Noel, ABD’de ve tüm dünyada bir ritüele ve kültüre nasıl dönüştü?

Noel ağacının kökeni Mısırlılar ve Romalılara kadar uzanırken Noel Baba'nın bilindik görüntüsü ressamlar tarafından oluşturuldu

Washington'da Beyaz Saray'ın yanındaki Ulusal Noel Ağacı (AP)
Washington'da Beyaz Saray'ın yanındaki Ulusal Noel Ağacı (AP)
TT

Noel, ABD’de ve tüm dünyada bir ritüele ve kültüre nasıl dönüştü?

Washington'da Beyaz Saray'ın yanındaki Ulusal Noel Ağacı (AP)
Washington'da Beyaz Saray'ın yanındaki Ulusal Noel Ağacı (AP)

Tarık eş-Şami
ABD’deki bazı dindar ve muhafazakar liderler, her yıl Noel kutlamalarının dini tezahürlerinden saptırılarak şenlikli kutlamalara ve manevi havasından uzaklaştırılarak hediyeler için ticari bir sektöre dönüştüğünden şikayet ederler. Peki Noel ağaçları ve hediyeleşme fikri nereden geliyor? Santa Claus (Noel Baba) kimdi ve Amerikan geleneklerine ne zaman nüfuz etti? Noel, dini inançları ne olursa olsun tüm ABD’lileri birleştiren ulusal bir kültür haline nasıl geldi?

Yılbaşı için yapılan çeşitli kutlamalar
Dini inançlar her yıl, ABD’de bazı kesimlerin Hıristiyanlık ile Noel kutlamaları arasında daha güçlü bir ilişki olduğunu iddia etmelerine yol açıyor. Öyle ki Noel terimi İsa Mesih'in doğum günü kutlamasını ifade eden Christmas kelimesinden geldiğinden bunu küfür ve inkar olarak reddedenler var. Bu kişiler, insanların giderek zayıflayan dini duygularla ‘Happy Holidays’ (İyi bayramlar/tatiller) yerine ‘Merry Christmas’ (Mutlu Noeller) demelerinden yakınıyorlar. Yılbaşlarında tarihi olarak hiçbir temeli olmayan alışveriş ve kutlamalar yapılıyor. Avrupalılar yüzyıllar boyunca İsa Mesih'in doğumu vesilesiyle yapılan kilise ayinlerine katılsalar da bugün artık her şeye hakim olan bu ritüellerini yerine getirmiyorlar. Her yıl 24 Aralık’ta Almanya’da ve diğer Hıristiyan Avrupa ülkelerinde Noel ağaçlarının süslenmeleri ve hediye edilmeleri on sekizinci yüzyılın sonlarında ortaya çıktı ve bu gelenek ABD’ye 1830'larda ulaştı.
Noel kutlamalarında, Kris Kringle, Saint Nicholas, Santa Claus ya da sadece Santa vb. isimlerle bilinen Noel Baba da dahil olmak üzere birçok farklı geleneklerle ailenin bir araya getirilmesi ve toplumsal uyumun güçlendirilmesi fikrine odaklanıldığı kadar, Mesih'in doğumuna önem verilmedi.
Bunun yanı sıra son yıllarda kapitalizm ve tüketim çılgınlığı da yılbaşı kutlamalarına zarar verdi. “Alışveriş yapıyorum, öyleyse varım” sloganı, yılın diğer zamanlarına kıyasla Noel zamanıyla eş anlamlı hale geldi. Noel hediyeleri için yapılan reklamlar ve pazarlamalar, Şükran Günü'nden ve hatta Cadılar Bayramı'ndan çok daha önce başlıyor. İnsanlar, zamanla çeşitli nedenlerle Noel'i kutlamaya başladılar. Peki, bu dönüşüm nasıl başladı?

Noel ağacı geleneğinin kökeni
Tarih alanında bilgilerin yer aldığı ABD merkezli History adlı internet sitesine göre ilk Noel ağaçlarının ortaya çıkışı Almanya'da 1890'lı yılların sonlarına kadar uzanıyor. Noel ağacı süsleme geleneği, Hıristiyanlık dininden bağımsız olarak ortaya çıkmıştır. Noel ağacının yaprak dökmeyen ağaçlardan olması fikrinin kökeni ise Alman gelenekleriyle devam eden eski Mısır ve Roma'daki sembolik kullanımlarına kadar uzanabilmekte.
Yıl boyunca özellikle kış aylarında yeşil kalan bitki ve ağaçların tıpkı Noel'de insanların evlerini çam ağaçlarıyla süslemesi gibi insanlar için özel bir anlam taşıması, Hıristiyanlığın ortaya çıkışından çok öncesine dayanıyor. Eski çağlarda insanlar yeşilliğin büyüyü, hayaletleri, kötü ruhları ve hastalıkları uzaklaştırdığına inandıkları için kapılarına ve pencerelerine yaprak dökmeyen dallar asarlardı.
Yılın en kısa gündüzü ve en uzun gecesinin yaşandığı 21 Aralık kış gündönümü olarak adlandırılır. Eski çağlarda insanların çoğu güneşin bir tanrı olduğuna ve kış gündönümünün her yıl güneş tanrısı hastalanıp zayıf düştüğü için geldiğine inanıyorlardı. Bu yüzden 21 Aralık’ta bir tören yaparlardı. Çünkü bu onlar için güneş tanrısının iyileşmeye başlayacağı ve güçlenip yaz döndüğünde yaprak dökmeyen dalların yeniden büyüyeceği anlamına geliyordu.
Bu nedenle eski Mısırlılar tanrı Ra'ya taparlardı. Ra’nın tacında, yanan güneş üzerine yerleştiren bir şahin başı vardı. Ra hastalığından kurtulmaya başladığında Mısırlılar evlerini yeşil hurma dallarlıyla süslerlerdi. Bu, onlar için yaşamın ölüm üzerindeki zaferini temsil ediyordu. Antik Roma’da gündönümü, tarım tanrısı Satürn'e adanmış Satürnalya Bayramı olarak kutlanırdı. Romalılar bu günü, evlerini ve tapınaklarını yaprak dökmeyen yeşil dallarla süsleyerek kutlarlardı.


24 Aralık'ta Beyaz Saray'ın balkonuna Noel için özel asılan süsler (AP)

Tarih öncesi ve İlk Çağ döneminde Kuzey Avrupa'da yaşayan Keltler’in rahipleri, Romalıların bu putperestlik ritüelini aktardılar ve tapınaklarını sonsuz yaşamın bir sembolü olarak yaprak dökmeyen yeşil dallarla süslediler. İskandinav halklardan Vikingler de her zaman yeşil kalan yaprakların güneş tanrısının özel bitkisi olduğuna inanırlardı.

İlk Noel ağacı
Arkansas Üniversitesi Resim ve Sanat Okulu’nda uluslararası çalışmalar alanında öğretim görevlisi Dr. Thomas Adam, artık tüm insanların bildiği Noel ağacı geleneğini Almanya'nın başlattığını söylüyor. Dr. Adam, Almanların 16. yüzyılda, Noel zamanı süslü ağaçları evlerine koyduklarını ve onları yaprak dökmeyen yeşil dallarla süslediklerini belirtti. Bazı kesimler ise Noel ağacının yanan mumlarla ilk kez 16. yüzyılda Protestanlığın kurucusu Martin Luther tarafından süslendiğine inanıyorlar.
Öte yandan Noel ağacı ilk kez 1799 yılında Almanya’nın kuzeybatısındaki Ratzburg şehrinde kayıtlara geçmiştir. İngiliz şair Samuel Taylor Coleridge, bir Alman evinde süslü bir Noel ağacının tanımlayan satırları kaleme aldı. Ardından Alman besteci ve yazar E.T.A Hoffmann 1816 yılında, elmalar, kurabiyeler ve ışıklarla süslenmiş bir Noel ağacının ilk kez edebi olarak kaleme alındığı ünlü Fındıkkıran Balesi’nin hikayesini yayınladı.
En başından bu yana çocuklar da dahil olmak üzere tüm aile üyeleri, başka birilerinden hediye gelmediği için birbirleriyle hediyeleştiler. Bunu da Almanya'nın yükselen orta sınıfının yeni eşitlikçi kültürünün bir ifadesi olarak, aile üyeleri arasında açıkça yaptılar.

Almanya’dan ABD’ye
19. yüzyılın ilk yarısında Almanya'yı ziyaret eden ABD’liler, Noel kutlamalarını ABD toplumunu inşa etmekte kullanabileceklerini anladılar. Böyle bir Noel kutlamasına katılan ilk ABD’li olan Harvard Üniversitesi’nden Prof. George Ticknor, bu kutlamaların vatansever bir kültür yaratmadaki yararına övgüde bulundu. Prof. Ticknor, 1835 yılında o zamanlar 12 yaşında olan kızı Anna ile birlikte Dresden'de Baron Roman Feodoroviç von Ungern-Sternberg ve ailesinin düzenledikleri unutulmaz Noel kutlamasına katılmıştı. Bundan 20 yıl sonra bir başka ABD’li isim Charles Loring Brace, Berlin'i ziyaret etti. Burada Almanların Noel içinde düzenledikleri bir kutlamaya tanık olan Brace, bunun insanları bir araya getirme ve aralarındaki ilişkileri güçlendirme konusunda kapsamlı bir imkan olduğunu düşündü.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, hem Prof. Ticknor hem de Brace için Noel geleneği, dini inançları ne olursa olsun aile üyelerini ve bir ulusun fertlerini bir araya getirebilecek önemli bir duygusal bağdı. Bu yüzden Prof. Ticknor, 1843 yılında birkaç seçkin arkadaşını, Boston'daki evinde Noel ağacı ve hediyelerle düzenlediği Noel kutlamasına davet etti.
Ancak bu ABD’de Noel ağacıyla yapılan ilk kutlama değildi. New Yorklu bir mühendis ve tarihçi olan Charles Haynes Haswell, “Reminiscences of an Octogenarian of the City of New York” (1800’lü yıllarda bir New Yorklunun Hatıraları) adlı kitabında 1830'lu yıllarda Brooklyn'de yaşayan Alman ailelerin Noel ağaçlarını süslediklerini ve kendisinin de bu ağaçlara ve yeni geleneğe merak sardığını, öyle ki bunun için oldukça rüzgarlı bir gecede kutlama yapan Alman ailelerin evlerinin pencerelerinden Noel ağaçlarını görmek için Brooklyn'e gittiğini anlatıyor.
Alman kökenli Amerikan aileler, her ne kadar, Noel ağacı süsleme geleneğini Almanya'dan getirip buradaki evlerinde sürdürseler de Noel ağaçlarının Amerikan toplumundaki sosyal etkisinin yanı sıra Noel ağacı süsleme ve hediyeleşme dahil olmak üzere bu yabancı geleneklerin toplumda kabul görmesi Prof. Ticknor'a dayanıyor.
Diğer taraftan Noel ağaçları süsleme ve Noel vesileyle hediyeleşme, bu yeni geleneğe karşı duyulan ön yargı nedeniyle onlarca yıl boyunca Amerikan toplumunda son derece yavaş yayılan ve marjinal bir olgu olarak kaldı. Bazıları, şömineye içine hediye koyulması için çorap asmak gibi eski İngiliz gelenekleri ile hediye koymak için uygun bir yer olarak Noel ağacının dibi arasında seçim yapmak zorunda kaldıklarını hissettiler. Bunun yanı sıra Alman geleneği olan Noel ağacının üretilmediğinden ve gerekli süs eşyalarının satılmadığından bunları bulmak da zordu.

ABD’li Noel Baba (Santa Claus)
Her ne kadar Noel Baba ya da Santa Claus, Noel için efsanevi bir karakter olsa da halk tarafından bilinen görüntüsü 14. yüzyılda yaşayan Saint Nicholas'a dayanmaktadır. Bu efsanenin Hollandalılar tarafından New York'a taşındığı biliniyor.
Sonraki yıllarda, ressam ve karikatürist Thomas Nast’ın, Noel Baba’yı çizmesiyle bugün dünyanın bildiği koca göbekli, uzun beyaz sakallı, yaşlı ve neşeli bir adamın görüntüsü ortaya çıktı. Nast, 1866 yılında Noel Baba'nın bir ren geyiği tarafından çekilen kızak üzerinde seyahat ettiği ve gökyüzünde uçtuğu fikrinin yanı sıra Noel Baba'nın görevlerini, hediye vermekten çocukların davranışlarını kaydetmeye kadar titizlikle detaylandıran ‘Noel Baba ve Eserleri’ adlı çizimlerini yayınladı.
Karikatürist Haddon Sundblom tarafından geliştirilen bu çizimler, 1931 yılında Coca-Cola şirketi tarafından başlatılan uluslararası bir reklam kampanyasıyla dünya çapında ün kazandı. Noel Baba'nın kırmızı takım elbiseli, siyah kuşaklı, beyaz kürklü, siyah ayakkabılı, yumuşak kırmızı şapkalı ve uzun beyaz sakallı iri yarı bir beyefendi olarak görüntüsü Sundblom sayesinde kök saldı.

Noel’in resmi olarak kabulü
Noel'in ABD’de resmi tatil olarak ilan edilmesi ve Beyaz Saray'a ilk Noel ağacının konulması, Noel'in ABD’de resmiyet kazanmasını sağlayan adımlar oldu. ABD Kongresi, 28 Haziran 1870 tarihinde, Noel Günü, Yeni Yıl Günü, Bağımsızlık Günü ve Şükran Günü'nü memurlar ve işçiler için resmi tatil ilan eden bir yasayı onayladı. Beyaz Saray'da Noel ağacı süsleme geleneğini başlatan ise Aralık 1889'da dönemin ABD Başkanı Benjamin Harrison olurken bu, First Lady'nin gözetiminde her yıl tekrarlanan bir gelenek haline geldi.



Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.


Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.


Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
TT

Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)

ABD ordusu, son aylarda yaşanan benzer olayların sonuncusu olarak, Doğu Pasifik'te bir tekneyi bombaladığını ve üç mürettebatın öldüğünü açıkladı.

Trump yönetimi, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle imha edilen gemilerin başarısını övüyor. ABD ordusu, X platformunda yaptığı bir paylaşımda, teknenin "uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarına karıştığını" belirtti.