Sudan ordusu, sokak gösterilerine boyun mu eğdi?

Gözlemciler, halkın gereksinimlerini karşılayan bir siyasi liderliğe ulaşılması ve dağılmayı sona erdirecek seçimlere geçilmesi gerektiğini vurguladı.

Sudan sokakları, eylemleriyle ülke içindeki siyasi denklemde önemli bir ivme haline geldi (AFP)
Sudan sokakları, eylemleriyle ülke içindeki siyasi denklemde önemli bir ivme haline geldi (AFP)
TT

Sudan ordusu, sokak gösterilerine boyun mu eğdi?

Sudan sokakları, eylemleriyle ülke içindeki siyasi denklemde önemli bir ivme haline geldi (AFP)
Sudan sokakları, eylemleriyle ülke içindeki siyasi denklemde önemli bir ivme haline geldi (AFP)

İsmail Muhammed Ali
Hartum’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresindeki ‘milyonluk 19 Aralık yürüyüşüne’ katılan devasa kalabalığın yansımaları, hala Sudanlıların sosyal medyadaki tartışmaları, sokaklardaki konuşmaları, toplumsal olaylar ve diğer birçok konu üzerinde hâkim. Diğer bir yandan da bu kalabalık, siyasi denklemde önemli bir ivme olarak sokakların gücünü gösterdi.
Peki sokaklar, sürekli yürüyüşler düzenleyerek orduyu siyaset sahnesinden uzaklaştırabilir mi, yoksa bu imkânsız mı? Askeri bileşeni yönetimden izole etmeden Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresine ulaşmanın sonuçları neler? Ayrıca gelecek dönemde beklenen senaryolar neler?

Sokak uyumu
Sudan Ümmet Partisi siyasi bürosunda Politikalar Komitesi Başkanı İmam el-Hilu, yaptığı açıklamada “Devam eden devrim hareketi çerçevesinde bu günlerde sokaklarda yaşananlar, eylemcilerin son milyonluk yürüyüşte Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresine gelmesiyle önemli bir istasyona ulaştı. Bu durum, çok önemli işaretler içeriyor. İlk olarak sokaklar, 25 Ekim darbesini ve herhangi bir askeri yönetimi reddedici bir tavra bağlı olduğunu çok net bir şekilde ortaya koydu. İkinci olarak Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresindeki kitlesel eylem, halkın sesinin bu askeri kuruma ulaşması sonucunda en azından güç kullanımını reddeden düzenli bir gücün varlığının büyük bir göstergesi oldu. Üçüncü olarak siyasi güçler, sokaklar sivil yönetim çağrısı yapsa da farklılıkları nedeniyle parçalandıkları göz önüne alındığında sokaktaki devrimci dalganın gerisinde kalmaktadır. Dördüncü olarak sokakların yükselttiği üç ‘hayırın’ (ortaklık yok, müzakere yok, orduyla pazarlık yok), askeri kuruluşa değil, başta Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve yardımcısı Muhammed Hamdan Dakalo (Hemedti) olmak üzere ordu liderliğine karşı olduğu görüldü. Bu, ülkenin şu anda tanık olduğu tıkanıklık ve gerginlik durumundan çıkış yolu bulmak için siyasi güçleri ve direniş komitelerini askeri sistemle bir araya getiren bir diyaloğun mümkün olduğu anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
Hilu, “Artık geçiş döneminin geriye kalanını korumak önemlidir. Bu, demokratik dönüşüme ve meşruiyete geçiş için ülkeyi siyasi, ekonomik ve güvenlik açısından hazırlama aşamasıdır. Bu durum, ilgili tarafların (askeri kuruluş, siyasi ve gençlik güçleri, barış sürecinin tarafları) saflarının ‘geçiş aşamasının mutabakatla gerçek ve sakin bir ortaklığa dayalı olarak nasıl yönetileceği hakkında bir anlaşmaya varmak için’ gerekli bir hızla düzenlenmesini gerektirmektedir” dedi.
Milyonluk 19 Aralık yürüyüşünün, ‘bu yürüyüşlere büyük bir cesaretle liderlik eden her iki cinsiyetten gençleri temsilen’ güç dengesinin ortak hale geldiğini gösterdiğine vurgu yapan yetkili, “Dolayısıyla devrimi sona ve hedeflerine ulaştıracak hızlı bir atılım yapmak mümkündür” dedi. Hilu, siyasi hayatı etkileyen siyasi güçleri de çeşitli yönelimleri ile, zararlı karmaşalardan uzak, hızlı bir siyasi vizyon üzerinde anlaşmaya çağırdı.
İmam el-Hilu, gerçek bir atılım yapılmazsa, ister bir iç savaşın patlak vermesi, ister güvenlik ihlalleri ve diğer kötü senaryolar olsun, uçuruma kaymanın mümkün olduğunu söylerken, “Bu, durumun tüm askeri ve sivil güçlerin elinden kurtulacağı ve sefil ve ölümcül koşullara yol açan asi güçlerin mevcudiyeti sonucunda ülkeye hâkim olan bir kaos yaşanacağı anlamına geliyor” şeklinde konuştu.

Yurttaşlık
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre,  Sudanlı yazar Abdullah Adem Hatır, “19 Aralık yürüyüşlerinde, sokaklarda gerçekleşen ve doruk noktasına ulaşan kitlesel hareket bence verimli ve büyüktü. Sudanlıların ‘merkezi, totaliter ve tek boyutlu devletten herkesi kucaklayan federal sivil demokratik bir devlete geçme’ arzusunun genel hedeflerine ulaşıldı. Bu sürekli harekette gerçekte yaşanan şey, gerçek yurttaşlık durumuna ulaşma yolunda bu dizginsiz arzunun doğru bir ifadesidir. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na yaklaşma, otoriteye yaklaşma, ister egemen ister yürütme tarafında geçiş otoritesinin herhangi bir köşesine ulaşabilecek bir mesaja yaklaşma verileri göz önüne alındığında bu, geri çevrilemeyecek bir hedeftir” değerlendirmesinde bulundu.
Hatır, “Dolayısıyla bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olan şey, ister sivil ister askeri olsun, devrimin bileşenlerini korumaktır. Bu, sadece bireylerle değil, kurumlarla da ilgilenmek anlamına geliyor. Silahlı kuvvetler tarihi değerleri ile önemlidir. Aynı şekilde siyasi güçler, eksiklikleri ve zayıf vizyonları nedeniyle sokağın öfkesine maruz kaldı. Ancak partizanlık deneyiminden yararlanmamız ve onu geleceğe taşımamız kaçınılmazdır. Ayrıca başta gençler ve kadınlar olmak üzere her renkten sivil toplum kuruluşları ve dernekleri, yeni açılardan sorumlulukla yüzleşmek için özellikle şu anda gelişmeye ihtiyaç duyuyor. Bunların yanı sıra Sudanlı araştırmacılar, düşünürler ve aydınlar herhangi bir kurumdan daha az role sahip değil. Sivil toplum kuruluşları, merkeziyetçiliğin karanlık çevrelerinden çıkmak ve demokrasi ve federalizme dayalı yeni anayasal deneyimi inşa etmek için teknik alternatifler sağlayabilen, oldukça takdir edilen bir kurumu temsil ediyorlar” dedi.
Sudanlı yazar, “Anayasal belgede açıkça sınırlandırılan, devrimin temel anayasal eksenleri çerçevesinde siyasi ve partizan güçler arasında daha büyük bir yakınlaşma olmalıdır. Yalnızca siyasi güçler ile geniş sokaklar arasında da çok acil diyalog ve müzakereye ihtiyaç vardır. Bundan da ziyade ‘dönemin gerekliliklerini karşılayan bir siyasi liderliğe ulaşmak ve anayasal, sivil, federal ve demokratik devleti inşa eden ve dağılmaya son veren seçimlere geçmek’ için bu diyalog ve müzakere, başkent Hartum ile sınırlı kalmamalı, temel bir giriş noktası olarak ülkenin tüm farklı bölgelerini kapsamalıdır” şeklinde konuştu.

Gerilim programı
19 Aralık Pazar günü başkent Hartum ve onlarca şehir, kalabalık yürüyüşlere tanık oldu. 11 Nisan 2019’da eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir iktidarının devrilmesinin önünü açan 19 Aralık 2018 devriminin kıvılcımının alevlenmesinin üçüncü yıl dönümünde halk, sokaklara akın etti. Öyle ki binlerce Sudanlı eylemci, yoğun güvenlik varlığına, köprülerin kapatılmasına, göz yaşartıcı gaz, gerçek ve plastik mermilerin kullanılmasına rağmen başkentin merkezindeki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine ulaşmayı başardı.
Eylemciler ayrıca, sarayın girişinin önünde oturma eylemi düzenlemeye çalıştı. Sudan Merkezi Doktorlar Komitesi’ne göre güvenlik güçleri, eylemcilere aşırı şiddet uyguladı. Sudan Sağlık Bakanlığı’nın Facebook üzerinden yaptığı açıklamaya göre 1 eylemci öldü, 121’i Hartum’da ve 2’si Kassala’da olmak üzere 123 eylemci yaralandı.
Milyonluk 19 Aralık yürüyüşü, Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın 25 Ekim’de ilan ettiği uygulamalarına karşı Aralık ayı içerisinde bu harekete öncülük eden Direniş Komiteleri ve Sudan Meslek Grupları Birliği’nin koordinasyonunda hazırlanan devrimci tırmanış programının devamı niteliğinde gelişti.
Aralık ayı kapsamındaki tırmanış programı, ilki 6 Aralık’ta, ikincisi 13 Aralık’ta ve üçüncüsü 19 Aralık’ta başlayan milyonluk yürüyüşleri kapsadı. Son olarak askeri darbeyi kınama amacıyla ve ‘askeri bileşenin ellerini hükümetten geri çekmesi, tam yetkinin sivillere devredilmesi ve devrim şehitlerinin intikamının alınması’ talepleri çerçevesinde 25 ve 30 Aralık’ta da yürüyüşler düzenlenecek. Sudan Merkezi Doktorlar Komitesi’ne göre Burhan’ın son kararlarının ardından patlak veren tırmanış nedeniyle şu ana kadar 46 kişi hayatını kaybetti.



BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
TT

BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in yoğun saldırıları ve Filistinli sivillerin zorla yerinden edilmesi nedeniyle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da ‘etnik temizlik’ yaşanabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan raporda, “Yoğun saldırılar, mahallelerin sistematik biçimde tamamen yıkılması ve insani yardımların engellenmesi, Gazze Şeridi’nde kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünmektedir” ifadesine yer verildi.

Raporda ayrıca, “Kalıcı bir yerinden etmeyi hedeflediği izlenimi veren zorla tahliye uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu durum, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da etnik temizlik konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır” denildi.

BM’de üst düzey bir yetkili dün yaptığı açıklamada, İsrail’in idari olarak Filistin yönetimine bağlı olması öngörülen Batı Şeria bölgeleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya yönelik adımlarının ‘fiili ve kademeli bir ilhaka’ vardığı uyarısında bulundu. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Filistin meselesine ilişkin BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Sahadaki durumu istikrarlı biçimde değiştiren tek taraflı İsrail adımları nedeniyle Batı Şeria’nın fiili ve kademeli bir ilhakına tanıklık ediyoruz” dedi. Geçen haftadan bu yana İsrail, Batı Şeria’daki kontrolünü pekiştirmeye yönelik bir dizi kararı onayladı. Filistinliler, Oslo Anlaşmaları kapsamında Batı Şeria’da sınırlı bir özerk yönetime sahip bulunuyor.

DiCarlo, söz konusu adımların işgal altındaki Batı Şeria’da, El Halil gibi hassas bölgeler de dahil olmak üzere İsrail sivil otoritesinin tehlikeli biçimde genişlemesi anlamına geleceğini belirtti. DiCarlo, bu adımların bürokratik engellerin kaldırılması, arazi alımının kolaylaştırılması ve İsraillilere inşaat ruhsatı verilmesinin önünün açılması yoluyla yerleşimlerin genişlemesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.

Yeni düzenlemelerin, hâlihazırda Filistin yönetiminin idari yetki kullandığı Batı Şeria’nın bazı bölümleri üzerindeki İsrail kontrolünü daha da pekiştirmesi bekleniyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria, Filistin Yönetimi, karma yönetim ve İsrail yönetimi altındaki A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. Batı Şeria’nın, gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin büyük bölümünü oluşturması öngörülürken, İsrail’deki aşırı sağ çevreler bölgeyi İsrail topraklarının bir parçası olarak görüyor.

Oslo Anlaşmaları’nın ilan edilen amacı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmaktı. BM nezdindeki 85 ülkenin misyonu ise salı günü yayımladıkları ortak açıklamada, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü genişletmesini kınadı. Açıklamada, ‘İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve uygulamalar’ kınandı.


Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.