Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı Yezid el-Hamid, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘13 hayati sektöre odaklanmayı hedefliyoruz’

Hamid, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Fon’un stratejisinin Suudi Arabistan'daki özel sektörün güçlendirilmesine katkıda bulunduğunu vurguladı.

Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı Yezid el-Hamid. (Şarku’l Avsat)
Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı Yezid el-Hamid. (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı Yezid el-Hamid, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘13 hayati sektöre odaklanmayı hedefliyoruz’

Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı Yezid el-Hamid. (Şarku’l Avsat)
Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı Yezid el-Hamid. (Şarku’l Avsat)

Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki Yatırımlar Genel İdaresi Başkanı Yezid el-Hamid, Fon’un yatırım yönelimlerinin gelecekte sürdürülebilir gelir kaynakları bulmaya yönelik gerçekleştiğini, ayrıca bunun Suudi Arabistan'ın petrol dışındaki gelir kaynaklarını çeşitlendirmek için etkili bir yatırım aracı olduğunun altını çizdi. 
Hamid, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Fon’un yatırım için 13 öncelikli sektörü seçtiğini belirtti. Bu seçimin sektörlerin pazar çekiciliğini ve boyutunu, beklenen büyümeyi ve mevcut fırsatları analiz etme açısından küresel ve yerel perspektiflere dayalı olarak değerlendirmeyi kapsayan belirli kriterler dahilinde yapıldığını söyledi. Suudi Arabistan'ın bölgesel ve küresel düzeyde motivasyon ve rekabet avantajı potansiyeline sahip olduğu sektörlerin ve bunun ekonomi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi gerektiğini belirten Hamid ayrıca sektörlerin Vizyon 2030 ve bunu gerçekleştirmeye yönelik programlar doğrultusunda önceliklendirildiğini vurguladı.
Kamu Yatırım Fonu Başkan Yardımcısı açıklamasının devamında, Fon’un gelecek vaat eden sektörleri hayata geçirdiği iddialı stratejisinin, özel sektörün güçlenmesine katkı sağlanmasına, ayrıca Fon’a yönelik harcamaların katkısının yanı sıra özel sektörün yatırımcı, ortak ve yan kuruluşlarının tedarikçisi olarak katılımı için birçok fırsat yaratılmasına katkı sağladığını bildirdi.  
Hamid ayrıca Fon’un sermaye geri dönüşüm programındaki stratejisinin, başta  sahibi olduğu şirketlerdeki hisselerin satışı ve ekonomik teşvik etkisi ile stratejik sektörlere yeniden yatırım yapılması olmak üzere altı fayda sağladığını vurguladı. Fon’un varlıklarını değerlendirmek, şirketler kurmak veya varlıkları satın alıp geliştirmek ve daha sonra sonuçlandırılmış yatırımlar olarak satmak için sürekli çalıştığını belirtti.
Şirketlerindeki hisselerin satışı da dahil olmak üzere Fon’un mali durumunu iyileştirmek için finansman seçeneklerinden yararlandıklarını ifade eden Hamid, sermaye rotasyonu sürecinin, Suudi finans sektörünün gelişmesi ve yeni yatırımcıların çekilmesi, finansal piyasanın geliştirilmesi, derinliği ve özel sektörün katılımının artırılmasında büyük rol oynadığına dikkat çekti. Hamid Şarku’l Avsat’a verdiği  Kamu YatırımFonuna ilişkin birçok konu hakkında ayrıntılı bilgi verd:

- 2022 yılı bütçesi göz önüne alındığında Kamu Yatırım Fonu'nun Suudi Arabistan'daki finansal sürdürülebilirlik çabalarını desteklemekte ana rolü nedir?
Kamu Yatırım Fonu, Suudi Arabistan'ın petrol dışındaki gelir kaynaklarını çeşitlendirme çabalarını geliştirmek için etkili bir araçtır. Gelecekte sürdürülebilir gelir kaynakları bulmaya katkıda bulunan uygulanabilir projelere yatırım yapmak için çalışır. Fon geçtiğimiz yıllarda yerel ekonomi üzerinde olumlu bir etki elde etmeyi ve sürdürülebilir getirileri en üst düzeye çıkarmayı başardı. Fon, yönetim altındaki varlıklarının büyüklüğünü ikiye katlayarak 1,8 trilyon riyalden (480 milyar dolar) fazla bir meblağ elde etti. 2017'den 2021'in ikinci çeyreğinin sonuna kadar 400 binden fazla doğrudan ve dolaylı iş yaratılmasıyla sonuçlanan 10 yeni sektörün açılmasına katkıda bulundu. Kamu Yatırım Fonu Başkanı, Suudi Arabistan’ın 2022 yılı bütçesinin açıklandığı forumda Fon’un ekonomik çeşitliliği sağlamadaki öncü rolüne ve finansal sürdürülebilirliği artırma girişimleri yoluyla vatandaşlar ve gelecek nesiller üzerinde olumlu etkisi olan bir gelişim değeri elde edilmesine katkıda bulunma taahhüdünü vurguladı.

- Fon’un yatırım yaptığı petrol dışı sektörler hangileri? Hayata geçirdiğiniz en önemli projeler neler?
Fon, Suudi şirketlerine yapılan yatırımlar ve Fon’un gelecek vaat eden sektörlerini ve yan kuruluşlarını geliştirme ve kalkındırmaya yönelik projeler yoluyla özel sektörü geliştirici, yeni sektörlere yatırım yaparak önemli bir katalizör ve bütünleştirici bir role sahiptir. Bu bağlamda Fon önümüzdeki beş yıl boyunca 13 hayati ve stratejik yerel sektöre odaklanmayı hedefliyor. Bu sektörler, havacılık ve savunma, finansal hizmetler, sağlık hizmetleri, gıda ve tarım, tüketim ve perakende malları, gayrimenkul, eğlence, turizm ve spor, ulaşım ve lojistik, iletişim, medya ve teknoloji, kamu hizmetleri ve yenilenebilir enerji, mineraller ve madencilik, araçlar, inşaat hizmetleri ve inşaat malzemeleri olarak belirlendi. Fon’un bu 13 sektörü öncelikli olarak seçimi, sektörlerin pazar çekiciliğini ve boyutunu, beklenen büyümeyi ve mevcut fırsatları analiz etme açısından küresel ve yerel perspektiflere dayalı olarak değerlendirmeyi de kapsayan belirli kriterlere dayanıyordu. Suudi Arabistan'ın bölgesel ve küresel düzeyde teşvik ve rekabet avantajı potansiyeline sahip olduğu sektörlerin ve bunun ekonomi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi de bu noktada önemli bir rol oynadı. Ayrıca sektörler, Vizyon 2030 ve bunu gerçekleştirecek programlar doğrultusunda önceliklendirildi. Fon son yıllarda Suudi ekonomisini desteklemeye ve halk için önemli iş fırsatları yaratmaya katkıda bulunan Suudi Güvenlik Muhafızları Şirketi (SAFE), Helikopter Şirketi, Suudi Gemi Şirketi ve Suudi Askeri Sanayi Şirketi gibi birçok önemli ulusal şirketin kurulması yoluyla çeşitli sektörler kurmaya çalıştı. Bunların en önemlileri arasında, en büyük güneş enerjilerinden biri olması beklenen ve tamamı Fon’a ait ACWA Power ve Badeel Company tarafından bu yıl hayata geçirilecek Sudair Güneş Enerjisi Projesi var. Bunun yanı sıra birçok hayati proje de hayata geçirildi. Bu, Fon’un 185 bin konutunenerji ihtiyacını karşılamak için yaklaşık 3,4 milyar riyal (906 milyon dolar) yatırım değerine sahip, bulunan, bin 500 megavat üretim kapasitesi ile 2030 yılına kadar ülkenin yenilenebilir enerji üretim kapasitesinin yüzde 70'ini geliştirme ve karbon salınımını yılda 2,9 milyon ton azaltma taahhüdü ile somutlaştırıyor. Air Products Şirketi’nin ACWA Power ve NEOM ile ortaklaşa, yenilenebilir enerjiyle çalışan dünya çapında 5 milyar dolarlık hidrojen bazlı amonyak tesisi inşa etmek için bir anlaşma imzaladığını duyurması gibi çeşitli açıklamalar da bu taahhüde bağlılığı destekliyor. Tamamı Kamu Yatırım Fonu'na ait olan Suudi Arabistan Askeri Endüstrileri Şirketi (SAMI), askeri havacılık sektöründe hizmet, bakım, onarım ve revizyon alanında bir ortak girişim geliştirmek için Airbus ile de bir anlaşma imzaladı. Şirket ayrıca hava yapısı bileşenlerinin üretimi için Suudi Arabistan'da yüksek hassasiyetli bir tesis kurmak için de adım attı. Fransız Figeac Aero Group ile Suudi Arabistan Endüstriyel Yatırımlar Şirketi (Dussur) arasında ‘Sami Figeac Aero Manufacturing’ şirketini kurmak için bir ortak girişim anlaşması imzalandığını açıkladı.

-Kamu Yatırım Fonu 47 yeni şirket kurdu. Fon'un yatırımlarının Suudi Arabistan'da özel sektörün güçlenmesine nasıl katkıda bulunuyor?
Fon, özel sektörün katılımını güçlendirmeye ve artırmaya katkıda bulunan hayati ve gelecek vaat eden sektörleri etkinleştirerek ve geliştirerek Suudi Arabistan’daki ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmaya oldukça önem veriyor. Fon, yatırım girişimlerinin özel sektör üzerindeki etkisini kapsamlı ve doğru bir şekilde değerlendiriyor. Yerel şirketlerin Fon projelerine katkıda bulunmalarının önünü açarak yerel tedarikçileri enerjilerini ve yeteneklerini geliştirmeleri için motive ediyor. İthal edilen malların ve hizmetlerin yerelleşmesini artırıp yerel tedarik zincirini iyileştirmesi için yatırım fırsatları oluşturarak özel sektörün katılımı için bir strateji geliştiriyor. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman yaptığı açıklamalarda özel sektörü güçlendirmenin önemine olan inancını dile getiriyor. Kamu Yatırım Fonu, özel sektörün güçlendirilmesine katkıda bulunan hayati ve gelecek vaat eden sektörler açtığı iddialı bir strateji uyguluyor. Fon ve iştiraklerinde yerel içeriğe katkıyı yüzde 60'a çıkarmayı hedefliyor. Bu, yerel özel sektörün güçlendirilmesi ve istihdam yaratılması üzerinde doğrudan bir etkiye de katkı sağlıyor. Fon'a yönelik harcamaların, özel sektörün - Fon yatırımlarına yatırımcı, ortak ve şirketlerin tedarikçisi olarak - katılımı için birçok fırsat yaratması bekleniyor. Buna örnekler arasında ‘Nesma ve Partners Contracting Ltd.’ adlı iki şirketle yapılan Kızıldeniz Projesi’nin duyurusu, ihale için kamu binaları, hava seyrüsefer altyapısının geliştirilmesi, dünyanın en büyük ve en hızlı eğlence oyunları için devasa eğlence projesini içeren Suudi Qiddiya Yatırım Şirketi'nin Qiddiya'daki Six Flags eğlence parkının inşası için Fransız Bouygues-Batiment International Şirketi ile 3,75 milyar riyal (bir milyar dolar) değerinde bir sözleşme imzaladığını duyurması da yer alıyor. Bunun yanısıra Kamu Emeklilik Kurumu ve Saudi Real Estate Refinance Company, Suudi Arabistan’daki konut gayrimenkul refinansman piyasasındaki en büyük anlaşma niteliği taşıyan ve değeri 3 milyar riyalden (800 milyon dolar) fazla olan bir gayrimenkul finansman portföyünün haklarını satın almak için bir anlaşma imzalandığını duyurdu.

-Fon, yatırım yaptığı bazı şirketlerdeki hisselerini neden satıyor? Bunun beklenen finansal etkisi nedir?
Veliaht Prens ve Fon Yönetim Kurulu Başkanı Prens Muhammed bin Selman, 2021-2025 Kamu Yatırım Fonu'nun İddialı Büyüme Stratejisi’ni başlattı. Bu strateji, yerel ekonomide yeni ve gelecek vaat eden sektörler geliştirmek ve hedeflenen getirileri elde etmek için uzun vadede fonun yatırım stratejisini güçlendirmeye katkıda bulunan yeni yatırımları sağlamayı amaçlıyor. Fon’un stratejisi, sahip olduğu şirketlerdeki hisseleri satarak ve gelirleri ekonomik bir teşvik etkisi ile gelecek vaat eden stratejik sektörlere yeniden yatırarak bir sermaye geri dönüşüm programını kapsıyor. Fon, tüm finans kuruluşlarında olduğu gibi varlıklarını yerel ve küresel piyasalarda değerlendirmek için sürekli çalışıyor. Bunları geliştirmek ve daha sonra olgun yatırımlar olarak satmak amacıyla şirketler kuruyor veya varlıklar satın alırken söz konusu şirketlerin sürekli büyümesine katkıda bulunacak şekilde karar verme sürecine katkıda bulunma yeteneği sağlayan kontrol hissesi payını koruyor. Fon, mali durumunu iyileştirmek için kendisine sunulan finansman seçeneklerini optimal bir şekilde kullanmaya çalışıyor. Buna şirketlerindeki hisselerin satışı da dahildir. Bu satışlar ikincil teklifler yoluyla veya başka bir şekilde olabilir. Tıpkı Saudi Telecom Company (STC) hisselerinin yüzde 6'sının ikincil halka arzında veya ‘ACWA Power’ ve ‘Tadawul’ Holding Grubu’nun ilk halka arzlarında olduğu gibi. Burada sermaye rotasyonu sürecinin Suudi finans sektörünün geliştirilmesinde ve yeni yatırımcıların çekilmesinde önemli ve temel bir faktör olduğunu belirtmekte fayda var. Bu, Suudi finans piyasasının gelişmesinde ve yatırımcılar için cazip bir yatırım ortamı yaratarak özel sektörün katılımının artırılmasında büyük rol oynayan Kamu Yatırım Fonu'nun en önemli hedeflerinden biridir. Fon, özellikle iştiraklerini arza hazır hale getirdikten sonra listeleyerek Suudi finans piyasalarında aktif bir katılımcı olmayı, dolayısıyla borsada işlem gören şirket sayısını ve toplam pazar büyüklüğünü artırarak Suudi finans piyasasının derinliğini artırmaya ve yeni gelecek vaat eden sektörlerde şirketler sunarak yatırım seçeneklerini çeşitlendirmeye katkıda bulunmayı hedefliyor. Bu hedef, Suudi sermaye piyasalarında özel sektör, yerli ve yabancı yatırımcılardan yatırım çekmeye katkıda bulunuyor.

- Fon’un önümüzdeki dönemdeki planlarını gerçekleştirmesine yardımcı olan unsurlar neler?
Fon, birçok iddialı yatırımın gerçekleştirilmesinde ve Suudi Arabistan’ın ana yatırım kolu olma yolunda önemli adımlar attı. Eşsiz yatırımlara dahil olarak ve yatırımların yönetiminde saygın uluslararası kuruluşlarla iş birliği yaparak uygulanabilir finansal getiriler elde etmeyi amaçlıyor. Fon’un önümüzdeki yıllardaki stratejisi, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 hedeflerine ulaşılmasına katkıda bulunan birkaç sektörde girişim başlatmaya odaklanacak. Fon’un yatırımlarının ekonomik etkisi, ekonomistler tarafından onaylanan bir ekonomik model ile ölçülmekte ve verimlilik, enflasyon, nüfus artışı, sektörel yapı ve sermaye oluşumu dahil olmak üzere çok sayıda kriter ve ekonomik veriyi dikkate alınıyor. Ayrıca herhangi bir yatırım kararı vermeden önce bir yatırım fırsatının ekonomik etkisi de analiz ediliyor. Ayrıca Fon’un Ulusal Kalkınma Departmanı, Fon yatırımlarının beklenen ekonomik etkisinde kaydedilen ilerlemenin boyutunu gösteren periyodik raporlar yayınlıyor, Fon’un ekonomik etkisini artırmaya yönelik girişimleri belirliyor. Örneğin Fon’un ülke ekonomisini desteklemeye ve ekonomik dönüşümü ilerletmeye katkı sağlaması için birçok sektörün güçlenmesine yardım ediyor. Çok sayıda şirket kurulması ve doğrudan ve dolaylı birçok iş fırsatı yaratılmasına katkıda bulunuyor.

- Fon’un yerel ve uluslararası yatırımlara dahil olmakta dikkat ettiği en önemli kriterler ve getiri oranları neler?
Fon, belirli yatırım portföylerinin yatırım hedefini netleştirirken en iyi uluslararası yatırım uygulamalarını benimser ve kapsamlı bir şekilde yatırım yapar. Uzun vadeli yatırım getirileri elde edebilecek fırsatlar için değer zinciri genelinde araştırma yapar, Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşümünü yönlendirmek için Kamu Yatırım Fonu'nun çabalarını destekleyen sektörlere odaklanarak teknik dönüşüm gerçekleştirebilecek ortakları belirler. Tabii bunlar Vizyon 2030 ve küresel ekonomi ile uyumlu olarak gerçekleştirilir. Bu nedenle, mevcut seçenekleri gözden geçirdiğimiz için değer zincirine katılma kararı dikkatli bir şekilde alınır. Fon, bu hedeflere ulaşılmasını sağlamak amacıyla herhangi bir yatırım anlaşmasını planlarken, kilit faktörlerin sağlanıp sağlanmadığını dikkate alır. Bunlar; finansal getiri elde etmek, ulusal ekonomi üzerinde olumlu etki, yerelleştirme, katma değer elde etmek ve özel sektör katılımıdır. Daha önce de belirttiğim gibi Fon, ulusal kalkınmayı desteklemek ve yatırımlarının yerel ekonomi üzerindeki etkisini artırmak için uzmanlaşmış bir departman kurdu. Yönetim şu an Fon’un yönetim kurulu tarafından, Fon ve iştiraklerinin yerel içeriğe katkısını 2025 yılı sonuna kadar yüzde 60'a çıkarmak hedefiyle onaylanan yerel içerik geliştirme programı aracılığıyla çalışıyor. Fon, yerel şirketlerin Fon projelerine katkıda bulunmalarının önünü açarak yerel tedarikçileri enerjilerini ve yeteneklerini geliştirmeleri için motive ediyor. İthal edilen malların ve hizmetlerin yerelleşmesini artırarak yerel tedarik zincirini iyileştirmesi için yatırım fırsatları oluşturuldu. Bu amaçla özel sektörün katılımı için bir strateji geliştirildi.



Avrupa ile Çin arasında gerginlik tırmanırken ufukta bir ticaret savaşı görünüyor

Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)
Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)
TT

Avrupa ile Çin arasında gerginlik tırmanırken ufukta bir ticaret savaşı görünüyor

Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)
Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)

Kifaye Euler

Avrupa, Çin’den gelen ucuz malların artan akışına ve bunun özellikle otomotiv, kimya ve yeşil teknoloji sektörlerinde Avrupa sanayisi için oluşturduğu doğrudan tehdide yönelik Avrupa Birliği içindeki endişelerin tırmanmasıyla birlikte, Çin ile giderek daha şiddetli bir ticaret çatışmasına doğru ilerliyor.

Gerginliğin tırmanışına işaret eden bir gelişme olarak, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Avrupa'nın Çin'e bağımlılığını ‘kemoterapi’ gerektiren bir hastalığa benzeterek, bu bağımlılıktan kurtulmanın acı verici, ancak gerekli olacağını söyledi.

Kallas’ın sözleri, AB'nin ABD'den sonra en büyük ikinci ticaret ortağı olan Pekin'e karşı Brüksel'in tutumunda belirgin bir değişimi yansıttı. Avrupalı liderler ve şirketler, Çin'in daha saldırgan ticaret politikaları benimsemesi ve Avrupa'ya yapılan Çin ithalatının keskin bir şekilde artmasıyla, Çin'in endüstriyel hakimiyetinin hızla genişlediği bir dönemde Çin ürünlerine bağımlı olmaktan giderek daha fazla endişe duyuyor.

Brüksel'deki Bruegel Ekonomi Araştırma Merkezi Direktörü Jeromin Zettelmeyer, bazı Avrupa endüstrilerinin yakın zamanda çökeceğine dair endişelerin artmasıyla Avrupa'nın bir ‘panik havasına’ doğru sürüklendiğini söyledi.

Zettelmeyer, özellikle yerel şirketlerin düşük maliyetli Çin ürünleriyle rekabet edememesi nedeniyle, Avrupa'nın sanayi tabanının geleceğine yönelik tehlike hissinin giderek arttığını da sözlerine ekledi. Buna karşın Avrupa'nın endişeleri Çin'den öfkeli tepkilerle karşılanıyor. Çinli yetkililer, Pekin'in Avrupa Birliği'nin uygulayabileceği herhangi bir korumacı önlemi yanıtlayacağı konusunda uyardı.

Avrupa'da Çin'in endüstriyel etkisini sınırlamak için alınan katı önlemler

Dünya liderleri, önümüzdeki ay Fransa'nın Evian kentinde düzenlenecek G7 Zirvesi’nde küresel ekonomik dengesizlikleri ele almaya hazırlanırken, bu gerginliğin önümüzdeki haftalarda daha da tırmanması bekleniyor. Ayrıca, kısa bir süre sonra yapılacak AB liderleri toplantısında da Çin, ana gündem maddelerinden biri olacak.

AB'nin yürütme organının, Çin'in Avrupa'daki endüstriyel etkisini sınırlamak için daha sert adımlar atmanın önünü açabilecek yeni Çin politikalarını tartışması planlanıyor.

Avrupalı yetkililer, ticari dengesizlikleri gidermek için Çin ile iş birliğine dayalı çözümler bulma isteklerini dile getirmeye devam etseler de Brüksel, Çin'in hassas sektörlerdeki genişlemesini sınırlamak için daha güçlü endüstriyel ve ticari önlemler almayı da değerlendiriyor.

Ancak, politikacıların ve şirketlerin Çin'in misilleme önlemlerinden duydukları endişelerin yanı sıra, Avrupa tüketicilerinin özellikle elektrikli otomobiller olmak üzere daha ucuz Çin mallarına olan bağımlılığının artması nedeniyle, Çin'e olan bağımlılığı azaltmak Avrupa için son derece karmaşık bir görev olarak görünüyor.

Avrupa, AB'nin daha önce uygulamaya koymaya çalıştığı gümrük vergileri ve önlemlere rağmen, Çin menşeli elektrikli otomobillerin akışını sınırlamakta hâlâ zorlanıyor.

Brüksel'deki Mercator Çin Araştırmaları Enstitüsü’nde (MERICS) araştırmacı olan Rebecca Arcesati, New York Times (NYT) gazetesine verdiği demeçte, Avrupalı liderlerin, özellikle Pekin'in karşı önlemlerle yanıt vermesi durumunda, Çin'in ticari akışına karşı koymalarını zorlaştıran siyasi ve seçim baskısıyla karşı karşıya olduklarını söyledi.

Arcesati,, Avrupa'nın siyasi ve ekonomik sistemlerinin, Çin'in mevcut endüstriyel yükselişi gibi büyük bir zorlukla başa çıkmak için tasarlanmadığını da sözlerine ekledi.

Çin'in ticaret fazlası rekor seviyelere ulaştı

Son yıllarda Çin, özellikle emlak sektöründeki krizin Pekin'i ekonomik büyüme için yeni itici güçler aramaya itmesinin ardından, fabrikalarının ve şirketlerinin kapasitesini artıran kapsamlı devlet desteği ve sanayi programlarına güvendi.

ABD'nin Çin mallarına uyguladığı gümrük vergileri, Çinli şirketleri Avrupa gibi alternatif pazarlara ihracatını yoğunlaştırmaya itti.

Bu yılın ilk çeyreğinde Çin'in Avrupa'ya yaptığı ithalat önemli ölçüde artarken, gümrük verileri, Çin'in elektrikli otomobillerinin Avrupa pazarlarına akınıyla birlikte Çin'in AB ile olan ticaret fazlasının yeni rekor seviyelere ulaştığını gösterdi.

Bu artış, Çinli otomobil şirketlerinin Çin'deki iç talepteki yavaşlamayla karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşti. Bu durum, şirketleri Avrupa'da güçlü bir şekilde genişlemeye itti. Bu gelişme, Ortadoğu'daki savaşın yol açtığı yakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle Avrupalı tüketicilerin elektrikli araçlara yönelmesiyle aynı zamana denk geldi.

AB, 2025 yılında Çin ile yaklaşık 418 milyar dolarlık ticaret açığı kaydetmişti.

Bu durum, özellikle geleneksel olarak otomotiv ve kimya endüstrilerine dayanan, ancak şu anda Çinli rakiplerle rekabet edemediğini gören Almanya’da, Avrupa endüstrileri ve bu sektörlerde çalışanlar için giderek artan bir tehdit oluşturmaya başladı.

Bu endişelerin artmasıyla birlikte Avrupa, Çin'in endüstriyel hakimiyetinin kontrol edilemez hale gelmeden önce Çin ile ekonomik ilişkilerin yeniden şekillendirilmesi gerektiği yönündeki tartışmaların artmasıyla, endüstrilerini korumak için giderek daha sert bir söylem ve daha cesur fikirler benimsedi.

Çin'in Avrupa'ya Mesajı: “Bizi Sınamayın!”

Bir süredir Çin'e yönelik eleştirileriyle tanınan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise, AB’yi, ABD'nin hayati sektörlerini desteklemek için uyguladığı politikalara benzer şekilde stratejik sanayileri korumaya yönelik önlemler almaya çağırdı.

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Avrupalı liderler arasında Çin'e karşı en açık tutumu sergileyenlerden biri olarak görülen İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ise, Çin'e yaptığı son ziyaret sırasında, ‘Avrupa'nın kendini kapatmak zorunda kalmaması için Çin'in daha fazla açılması’ gerektiğini söyledi.

İspanya, en azından ilk aşamada Fransa, İtalya, Litvanya ve Hollanda'ya katılarak, Avrupa Birliği'ni yeni ticari araçlarla güçlü bir şekilde yanıt vermeye çağıran bir belge hazırladı. Belge, Çin'i isim olarak anmasa da ‘sistematik ve yapısal bir sanayi fazlasından’ şikayet eden ticaret ortaklarını eleştirdi.

Dış İlişkiler Konseyi'nden (CFR) ekonomist Brad Setser, birçok Avrupalı liderin misillemeye yönelik tedbirler almasından korktuğu için Çin'e karşı temkinli davrandığını, ancak iş ve sanayi kapasitesi kaybına dair endişelerin, Almanya da dahil olmak üzere, bu kaygının önüne geçebileceğini belirtti.

Pekin, geçtiğimiz nisan ayında yetkililere şirket kayıtlarını inceleme, çalışanları sorgulama ve hatta tedarik zincirlerinin ülke dışına taşınmasına yardımcı oldukları düşünülen üst düzey yöneticilerin Çin'den ayrılmasını engelleme gibi geniş yetkiler veren kuralları açıkladı.

Çin'deki Avrupa Birliği Ticaret Odası’nın (EUCCC) yaptığı son değerlendirmeye göre bu adım Avrupa ekonomisine benzeri görülmemiş bir zarar verebilir.

Araştırma şirketi Rhodium Group Avrupa-Çin ilişkileri Noah Barkin, Pekin'in, Washington ile Brüksel arasındaki anlaşmazlıkların tırmanmasıyla birlikte, ticaret politikalarına karşı Batı cephesinin daha az sağlam hale geldiğini hissettiğini düşünüyor.

Barkin, Çin'in Avrupa'ya verdiği mesajın ‘en yakın müttefikiniz artık eskisi gibi değil, Amerikalılar bile bizimle istikrar arıyor, bu yüzden bizi sınamayın’ olduğunu söyledi.


1,8 trilyon dolarlık sistem ‘özel sektör kredi kışını’ mı yaşıyor?

ABD bayrağının önündeki Wall Street tabelası (Reuters)
ABD bayrağının önündeki Wall Street tabelası (Reuters)
TT

1,8 trilyon dolarlık sistem ‘özel sektör kredi kışını’ mı yaşıyor?

ABD bayrağının önündeki Wall Street tabelası (Reuters)
ABD bayrağının önündeki Wall Street tabelası (Reuters)

Özel kredi piyasası, bir sonraki küresel mortgage krizi olabilir mi? Geleneksel bankacılık sisteminin dışındaki kredilendirmenin geçtiğimiz yıllar boyunca hızla büyümesi ve sıkı denetimlerden uzak, değeri 1,8 trilyon dolar barajını aşan devasa bir piyasa yaratmasının ardından bu can alıcı soru, finansal karar mekanizmalarının koridorlarında artık daha yüksek sesle tartışılmaya başlandı.

Bu endişe, JPMorgan Chase CEO’su Jamie Dimon’un yakın zamanda yaptığı uyarılarda da net bir şekilde vücut buldu. Dimon, kredi döngüsünün tersine dönmesiyle birlikte, gevşek standartlar ve yüksek borçluluk oranı nedeniyle sektördeki kayıpların muhtemelen beklentileri aşacağı konusunda uyarıda bulundu.

y7mu7m
JPMorgan Chase CEO’su Jamie Dimon, Manhattan’daki New York Ekonomi Kulübü’nde konuşuyor. (Arşiv – Reuters)

Finansal istikrar açısından kritik bir dönemeçte, G20 ülkelerinin merkez bankası başkanları ve maliye bakanlarını bünyesinde barındıran Finansal İstikrar Kurulu (FSB) da krize müdahil oldu. FSB, ulusal düzenleyici kurumlardan denetimleri derhal sıkılaştırmalarını talep etti. Bu hamle, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) özel kredileri, piyasalardaki yüksek değerlemelerle birlikte finansal istikrarı tehdit eden temel risk kaynaklarından biri olarak konumlandırmasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Bu kurumsal risk sınıflandırması gecikmeden resmiyet kazandı ve ECB’nın Mayıs 2026 sonunda yayımladığı Finansal İstikrar Raporu’nda açıkça yer buldu. Rapor, bu sektörün yapısındaki oldukça tehlikeli iki boyutu gözler önüne serdi: İlki, ‘çığ etkisi’ olarak tanımlanan durum oldu; yatırımcıların fon payı iade taleplerinin tırmanışa geçmesiyle birlikte, fonlar bazı varlıklarını nakde çevirmede ciddi zorluklarla karşılaşmaya başladı ve bu durum, varlıkların değerinin çok altında acil satışlara (yangın satışı) yol açma riski doğurdu. Diğer boyut ise giderek büyüyen ‘çift kaldıraç’ olgusu oldu. Rapor, fonların kendi verdikleri özel kredileri finanse etmek için geleneksel bankalardan borçlanma eğilimini artırdığını ortaya koydu. Bu durum, nihai borçluların temerrüde düşmesi halinde bankacılık sistemini çift taraflı bir tehdit altında bırakacak tehlikeli bir sarmala ve karşılıklı bağımlılığa işaret ediyor.

Özel sektör kredilerinde benzeri görülmemiş bir artış

Bu tehlikeli karşılıklı bağımlılık ve peş peşe gelen uluslararası uyarılar, küresel finans sisteminde yaşanan ve özel kredi fonlarının öncülük ettiği derin bir yapısal dönüşümün doğal bir sonucu olarak öne çıkıyor. Söz konusu fonlar, sınırlı birer alternatif araç olmaktan çıkıp, değeri 1,8 trilyon dolar eşiğini aşan adeta ‘paralel bir bankacılık sistemine’ dönüştü.

Bu bağlamda, Arbah Capital Varlık Yönetimi Kıdemli Direktörü Muhammed el-Farrac, bu büyümenin tamamen doğal yollarla gerçekleşmediğini, aksine 2008 krizinin ardından bankaların küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) finansmanından çekilmesi ve bunu takip eden katı düzenleyici reformlarla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtiyor.

yumu7kı
New York Borsası’nda işlem yapan bir yatırımcı (AP)

El-Farrac, Basel III standartlarının uygulanması ve sermaye yeterlilik gereksinimlerinin artırılmasının bankaları yüksek riskli kredileri kısmaya zorladığını ve bunun da geniş bir finansman açığı yarattığını ekliyor. İşte bu noktada özel kredi fonları, geleneksel bankacılık kısıtlamalarının dışındaki esnekliklerinden ve daha hızlı hareket edebilme kabiliyetlerinden yararlanarak bu boşluğu doldurmak üzere devreye girdi.

Özel kredinin niteliği ve bankalardan farkı

El-Farrac, özel kredinin temel mantığının, bankaların aracılığına ihtiyaç duymadan veya halka açık tahvil piyasalarından geçmeden, banka dışı finansal kuruluşlar vasıtasıyla şirketlere doğrudan borç verilmesine dayandığını açıklıyor. Özel kredi ile banka finansmanı arasındaki temel fark ise fonların kendi yapısında yatıyor; nitekim bankalar her an çekilebilir kısa vadeli mevduatlara sırtını dayıyor, bu da onları katı likidite kısıtlamalarına marize bırakarak kararlarında daha muhafazakâr olmaya zorluyor.

Buna karşın özel kredi fonları, uzun vadeli yatırım ufkuna sahip kurumsal yatırımcılar tarafından fonlanan ve ‘kilitli sermaye’ (locked-up capital) olarak bilinen uzun vadeli sermayelere dayanıyor. Bu durum, söz konusu fonlara çok daha geniş bir esneklik alanı açarken, hızlı ve doğrudan finansman kararları alabilmelerine de imkân tanıyor.

Sektör içi finansman araçları

El-Farrac, bu sektörün tek bir kredilendirme modeliyle sınırlı kalmadığını, aksine şirketlerin farklı aşamalardaki ihtiyaçlarını karşılayan geniş bir araç yelpazesini barındırdığını belirterek, bunları şu şekilde sıralıyor:

- Doğrudan Kredilendirme: Orta ölçekli şirketlerin operasyonel büyümesini finanse etmeye yönelik doğrudan borç sağlama.

- Ara Finansman (Mezzanine Financing): Şirketin sermaye yapısında geleneksel öncelikli borçlar (krediler) ile öz kaynaklar (hisseler) arasında yer alan ‘orta katı’ temsil eden bir finansman modeli.

- Sorunlu Borç Finansmanı: Tahsili gecikmiş veya batık durumdaki borçların satın alınarak yeniden yapılandırılması.

- Girişim Finansmanı (Venture Debt): Yüksek büyüme potansiyeline sahip start-up şirketlerinin desteklenmesi.

- Varlık Destekli Finansman: Gayrimenkul, ekipman veya fikri mülkiyet hakları gibi somut ya da soyut varlıklar karşılığında sağlanan finansman.

2008 sonrası krizin kökenleri

El-Farrac analizinde, küresel bankaların büyük kayıplar, Basel III düzenlemeleri ve likidite gereksinimleri nedeniyle kredi faaliyetlerini keskin bir şekilde azaltmak zorunda kaldığı 2008 küresel finansal krizi sonrasına işaret ediyor. Bu çekilme, piyasada özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ) için ciddi bir finansman açığı yarattı.

Aynı dönemde emeklilik fonları, sigorta şirketleri ve varlık fonları, düşük veya sıfıra yakın faiz oranlarının hâkim olduğu bir ortamda daha yüksek getiri arayışındaydı. Bu durum, özel kredilerin geleneksel varlıklara kıyasla yüksek getiri ve nispi istikrarı bir arada sunan ideal bir çözüm olarak öne çıkmasını sağladı.

Son dönemde yüksek faiz ortamına geçilmesiyle birlikte bu sektörün cazibesi daha da arttı. Özellikle bu kredilerin büyük çoğunluğunun değişken faiz oranlarına endeksli olması, merkez bankalarının faiz artırımlarıyla birlikte getirilerin de otomatik olarak yükselmesi anlamına geliyordu; bu durum yatırımcılara enflasyona karşı doğal bir koruma sağladı.

Yüksek faiz ortamındaki fırsatlar ve riskler

El-Farrac, mevcut konjonktürün bariz bir çelişkiyi barındırdığını düşünüyor; nitekim bir yandan yüksek faiz oranları, özel kredi fonlarına yıllık bazda yüzde 10 ila yüzde 15 arasında değişen ve geleneksel sabit getirili araçları açık ara geride bırakan istisnai kazançlar sağlama fırsatı sunuyor.

Ancak diğer yandan bu ortam, borç servis maliyetlerinde (faiz ödemelerinde) sürekli bir artışla karşı karşıya kalan borçlu şirketler üzerinde giderek büyüyen bir baskı oluşturuyor. Bu durum, özellikle kırılgan bir finansal yapıya sahip olan veya büyük ölçüde borçlanmaya dayalı faaliyet gösteren şirketlerde operasyonel kârların erimesine ve temerrüt olasılıklarının tırmanmasına yol açma riski taşıyor.

El-Farrac, bu yüksek faiz seviyelerinin uzun süre devam etmesinin, temerrüt oranlarını tarihsel olarak seyrettiği istikrarlı seviyelerin üzerine çıkarabileceği konusunda uyarıyor; bu durum, kredi portföylerini yıllardır karşılaşmadıkları ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakabilir.

Değerlendirme ve şeffaflık krizi

El-Farrac’ın dikkat çektiği en önemli zorlukların başında, özel kredi fonlarındaki varlık değerlemesi meselesi geliyor. Bu krediler piyasalarda günlük olarak fiyatlandırılmıyor, aksine periyodik olarak gözden geçirilen içsel değerleme modellerine dayanıyor; bu durum da halka açık piyasalara kıyasla bir şeffaflık açığı yaratıyor. Söz konusu model, gerçekleşen zararların muhasebeleştirilmesinde gecikmelere yol açabileceği gibi varlıkların fiili durumundan daha istikrarlı olduğu izlenimini de verebiliyor.

Ayrıca, bazı fonlarda kaldıraç kullanılması riskin boyutunu daha da artırıyor. Kaldıraç, büyüme dönemlerinde kârı katlarken, kredi kalitesinde yaşanabilecek en ufak bir gerilemede ise zararların kartopu gibi büyümesine neden oluyor.

BlackRock’tan gelen uyarı sinyali

Bu endişeler, 2026 yılının başlarında BlackRock bünyesindeki bir özel kredi fonunun, teknoloji sektörleriyle bağlantılı bazı kredilerin kalitesindeki bozulma nedeniyle net varlık değerini yaklaşık yüzde 19 oranında düşürdüğünü açıklamasıyla somut bir şekilde vücut buldu.

Bu hamle piyasalarda geniş çaplı bir endişe dalgasına yol açarken, ABD’deki düzenleyici kurumları değerleme mekanizmalarına yönelik incelemeler başlatmaya sevk etti, ancak şu ana kadar resmi bir suçlamada bulunulmadı. Buna rağmen gelişme, yatırımcı güvenine hızla yansıdı; sektör içinde nakit çekme baskılarına ve daha muhafazakâr değerlemelerin yapılmasına neden oldu.

Bu, 2008 krizine benzer bir sistemik risk mi?

Artan endişelere rağmen el-Farrac, özel kredi piyasasının 2008’deki mortgage kriziyle doğrudan kıyaslanamayacağı görüşünde. Çünkü bu sektördeki olası kayıplar, hükümet müdahalesi ve kurtarma paketleri gerektiren mevduat sahipleri ya da geleneksel bankacılık sistemi yerine, risk taşıma kapasitesine sahip profesyonel kurumsal yatırımcıların omuzlarında kalıyor.

Ancak diğer taraftan el-Farrac, bankalar ile kredi fonları arasında kredi hatları ve dolaylı finansman kanalları üzerinden kurulan bağların, şokları dolaylı yoldan daha geniş finansal sisteme aktarabileceğini ve bu durumun ‘gizli sistemik riskler’ doğurabileceğini de göz ardı etmiyor.

dfrgthyj
New York Borsası’nda bir ekranda BlackRock şirketinin logosu ve ilgili işlem bilgileri gösteriliyor. (Reuters)

El-Farrac, özel kredi piyasasının kurumsal talebin artması ve kredi değerliliği analiz süreçlerine yapay zekânın entegre edilmesiyle önümüzdeki yıllarda da büyümesini sürdüreceğini ve 3 trilyon doları aşabilecek seviyelere ulaşacağını öngörüyor.

Ayrıca gelecek dönemin, milyarlarca dolarlık işlemleri finanse edebilecek daha büyük yapılar oluşturmak amacıyla portföy yönetim şirketleri arasında bir birleşme ve satın alma dalgasına sahne olacağına; bunun yanı sıra riskleri daha doğru ve hızlı değerlendirmek için alternatif veri kullanımının yaygınlaşacağına dikkat çekiyor.

El-Farrac, özel kredinin artık sadece alternatif bir yatırım aracı olmaktan çıkıp küresel finans sisteminin yapısal bir parçası haline geldiği sonucuna varıyor; ancak bu sistemin aynı zamanda yüksek getiriler ile şeffaflık, değerleme ve likiditeye dayalı karmaşık riskler arasında hassas bir denge barındırdığını vurguluyor.


Yasal düzenlemeler, 1,75 milyar dolarlık satış rakamlarıyla Suudi gayrimenkul sektörünü olgunluğa taşıyor

Riyad’ın genel görünümü (Reuters)
Riyad’ın genel görünümü (Reuters)
TT

Yasal düzenlemeler, 1,75 milyar dolarlık satış rakamlarıyla Suudi gayrimenkul sektörünü olgunluğa taşıyor

Riyad’ın genel görünümü (Reuters)
Riyad’ın genel görünümü (Reuters)

Suudi Arabistan Menkul Kıymetler Borsası’nda (Tadawul) işlem gören gayrimenkul şirketlerinin 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin mali sonuçları, kârlılık döngüsünde belirgin bir yeniden konumlanma yaşanmasına rağmen sektörün operasyonel temellerinin güçlü kalmaya devam ettiğini ortaya koydu. Şirketler, ilk çeyrekte 1,75 milyar doları aşan satış gelirine ve 378,42 milyon dolar (1,42 milyar riyal) net kâra ulaştı. Ancak toplam kârlar, spekülatif işlemlerdeki yavaşlama ve gelirlerin muhasebeleştirilme döngüsündeki değişim nedeniyle yüzde 30,56 geriledi.

Uzmanlar, bu düzeltme hareketinin temelinde piyasa verimliliğini artırmayı ve denge sağlamayı hedefleyen düzenleyici adımların bulunduğunu belirtiyor. Kira piyasasının düzenlenmesi, boş arazilere yönelik vergilerin uygulanması ve arzın artırılması gibi önlemlerin yanı sıra tüketici davranışlarında yaşanan bilinçli değişimin de etkili olduğu ifade ediliyor. Buna göre tüketiciler artık daha temkinli ve seçici hareket ederken, ürün kalitesi ile gerçek değere daha fazla önem veriyor.

Kârlardaki düşüşe rağmen şirket performansları arasındaki belirgin farklılıklar, sektörün operasyonel modeller açısından bir ‘ayıklanma’ sürecine girdiğine işaret etti. Nitelikli projelerin piyasaya liderlik etme kapasitesini koruduğu görülürken, özellikle önde gelen şirketlerin güçlü büyüme performansı dikkat çekti. Bu kapsamda Al Akaria şirketinin kârı yüzde 251,8 artarken, Dar Al Arkan’ın büyümesi yüzde 24,3’e ulaştı. Uzmanlar, bu verilerin sektörün fiyat odaklı hızlı büyüme döneminden çıkarak, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 hedefleri ve altyapı yatırımlarına yönelik kamu harcamalarının desteğiyle daha sürdürülebilir ve olgun bir operasyonel yapıya geçtiğini gösterdiğini belirtiyor.

dyu6ku67
Riyad’ın caddelerinden birinde seyreden araçlar (Reuters)

Tadawul’de yayımlanan mali sonuçlara göre, gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren 17 şirketten 15’i ilk çeyrekte net kâr açıkladı. Buna karşılık Madinat Al Maarefa ve Emaar şirketleri çeyreklik bazda zarar etmeye devam etti.

Sektörün en kârlı şirketi, ilk çeyrekte 475,7 milyon riyal (126,7 milyon dolar) kâr açıklayan Al Akaria oldu. Şirket, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 251,8’lik bir büyüme kaydetti.

İkinci sırada Dar Al Arkan yer aldı. Şirket, ilk çeyrekte yaklaşık 260,2 milyon riyal (69,3 milyon dolar) kâr elde ederken, yıllık bazda yüzde 24,3’lük bir artış gösterdi. Üçüncü sırada Cenomi Centers bulunurken, şirketin kârı yüzde 8’lik düşüşe rağmen 202,5 milyon riyal (53,9 milyon dolar) seviyesinde gerçekleşti.

Öte yandan Suudi Arabistan’da borsada işlem gören gayrimenkul geliştirme ve yönetim sektörü şirketlerinin satışları, 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 4,45 oranında geriledi. Sektörün toplam satış hacmi 1,57 milyar dolara (5,89 milyar riyal) düşerken, bu rakam geçen yılın aynı döneminde 1,64 milyar dolar (6,16 milyar riyal) seviyesindeydi.

sdgth
Dar Al Arkan projelerinden biri (Şirketin internet sitesi)

Dar Al Arkan şirketi, 1,16 milyar riyal (309 milyon dolar) gelirle sektörde en yüksek satışa ulaşan şirket oldu. Şirket, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 24,8’lik bir büyüme kaydetti. İkinci sırada Jabal Omar yer aldı. Şirket, ilk çeyrekte 739,17 milyon riyal (197 milyon dolar) satış geliri elde etti. Ancak bu rakam, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 1,1’lik sınırlı bir düşüşe işaret etti. Üçüncü sırada ise Red Sea International şirketi bulundu. Şirket, 631 milyon riyali aşan (168 milyon dolar) gelir elde ederken, geçen yılın aynı dönemine göre satışlarında yüzde 9,9’luk bir gerileme kaydedildi.

Muhasebe kayıtlarındaki değişim

Gayrimenkul sektörü şirketlerinin finansal sonuçlarına ilişkin değerlendirmede bulunan gayrimenkul uzmanı Abdullah el-Musa, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan borsasında işlem gören gayrimenkul şirketlerinin kârlarındaki düşüşün olumsuz bir gelişme olarak görülmemesi gerektiğini, bunun daha çok sektör içinde kârlılık döngüsünde bir yeniden konumlanmaya işaret ettiğini söyledi. El-Musa, bu gerilemenin arkasında beş temel neden bulunduğunu belirtti. İlk olarak gelir döngüsündeki ve muhasebe kayıtlarındaki değişime dikkat çekerek, gayrimenkul geliştirme sektöründe finansal sonuçların sabit operasyonel sektörler gibi okunamayacağını ifade etti. Projelerin teslim zamanlaması ve gelirlerin muhasebeleştirilmesinin çeyrekler arasında ciddi farklılıklar yaratabildiğini, bu nedenle bazı düşüşlerin operasyonel zayıflıktan ziyade teknik nedenlerden kaynaklanabileceğini söyledi.

İkinci neden olarak gayrimenkul piyasasında spekülatif hareketlerin yavaşlamasını ve bunun daha gerçekçi bir yapıya evrilmesini gösterdi. Özellikle Riyad’da piyasanın, spekülasyonla belirlenen fiyatlamadan gerçek değer ve talebe dayalı fiyatlamaya geçiş sürecinde olduğunu, bunun da daha önce spekülatif ortamdan faydalanan şirketlerin kâr marjlarını baskıladığını belirtti.

Üçüncü nedenin artan finansman ve işletme maliyetleri olduğunu ifade eden el-Musa, önceki yüksek finansman maliyetlerinin hâlâ projeler üzerinde etkili olduğunu, buna ek olarak inşaat ve operasyon giderlerindeki artışın da kârlılığı doğrudan baskıladığını söyledi.

Dördüncü olarak sektör içinde farklı iş modellerinin bulunduğuna dikkat çekerek, geliştirme şirketleri, alışveriş merkezi işletmecileri ve gayrimenkul ağırlıklı turizm şirketlerinin farklı dinamiklerle çalıştığını, bu nedenle bazı şirketlerin güçlü büyüme gösterirken bazılarının daha zayıf performans sergileyebildiğini ifade etti.

Beşinci neden olarak ise 2025’teki yüksek karşılaştırma bazını gösterdi. Bazı şirketlerin önceki dönemlerde varlık satışları veya olağanüstü işlemler sayesinde çok güçlü sonuçlar elde ettiğini, bu nedenle yıllık karşılaştırmaların daha sert göründüğünü belirtti.

fgtht
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (Reuters)

El-Musa, sektörün önümüzdeki dönemde üç belirgin şirket grubuna ayrışacağı öngörüsünde bulundu. Buna göre ilk grup, piyasadaki yeniden yapılanma sürecinden fayda sağlayacak; güçlü finansal yapıya sahip, iyi stok yönetimi bulunan, düzenli nakit akışı üreten ve net bir satış modeline sahip esnek şirketlerden oluşacak. İkinci grupta ise ağırlıklı olarak fiyat hareketlerinden beslenen, gerçek operasyonel performanstan ziyade piyasa momentumuna dayalı şirketler yer alacak ve bu şirketler daha fazla baskı altında kalabilecek. Üçüncü grup, tekrarlayan operasyonel gelir elde eden, gelir getirici varlıklar ve alışveriş merkezleri gibi düzenli nakit akışı sağlayan yapılardan oluşacak ve bu şirketler görece daha istikrarlı bir performans sergileyecek. El-Musa, genel olarak sektörün bir eleme ve olgunlaşma sürecinden geçtiğini, hızın ödüllendirildiği bir piyasadan verimlilik ve operasyonel disiplinin ödüllendirildiği bir yapıya geçiş yaşandığını vurguladı. Bu dönüşümün orta ve uzun vadede sektör açısından sağlıklı bir gelişme olduğunu da sözlerine ekledi.

Uzun vadeli sürdürülebilirlik

Gayrimenkul ve pazarlama uzmanı Sakr ez-Zehrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, gayrimenkul sektörü şirketlerinin ilk çeyrek sonuçlarının, piyasada endişe verici bir gerilemeden ziyade, uzun yıllar süren hızlı büyüme ve fiyat artışlarının ardından doğal bir dengeye yeniden oturma sürecine işaret ettiğini söyledi.

Ez-Zehrani, sektörde kârların yaklaşık yüzde 30 oranında düşmesinin arkasında birden fazla etken bulunduğunu belirtti. Bunlar arasında artan konut arzı, spekülatif hareketlerdeki yavaşlama, yükselen finansman maliyetleri ve piyasa verimliliğini artırmayı hedefleyen düzenleyici adımlar yer alıyor. Ez-Zehrani, bu adımların kira düzenlemeleri, boş arazi vergilerinin uygulanması ve bazı bölgelerde arzın artırılması gibi uygulamaları içerdiğini ifade etti. Ayrıca tüketici davranışlarında da belirgin bir değişim yaşandığını vurgulayan ez-Zehrani, alıcıların artık daha temkinli ve seçici davrandığını, ürün kalitesi, konum, hizmetler ve gerçek değer gibi unsurlara daha fazla önem verdiğini söyledi. Bunun da özellikle yüksek fiyatlama veya hızlı satışa dayalı iş modellerine sahip şirketler üzerinde baskı oluşturduğunu belirtti.

Ez-Zehrani, Al Akaria ve Dar Al Arkan gibi büyük şirketlerin finansal sonuçlarının, nitelikli projeler, çeşitlendirilmiş gelir yapısı ve güçlü kurumsal yönetim sayesinde mevcut piyasa koşullarında dahi büyüme ve kârlılığın sürdürülebileceğini gösterdiğini ifade etti.

Gelecek döneme ilişkin değerlendirmesinde ise gayrimenkul sektöründeki kârlılığın kısa vadede dengeli ve görece sakin bir seyir izlemeye devam edeceğini, bazı kâr marjları üzerinde baskıların süreceğini söyledi. Buna karşın orta ve uzun vadede görünümün oldukça olumlu olduğunu belirten ez-Zehrani; büyük ölçekli projeler, Vizyon 2030 programı, nüfus artışı, yabancı yatırım girişleri ve kamu altyapı harcamalarının bu tabloyu desteklediğini ifade etti. Ez-Zehrani, Suudi gayrimenkul piyasasının hızlı büyüme döneminden kademeli olarak olgunluk ve sürdürülebilirlik aşamasına geçtiğini, bunun da uzun vadede proje kalitesini artırarak piyasa verimliliğini güçlendireceğini sözlerine ekledi.