Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı Yezid el-Hamid, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘13 hayati sektöre odaklanmayı hedefliyoruz’

Hamid, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Fon’un stratejisinin Suudi Arabistan'daki özel sektörün güçlendirilmesine katkıda bulunduğunu vurguladı.

Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı Yezid el-Hamid. (Şarku’l Avsat)
Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı Yezid el-Hamid. (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı Yezid el-Hamid, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘13 hayati sektöre odaklanmayı hedefliyoruz’

Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı Yezid el-Hamid. (Şarku’l Avsat)
Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı Yezid el-Hamid. (Şarku’l Avsat)

Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki Yatırımlar Genel İdaresi Başkanı Yezid el-Hamid, Fon’un yatırım yönelimlerinin gelecekte sürdürülebilir gelir kaynakları bulmaya yönelik gerçekleştiğini, ayrıca bunun Suudi Arabistan'ın petrol dışındaki gelir kaynaklarını çeşitlendirmek için etkili bir yatırım aracı olduğunun altını çizdi. 
Hamid, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Fon’un yatırım için 13 öncelikli sektörü seçtiğini belirtti. Bu seçimin sektörlerin pazar çekiciliğini ve boyutunu, beklenen büyümeyi ve mevcut fırsatları analiz etme açısından küresel ve yerel perspektiflere dayalı olarak değerlendirmeyi kapsayan belirli kriterler dahilinde yapıldığını söyledi. Suudi Arabistan'ın bölgesel ve küresel düzeyde motivasyon ve rekabet avantajı potansiyeline sahip olduğu sektörlerin ve bunun ekonomi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi gerektiğini belirten Hamid ayrıca sektörlerin Vizyon 2030 ve bunu gerçekleştirmeye yönelik programlar doğrultusunda önceliklendirildiğini vurguladı.
Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı açıklamasının devamında, Fon’un gelecek vaat eden sektörleri hayata geçirdiği iddialı stratejisinin, özel sektörün güçlenmesine katkı sağlanmasına, ayrıca Fon’a yönelik harcamaların katkısının yanı sıra özel sektörün yatırımcı, ortak ve yan kuruluşlarının tedarikçisi olarak katılımı için birçok fırsat yaratılmasına katkı sağladığını bildirdi.  
Hamid ayrıca Fon’un sermaye geri dönüşüm programındaki stratejisinin, başta  sahibi olduğu şirketlerdeki hisselerin satışı ve ekonomik teşvik etkisi ile stratejik sektörlere yeniden yatırım yapılması olmak üzere altı fayda sağladığını vurguladı. Fon’un varlıklarını değerlendirmek, şirketler kurmak veya varlıkları satın alıp geliştirmek ve daha sonra sonuçlandırılmış yatırımlar olarak satmak için sürekli çalıştığını belirtti.
Şirketlerindeki hisselerin satışı da dahil olmak üzere Fon’un mali durumunu iyileştirmek için finansman seçeneklerinden yararlandıklarını ifade eden Hamid, sermaye rotasyonu sürecinin, Suudi finans sektörünün gelişmesi ve yeni yatırımcıların çekilmesi, finansal piyasanın geliştirilmesi, derinliği ve özel sektörün katılımının artırılmasında büyük rol oynadığına dikkat çekti. Hamid Şarku’l Avsat’a verdiği  Kamu YatırımFonuna ilişkin birçok konu hakkında ayrıntılı bilgi verd:

- 2022 yılı bütçesi göz önüne alındığında Kamu Yatırım Fonu'nun Suudi Arabistan'daki finansal sürdürülebilirlik çabalarını desteklemekte ana rolü nedir?
Kamu Yatırım Fonu, Suudi Arabistan'ın petrol dışındaki gelir kaynaklarını çeşitlendirme çabalarını geliştirmek için etkili bir araçtır. Gelecekte sürdürülebilir gelir kaynakları bulmaya katkıda bulunan uygulanabilir projelere yatırım yapmak için çalışır. Fon geçtiğimiz yıllarda yerel ekonomi üzerinde olumlu bir etki elde etmeyi ve sürdürülebilir getirileri en üst düzeye çıkarmayı başardı. Fon, yönetim altındaki varlıklarının büyüklüğünü ikiye katlayarak 1,8 trilyon riyalden (480 milyar dolar) fazla bir meblağ elde etti. 2017'den 2021'in ikinci çeyreğinin sonuna kadar 400 binden fazla doğrudan ve dolaylı iş yaratılmasıyla sonuçlanan 10 yeni sektörün açılmasına katkıda bulundu. Kamu Yatırım Fonu Başkanı, Suudi Arabistan’ın 2022 yılı bütçesinin açıklandığı forumda Fon’un ekonomik çeşitliliği sağlamadaki öncü rolüne ve finansal sürdürülebilirliği artırma girişimleri yoluyla vatandaşlar ve gelecek nesiller üzerinde olumlu etkisi olan bir gelişim değeri elde edilmesine katkıda bulunma taahhüdünü vurguladı.

- Fon’un yatırım yaptığı petrol dışı sektörler hangileri? Hayata geçirdiğiniz en önemli projeler neler?
Fon, Suudi şirketlerine yapılan yatırımlar ve Fon’un gelecek vaat eden sektörlerini ve yan kuruluşlarını geliştirme ve kalkındırmaya yönelik projeler yoluyla özel sektörü geliştirici, yeni sektörlere yatırım yaparak önemli bir katalizör ve bütünleştirici bir role sahiptir. Bu bağlamda Fon önümüzdeki beş yıl boyunca 13 hayati ve stratejik yerel sektöre odaklanmayı hedefliyor. Bu sektörler, havacılık ve savunma, finansal hizmetler, sağlık hizmetleri, gıda ve tarım, tüketim ve perakende malları, gayrimenkul, eğlence, turizm ve spor, ulaşım ve lojistik, iletişim, medya ve teknoloji, kamu hizmetleri ve yenilenebilir enerji, mineraller ve madencilik, araçlar, inşaat hizmetleri ve inşaat malzemeleri olarak belirlendi. Fon’un bu 13 sektörü öncelikli olarak seçimi, sektörlerin pazar çekiciliğini ve boyutunu, beklenen büyümeyi ve mevcut fırsatları analiz etme açısından küresel ve yerel perspektiflere dayalı olarak değerlendirmeyi de kapsayan belirli kriterlere dayanıyordu. Suudi Arabistan'ın bölgesel ve küresel düzeyde teşvik ve rekabet avantajı potansiyeline sahip olduğu sektörlerin ve bunun ekonomi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi de bu noktada önemli bir rol oynadı. Ayrıca sektörler, Vizyon 2030 ve bunu gerçekleştirecek programlar doğrultusunda önceliklendirildi. Fon son yıllarda Suudi ekonomisini desteklemeye ve halk için önemli iş fırsatları yaratmaya katkıda bulunan Suudi Güvenlik Muhafızları Şirketi (SAFE), Helikopter Şirketi, Suudi Gemi Şirketi ve Suudi Askeri Sanayi Şirketi gibi birçok önemli ulusal şirketin kurulması yoluyla çeşitli sektörler kurmaya çalıştı. Bunların en önemlileri arasında, en büyük güneş enerjilerinden biri olması beklenen ve tamamı Fon’a ait ACWA Power ve Badeel Company tarafından bu yıl hayata geçirilecek Sudair Güneş Enerjisi Projesi var. Bunun yanı sıra birçok hayati proje de hayata geçirildi. Bu, Fon’un 185 bin konutunenerji ihtiyacını karşılamak için yaklaşık 3,4 milyar riyal (906 milyon dolar) yatırım değerine sahip, bulunan, bin 500 megavat üretim kapasitesi ile 2030 yılına kadar ülkenin yenilenebilir enerji üretim kapasitesinin yüzde 70'ini geliştirme ve karbon salınımını yılda 2,9 milyon ton azaltma taahhüdü ile somutlaştırıyor. Air Products Şirketi’nin ACWA Power ve NEOM ile ortaklaşa, yenilenebilir enerjiyle çalışan dünya çapında 5 milyar dolarlık hidrojen bazlı amonyak tesisi inşa etmek için bir anlaşma imzaladığını duyurması gibi çeşitli açıklamalar da bu taahhüde bağlılığı destekliyor. Tamamı Kamu Yatırım Fonu'na ait olan Suudi Arabistan Askeri Endüstrileri Şirketi (SAMI), askeri havacılık sektöründe hizmet, bakım, onarım ve revizyon alanında bir ortak girişim geliştirmek için Airbus ile de bir anlaşma imzaladı. Şirket ayrıca hava yapısı bileşenlerinin üretimi için Suudi Arabistan'da yüksek hassasiyetli bir tesis kurmak için de adım attı. Fransız Figeac Aero Group ile Suudi Arabistan Endüstriyel Yatırımlar Şirketi (Dussur) arasında ‘Sami Figeac Aero Manufacturing’ şirketini kurmak için bir ortak girişim anlaşması imzalandığını açıkladı.

-Kamu Yatırım Fonu 47 yeni şirket kurdu. Fon'un yatırımlarının Suudi Arabistan'da özel sektörün güçlenmesine nasıl katkıda bulunuyor?
Fon, özel sektörün katılımını güçlendirmeye ve artırmaya katkıda bulunan hayati ve gelecek vaat eden sektörleri etkinleştirerek ve geliştirerek Suudi Arabistan’daki ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmaya oldukça önem veriyor. Fon, yatırım girişimlerinin özel sektör üzerindeki etkisini kapsamlı ve doğru bir şekilde değerlendiriyor. Yerel şirketlerin Fon projelerine katkıda bulunmalarının önünü açarak yerel tedarikçileri enerjilerini ve yeteneklerini geliştirmeleri için motive ediyor. İthal edilen malların ve hizmetlerin yerelleşmesini artırıp yerel tedarik zincirini iyileştirmesi için yatırım fırsatları oluşturarak özel sektörün katılımı için bir strateji geliştiriyor. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman yaptığı açıklamalarda özel sektörü güçlendirmenin önemine olan inancını dile getiriyor. Kamu Yatırım Fonu, özel sektörün güçlendirilmesine katkıda bulunan hayati ve gelecek vaat eden sektörler açtığı iddialı bir strateji uyguluyor. Fon ve iştiraklerinde yerel içeriğe katkıyı yüzde 60'a çıkarmayı hedefliyor. Bu, yerel özel sektörün güçlendirilmesi ve istihdam yaratılması üzerinde doğrudan bir etkiye de katkı sağlıyor. Fon'a yönelik harcamaların, özel sektörün - Fon yatırımlarına yatırımcı, ortak ve şirketlerin tedarikçisi olarak - katılımı için birçok fırsat yaratması bekleniyor. Buna örnekler arasında ‘Nesma ve Partners Contracting Ltd.’ adlı iki şirketle yapılan Kızıldeniz Projesi’nin duyurusu, ihale için kamu binaları, hava seyrüsefer altyapısının geliştirilmesi, dünyanın en büyük ve en hızlı eğlence oyunları için devasa eğlence projesini içeren Suudi Qiddiya Yatırım Şirketi'nin Qiddiya'daki Six Flags eğlence parkının inşası için Fransız Bouygues-Batiment International Şirketi ile 3,75 milyar riyal (bir milyar dolar) değerinde bir sözleşme imzaladığını duyurması da yer alıyor. Bunun yanısıra Kamu Emeklilik Kurumu ve Saudi Real Estate Refinance Company, Suudi Arabistan’daki konut gayrimenkul refinansman piyasasındaki en büyük anlaşma niteliği taşıyan ve değeri 3 milyar riyalden (800 milyon dolar) fazla olan bir gayrimenkul finansman portföyünün haklarını satın almak için bir anlaşma imzalandığını duyurdu.

-Fon, yatırım yaptığı bazı şirketlerdeki hisselerini neden satıyor? Bunun beklenen finansal etkisi nedir?
Veliaht Prens ve Fon Yönetim Kurulu Başkanı Prens Muhammed bin Selman, 2021-2025 Kamu Yatırım Fonu'nun İddialı Büyüme Stratejisi’ni başlattı. Bu strateji, yerel ekonomide yeni ve gelecek vaat eden sektörler geliştirmek ve hedeflenen getirileri elde etmek için uzun vadede fonun yatırım stratejisini güçlendirmeye katkıda bulunan yeni yatırımları sağlamayı amaçlıyor. Fon’un stratejisi, sahip olduğu şirketlerdeki hisseleri satarak ve gelirleri ekonomik bir teşvik etkisi ile gelecek vaat eden stratejik sektörlere yeniden yatırarak bir sermaye geri dönüşüm programını kapsıyor. Fon, tüm finans kuruluşlarında olduğu gibi varlıklarını yerel ve küresel piyasalarda değerlendirmek için sürekli çalışıyor. Bunları geliştirmek ve daha sonra olgun yatırımlar olarak satmak amacıyla şirketler kuruyor veya varlıklar satın alırken söz konusu şirketlerin sürekli büyümesine katkıda bulunacak şekilde karar verme sürecine katkıda bulunma yeteneği sağlayan kontrol hissesi payını koruyor. Fon, mali durumunu iyileştirmek için kendisine sunulan finansman seçeneklerini optimal bir şekilde kullanmaya çalışıyor. Buna şirketlerindeki hisselerin satışı da dahildir. Bu satışlar ikincil teklifler yoluyla veya başka bir şekilde olabilir. Tıpkı Saudi Telecom Company (STC) hisselerinin yüzde 6'sının ikincil halka arzında veya ‘ACWA Power’ ve ‘Tadawul’ Holding Grubu’nun ilk halka arzlarında olduğu gibi. Burada sermaye rotasyonu sürecinin Suudi finans sektörünün geliştirilmesinde ve yeni yatırımcıların çekilmesinde önemli ve temel bir faktör olduğunu belirtmekte fayda var. Bu, Suudi finans piyasasının gelişmesinde ve yatırımcılar için cazip bir yatırım ortamı yaratarak özel sektörün katılımının artırılmasında büyük rol oynayan Kamu Yatırım Fonu'nun en önemli hedeflerinden biridir. Fon, özellikle iştiraklerini arza hazır hale getirdikten sonra listeleyerek Suudi finans piyasalarında aktif bir katılımcı olmayı, dolayısıyla borsada işlem gören şirket sayısını ve toplam pazar büyüklüğünü artırarak Suudi finans piyasasının derinliğini artırmaya ve yeni gelecek vaat eden sektörlerde şirketler sunarak yatırım seçeneklerini çeşitlendirmeye katkıda bulunmayı hedefliyor. Bu hedef, Suudi sermaye piyasalarında özel sektör, yerli ve yabancı yatırımcılardan yatırım çekmeye katkıda bulunuyor.

- Fon’un önümüzdeki dönemdeki planlarını gerçekleştirmesine yardımcı olan unsurlar neler?
Fon, birçok iddialı yatırımın gerçekleştirilmesinde ve Suudi Arabistan’ın ana yatırım kolu olma yolunda önemli adımlar attı. Eşsiz yatırımlara dahil olarak ve yatırımların yönetiminde saygın uluslararası kuruluşlarla iş birliği yaparak uygulanabilir finansal getiriler elde etmeyi amaçlıyor. Fon’un önümüzdeki yıllardaki stratejisi, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 hedeflerine ulaşılmasına katkıda bulunan birkaç sektörde girişim başlatmaya odaklanacak. Fon’un yatırımlarının ekonomik etkisi, ekonomistler tarafından onaylanan bir ekonomik model ile ölçülmekte ve verimlilik, enflasyon, nüfus artışı, sektörel yapı ve sermaye oluşumu dahil olmak üzere çok sayıda kriter ve ekonomik veriyi dikkate alınıyor. Ayrıca herhangi bir yatırım kararı vermeden önce bir yatırım fırsatının ekonomik etkisi de analiz ediliyor. Ayrıca Fon’un Ulusal Kalkınma Departmanı, Fon yatırımlarının beklenen ekonomik etkisinde kaydedilen ilerlemenin boyutunu gösteren periyodik raporlar yayınlıyor, Fon’un ekonomik etkisini artırmaya yönelik girişimleri belirliyor. Örneğin Fon’un ülke ekonomisini desteklemeye ve ekonomik dönüşümü ilerletmeye katkı sağlaması için birçok sektörün güçlenmesine yardım ediyor. Çok sayıda şirket kurulması ve doğrudan ve dolaylı birçok iş fırsatı yaratılmasına katkıda bulunuyor.

- Fon’un yerel ve uluslararası yatırımlara dahil olmakta dikkat ettiği en önemli kriterler ve getiri oranları neler?
Fon, belirli yatırım portföylerinin yatırım hedefini netleştirirken en iyi uluslararası yatırım uygulamalarını benimser ve kapsamlı bir şekilde yatırım yapar. Uzun vadeli yatırım getirileri elde edebilecek fırsatlar için değer zinciri genelinde araştırma yapar, Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşümünü yönlendirmek için Kamu Yatırım Fonu'nun çabalarını destekleyen sektörlere odaklanarak teknik dönüşüm gerçekleştirebilecek ortakları belirler. Tabii bunlar Vizyon 2030 ve küresel ekonomi ile uyumlu olarak gerçekleştirilir. Bu nedenle, mevcut seçenekleri gözden geçirdiğimiz için değer zincirine katılma kararı dikkatli bir şekilde alınır. Fon, bu hedeflere ulaşılmasını sağlamak amacıyla herhangi bir yatırım anlaşmasını planlarken, kilit faktörlerin sağlanıp sağlanmadığını dikkate alır. Bunlar; finansal getiri elde etmek, ulusal ekonomi üzerinde olumlu etki, yerelleştirme, katma değer elde etmek ve özel sektör katılımıdır. Daha önce de belirttiğim gibi Fon, ulusal kalkınmayı desteklemek ve yatırımlarının yerel ekonomi üzerindeki etkisini artırmak için uzmanlaşmış bir departman kurdu. Yönetim şu an Fon’un yönetim kurulu tarafından, Fon ve iştiraklerinin yerel içeriğe katkısını 2025 yılı sonuna kadar yüzde 60'a çıkarmak hedefiyle onaylanan yerel içerik geliştirme programı aracılığıyla çalışıyor. Fon, yerel şirketlerin Fon projelerine katkıda bulunmalarının önünü açarak yerel tedarikçileri enerjilerini ve yeteneklerini geliştirmeleri için motive ediyor. İthal edilen malların ve hizmetlerin yerelleşmesini artırarak yerel tedarik zincirini iyileştirmesi için yatırım fırsatları oluşturuldu. Bu amaçla özel sektörün katılımı için bir strateji geliştirildi.



Küresel tedarik haritası yeniden şekilleniyor... Rota Suudi Arabistan’ı gösteriyor

Suudi Arabistan limanlarında demirlemiş bir konteyner gemisi (SPA)
Suudi Arabistan limanlarında demirlemiş bir konteyner gemisi (SPA)
TT

Küresel tedarik haritası yeniden şekilleniyor... Rota Suudi Arabistan’ı gösteriyor

Suudi Arabistan limanlarında demirlemiş bir konteyner gemisi (SPA)
Suudi Arabistan limanlarında demirlemiş bir konteyner gemisi (SPA)

Küresel tedarik zincirlerinin, artan jeopolitik gerilimler ve hayati geçiş hatlarındaki aksaklıkların etkisiyle benzeri görülmemiş bir yeniden yapılanma sürecinden geçtiği bir dönemde, özellikle Hürmüz Boğazı krizi bu dönüşümün başlıca unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu gelişmeler ışığında Suudi Arabistan, Doğu ile Batı arasında köprü kuran stratejik coğrafi konumu ve Vizyon 2030 hedefleri kapsamında güçlendirdiği gelişmiş lojistik altyapısı sayesinde ticari akışların yeniden konumlandırılmasında önemli aktörlerden biri olarak dikkat çekiyor. Bu durum, ülkeyi küresel şirketlerin lojistik yatırımları için başlıca merkezlerden biri haline getiriyor.

Söz konusu yeni tablo, yalnızca krizlere verilen geçici bir yanıt olmanın ötesine geçerek, daha güvenli ve istikrarlı merkezler arayan büyük uluslararası lojistik şirketleri için stratejik bir fırsata dönüşmüş durumda.

Uzmanlara göre, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz limanlarına olan bağımlılığın artması ve alternatif taşımacılık güzergâhlarının devreye alınmasıyla birlikte ülke, uluslararası tedarik zinciri haritasında kilit bir merkez ve sınır ötesi lojistik yatırımların yeni dönemine açılan bir üs konumunu pekiştiriyor.

Küresel lojistik merkezi

Lojistik hizmetleri uzmanı Neşmi el-Harbi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, büyük krizlerin yatırım haritalarını yeniden şekillendirdiğini, Hürmüz Boğazı’nın da bu durumun istisnası olmadığını belirtti. El-Harbi, “Ticari gemiler giderek artan şekilde Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz limanlarına güvenli bir alternatif olarak yöneliyor. Bu da ülkenin altyapısının esnekliğini yansıtan bir lojistik dönüşüme işaret ediyor” dedi.

El-Harbi’ye göre bu somut dönüşüm, küresel lojistik şirketlerine açık bir mesaj veriyor: Suudi Arabistan yalnızca bir tüketim pazarı değil, aynı zamanda Vizyon 2030’un da hedeflediği üzere küresel bir lojistik merkez. Harbi, ülkenin Körfez lojistik entegrasyonu stratejisini devreye alarak komşu ülkeler için adeta bir can damarı haline geldiğini, ayrıca Körfez pazarlarına kendi toprakları üzerinden yönelen mallar için gümrük kolaylıkları ve vergi muafiyetleri içeren istisnai düzenlemeler yaptığını ifade etti.

Küresel şirketlerin her zaman öngörülebilir ve güvenilir bir ortam aradığını vurgulayan el-Harbi, “Krizin bu aşamasında Suudi Arabistan’ın sundukları, bu dengeyi sağladığını kanıtladı” değerlendirmesinde bulundu.

El-Harbi ayrıca Riyad’ın benzersiz bir stratejik coğrafi avantaja sahip olduğunu belirterek, “İki deniz cephesine (Basra Körfezi ve Kızıldeniz) sahip olması, bu kriz sürecinde birçok komşu ülkeye kıyasla öne çıkmasını sağladı” dedi.

Boru hattı

El-Harbi, Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı’nın ihracatının, Doğu-Batı Boru Hattı’ndan sağlanan destekle günlük 3,8 milyon varile yükseldiğini açıkladı. Günlük yaklaşık 7 milyon varil kapasiteye sahip olan ve 1980’li yıllarda bu amaçla inşa edilen hat, bugün uzmanlar tarafından ‘dahiyane bir hamle’ olarak değerlendiriliyor.

Bölgesel entegrasyon kapsamında ise Şarika Limanı ile Umman ve Kuveyt limanlarıyla anında lojistik bağlantı anlaşmaları imzalandığını belirten el-Harbi, yük akışlarının Umman Denizi’nden Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz limanlarına yönlendirilerek buradan kara yoluyla taşındığını ifade etti. El-Harbi, “Bu operasyonel esneklik, ülkeyi diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri” dedi.

El-Harbi, önümüzdeki dönemde tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılacağını öngörerek, mevcut krizin Körfez lojistik entegrasyonu açısından gerçek bir dönüm noktası oluşturduğunu belirtti. El-Harbi ayrıca, daha esnek ve uyum kabiliyeti yüksek yeni güzergâhların ortaya çıktığını dile getirdi.

Krizlerin inovasyonu zorunlu kıldığını vurgulayan el-Harbi, Suudi Arabistan’da akıllı takip sistemleri ve risk yönetimi uygulamalarının kullanımında önemli bir artış beklediğini söyledi.

Körfez ülkelerinin artık krizin boyutunun yeni bir düşünce tarzı gerektirdiğinin farkında olduğunu belirten el-Harbi, “Hiç kimse koşulların çatışma öncesi döneme döneceğini öngörmüyor” dedi. El-Harbi, Suudi Arabistan’ın mevcut krizden önce de lojistik altyapısını Vizyon 2030 doğrultusunda geliştirdiğini, son gelişmelerin bu yaklaşımın doğruluğunu teyit ederek süreci hızlandırdığını ifade etti. Ülkedeki lojistik sektörünün, küresel ölçekte benzeri görülmemiş bir büyüme ve merkezleşme sürecine girdiğini sözlerine ekledi.

Operasyonel kapasite

Dijital dönüşüm ve lojistik hizmetler uzmanı Zeyd el-Cerba ise Suudi Arabistan’ın yalnızca ‘istisnai coğrafi konuma sahip bir ülke’ olarak değil, aynı zamanda ‘coğrafyayı operasyonel kapasiteye dayalı bir stratejiye ve giderek artan bir lojistik nüfuza dönüştürmeyi başaran bir aktör’ olarak öne çıktığını belirtti. El-Cerba, birçok kesimin Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklara risk penceresinden baktığı bir dönemde, Riyad’ın ‘sakin ama kararlı bir şekilde farklı bir gerçeklik inşa ettiğini; alternatif güzergâhlar, daha hazırlıklı limanlar, daha yüksek kapasiteli havalimanları ve bölgeye daha geniş hareket alanı sağlayan, tıkanma riskini azaltan bir lojistik bağlantı ağı kurduğunu’ ifade etti.

El-Cerba, Suudi Arabistan’ın avantajının yalnızca aynı anda hem Basra Körfezi’ne hem de Kızıldeniz’e kıyısı olmasından ibaret olmadığını vurgulayarak, ‘asıl farkın bu iki hattı pratikte birbirine bağlayabilme kapasitesinde yattığını, bunun da sadece coğrafi değil, nadir bulunan bir stratejik üstünlük olduğunu’ söyledi.

El-Cerba’ya göre Kızıldeniz limanları üzerinden gelen mallar, ülke içindeki ulaşım ağı aracılığıyla Körfez pazarlarına taşınabiliyor ve aynı şekilde ters yönde de akış sağlanabiliyor. El-Cerba bu durumun Suudi Arabistan’ı lojistik denklemde yalnızca bir taraf olmaktan çıkarıp, sistemi yeniden birbirine bağlayan bir köprü konumuna taşıdığını dile getirdi.

Lojistik krizlerde çözümün yalnızca deniz taşımacılığıyla sınırlı olmadığını belirten el-Cerba, “Deniz yollarındaki risk arttıkça hava kargo ve çok modlu taşımacılığın değeri de yükselir” dedi. Bu çerçevede Suudi Arabistan’ın da geri planda kalmadığını ifade eden el-Cerba, artan kargo kapasitesi ve genişletilen altyapısıyla ülke havalimanlarının, bölgenin ihtiyaç duyduğu operasyonel esnekliğin önemli bir parçası haline geldiğini sözlerine ekledi.

Havacılık pazarı

El-Cerba ayrıca, bazı Körfez hava yolu şirketlerinin Suudi Arabistan’daki havalimanlarından yararlanmaya yöneldiğine dikkat çekerek, bunun önemli bir gerçeği ortaya koyduğunu belirtti: “Riyad artık yalnızca havacılık ve hizmetler için büyük bir pazar değil, aynı zamanda alternatiflere olan ihtiyacın arttığı dönemlerde bölgesel hareketliliği destekleyebilen bir operasyon merkezi haline gelmiştir.”

El-Cerba’ya göre tüm bu unsurlar, Suudi Arabistan’ı küresel lojistik şirketlerinin odağına yerleştiriyor. El-Cerba, mevcut kriz sırasında ortaya koyduğu performans ve rekabet avantajlarıyla öne çıkan ülkenin; kıtalar arasında bağlantı sağlayan stratejik coğrafi konumu, Basra Körfezi ve Kızıldeniz’e açılan iki deniz cephesi, modern limanlar, entegre ulaşım ağları ve stratejik boru hatlarını kapsayan gelişmiş altyapısı sayesinde yatırımcılar için cazip bir merkez haline geldiğini ifade etti.

El-Cerba, esnek kamu politikalarının da bu çekiciliği artırdığını vurgulayarak, “Gümrük kolaylıkları ve süreçlerin hızlandırılması gibi uygulamalar, Suudi Arabistan’ın sunduğu açık ve net stratejik çerçeveyle birleştiğinde, ülkeyi tedarik zinciri yönetiminde istikrar ve verimlilik arayan şirketler için güvenilir ve ölçeklenebilir bir ortam haline getiriyor” dedi.


Kovid-19’dan Hürmüz Boğazı’na... Jeopolitik acil durumlar penceresinden ‘parasal gevşeme’ geri dönüyor

(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
TT

Kovid-19’dan Hürmüz Boğazı’na... Jeopolitik acil durumlar penceresinden ‘parasal gevşeme’ geri dönüyor

(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)

Hala Sağbini

Dünya, koronavirüs salgınının ardından ‘kolay para’ sayfasını kapatmaya hazırlanırken, Ortadoğu’daki çatışma ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel para piyasalarını yeniden karıştırdı. En dar noktasında genişliği 29 deniz milini aşmayan bu boğazdan her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol ve gaz geçiyor; bu miktar, dünya tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sine denk geliyor. Bugün, tehditler ve saldırılar nedeniyle bu kritik geçiş hattının tıkanmasıyla hükümetler, acil durum desteği adı altında tekrar milyarlarca dolar pompalamak zorunda kaldı.

Bu tablo, salgın sırasında uygulanan geniş çaplı hükümet müdahalesi senaryosunu tekrar ederken, merkez bankalarını hem enflasyon hem de derin bir durgunluk arasında ‘çifte kâbusla’ karşı karşıya bırakıyor.

Hürmüz Boğazı’nı gösteren harita (Reuters)Hürmüz Boğazı’nı gösteren harita (Reuters)

Bu gelişme, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Aralık 2025’te, niceliksel sıkılaştırma programını sonlandırıp bütçesini 6,5 trilyon dolar seviyesinde sabitleyeceğini açıklamasından sadece birkaç ay sonra yaşandı. Bu adım, ‘parasal normale dönüş’ sürecinin son halkası olarak değerlendirilmişti.

Söz konusu bütçe hâlâ salgın öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 60 üzerinde; Aralık 2019’da 2,44 trilyon dolardı. Ancak, petrol altyapısına yönelik doğrudan saldırılar farklı bir tablo ortaya koydu. Salgın sırasında likidite bireylere destek için yönlendirilmişken, bugün hükümetler kaynaklarını enerji altyapısındaki hasarları onarmak ve özellikle Hürmüz Boğazı’nda takılı kalan dünya gübre ihracatının yüzde 30’u dikkate alınarak gıda tedarik zincirlerini güçlendirmek için kullanıyor.

Fed, piyasalar açılmadan önce 8,07 milyar dolar likidite sağladığını duyurdu. Bu adım, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin yarattığı güven kaybı endişeleri arasında, Wall Street’in açılışı öncesinde piyasalar için bir nakit yastığı sağlama amacı taşıyan yeni bir niceliksel gevşeme döneminin başladığına işaret ediyor.

 ABD Merkez Bankası (FED) binası (Reuters)ABD Merkez Bankası (Fed) binası (Reuters)

Likidite yarışı

Fed bu sürecin tek aktörü değildi. Hürmüz Boğazı’ndaki abluka sürerken, büyük ekonomik güçler, fiyat şoklarını hafifletmek ve tedarik zincirlerinin durmasını önlemek için doğrudan mali destek paketleri açıkladı. Örneğin Avrupa Komisyonu, sanayi şirketlerini aşırı gaz maliyetlerinden korumak ve toplu işten çıkarmaları önlemek amacıyla 45 milyar euro değerindeki Enerji İstikrar Fonu’nu devreye aldı.

Japonya, çatışma bölgesinden uzakta alternatif nakliye maliyetlerini desteklemek ve stratejik petrol stoklarını güvence altına almak için 3,2 trilyon yen (yaklaşık 21 milyar dolar) değerinde acil durum paketi uygulamaya koydu. Bu adım, yerel yakıt fiyatlarının istikrarını koruma hedefi taşıyor. İngiltere ise haneler ve küçük işletmeler için ‘enerji kredisi’ niteliğinde 12 milyar sterlin ayırdı; bu adım, sıvılaştırılmış gaz kesintisi nedeniyle ısınma ve elektrik faturalarındaki beklenen artışa karşı önlem olarak planlandı.

Filipinler ise ulaşım ve tarım sektörlerine doğrudan destek olarak 850 milyon dolarlık kaynak ayırdı. Bu önlem, merkez bankasının hedeflerinin üzerinde gerçekleşen enflasyon nedeniyle, yaşam maliyetlerindeki artışın yol açabileceği sosyal huzursuzlukları önlemeyi amaçlıyor.

Geri dönmek

Mevcut durumun ciddiyeti, 2020-2022 yılları arasında dünyada yaşanan tarihî likidite hacmi göz önüne alınmadan anlaşılamaz. Koronavirüs salgınının zirve yaptığı dönemde, Fed’in bütçesi rekor seviyeye çıkarak 9 trilyon dolara ulaştı; bu, ABD gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 35’ine denk geliyor.

Büyük merkez bankaları da bu sürecin dışında kalmadı. Avrupa Merkez Bankası, Acil Alım Programı (PEPP) kapsamında 1,8 trilyon eurodan fazla likidite sağlarken, İngiltere Merkez Bankası’nın tahvil alımları yaklaşık 895 milyar sterlini buldu.

Likidite hamlesi yalnızca Atlantik’in iki yakasında sınırlı kalmadı. Uzak Doğu’da Japonya Merkez Bankası bütçesi rekor kırarak 730 trilyon yen sınırını aştı; bu, ülke gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 135’ine denk geliyor. Çin Halk Bankası ise küresel ticaretin aksamasını önlemek için 1,2 trilyon yuan (yaklaşık 174 milyar dolar) sağladı.

Bugün bu rakamlar, finans çevrelerinde korkutucu bir referans noktası olarak görülüyor; analistler, petrol varil fiyatının 130 dolara dayanmasıyla birlikte bu merkez bankalarının yeniden büyük miktarlarda para pompalayarak piyasayı destekleme olasılığından endişe duyuyor.

Teksas’taki bir benzin istasyonunda aracının deposunu dolduran bir kişi (AFP)Teksas’taki bir benzin istasyonunda aracının deposunu dolduran bir kişi (AFP)

Enflasyon ve durgunluk arasında

‘Çifte kâbus’ olarak tanımlanan durum, para politikası yapıcılarının neredeyse tamamen hareket kabiliyetini kaybetmesine işaret ediyor. Bir yandan fiyatlardaki patlama, faizlerin sert şekilde artırılmasını gerektiren ‘ithal enflasyon’ baskısı yaratırken; diğer yandan maliyetlerdeki keskin artış, gelirinin yüzde 88’ini gıda, enerji ve barınmaya harcayan düşük gelirli kesimler üzerinde ağır bir yük oluşturuyor ve bu durum, tüketici borçlarında kriz riskini artırıyor. ABD’de, çatışmanın ilk 100 saatinde bütçe açığının 3,7 milyar dolar artması dikkat çekerken, 10 yıllık tahvil getirileri de 31 baz puan yükseldi.

Bu çelişkili tablo, faiz artışlarını etkisiz bir araç haline getiriyor. Zira faiz artırımı kapalı bir boğazı açamazken, faiz indirimi ise kontrol edilmesi zor bir enflasyon dalgasını tetikleyebilir. Bu nedenle analistler, dalgalı seyreden tahvil piyasalarını desteklemek amacıyla teknik nitelikli bir niceliksel gevşeme sürecine yeniden dönülebileceğini öngörüyor.

ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Harvard Üniversitesi’nde konuşma yaparken (AFP)ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Harvard Üniversitesi’nde konuşma yaparken (AFP)

‘Coğrafya’ para politikasını belirlediğinde

Para politikalarında zorunlu gevşemeye dönüş, merkez bankalarının bağımsızlığını tartışmaya açarken, küresel tahvil piyasalarında kalıcı bozulma riskini de beraberinde getiriyor. 2025 sonuna kadar bilançoları küçültmek ve fazla likiditeyi çekmek için yoğun çaba harcayan merkez bankaları, bugün jeopolitik zorunlulukların ‘rehinesi’ haline gelmiş durumda. Hürmüz Boğazı’nda uluslararası deniz yollarının açılıp kapanmasına ilişkin kararların, döviz kurları ve enflasyon üzerindeki etkisinin; ABD istihdam verileri ya da Jerome Powell ve Christine Lagarde’ın açıklamalarından daha belirleyici hale geldiği görülüyor.

Bu gelişmelerle birlikte dünya, ‘enflasyonla mücadele’ döneminden çıkarak daha geniş çaplı bir ‘kriz yönetimi’ sürecine giriyor. Ortaya çıkan tablo, 1970’lerin stagflasyon dönemini hatırlatırken, mevcut krizi daha karmaşık kılan önemli farklar bulunuyor. Bugün maliyet yalnızca petrol fiyatlarıyla sınırlı kalmıyor; küresel havacılık sektöründeki aksamalar ve bölgedeki büyük teknoloji veri merkezlerinin zarar görmesi gibi etkiler de krizi derinleştiriyor.

Yaşananlar, ekonomik belirsizliğin en üst seviyeye ulaştığı bir döneme işaret ediyor. Geleneksel ekonomi teorileri sahadaki gelişmeler karşısında yetersiz kalırken, merkez bankaları bir yandan fiyat artışlarını kontrol altına almaya çalışıyor, diğer yandan ise zaten pandemi döneminden kalma yüksek borç yükü altındaki ekonomilere yeni likidite sağlamak zorunda kalıyor. Sonuç olarak, küresel para politikasının yönünü artık ekonomik göstergelerden çok jeopolitik gelişmeler belirliyor; ekonomi ise giderek bu sürecin pasif izleyicisi konumuna itiliyor.


Dev havayolu şirketi, internet için Musk'ı es geçip Amazon'la anlaştı

Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
TT

Dev havayolu şirketi, internet için Musk'ı es geçip Amazon'la anlaştı

Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)

ABD'li büyük bir havayolu şirketi, uçaklarında yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti sunmak üzere Amazon'la işbirliği yapmaya karar vererek Elon Musk'ın Starlink'ine sırt çevirdi.

Delta Air Lines, uçaklarında yüksek hızlı ve düşük gecikmeli internet hizmeti sunmak üzere şirketle uzun vadeli bir işbirliği başlattığını bu hafta duyurdu.

Delta hem iç hem de dış hat uçuşlarında şirketin alçak Dünya yörüngesindeki uydu ağı Amazon Leo'yu kullanacak.

Havayolu şirketi, yolcuların uçuş sırasında film ve TV programları izleyebileceğini, podcast ve sesli kitap dinleyebileceğini ve arkadaşları, aileleri ve iş arkadaşlarıyla bağlantıda kalabileceğini belirtti.

Delta, 2028'den itibaren ilk aşamada 500 uçakta Amazon Leo'yu kullanıma sunmayı planladığını açıkladı.

Delta'nın uçaklarına kurulacak sistem, şirketin en güçlü anteni olan Leo Ultra'nın havacılık sınıfı bir versiyonuyla çalışacak. Amazon bunun, türünün en hızlı ticari anteni olduğunu ifade ediyor.

Delta, "SkyMiles" üyelerine uçak içi Wi-Fi hizmetini ilk kez 2023'te T-Mobile kullanarak sunmuştu. Bu hizmet o zamandan beri 1150'den fazla uçağı kapsayacak şekilde genişletildi.

Delta'nın aksine diğer büyük ABD'li rakip havayolu şirketleri, yüksek hızlı internet hizmeti için Elon Musk'ın Starlink'iyle ortaklık kurmayı tercih etti.

Amazon Leo gibi Starlink de yüksek hızlı geniş bant sağlamak için alçak Dünya yörüngesindeki binlerce uydudan oluşan bir ağ kullanıyor.

Hem Southwest hem de United Airlines uçuşlarında kullanmak üzere Starlink Wi-Fi hizmeti için anlaşmalar yaparken, Emirates, British Airways ve Qatar gibi diğer küresel havayolları da Musk'ın internet hizmetini tercih ediyor.

Diğer yandan JetBlue da Amazon Leo'yla ortaklık kurdu. Hizmetin 2027'de kullanıma sunulması bekleniyor.

Delta'nın CEO'su Ed Bastian şu ifadeleri kullanıyor: 

Bu anlaşma, günümüz dünyasını birbirine daha iyi bağlamak için erişebileceğimiz en hızlı ve en uygun maliyetli teknolojiyi bize sunuyor ve hem çalışanlarımız hem de müşterilerimiz için gelecek yıllarda daha güçlü bağlar kurma hedefimizi paylaşan küresel bir liderle işbirliğimizi derinleştiriyor.

Independent Türkçe