Doğu Sudan’da limanların kapatılması konusu krizi derinleştiriyor

Üç eyaletten oluşan Doğu Sudan, Kızıldeniz’e 714 km uzunluğunda bir kıyıya ve petrol limanlarına sahip.

Doğu Sudan’daki kriz Beca aşiretlerinin ülkenin Kızıldeniz’deki ana limanlarını altı hafta süreyle kapatmasına yol açtı. (AFP)
Doğu Sudan’daki kriz Beca aşiretlerinin ülkenin Kızıldeniz’deki ana limanlarını altı hafta süreyle kapatmasına yol açtı. (AFP)
TT

Doğu Sudan’da limanların kapatılması konusu krizi derinleştiriyor

Doğu Sudan’daki kriz Beca aşiretlerinin ülkenin Kızıldeniz’deki ana limanlarını altı hafta süreyle kapatmasına yol açtı. (AFP)
Doğu Sudan’daki kriz Beca aşiretlerinin ülkenin Kızıldeniz’deki ana limanlarını altı hafta süreyle kapatmasına yol açtı. (AFP)

İsmail Muhammed Ali
Sudan Egemenlik Konseyi, doğu krizini çözmek ve bölgedeki limanları ve ulusal yolları kapatma tehdidini önlemek için ‘Beca Kabile Şefleri ve Bağımsız Klanlar Yüksek Konseyi tarafından belirlenen sürenin sona ermesini bekliyor. Konsey, 16 Haziran’da Cuba Barış Anlaşması’nın Doğu Sudan ile ilgili bölümünü askıya aldığını duyurmuştu. Anlaşma, doğunun tüm bileşenlerinin oy birliğiyle bir uzlaşmaya varması için Ekim 2020 başlarında Sudan hükümeti tarafından silahlı hareketlerle imzalandı.
Doğu Sudan’daki krizi ele almak için Yüksek Komite’ye başkanlık eden, Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Dagalo’nun (Hamideti) belirttiğine göre anlaşmanın doğu bölümünün askıya alınması, bu konuyla ilgili tüm taraflarla istişareler sonrasında gelişti. Sudan Haber Ajansı (SUNA), Hamideti’den alıntı yaptığı haberinde ‘doğudaki siyasi hareketlerin bölge halkının tüm sorunlarını çözmek için ortak bir masa etrafında buluşacaklarını’ aktardı.
Doğu hattı, bölgede gerginliğe yol açarken ekim ayında Beca aşiretlerinin ‘doğu bölgesinden Cuba Barış Anlaşması’na imza atanların, bölgeyi temsil etmedikleri’ gerekçesiyle bu bölüme itiraz etmesine neden oldu. Öyle ki aşiretler 6 hafta boyunca ülkenin Kızıldeniz kıyısında bulunan ana limanlarını kapattılar. Kapatma, Genelkurmay Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın 25 Ekim’de olağanüstü hâl ilan etmesi ve sivillerle ortaklığı bozmasının ardından duraksadı. Beca Yüksek Konseyi, Sudan hükümetine krizi çözmesi için bir ay verdi. İki taraf daha sonra, 18 Aralık’ta sona erecek olan mühleti iki hafta uzatmayı kabul etti.
Peki, Doğu Sudan’ın siyasi, kabilesel ve toplumsal bileşenleri, bölümün askıya alınması hakkında ne düşünüyor? Tıkanıklık durumundan ve ‘limanların ve ulusal yolların kapatılması nedeniyle ülke ekonomisine ve bölgedeki vatandaşların çıkarlarına zarar veren’ tehditlerden kaçınmak için bölgenin bu krizi radikal ve uzlaşmacı bir şekilde çözme vizyonu nedir?

Diyalog fırsatı
Cuba Barış Anlaşması’nı imzalayan ‘Beca’ konferansı liderlerinden Satna Mahmud, doğu hattına ilişkin eksiklikleri tamamlamanın tek ve doğru yolunun diyalog olduğunu belirtti. Belediye başkanlarının yüzde 70’inin bu hattı desteklediğini söyleyen Mahmud, “Doğu hattı, Devrimci Cephe ile Sudan hükümeti arasında imzalanan barış anlaşması kapsamındaki bir protokoldür” diyerek Beca konseyinin bu hattı reddetmesinin ise ‘ırkçı ve nefret dolu’ bir yönelimden kaynaklandığını savundu.
Satna Mahmud açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Doğu hattı, bölgenin tüm kalkınma konularını tartıştı. Bölgeye ve vatandaşlarına sağlık, eğitim, altyapı, istihdam ve diğer birçok hizmeti getiren gerçek kazanımlara ulaştı. Bunlar, sınırlı sayıda insanın kişisel kazancı değildir. Bu hatta karşı çıkanlar, önceki rejimin takipçisi oldukları ve Aralık Devrimi’nin bir parçası olmadıkları için devrim hükümetini devirmek istiyorlar. Bu yüzden Burhan’ın darbesinin yanında durdular. Demokratik dönüşümün yanındayız ve devletimizi yıkmanın peşinde değiliz. Genel olarak Sudan, özel olarak da Doğu halkının kazanımlarını boşa çıkarmaya çalışan her türlü eyleme karşı çıkacağız. Barış Anlaşması, Ömer el-Beşir rejiminin ‘sadece gösteriler ve 2006’daki Asmara Anlaşması’nda olduğu gibi bu gösterilere saldırmak için yapılan’ anlaşmaları gibi değildir. Farklı bir zamanda gelmiştir. Ama her halükârda biz yanında olduğumuz diyaloga yeterince fırsat vereceğiz.”

Olumlu adım
Beca Kabile Şefleri ve Bağımsız Klanlar Yüksek Konseyi liderlerinden Muhammed Karrar, doğu bölümünün askıya alınmasını, ‘bölgedeki ekonomik hareketin bozulmasına yol açacak devrimci tırmanış önlemlerini durdurmaya ve kan enjekte edilmesine katkı sağlayan’ olumlu bir adım olarak nitelendirdi. Bölümün askıya alınmasının, doğu bölgesindeki tüm tarafların ve bileşenlerin anlaşamaması açısından önemli bir koşul olduğunu kaydeden Karrar, bir sonraki adımın, ‘bölgenin 33 mahallinin tamamının temsil edildiği doğu halkları için kapsamlı bir istişare konferansı düzenlemek’ olduğuna dikkat çekti. Karar açıklamasını şöyle sürdürdü:
“30’a yakın alanın, doğu bölümünde temsil edilmiyor olması düşünülemez. Bu durum, bölge halkının söz ve kanaat sahibi olabilmesi için bu kapsamlı konferanstaki tartışmalar sırasında bu hattın yeniden ele alınmasını gerektiriyor. Bu yapılmazsa, özellikle de Güney Kordofan ve Mavi Nil gibi bu hakkın verildiği bölgeler açısından adil bir hak olan ‘kendi kaderini tayin hakkını’ talep etmekten başka seçenek kalmayacak. Ancak Doğu Sudan da bu iki bölgesinin gerisinde değil ve söz konusu iki bölgeye kendi kaderini tayin hakkının verilmesinin tüm koşulları doğu bölgesinde de mevcut.”

Reformun başlangıcı
Doğu Sudan’ın Devrimci Cephe’ye bağlı bileşenlerinden Kurtuluş ve Adalet için Birleşik Halk Cephesi’nin lideri Emin Davud, doğu bölümünün askıya alınmasının, bölgedeki krizi reforme etmeye ve çözmeye başlama yolunda, tüm taraflarca kabul görmüş bir adım olduğunu vurguladı. Ancak bölümün iptal edilme ihtimalinin olmadığını belirten Davud sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aksine bu bölüme karşı çıkanlarla karşı çıkmayanlar arasında, bu tarafların toplu olarak alacakları kararlara ilişkin tatmin edici bir mutabakat sağlanarak bir anlaşmaya varılmalıdır.” dedi.
Doğudaki bazı vatandaşların yol açtığı zararla ilgilenecek bir komite ve bu bölüme ilişkin bir anlaşmaya varmak için çalışan başka bir teknik komite olacağını belirten Emin Davud, “Cuba Barış Anlaşması’nda tüm barış tarafları, uzlaşı sağlama fırsatı bulmak için bölümün askıya alınması kararını destekliyor” dedi.

Artan gerilim
Diğer yandan 31 Ağustos 2020 tarihinde doğu hattı anlaşmasına ve Cuba Barış Anlaşması’na imza atan Doğu Sudan liderliği, Egemenlik ve Arabuluculuk konseylerinin talebi üzerine doğu hattı anlaşmasının iki hafta süreyle geçici olarak askıya alınmasını kabul ettiğini belirtti. Doğu Sudan liderliği, hattın denetçisi Halid İdris ve müzakere heyeti başkanı Usame Said tarafından temsil ediliyor. Liderlik, yaptığı açıklamada, Doğu Sudan’daki krizi sona erdirecek çözümler konusunda istişareleri başlatmak için önerilen komitelerin çalışmalarına derhal dahil olmaya hazır olduğunu kaydetti. Aynı şekilde liderlik, tüm bölge halkına ait olan doğu hattı anlaşmasının içerdiği kazanımlardan vazgeçmeyeceğini de vurguladı.

Açıklamaya göre Doğu Sudan liderliğinin bu askıya alma kararını onaylaması, ‘krizin sürekli tırmanma ciddiyetinin ve bölgedeki sosyal doku üzerindeki olumsuz etkisinin’ yanı sıra Sudan halkına ve ülkedeki güvenlik ve istikrarın geleceğine karşı ulusal ve ahlaki sorumluluk duygusu kapsamında gerçekleşti. Liderlik ayrıca krize çözüm bulmak için Egemenlik Konseyi ve Cuba Barış Anlaşması Arabuluculuk Konseyi ile iş birliği yapma konusundaki önceki ifadelerine bağlılığını da dile getirdi.

Dört talep
Beca Kabile Şefleri ve Bağımsız Klanlar Yüksek Konseyi, 17 Eylül’de ülkenin ana limanını kapatmıştı ve ülkenin ihracat ve ithalatının geçtiği ana yol üzerindeki birçok şehir ve noktaya barikatlar kurdu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre aynı şekilde iki petrol ihracat ve ithalat hattını kapatmanın yanı sıra dört ana talebe bağlı kaldı. Bu talepler; ‘doğu bölgelerinin dışlanmasının sona erdirilmesi ve kalkınmanın sağlanması’, ‘Cuba Barış Anlaşması’nda yer alan Doğu Sudan bölümü anlaşmasının iptal edilmesi, siyasi kuluçka merkezinin değiştirilmesi veya genişletilmesi’, ‘30 Haziran 1989 Rejimini Tasfiye ve Yetkilendirmeyi Kaldırma Komitesi’nin feshedilerek yerine Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu’nun getirilmesi’, ‘Başbakan Abdullah Hamduk hükümetinin feshedilmesi ve seçimleri takip edecek bir geçiş dönemi için ülkeyi yönetecek bir askeri konseyin kurulması’ olarak sıralandı.
Doğu Sudan; Kızıldeniz, Kassala ve Kadarif olmak üzere üç eyaletten oluşuyor. Eritre, Mısır ve Etiyopya ile komşu olması, Kızıldeniz’e 714 km uzunluğunda kıyısı bulunması ve petrol limanları nedeniyle stratejik bölge olarak kabul ediliyor. Ayrıca Doğu Sudan, ülkenin en yoksul bölgelerinden biri olarak gösteriliyor.



Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.