Libyalı vekiller gizli oturumda seçim ve hükümetin akıbetini görüştü

İngiltere, Trablus’taki Büyükelçisi’nin açıklamalarının Libya halkında yarattığı öfkeyi yatıştırmaya çalıştı.

Libyalılar seçimlerin ertelenmesini protesto için başkent Trablus şehir merkezinde gösteri düzenledi (AFP)
Libyalılar seçimlerin ertelenmesini protesto için başkent Trablus şehir merkezinde gösteri düzenledi (AFP)
TT

Libyalı vekiller gizli oturumda seçim ve hükümetin akıbetini görüştü

Libyalılar seçimlerin ertelenmesini protesto için başkent Trablus şehir merkezinde gösteri düzenledi (AFP)
Libyalılar seçimlerin ertelenmesini protesto için başkent Trablus şehir merkezinde gösteri düzenledi (AFP)

Libya Temsilciler Meclisi dün (pazartesi) Seçim Komisyonu ile Meclis Seçimleri İzleme Komitesi’nin ertelenen cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin ve Abdulhamid Dibeybe’nin başkanlık ettiği Ulusal Birlik Hükümeti’nin akıbetini görüşmek amacıyla Tobruk kentindeki binasında resmi oturum düzenledi.
Çok geçmeden gizli hale gelen oturumla eşzamanlı olarak Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams yaptığı açıklamada, seçim sürecinin ilerletilebilmesi için halkın vekillerinin, Seçim Komisyonu’nun seçim yasalarıyla ilgili sunduğu taleplerin ve hukuki itirazların bir an önce iyileştirilmesi noktasında sorumluluklarını yerine getirmelerini umduğunu söyledi. Williams, “2.8 milyon Libyalı kadın ve erkek seçmenin gözü Meclis’e çevrildi” diyerek, Meclis’e başarı temennisinde bulundu.
Libya Temsilciler Meclisi Başkanvekili Fevzi El-Nuveyri, televizyonda canlı yayınlanan Meclis oturumunun açılışından sonra yaptığı açıklamada, milletvekillerinin ulusal güvenliğe ilişkin raporları görüşeceğini belirterek, oturumun geri kalan kısmının gizli bir şekilde süreceğini ifade etti.
Oturumun düzenlenmesi için kanunun öngördüğü katılım oranının sağlandığını söyleyen Nuveyri, “Libya halkı, çözümün Libya’ya ait bir çözüm olması gerektiğini anlamalı. Bizim, uluslararası toplumun müdahalesine değil, yardımına ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.
Temsilciler Meclisi Sözcüsü Abdullah Buleyhık, kanuna göre gizlilik gerektiren güvenlik birimlerine ait raporların sunulması için canlı televizyon yayınının kesildiğini söyledi.

Meclis oturumuna 130 vekil katıldı
Buleyhık, oturumdan önceki açıklamasında Temsilciler Meclisi’nin seçim süreci ve bu sürecin karşı karşıya olduğu engellerle ilgili raporları görüşeceğini ifade etmişti. Libya resmi haber ajansı LANA, Temsilciler Meclisi üyelerine dayandırdığı haberinde, toplam 200 vekilin bulunduğu Meclis’te 130 vekilin oturuma katıldığını ve böylece oturumun düzenlenmesi için gerekli katılım oranının sağlandığını aktardı.
Meclis oturumuyla eşzamanlı olarak Tobruk sakinlerinin bir kısmı seçimlerin ertelenmesini protesto için Meclis binası önünde gösteri düzenledi. Göstericiler cumhurbaşkanlığı seçiminin nihai aday listesinin ilan edilmesini talep etti.
İngiltere, gösterilerden sadece birkaç saat önce Libya’daki Büyükelçisi’nin yaptığı tartışmalı açıklamaya yönelik bazı Libyalıların öfkelerini yatıştırmak için çabaladı ve açıklama yoluyla birilerini desteklediği iddiasını yalanladı.
İngiltere’nin Trablus Büyükelçiliği önceki gün yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanlığı seçimi adaylarından kamu görevi yapanlara “fırsat eşitliğini güçlendirmek ve çıkar çatışmasının yaşanmasını önlemek için seçim sonuçları açıklanana kadar görevlerine devam etmemeleri” çağrısı yapıldı. Bu açıklamanın, halihazırda başbakanlık koltuğunda oturan ve cumhurbaşkanlığı adaylığı için başvuruda bulunan Dibeybe’ye dolaylı bir mesaj olduğu değerlendirmesi yapılıyor. Libya’da şu anki yürütme otoritesinden yeni bir otoriteye geçişle ilgili İngiltere’nin tutumuna değinilen Büyükelçiliğin açıklamasında, bu geçişin “parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının erkenden açıklanmasının ardından gerçekleşmesi gerektiği” belirtildi. Açıklamada, İngiltere’nin, bir an önce parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılması yoluyla mevcut siyasi süreçle ilgili değişmez taahhütlerine bağlı olduğu kaydedildi.
Açıklamada ayrıca, tıpkı Libya halkı gibi, seçimlerin planlandığı şekilde yapılmamasından duyulan hayal kırıklığı dile getirilerek, ilgili makamlara “en az gecikme payıyla” bu seçimleri gerçekleştirme çağrısı yapıldı.
Temsilciler Meclisi’nin seçimlere en kısa zamanda uygun bir zemin hazırlanması amacıyla tüm taraflara yaptığı işbirliği çağrısının ardından, İngiltere Büyükelçiliği Seçim Komisyonu ve “Libya’nın bağımsızlık ve birliğini güçlendirecek olan seçimlerin düzenlenmesiyle ilgilenen” diğer kurumlarının çalışmalarından övgüyle söz etti.
Öte yandan, yerel basın yayın organları, yaklaşık 300 silahlı araçtan oluşan bir askeri konvoyun sürpriz bir şekilde dün Trablus’a giriş yaptığını bildirdi. Konvoyun batı bölgesinden geldiği belirtildi.
Askeri konvoy haberleri, Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı Terör ve Organize Suçla Mücadele İçin Caydırıcılık Birimi Başkanlığı’nın açıklamasından sonra geldi. Nitekim bu açıklamada Trablus Askeri Bölge Komutanlığı ve 444 Tugayı arasındaki ihtilaflara ve Trablus’ta “yeni bir savaşa yol açacak” noktaya ulaşan çekişmelere işaret ediliyor.
Caydırıcılık Birimi, önceki gün yaptığı açıklamada, kendisini “sonu iyi bitmeyecek olan bu çekişmelerin” dışında tuttu. Birim, Libya ordusunun bir parçası olması dolayısıyla Trablus Askeri Bölge Komutanlığı’na bağlı olan 444 Tugayı ile bir bağlantısı bulunmadığını ve bağımsız olduğunu vurguladı. Bu sırada “Üçüncü Güç” unsurlarının ekonomik haklarını talep etmek amacıyla Misrata Belediye binasını kuşattığını gösteren görüntüler paylaşıldı.
Abdurrauf Kareh başkanlığında aslen milis bir yapı olan Caydırıcılık Birimi, Trablus’ta birbirini izleyen hükümetlerin, güç ve otoritesini dayatmak için sırtını yasladığı bir teşkilatlanma olarak biliniyor.
Diğer taraftan, Akdeniz üzerinden Avrupa’ya geçmeye çalışırken boğulan 12’den fazla göçmenin cansız bedeni Libya açıklarına vurdu.
Libya Kızılayı’nın ülkenin doğusuna yaklaşık 120 kilometre uzaklıktaki sahil kenti Hums’ta bulunan şubesinden yapılan açıklamada, yerel makamlarla yürütülen iletişimin ardından El-Alusa bölgesindeki kıyıya vuran 15 kişinin cansız bedenine ulaşıldığı bildirildi. Söz konusu cesetlerin 12’si erkek, ikisi kadın ve bir bebeğe ait olduğu aktarılan açıklamada, olaydan sağ kurtulan 3 kişinin, bindikleri teknede 36 kişinin bulunduğu bilgisini verdikleri kaydedildi.
Hums Eğitim Hastanesi Başhekimi Usame es-Sakit, çürümeyen cesetlerin yaklaşık bir gün boyunca denizde kaldığını ve hastane morguna kaldırıldığını söyledi. İçişleri Bakanlığı ise 60 kişilik bir göçmen grubuna ait cesetlere ulaşıldığını ve bunların denizde rotalarını kaybeden kişilere ait cesetler olduğu tahmininde bulundu. Bakanlığın paylaştığı fotoğraflarda cesetler, siyah poşetlere konulmadan önce görülebiliyor.
Uluslararası Göç Örgütünden yapılan açıklamaya göre bu yıl içinde yaklaşık bin 500 göçmen Akdeniz’de yaşanan gemi ve tekne kazalarında boğularak hayatını kaybetti. Bu da 2015 yılındaki rakamlara kıyasla bu yıl daha fazla kişinin denizi geçmeye çalıştığı anlamına geliyor.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”