülebilir mimarinin tanımı olarak adlandırılabilecek en iyi örnekler listesine dahil ediyor. Bu iki kriterden hareketle yerel mimarinin kimliği belirli bir mekânsal ve zamansal bağlamda ortaya çıkmış ve eserlerin çeşitliliğine rağmen, onu tüm canlı özellikleriyle güçlü bir yapı yapan ortak temeller üzerinde kurmuştur. Şimdi, binaların yapımında ne gibi standartlar benimsenecek? İklimsel çevrenin neresindeyiz? Modern mimari kimliğinin oluşturulmasında temel kriter olarak alınabilecek toplumsal kriterler nelerdir? Kanun yapıcıların buradaki rolü nedir? Eğer bir rolleri varsa, bu rolü ne ölçüde üstleniyorlar?”
Iraklı mimar, bir mimar olarak cumbaların biçimsel olarak ayrı bir parça değil, bütün bir sistemin ayrılmaz bir parçası olduğu ve bu sistem içindeki temel işlevi için bir zorunluluk olduğu kanısına vardığını belirterek, “Çözüm, geçmişte mimariden ve şehrin dokusundan rastgele koparılan ve modern zamana yeniden entegre edilen yapısal unsurları tekrar etmemek” değerlendirmesinde bulundu. Çözümün ancak olabilecek her şeyi yeniden gözden geçirmekte yattığını söyleyen Dr. Suleyman, “Modern yerel mimari kimliğini oluşturmak için günümüzde dayandırılabilecek temel kriterler netleştirilmeli ve geçmişin mimarisinde başarılı olan çalışma mekanizmaları öğrenilmeli” dedi.
Tüm bunları ülkenin siyasi durumuyla ilişkilendiren Dr. Suleyman, “Mimari aslında herhangi bir bağlamda ülkenin siyasi gerçekliğinin bir yansımasıdır. Eğer yukarıda bahsettiklerim hakkında net ve iyi çalışılmış bir vizyona sahip olursak işte ancak o zaman Bağdat ve Irak'ta, eğitimli ve geçmişin deneyim zenginliğini ve geçmişin mimarisini dikkate alarak modern yerel mimarinin kimliğini oluşturmaya yönelik olumlu bir adım atabiliriz.”

Hülagü ve askerlerinin Bağdat'a yaptıkları saldırılara benzeyen bir görüntü
Yazar Ahmed Sabri, konuyla ilgili bir makalesinde şunları yazdı:
“Tüm dünyanın kendi mirasına ve tarihine önem verdiği, tarihi anıtları müze ve sanat galerilerine dönüştürdüğü bir dönemde, bir zamanlar dünyanın metropolü olan bir şehrin hikayesini anlatan bu simge yapıların yok olması Bağdat mimarisinin büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Başkent, özellikle Irak’ın 2003 yılındaki işgalinden sonra etkisi büyük ölçüde görülen aşırı ihmal nedeniyle kaybolmaya yüz tutan çehresini korumak için direniyor. Bağdat mimarisi ile ilgilenen uzman bir grup, Bağdat'a ve tarihine karşı bu yıkıcı duruma bir son vermek için şehrin statüsünü, tarihini ve medeniyeti ile ilgili düzenlenen bir sempozyum aracılığıyla Bağdat’ın tarihini ve bugününü, Arap ve İslami mirasını korumanın yolları ve onu vaat edilen modern döneme taşıma yollarını ele aldılar. Araştırmacılar ve Bağdat mimarisiyle ve onun parlak yüzüyle ilgilenenler, Bağdat'ın statüsü ve tarihteki rolüyle, şehrin özelliklerinin, geleneksel dokusunun ve İslami yapılarının özelliklerinin korunmasıyla, Bağdat'taki modern binaların nasıl korunacağıyla ve yok olmaya yüz tutan zenginliklerin kurtarılmasıyla ilgili görüşlerini sundular. Her ne kadar bu simge yapılar ihmal edilmiş olsa da Bağdat'ın tarihine ve geçirdiği birçok değişikliğe tanıklık etmektedir. Eski Bağdat evleri, tasarım, estetik, titiz detaylar ve yapılış yöntemleri ile büyük detaylarda benzerlik göstermektedir.”
Yazar Sabri, makalesine şöyle devam etti:
“Bağdat Belediyesi Basın Sorumlusu Selim el-Bekir'e göre Bağdat'ın evlerinin soğuk olması için avluya giren hava yukarıya doğru yükseliyor ve bu döngü devam ediyor. Bu da evlerin sisteminin ekolojik ve entegre olmasını sağlıyor. Evin dış cephesine estetik bir görüntü ve aileler için kendilerine özel bir alan imkanı veriyor.  Aynı şekilde cumbalar, günün büyük kısmında sokaklarda gölgelik görevi görüyor. Böylece bu mimari yapı, pek çok noktada başarıya imza atıyor. “
Bu evlerin ve binaların çoğunun, özellikle hane halkının göçünden sonra sadece birer süse dönüştüklerini belirten Sabri, “Bu evlerin, yeniden inşasına veya restorasyonuna yönelik adımlar atılmadan ihmal edilmeye devam edilmesi, onları yok olma tehlikesiyle kaşı karşıya bırakıyor. Bu evlerin tam olarak kaç adet olduğu bilinmiyor. Çoğu yıkıldı, tahrip edildi veya yerlerine modern binalar dikmek için şüpheli yollarla satıldı” dedi.
Bağdat mimarisini ve bu yapıları korumanın yollarıyla ilgilenenler, Bağdat'ın eski ve güzel çehresine ait bu tarihi evlerin sahiplerinin evleri elden çıkarmalarını önlemek için bağlayıcı yasalar çıkarmanın gerekli olduğunu düşünüyorlar. Yazar Sabri’ye göre restorasyona ihtiyaç duyan gerçek ev sayısını öğrenmeye yönelik başlatılan çalışmalar halen devam ediyor.
Bağdat'ın ‘hırsızlar’ tarafından işgal edilmesinin ardından şehrin tarihi yapılarının yağmalandığını ve saygısızlığa uğradığını belirten yazar Sabri, “Ortaya Hülagü ve askerlerinin Bağdat'a düzenlediği saldırı sonrasına benzer bir sahne çıktı. Ancak bu şehir, tarih boyunca işgallere ve saldırılara karşı direnmiş, halka korku salmaya yönelik yıkımları ve vandallığı durdurmak için direnirken büyük bedeller ödemiştir” ifadelerini kullandı.



Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.