BM Genel Sekreteri Guterres Şarku’l Avsat’a konuştu: Hizbullah, diğer partiler gibi siyasi partiye dönüşmeli

Guterres, Şarku’l Avsat’a konuştu: “Avn, Berri ve Mikati’den seçimlerin ‘özgür ve adil’ olacağına dair bir taahhüt aldım”

BM Genel Sekreteri, Ali Berda’ya konuşurken (Fotoğraf: BM’den Haydar Fahs)
BM Genel Sekreteri, Ali Berda’ya konuşurken (Fotoğraf: BM’den Haydar Fahs)
TT

BM Genel Sekreteri Guterres Şarku’l Avsat’a konuştu: Hizbullah, diğer partiler gibi siyasi partiye dönüşmeli

BM Genel Sekreteri, Ali Berda’ya konuşurken (Fotoğraf: BM’den Haydar Fahs)
BM Genel Sekreteri, Ali Berda’ya konuşurken (Fotoğraf: BM’den Haydar Fahs)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Şarku’l Avsat’a verdiği bir röportajda, Lübnan’daki mevcut durumun ‘kalbini kırdığını’ dile getirdi. Guterres, bu ülkenin siyasi liderlerini ‘iç yaşama yönelik dış müdahaleleri’ durdurarak, çıkarlardan önce ‘köklü reformlar’ yapmak üzere birleşmeye çağırdı.
Lübnan’ın ‘orta sınıfın ortadan kalkmasına izin verecek’ yeni bir toplumsal döneme ihtiyaç duyduğunu söyleyen BM Genel Sekreteri, Mayıs ayı başlarında ‘özgür ve adil’ bir yasal seçimin gerçekleşmesi için Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Necib Mikati’den açık taahhütler aldığını ifade etti. Guterres ayrıca, Hizbullah’ın ülkede siyasi bir güç olarak siyasi bir partiye dönüşmesi talebini tekrarladı.
Antonio Guterres, Lübnan ordusunun gelişmiş ekipmanlara ihtiyacı olduğunu söylerken, (İsrail ile güney sınırı boyunca çizilen) ‘Mavi Hat’ ve diğer ‘küçük argümanlar’ ile ilgili sorunların çözülmesi çağrısında bulundu. Şii veya Sünni radikalizm yanlısı gruplara, alternatif bir devlet olma fırsatı vermeme çağrısı da yapan Guterres ayrıca, Körfez devletlerini ise ‘Lübnan’ı canlandırma çabalarının bir parçası olmaya’ çağırdı.
Antonio Guterres, Suriye’nin çok sayıda milis ve dört yabancı ordunun varlığıyla ‘savaş yoksa barış da yok durumunu’ yaşadığını dile getirdi. Guterres, BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in ‘mevcut çıkmazın üstesinden gelmek ve Suriye’de konuşlanan tüm yabancı güçlerden kurtulmak için’ ciddi bir çaba sarf ettiğini vurguladı.
İşte Şarku’l Avsat’ın BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı;

-Sayın Genel Sekreter, Lübnan’a çok fazla duyguyla ziyarette bulundunuz. Beyrut Limanı’nı ziyaret ettiniz ve sivil toplumdan kadınlar ve genç kızlarla, kuzeyden ve güneyden vatandaşlarla toplantılarınızda, hayatlarını kaybeden kurbanların yasını tuttunuz. Gördüklerinizle ilgili kişisel duygularınız nedir?
Lübnan, sevdiğim bir ülkedir. Eski bir medeniyeti temsil etmektedir. BM Yüksek Komiseri olduğum dönemde Lübnan, bir milyondan fazla Suriyeli mülteciyi kabul ettiğinde ve başlangıçta aslında zor bir şekilde kaynaklarını onlarla bölüştüğünde muazzam bir cömertlik ortaya koydu. Lübnan, farklı etnik ve dini grupları kucaklayan ve onlarla demokrasi oluşturan bir toplumu temsil ediyor. Lübnan’a dair son derece güçlü duygularım ve Lübnan halkına dair büyük temennilerim var. Bu nedenle kalbim, Lübnan’ı şu anki halinde gördüğüm için kırgın. Kalbim, Lübnan halkını bu halde gördüğüm için de kırgın. İnanıyorum ki iki köklü dönüşüme ihtiyacımız var. İlk olarak Lübnan’ın derin reformlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Lübnan, siyasi liderlerini eşit toplumlardan edinmeye, şu anda Lübnan ve halkının başka bir durumda ilerlediğini anlamaya ve Lübnan’ın yolsuzlukların yapıldığı bir ülke olmaması gerektiğini kabul etmeye ihtiyaç duyuyor. Lübnan, bunlardan hesap soran bir ülke olmalı, ekonomileri ve toplumları için köklü reformların yapıldığı bir ülke olmalı. Aynı şekilde Lübnan’ın iç hayatına müdahalelere için veren hiçbir ülkenin olmadığı, kaynakları hareket ettirebilen ve ciddi reformlar sorununa destek sağlayabilen bir uluslararası toplum istiyoruz.

-Lübnanlı liderlere birleşmeleri ve reform yapmaları çağrısında bulundunuz. Peki uygulama sırasında hangi adımları atmalılar?
Açıkçası, seçimler yapılmalı. Bu seçimler, özgür ve eşit olmalıdır. Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Başbakan Necib Mikati ve Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’den, seçimlerin anayasal tarihten önce Mayıs başlarında gerçekleşeceği yönünde güvence aldım. İkinci olarak Lübnan’ın, köklü reformlar yapabilecek bir hükümete ihtiyacı bulunuyor. Reformlar, ülkenin finansal yapısını ve ekonomik yapısını içermeli ve Lübnan toplumunda bulunmayan bir güvenlik ağı olarak gerçek bir toplumsal koruma sisteminin kurulmasını kapsamalı. Çünkü Lübnan, müreffeh olmalı. Ama hiçbir zaman böyle bir toplum, ‘yolsuzluğun kaldırılmasını sağlamak, ülkenin geleceğinde tüm yerel toplulukların etkin katılımını sağlamak için’ sivil toplumla ilgilenebilen ve ortaklık kurabilen bir hükümet olmadı.

-Yani Lübnan için yeni bir siyasi ve toplumsal tüzükten mi bahsediyorsunuz?
Bana göre Lübnan’ın yeni bir toplumsal tüzüğe ihtiyaç duyduğu açık. Mülteciler komiseri olduğumda ve Suriyeli çocukların okullardaki sorunlarını ele aldığımda istatistiklere baktım ve okullara gönderilmesi gereken Suriyeli çocuklardan çok daha fazla Lübnanlı çocuk olduğunu gördüm. Bu nedenle dönemin Eğitim Bakanı ‘Lübnanlı çocukların çoğunluğunun, yani yüzde 60’tan fazlasının özel okullarda olduğunu, bu durumun da devlet okullarında Lübnanlıdan çok Suriyeli öğrenci olduğunu’ söyledikten sonra sorunun çözümünün nispeten kolay olduğuna inandım. Bu nedenle Lübnan’ın hiçbir zaman gerçek bir güvenlik ağı olmadı, hiçbir zaman gerçek bir refah devlete ulaşmadı. Gelişen bir toplumdu, toplumunun çoğu zengindi ama diğerlerinin koruması yoktu. Şu anda krizin aktif bir toplumsal koruma sisteminin yokluğunda başladığı anda gördüğümüz, orta sınıfın unutulmuş bir bertarafıdır. Bu yüzden sürdürülebilir bir yolla yeniden inşa istiyoruz.

Politikacılara güvenilirlik yok

-Sosyal medyada Sayın Guterres’in, ülkeyi yönetemeyen ve onu uçurumun kenarına iten siyasi sınıfa güven vermek için Lübnan’a geldiği haberleri dolaşıyor. Gerçekten yaptığınız bu mu?
Hayır. İktidardakilerle konuşmak, sivil toplumla konuşmak ve gençlerle konuşmak için buradayım. İnsanlarla konuşmak için buradayım. Şehirde farklı faaliyetler yürüten insanlarla konuşmak için Trablusşam’a gittim. Şu anda yetkililer, ülkeyle meşgul değillerse ülkenin sorununu çözmek imkânsız.

-BM Genel Sekreterliği tarafından beş yıldır hazırlanan her raporda Hizbullah’ın adı geçiyor. Bu yolculukta Lübnan, Arap Dünyası ve tüm dünyada Hizbullah’tan ‘Lübnan’daki gerçek sorun’ olarak bahseden taraflar hakkında konuştuğunuzu duymadım. Neden?
Lübnan’da birçok sorun olduğuna inanıyorum. Hizbullah’ın da Lübnan’daki diğer siyasi partiler gibi siyasi bir parti olmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Bunu başarmanın tek yolu, Lübnanlı kuruluşları güçlendirmektir. Bir odada bir filiniz varsa, yapabileceğiniz en iyi şey, filin bir soruna dönüşmemesi için odayı genişletmektir.

-Bu mesele, BM’den fon alma veya BM aracılığıyla Lübnan ordusuna fon sağlama gibi diğer konular arasında mı yer alıyor?
Lübnan ordusunu, yetersiz kaynaklarımızla destekliyoruz. Lübnan ordusu için uluslararası toplumun büyük bir desteğine ihtiyacımız var.

-Lübnan’ın Arap dünyasıyla ilişkileri, İran ile daha iyi ilişkiler kurma pahasına Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleriyle ilişkilerde tanık olduğumuz kriz nedeniyle şu an bir tehlikeyle karşı karşıya. Lübnanlılar, Arap dünyasıyla ilişkilerini kesip İran ile daha iyi bir ilişki mi kurmalı?
Hayır, tam tersi. Lübnan’ın Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile ilişkilerini iyileştirmek için çaba sarf etmesi gerektiğine inanıyorum. Lübnan’a gelmeden önce KİK büyükelçisi ile New York’ta öğle yemeği yedim. (Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel) Macron’un Suudi Arabistan’da olduğunu biliyorum. Lübnan’ın KİK ülkeleriyle ilişkilerini yeniden kazanmasının önemli olduğu kanaatindeyim. Körfez ülkelerine sesleniyorum, Kuveyt’in bu iletişimi teşvik etmede çok etkili olduğunu biliyorum. Körfez ülkelerine Lübnan’ı canlandırma çabalarının bir parçası olması çağrısı yapıyorum. Şunu açıkça söyleyebilirim; Bugün herkesin herkesle konuştuğu bir dünyada yaşıyoruz. Hepimizin bildiği gibi Suudi Arabistan, Irak’ta İran ile konuşuyor.

-Bu, iyi bir şey mi?
Çoğu zamanda diyalog yokluğunun, zor ilişkilerin savaşa dönüşme nedeni olduğuna inanıyorum.

Suriye ve Yabancı Kuvvetler

-İlgili çerçevede Suriyeli mülteciler konusu, seyahatinizde güçlü bir şekilde masadaydı. Bay Pedersen’in mültecilerin kendi ülkelerine geri dönüşü de dahil Suriye’deki durum hakkında piyasaya sürmeye çalıştığı ‘adıma karşılık adım’ meselesi var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir planınız var mı?
Suriye’deki durumdan çok endişeliyim çünkü Suriye, ‘savaş yoksa barış da yok’ durumunda yaşıyor. Suriye’de çok sayıda bağımsız milis ve dört yabancı ordu var. Durum, muğlak görünüyor. Mevcut çıkmazı aşmak için sarf edilen tek ciddi çabanın, Geir Pedersen’in Suriye hükümeti ile Suriye muhalefeti arasında ciddi bir diyaloğu yeniden başlatmak için ortaya koyduğu çaba olduğu kanaatindeyim. Çünkü Suriyelilerin, nihayetinde Suriye’deki tüm yabancı güçlerden kurtulmanın tek yolunun bir araya gelmeleri olduğunu anlamaları gerekiyor.

-Peki bu noktada ilk adım nedir?
İlk adım Anayasa Komitesi’dir. Ama daha sonra önemli bir mesele daha var; Özgür ve adil seçimler ve çağdaş bir toplumun temel değerlerine saygı duyan siyasi bir süreç.



Küresel medya neden bazı savaşlara ilgi gösterip bazılarını görmezden geliyor?

Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
TT

Küresel medya neden bazı savaşlara ilgi gösterip bazılarını görmezden geliyor?

Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)

Bazı savaş ve çatışmalar uluslararası medya kuruluşlarının gündeminde üst sıralarda yer alırken, bazıları çok daha yıkıcı insani sonuçlar doğurmasına rağmen görünmez kalabiliyor. Uzmanlara göre bu durumun arkasında; Batı’nın medya üzerindeki hâkimiyeti, yoksul ülkelerdeki çatışmalara düşük ilgi, çatışmaların karmaşıklığı ve uzun sürmesi gibi çeşitli nedenler bulunuyor.

Reuters Gazetecilik Araştırmaları Enstitüsü’nün yakın zamanda yayımladığı bir raporda, Ukrayna ve Ortadoğu’daki çatışmalar dışında diğer savaşların uluslararası medya tarafından geniş ölçüde takip edilme ihtimalinin düşük olduğu belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Barış ve Ekonomi Enstitüsü verilerinden aldığı bilgilere göre 2025 itibarıyla dünya genelinde 59 aktif devletler arası çatışma bulunduğu ve bunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek sayı olduğu ifade edildi

Rapora göre Burkina Faso, Uganda ve Etiyopya’dan çatışma haberciliği yapmış üç gazeteciyle yapılan görüşmelerde, ciddi insani etkileri olan birçok hikâyenin yeterince haberleştirilmemesinden duyulan hayal kırıklığı dile getirildi.

Ayrıca, özellikle Afrika’daki yoksul ülkelerde yaşanan krizlerin daha az ilgi gördüğü vurgulandı. Norveç Mülteci Konseyi’nin 2024 verilerine göre en az haber yapılan büyük yerinden edilme krizlerinin sekizi Afrika’da yaşandı; Kamerun, Etiyopya ve Mozambik bu listenin başında yer aldı.

Jeopolitik öncelikler

Raporda, çatışma haberlerinin çoğunlukla insani aciliyet yerine jeopolitik önem tarafından şekillendirildiği belirtildi. Avrupa Gazetecilik Gözlemevi’nin bir çalışmasına göre Almanya, İsviçre ve Avusturya’daki ana haber bültenlerinde yayın süresinin yalnızca yaklaşık yüzde 10’u Küresel Güney ülkelerine ayrılıyor.

Sudanlı gazeteci ve eski uluslararası haber editörü Muhammed Abdülhamid Abdurrahman, medya, siyaset ve kamuoyu arasında karmaşık bir ilişki bulunduğunu belirterek savaş dönemlerinde medyanın gerçeği olduğu gibi yansıtmak yerine “önemli görülen veya anlatıya uygun olanı” aktardığını söyledi. Abdurrahman’a göre büyük güçlerin ve müttefiklerinin jeopolitik çıkarları, savaşların nasıl ve ne ölçüde haberleştirileceğini belirliyor.

Abdurrahman ayrıca uluslararası medyada savaşların görünürlüğünün, büyük güçlerin çıkarlarına etkisiyle doğru orantılı olduğunu ifade etti. Buna örnek olarak Sudan’daki savaşın Gazze çatışması nedeniyle geri plana düşmesini, Gazze’nin ise Ukrayna savaşının gölgesinde kalmasını gösterdi.

Gazeteci, coğrafi uzaklık ve erişim zorluklarının da haber seçiminde önemli rol oynadığını belirterek, karmaşık çatışmaların çoğu zaman basitleştirilemediği için haber değerinin düştüğünü söyledi.

Yeni olayların takibi ve uzayan savaşların göz ardı edilmesi

Abdurrahman’a göre medya kuruluşları genellikle “yeni olanı” takip ederken uzun süren savaşları gündemden düşürüyor. Her yeni kriz, bir öncekini gölgede bırakıyor. Ancak buna rağmen medya, kamuoyu oluşumu ve uluslararası baskı açısından kritik bir rol oynuyor.

Öte yandan, yoğun medya ilgisinin her zaman savaşların sona ermesine yol açmadığı; hatta bazı durumlarda “haber yorgunluğu” nedeniyle kamuoyunun ilgisinin azaldığı ifade ediliyor. Bu durumun özellikle Filistin-İsrail çatışmasında net biçimde görüldüğü belirtildi.

Rapora göre devletler arası çatışmalar, iç savaşlara kıyasla daha fazla haberleştiriliyor çünkü küresel siyaset ve ekonomik istikrar üzerinde daha geniş etkiye sahipler. Ekonomik etkisi düşük bölgelerdeki çatışmalar ise şiddet düzeyinden bağımsız olarak daha az görünür oluyor.

vefv
Gazze’de yıkım (AFP)

ABD’li medya araştırmacısı Joshua Eko, Batı’nın medya ve iletişim alanındaki hâkimiyetinin bu dengesizliği artırdığını, medya içeriklerinin büyük ölçüde tek tipleştiğini ve küresel eşitsizliği derinleştirdiğini belirtiyor.

Eko ayrıca 1977’de kurulan ve “McBride Raporu” olarak bilinen uluslararası iletişim komisyonuna atıfta bulunarak, Küresel Kuzey ile Güney arasındaki medya dengesizliğinin bugün hâlâ devam ettiğini vurguluyor.

1991’de yaptığı bir çalışmaya göre Batı medyası, özellikle CNN ve BBC, savaşlara ilişkin küresel anlatıyı büyük ölçüde belirliyordu ve bu durum günümüzde de önemli ölçüde değişmedi.

Gazze Savaşı ve Medya eşitsizliği

Reuters Enstitüsü raporuna göre Gazze savaşı yoğun biçimde haberleştirilmesine rağmen, bazı ölümler diğerlerine göre çok daha fazla görünürlük kazanıyor. BBC içeriklerinde bir İsrailli ölü için yapılan haber yoğunluğunun, bir Filistinli için yapılan haberden yaklaşık 33 kat fazla olduğu belirtildi.

Ürdün Gazeteciler Sendikası üyesi Halid el-Kudat ise medya tarafsızlığının pratikte tam anlamıyla mümkün olmadığını, birçok medya kuruluşunun uluslararası siyasi pozisyonlarla uyumlu yayın yaptığını ifade etti.

El-Kudat ayrıca çatışma haberlerinin hem yerel hem uluslararası düzeyde farklı şekillerde çerçevelendiğini, bu nedenle haber dilinde ve yaklaşımlarında daha fazla çeşitliliğe ihtiyaç olduğunu vurguladı.


Berri Şarku’l Avsat’a ABD’nin ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
TT

Berri Şarku’l Avsat’a ABD’nin ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı. Öte yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ikili müzakerelerin Lübnan adına Büyükelçi Simon Karam başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütüleceğini, bu süreçte hiçbir tarafın Lübnan’ın yerini almayacağını veya ona eşlik etmeyeceğini ifade etti.

ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa, 10 günlük ateşkesin ilan edilmesinin ardından ilk kez Beyrut’a dönüşü kapsamında Avn ve Berri ile bir araya geldi. Ancak Issa herhangi bir basın açıklaması yapmadı. Berri ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Washington’ın ateşkesi uzatma yönünde bir çaba içinde olduğunu belirtti, ancak Avn’ın planladığı ‘doğrudan İsrail ile müzakere sürecine’ ilişkin tutumunu açıklamaktan kaçındı.

Avn, müzakere seçeneğinin hedefinin çatışmaların durdurulması, güneydeki İsrail varlığının sona erdirilmesi ve uluslararası olarak tanınan güney sınırına kadar Lübnan ordusunun konuşlandırılması olduğunu vurguladı.

Avn yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisiyle gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde Lübnan’ın taleplerine tam anlayış ve destek gösterdiğini belirtti. Avn, Trump’ın İsrail nezdinde girişimde bulunarak ateşkesin sağlanması ve mevcut ‘anormal durumun’ sona erdirilmesine yönelik bir müzakere sürecinin başlatılması için adım attığını, bu sürecin Lübnan devlet otoritesinin ve egemenliğinin, özellikle güney bölgeler dahil olmak üzere ülkenin tamamında yeniden tesis edilmesini hedeflediğini ifade etti. Avn, temasların ateşkesin korunması ve müzakerelerin başlatılması amacıyla süreceğini, bu sürecin geniş bir ulusal destekle yürütülmesi gerektiğini ve böylece müzakere heyetinin hedeflerine ulaşabileceğini vurguladı.

Yaklaşan müzakerelerin diğer süreçlerden bağımsız olacağını kaydeden Avn, Lübnan’ın iki seçenekle karşı karşıya olduğunu söyledi: “Ya savaşın insani, sosyal, ekonomik ve egemenlik açısından ağır sonuçlarıyla devam edilmesi ya da müzakere yoluyla bu savaşa son verilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanması.” Avn, tercihinin müzakere olduğunu vurgulayarak, “Lübnan’ı kurtarabileceğimize inanıyorum” dedi.


Avn: Müzakerelerin amacı savaşı durdurmak ve İsrail işgaline son vermek

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Avn: Müzakerelerin amacı savaşı durdurmak ve İsrail işgaline son vermek

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, müzakere seçeneğinin savaşın sona erdirilmesi, İsrail işgalinin bitirilmesi ve ülkede istikrarın sağlanması amacı taşıdığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı’ndan (NNA) aktardığına göre Avn, ikili müzakerelerin Lübnan adına Büyükelçi Simon Karam başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütüleceğini, bu süreçte hiçbir tarafın Lübnan’ın yerini almayacağını veya ona eşlik etmeyeceğini ifade etti.

Avn, müzakere seçeneğinin hedefinin çatışmaların durdurulması, güneydeki İsrail varlığının sona erdirilmesi ve uluslararası olarak tanınan güney sınırına kadar Lübnan ordusunun konuşlandırılması olduğunu vurguladı.

Avn ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede, Trump’ın Lübnan’ın taleplerine anlayışla yaklaştığını ve ateşkesin sağlanması ile müzakere sürecinin başlatılması için İsrail nezdinde girişimde bulunduğunu söyledi. Avn, bu sürecin ‘mevcut anormal durumu sona erdirerek devlet otoritesinin ve egemenliğinin, özellikle güney başta olmak üzere, ülkenin tamamında yeniden tesis edilmesini’ hedeflediğini dile getirdi.

Avn, ateşkesin korunması ve müzakerelerin başlatılması için temasların süreceğini belirterek, müzakere heyetinin hedeflerine ulaşabilmesi için geniş bir ulusal desteğin gerekli olduğunu ifade etti.

Yaklaşan müzakerelerin diğer süreçlerden bağımsız olacağını kaydeden Avn, Lübnan’ın iki seçenekle karşı karşıya olduğunu söyledi: “Ya savaşın insani, sosyal, ekonomik ve egemenlik açısından ağır sonuçlarıyla devam edilmesi ya da müzakere yoluyla bu savaşa son verilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanması.” Avn, tercihinin müzakere olduğunu vurgulayarak, “Lübnan’ı kurtarabileceğimize inanıyorum” dedi.