Biden’ın başını ağrıtan iki sorun: Rusya ve Çin

 (AP)
(AP)
TT

Biden’ın başını ağrıtan iki sorun: Rusya ve Çin

 (AP)
(AP)

ABD Başkanı Joe Biden yönetimini eleştirenler, geçtiğimiz yaz Afganistan'daki askerlerini geri çekmesinin ABD’nin güvenilirliğini sarsacağı ve rakiplerini Washington ve dostlarına karşı meydan okuyan eylemlerde bulunmaya cesaretlendireceğini söylediler. Peki, Ukrayna ve Tayvan'daki yeni gerilimlerin nedeni ABD’nin güvenilirliğinin azalması mıydı? Bu soruya doğrudan “hayır” yanıtını veriyorum. Eğer Rusya komşularını yalnızca Washington zayıfken işgal etmeye kalkışan bir ülke olsaydı, 2008 yılında Gürcistan'ın Abhazya ve Güney Osetya bölgelerini işgal eder miydi? O zamanlar George W. Bush başkandı, Irak'taki askeri varlığımızı artırmıştık ve kimse ABD’nin geri adım attığını söyleyemez. Rusya'nın ise Gürcistan ve Ukrayna gibi komşu ülkelerinde yüzlerce yıldır süregelen çıkarları söz konusu. Moskova, Oval Ofis’te kim oturursa otursun komşularına baskı yapmayı sürdürecektir. Moskova, ne tür baskı araçları kullanacağını içeriden ve dışarıdan gelecek siyasi tepkileri göz önünde bulundurarak belirlese de komşu ülkelere yönelik temel ulusal çıkarları hiç değişmiyor. Biden, Ukrayna'ya ABD askeri göndermeyeceğine söz verdi. ABD’nin Rusya’nın komşu olan ülkelere silah göndermek gibi dolaylı yollardan askeri müdahalede bulunmasının Rusya’dan askeri bir karşılığa yol açacağını bilmeliyiz.
Acaba Ukrayna, ABD’nin ulusal güvenliği için Moskova'nın eylemlerine yanıt olarak büyük bir askeri gerilimi gerektirecek kadar önemli bir konu mu?
70 yıl boyunca Sovyet cumhuriyetlerinden biri olan Ukrayna’nın Sovyet Birliği’nin kontrolünde olmasına rağmen ABD ulusal güvenliğinin güvencesi altındaydı. Cumhuriyetçi bir senatör Washington’ın Ukrayna’da nükleer silah kullanmasını önerdiğinde diğer tüm Cumhuriyetçiler utanç verici şekilde buna karşı sessiz kaldılar. Biden, Amerikalıların Ukrayna savaşına büyük bir müdahaleyi desteklemediklerinin farkında ve bu yüzden Putin’i diplomatik bir yola yönlendirmeye çalışıyor. Putin 2014 yılından farklı olarak henüz işgal adımı atmazken Biden, Ukrayna'nın bağımsızlığına ilişkin ilkelerden taviz vermedi.
Analistler ve Washington DC'deki yetkililer daha çok Çin konusunda endişeliler. ABD’li diplomat George Kennan, 1946 yılında kaleme aldığı ünlü Long Telegram’da Sovyetler Birliği'nin er ya da geç iç sorunlar nedeniyle çökeceğini öngörüyordu. Fakat bugün Washington'daki hiç kimse Çin'in çökmesini beklemiyor. Çünkü Çin, Sovyetler Birliği'nden farklı olarak ABD dahil olmak üzere dünya genelinde büyük bir ekonomiye ve önemli ticari ilişkilere sahip bir ülke. Washington, küresel ısınma gibi konularda Pekin ile birlikte çalışması gerektiğini de çok iyi biliyor. Yani Washington, yeni bir soğuk savaş yerine stratejik rekabeti hedefliyor. Pekin ile yaşamak zorunda olduğunu da kabul ediyor. Yine de onu uluslararası ticaret ve güvenlik ilkelerini görmezden gelmekten caydırmaya çalışıyor.
Biden’ın ekibi, bu amaç doğrultusunda, uluslararası ticaretin ilkelerini kabul etmedikçe Pekin'in uluslararası pazarlara erişimini engelleyecek ekonomik ittifaklar kurmaya çalışıyor. Biden yönetimi, askeri açıdan ise Batı Pasifik'teki güç dengesini yeniden kuracak ve Çin'in deniz yollarını kontrol etmeye çalışmasını yahut ABD’nin müttefiklerine saldırmasını önleyecek bir askeri çerçeve oluşturmayı hedefliyor. ABD ordusunun Afganistan'dan çekilmesi, ABD'nin bu askeri çerçeveyi oluşturma çabaları karşısında bir sorun yaratmıyor. Örneğin Avustralya, ABD yapımı nükleer denizaltılar satın almak için Fransa ile yaptığı dizel-elektrik itme sistemine sahip denizaltıların satış anlaşmasından geri çekildi. Belki de bu çok kutuplu dünya düzenindeki en önemli gelişme, Taliban'ın Afganistan'daki zaferinin ABD'nin Hindistan'ın uzun süredir bölgesel rakibi olan Pakistan ile artık yakın ilişkiler kurmasına gerek olmadığı anlamasına gelmesidir.
Böylece Washington ve Yeni Delhi arasındaki daha yakın ilişkilerin önündeki büyük bir engel ortadan kalkıyor. Üstelik son yıllarda Çin’in Hindistan’ın Himalayalar'daki sınırına yaptığı saldırılar, Hindistan'ı ABD ile iş birliğinin çok daha faydalı olduğuna ikna etti. Rus lider Putin'in Hindistan'ın güvenmediği Taliban ve en büyük düşmanı Çin ile olan ilişkileri, onu ABD'ye daha fazla yaklaşmaya itiyor. Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, geçtiğimiz Eylül ayında Avustralyalı bir gazeteciye, ABD'nin 1970'li yıllarda Vietnam'dan çekildikten sonra güçlü bir geri dönüş yaptığını ve Afganistan'dan çekildikten sonra bunu tekrar yapmasının beklendiğini söyledi.
Hindistan, geçtiğimiz yıl Çin’in gücünü dengelemek için Avustralya, Japonya ve ABD’nin QUAD olarak adlandırılan ittifakına yönelirken Washington, Yeni Delhi ile daha yakın ilişkiler kurmaktan mutlu. ABD Dışişleri Bakanı Blinken ve Savunma Bakanı Lloyd Austin, Hint mevkidaşlarıyla sık sık görüşmeler gerçekleştiriyorlar. Hindistan’ın bu yöneliminin yanı sıra Biden yönetimi, Hindistan gibi demokrasileri Rusya ve Çin gibi otoriter devletlere karşı iş birliği yapmaya teşvik etmeyi amaçlayan bir demokrasiler zirvesine de ev sahipliği yapıyor. Çin’e yapılan öfkeli eleştiriler, Pekin'in Batı tarafından ‘Savaşçı Kurt’ (Wolf Warrior) diye adlandırılan saldırgan diplomasisine karşı uluslararası toplumdan gelen olumsuz tepkilerin ABD’nin buna karşı uluslararası örgütler oluşturmasına yardımcı olduğunun farkına vardığını gösteriyor.
Şuan ise en acil soru Tayvan. Burada bu konuda çok endişeli olduğumu itiraf etmeliyim. ABD, Afganistan'dan çekilmeden çok önce, Çinli liderler Tayvan'ı anakarayla yeniden birleştirme sözü verdiler. Çin Devlet Başkan Şi Cinping, 9 Ekim'de bu politikayı bir kez daha vurguladı. Ancak her ne kadar Çinli yetkililer ABD’yi Tayvan'ı bağımsızlık arayışına teşvik etmemeleri konusunda uyarsalar da Başkan Biden, Ekim ayında ülkesinin Tayvan'ı Çin’in olası bir saldırısına karşı savunacağı sözü verdi. Daha önce bir ABD başkanının bunu açıkça ifade ettiğini hiç hatırlamıyorum. Ardından ABD'nin Hint-Pasifik Bölgesinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Ely Ratner, 8 Aralık'ta ABD Temsilciler Meclisi’ne Çin'i caydırmak için Tayvan ordusunu güçlendirmenin ABD ulusal güvenliği için hayati önem taşıdığını söyledi. Dolayısıyla tansiyon giderek yükseliyor. Çin savaş uçakları, temkinli davranan Tayvan savaş uçaklarını korkutmak amacıyla genellikle Tayvan sınırlarına yakın semalarda uçuşlar gerçekleştiriyor. Ya bir pilot bir hata yapıp karşı tarafa ateş açarsa?
Sovyetler Birliği ile Soğuk Savaş sırasında Moskova ile Washington arasında acil durum iletişim sistemleri vardı. ABD’li ve Sovyet liderler, 1962 yılında patlak veren Küba Füze Krizi sırasında askeri bir çatışmaya sürüklenmeyi önlemenin yolunu sessizce buldular. Aynı şekilde Ortadoğu'daki 1973 yılında yaşanan Arap-İsrail Savaşı sırasında ABD ve Sovyetler Birliği nükleer kullanımına karşı alarma geçtiler. Fakat Pekin ile Washington arasında özel bir iletişim mekanizması yok. Burada ABD Savunma Bakanı Austin'in geçtiğimiz yaz Çinli mevkidaşının kendisiyle görüşmeyi reddettiğini açıkladığını söylemekte fayda var. Öte yandan Biden ve Şi'nin geçtiğimiz Kasım ayında telekonferans aracıyla gerçekleştirdikleri toplantıda, iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşturulması çağrısında bulunmaları olumlu bir adımdı. Liderler, iki ülkenin savunmadan sorumlu yetkililerinin yakında bir araya gelmeleri konusunda anlaştılar. Bununla birlikte ABD Senatosu geçtiğimiz hafta ABD'li üst düzey diplomat Nicholas Burns'ün Pekin'e yeni büyükelçi olarak gönderilmesini onayladı. Washington ve Pekin’in aralarında özel iletişim kanalları kurup kuramayacaklarını ve nükleer silahlar gibi zor konularda görüşmelere başlayıp başlayamayacaklarını önümüzdeki haftalarda göreceğiz.
2022 yılında Tayvan, Ukrayna veya İran'da büyük bir kriz görebileceğimizin farkına varırken, Washington ile Moskova ve Washington ile Pekin arasındaki diplomatik süreci iyileştirmeye yönelik adımların da hayati önem taşıdıklarını çok iyi biliyoruz.



Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
TT

Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)

Lara Trump, ABD Başkanı Donald Trump’ın, uzaylıların keşfi ilan edilirse okumak üzere önceden hazırlanmış bir konuşması olduğunu açıkladı.

43 yaşındaki Lara Trump, bu açıklamayı dün yayımlanan Pod Force One adlı podcast bölümünde yaptı. Söz konusu açıklama, eski Başkan Barack Obama’nın geçen hafta sonu yapılan röportajında uzaylıların varlığına dair yaptığı açıklamalara atıfla geldi.

Podcast sırasında sunucu Miranda Devine, Lara’ya “Eski Başkan Obama yakın zamanda bir podcastte uzaylılara inandığını ve başkanlığı sırasında bir şeyler gördüğünü ima etti. Başkanla UFO konusunu konuştunuz mu? Sizce bu konuda bir açıklama yapacak mı?” diye sordu.

Lara Trump yanıtında, “Komik olan şu ki, eşim Eric ile birlikte babasına bunu sorduk ve ‘Sen ne biliyorsun?’ dedik” ifadesini kullandı. Başkan’ın, kendisine ve Eric’e dünya dışı yaşam olasılığı sorulduğunda ‘bir şeyler saklıyormuş gibi davrandığını’ belirtti.

Lara sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben ve Eric dedik ki, Tanrım, her şeyi bize anlatmak bile istemiyor, belki bunun ötesinde bir şey var. Farklı kaynaklardan duydum ki, babam bunu bizzat söylemiş: Bir konuşması var ve doğru zamanda bunu açıklayacak… Ne zaman olacağını bilmiyorum… Belki de bu, dünya dışı yaşamla ilgili bir konudur.”

Bu açıklamalar, eski Başkan Barack Obama’nın hafta sonu katıldığı bir podcastte yaptığı yorumların ardından geldi. Obama, uzaylılarla ilgili soruya, “Varlar, ama ben görmedim ve bir yerde tutulduklarını sanmıyorum. Herhangi bir yer altı tesisi yok, tabii ki ABD Başkanı’ndan saklanan devasa bir kompleks yoksa” yanıtını vermişti.

Obama’nın sözleri internet ortamında geniş yankı uyandırdı ve bunun üzerine Instagram hesabından bir açıklama yaptı. Açıklamasında, “Hızlı tur formatına uymaya çalışıyordum, ama konu büyük ilgi görünce açıklama yapayım. İstatistiksel olarak ev çok geniş, bu da yaşam olasılığını artırıyor” dedi.

Eski başkan ayrıca, “Yıldız sistemleri arasındaki mesafeler çok büyük, bu nedenle uzaylıların bizi ziyaret etme olasılığı düşük. Başkanlığım sırasında uzaylılarla iletişim olduğuna dair herhangi bir kanıt görmedim” ifadelerini kullandı.

Yıllardır, özellikle Nevada eyaletinin güneyinde gizemli Area 51 üssüyle ilgili olarak, uzaylılar ve UFO varlığı üzerine spekülasyonlar devam ediyor. Geçen yıl yayımlanan bir belgesel, Trump’ın yakın zamanda başka yaşam formlarını tanıyabileceğine işaret etmişti.

Tüm bu iddia ve spekülasyonlara rağmen Donald Trump, görevine geri dönmesinin ardından uzaylıların varlığı konusunda henüz kesin bir açıklama yapmış değil.


Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.